# Fatır Suresi سورة فاطر

> Fatır Suresi Arapça metni, Türkçe okunuşu ve meali, ayet ayet. Mekke'de inen Fâtır suresi 45 ayettir. Gökleri ve yeri yoktan yaratan Allah'ın kudretini…

Kaynak: https://yasin.suresi.gen.tr/fatir-suresi/  
Son güncelleme: 2026-10-15T23:47:59+03:00

35. sure · Cüz 22

45 ayet · Mekkî · İniş sırası: 43

Mekke'de inen Fâtır suresi 45 ayettir. Gökleri ve yeri yoktan yaratan Allah'ın kudretini, rahmetini ve insanın O'na muhtaç oluşunu anlatır.

## Fatır Suresi Arapça, okunuşu ve meali

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ  
Bismillahir rahmanir rahim.  
Bismillâhirrahmânirrahîm

**1.** اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ فَاطِرِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ جَاعِلِ الْمَلٰٓئِكَةِ رُسُلاً اُو۬ل۪ٓي اَجْنِحَةٍ مَثْنٰى وَثُلٰثَ وَرُبَاعَۜ يَز۪يدُ فِي الْخَلْقِ مَا يَشَٓاءُۜ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ﴿١﴾  
Okunuşu: Elhamdu lillahi fatırıs semavati vel ardı cailil melaiketi rusulen uli ecnihatin mesna ve sulase ve rubaa, yezidu fil halkı ma yeşau, innallahe ala kulli şey'in kadir.  
Meali: Gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler yapan Allah'a hamdolsun. O, yaratmada dilediği arttırmayı yapar. Şüphesiz Allah, her şeye gücü yetendir.

**2.** مَا يَفْتَحِ اللّٰهُ لِلنَّاسِ مِنْ رَحْمَةٍ فَلَا مُمْسِكَ لَهَاۚ وَمَا يُمْسِكْۙ فَلَا مُرْسِلَ لَهُ مِنْ بَعْدِه۪ۜ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ ﴿٢﴾  
Okunuşu: Ma yeftehillahu lin nasi min rahmetin fe la mumsike leha, ve ma yumsik fe la mursile lehu min ba'dih, ve huvel azizul hakim.  
Meali: Allah'ın insanlara açacağı herhangi bir rahmeti tutup hapseden olamaz. O'nun tuttuğunu O'ndan sonra salıverecek de yoktur. O, üstündür, hikmet sahibidir.

**3.** يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اذْكُرُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْۜ هَلْ مِنْ خَالِقٍ غَيْرُ اللّٰهِ يَرْزُقُكُمْ مِنَ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِۜ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۘ فَاَنّٰى تُؤْفَكُونَ ﴿٣﴾  
Okunuşu: Ya eyyuhen nasuzkuru ni'metallahi aleykum, hel min halikın gayrullahi yerzukukum mines semai vel ard, la ilahe illa huve fe enna tu'fekun.  
Meali: Ey insanlar! Allah'ın size olan nimetini hatırlayın; Allah'tan başka size gökten ve yerden rızık verecek bir yaratıcı var mı? O'ndan başka hakkıyla ibadete layık bir ilah yoktur. Nasıl oluyor da (tevhidden küfre) çevriliyorsunuz!

**4.** وَاِنْ يُكَذِّبُوكَ فَقَدْ كُذِّبَتْ رُسُلٌ مِنْ قَبْلِكَۜ وَاِلَى اللّٰهِ تُرْجَعُ الْاُمُورُ ﴿٤﴾  
Okunuşu: Ve in yukezzibuke fe kad kuzzibet rusulun min kablik, ve ilallahi turceul umur.  
Meali: Eğer seni yalanlıyorlarsa (üzülme); senden önceki peygamberler de yalanlanmıştır. Bütün işler yalnızca Allah'a döndürülecektir.

**5.** يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا۠ وَلَا يَغُرَّنَّكُمْ بِاللّٰهِ الْغَرُورُ ﴿٥﴾  
Okunuşu: Ya eyyuhen nasu inne va'dallahi hakkun fe la tegurrennekumul hayatud dunya, ve la yegurrennekum billahil garur.  
Meali: Ey insanlar! Allah'ın vadi gerçektir, sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve o aldatıcı (şeytan) da Allah hakkında sizi kandırmasın!

**6.** اِنَّ الشَّيْطَانَ لَكُمْ عَدُوٌّ فَاتَّخِذُوهُ عَدُواًّۜ اِنَّمَا يَدْعُوا حِزْبَهُ لِيَكُونُوا مِنْ اَصْحَابِ السَّع۪يرِۜ ﴿٦﴾  
Okunuşu: İnneş şeytane lekum aduvvun fettehızuhu aduvva, innema yed'u hızbehu li yekunu min ashabis seir.  
Meali: Çünkü şeytan, sizin düşmanınızdır, siz de onu düşman sayın. O, kendi taraftarlarını ancak ateş ehlinden olmaya çağırır.

**7.** اَلَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَهُمْ عَذَابٌ شَد۪يدٌۜ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَاَجْرٌ كَب۪يرٌ۟ ﴿٧﴾  
Okunuşu: Ellezine keferu lehum azabun şedid, vellezine amenu ve amilus salihati lehum magfiretun ve ecrun kebir.  
Meali: İnkâr edenler için şüphesiz çetin bir azap var, iman edip sâlih ameller işleyenlere de mağfiret ve büyük bir mükâfat vardır.

**8.** اَفَمَنْ زُيِّنَ لَهُ سُٓوءُ عَمَلِه۪ فَرَاٰهُ حَسَناًۜ فَاِنَّ اللّٰهَ يُضِلُّ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَهْد۪ي مَنْ يَشَٓاءُۘ فَلَا تَذْهَبْ نَفْسُكَ عَلَيْهِمْ حَسَرَاتٍۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ بِمَا يَصْنَعُونَ ﴿٨﴾  
Okunuşu: E fe men zuyyine lehu suu amelihi fe reahu hasena, fe innallahe yudıllu men yeşau ve yehdi men yeşau, fe la tezheb nefsuke aleyhim haserat, innallahe alimun bima yesneun.  
Meali: Kötü işi kendisine güzel gösterilip de onu güzel gören kimse (kötülüğü hiç istemeyen kimseye benzer) mi? Allah dilediğini sapıklığa yöneltir, dilediğini doğru yola iletir. O halde onlar için üzülerek kendini helak etme. Şüphesiz Allah, onların ne yaptıklarını hakkıyla bilendir.

**9.** وَاللّٰهُ الَّـذ۪ٓي اَرْسَلَ الرِّيَاحَ فَتُث۪يرُ سَحَاباً فَسُقْنَاهُ اِلٰى بَلَدٍ مَيِّتٍ فَاَحْيَيْنَا بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۜ كَذٰلِكَ النُّشُورُ ﴿٩﴾  
Okunuşu: Vallahullezi, erseler riyaha fe tusiru sehaben fe suknahu ila beledin meyyitin fe ahyeyna bihil arda ba'de mevtiha, kezaliken nuşur.  
Meali: Rüzgârları gönderip de bulutu harekete geçiren Allah'tır. Biz onu ölü bir bölgeye göndeririz de ölümünden sonra toprağa onunla hayat veririz. Ölülerin yeniden dirilmesi de böyle olacaktır.

**10.** مَنْ كَانَ يُر۪يدُ الْعِزَّةَ فَلِلّٰهِ الْعِزَّةُ جَم۪يعاًۜ اِلَيْهِ يَصْعَدُ الْكَلِمُ الطَّيِّبُ وَالْعَمَلُ الصَّالِـحُ يَرْفَعُهُۜ وَالَّذ۪ينَ يَمْكُرُونَ السَّيِّـَٔاتِ لَهُمْ عَذَابٌ شَد۪يدٌۜ وَمَكْرُ اُو۬لٰٓئِكَ هُوَ يَبُورُ ﴿١٠﴾  
Okunuşu: Men kane yuridul izzete fe lillahil izzetu cemia, ileyhi yes'adul kelimut tayyibu vel amelus salihu yerfeuh, vellezine yemkurunes seyyiati lehum azabun şedid, ve mekru ulaike huve yebur.  
Meali: Kim izzet ve şeref isterse, izzet ve şerefin tamamı Allah'ındır. Güzel sözler O'na çıkar; sâlih amel O'na yükselir. Kötülük için tuzak kuranlara şiddetli bir azâp vardır. Bunların tuzağı da mutlaka bozulacaktır.

**11.** وَاللّٰهُ خَلَقَكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ جَعَلَكُمْ اَزْوَاجاًۜ وَمَا تَحْمِلُ مِنْ اُنْثٰى وَلَا تَضَعُ اِلَّا بِعِلْمِه۪ۜ وَمَا يُعَمَّرُ مِنْ مُعَمَّرٍ وَلَا يُنْقَصُ مِنْ عُمُرِه۪ٓ اِلَّا ف۪ي كِتَابٍۜ اِنَّ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَس۪يرٌ ﴿١١﴾  
Okunuşu: Vallahu halakakum min turabin summe min nutfetin summe cealekum ezvaca, ve ma tahmilu min unsa ve la tedau illa bi ilmih, ve ma yuammeru min muammerin ve la yunkasu min umurihi illa fi kitab, inne zalike alallahi yesir.  
Meali: Allah sizi (önce) topraktan, sonra meniden yarattı. Sonra sizi çiftler (erkek-dişi) kıldı. O'nun bilgisi olmadan hiç bir dişi ne gebe kalır ne de doğurur. Bir canlıya ömür verilmesi de, onun ömründen azaltılması da mutlaka bir kitaptadır. Şüphesiz bunlar, Allah'a kolaydır.

**12.** وَمَا يَسْتَوِي الْبَحْرَانِۗ هٰذَا عَذْبٌ فُرَاتٌ سَٓائِـغٌ شَرَابُهُ وَهٰذَا مِلْحٌ اُجَاجٌۜ وَمِنْ كُلٍّ تَأْكُلُونَ لَحْماً طَرِياًّ وَتَسْتَخْرِجُونَ حِلْيَةً تَلْبَسُونَهَاۚ وَتَرَى الْفُلْكَ ف۪يهِ مَوَاخِرَ لِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِه۪ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ ﴿١٢﴾  
Okunuşu: Ve ma yestevil bahrani haza azbun furatun saigun şerabuhu ve haza milhun ucac, ve min kullin te'kulune lahmen tariyyen ve testahricune hilyeten telbesuneha, ve terel fulke fihi mevahire li tebtegu min fadlihi ve leallekum teşkurun.  
Meali: İki deniz birbirine eşit olmaz. Bu tatlıdır, susuzluğu keser, içilmesi kolaydır. Şu da tuzludur, acıdır (boğazı yakar). Hepsinden de taze et (balık) yersiniz ve giyeceğiniz süs eşyası çıkarırsınız. Allah'ın lütfundan (nasibinizi) arayıp da şükretmeniz için gemilerin, denizi yarıp gittiğini görürsün.

**13.** يُولِجُ الَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَيُولِجُ النَّهَارَ فِي الَّيْلِۙ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَۘ كُلٌّ يَجْر۪ي لِاَجَلٍ مُسَمًّىۜ ذٰلِكُمُ اللّٰهُ رَبُّكُمْ لَهُ الْمُلْكُۜ وَالَّذ۪ينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِه۪ مَا يَمْلِكُونَ مِنْ قِطْم۪يرٍۜ ﴿١٣﴾  
Okunuşu: Yulicul leyle fin nehari ve yulicun nehare fil leyli ve sehhareş şemse vel kamere kullun yecri li ecelin musemma, zalikumullahu rabbukum lehul mulk, vellezine ted'une min dunihi ma yemlikune min kıtmir.  
Meali: Allah, geceyi gündüzün içine sokar, gündüzü de gecenin içine sokar; güneş ve ayı emri altına almıştır. Her biri belirtilmiş bir süreye kadar akıp gider. İşte (bütün bunları yapan) Rabbiniz Allah’tır. Mülk O’nundur. O’nu bırakıp da kendilerine taptıklarınız ise, bir çekirdek kabuğuna bile sahip değillerdir.

**14.** اِنْ تَدْعُوهُمْ لَا يَسْمَعُوا دُعَٓاءَكُمْۚ وَلَوْ سَمِعُوا مَا اسْتَجَابُوا لَكُمْۜ وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِ يَكْفُرُونَ بِشِرْكِكُمْۜ وَلَا يُنَبِّئُكَ مِثْلُ خَب۪يرٍ۟ ﴿١٤﴾  
Okunuşu: İn ted'uhum la yesmeu duaekum, ve lev semiu mestecabu lekum, ve yevmel kıyameti yekfurune bi şirkikum, ve la yunebbiuke mislu habir.  
Meali: Eğer onları (putları) çağırırsanız, sizin çağırmanızı işitmezler. Faraza işitseler bile, size cevap veremezler. Kıyamet günü de sizin ortak koşmanızı reddederler. (Bu gerçeği) sana, her şeyden haberi olan (Allah) gibi hiç kimse haber veremez.

**15.** يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اَنْتُمُ الْفُقَـرَٓاءُ اِلَى اللّٰهِۚ وَاللّٰهُ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَم۪يدُ ﴿١٥﴾  
Okunuşu: Ya eyyuhen nasu entumul fukarau ilallahi, vallahu huvel ganiyyul hamid.  
Meali: Ey insanlar! Allah'a muhtaç olan sizsiniz. Zengin ve Övülmeye lâyık olan ancak O'dur.

**16.** اِنْ يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ وَيَأْتِ بِخَلْقٍ جَد۪يدٍۚ ﴿١٦﴾  
Okunuşu: İn yeşe' yuzhibkum ve ye'ti bi halkın cedid.  
Meali: Allah dilerse sizi yok eder ve yerinize yeni bir halk getirir.

**17.** وَمَا ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ بِعَز۪يزٍ ﴿١٧﴾  
Okunuşu: Ve ma zalike alallahi bi aziz.  
Meali: Bu da Allah’a güç bir şey değildir.

**18.** وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرٰىۜ وَاِنْ تَدْعُ مُثْقَلَةٌ اِلٰى حِمْلِهَا لَا يُحْمَلْ مِنْهُ شَيْءٌ وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبٰىۜ اِنَّمَا تُنْذِرُ الَّذ۪ينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ بِالْغَيْبِ وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَۜ وَمَنْ تَزَكّٰى فَاِنَّمَا يَتَزَكّٰى لِنَفْسِه۪ۜ وَاِلَى اللّٰهِ الْمَص۪يرُ ﴿١٨﴾  
Okunuşu: Ve la teziru vaziretun vizre uhra, ve in ted'u muskaletun ila himliha la yuhmel minhu şey'un ve lev kane za kurba, innema tunzirullezine yahşevne rabbehum bil gaybi ve ekamus salah, ve men tezekka fe innema yetezekka li nefsih, ve ilallahil masir.  
Meali: Hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez. Yükü (günahı) ağır gelen kimse onu taşımak için (başkasını) çağırsa, bu çağırdığı akrabası da olsa, onun yükünden bir şey yüklenmez. (Ey Muhammed!) Sen ancak, görmeden Rablerinden korkanları ve namazı dosdoğru kılanları uyarırsın. Kim günâh kirinden arınırsa, kendisi için arınmış olur. Dönüş Allah'adır.

**19.** وَمَا يَسْتَوِي الْاَعْمٰى وَالْبَص۪يرُۙ ﴿١٩﴾  
Okunuşu: Ve ma yestevil a'ma vel basir.  
Meali: Körle gören, bir olmaz.

**20.** وَلَا الظُّلُمَاتُ وَلَا النُّورُۙ ﴿٢٠﴾  
Okunuşu: Ve lez zulumatu ve len nur.  
Meali: Karanlıkla aydınlık,

**21.** وَلَا الظِّلُّ وَلَا الْحَرُورُۚ ﴿٢١﴾  
Okunuşu: Ve lez zıllu ve lel harur.  
Meali: gölge ile sıcak,

**22.** وَمَا يَسْتَوِي الْاَحْيَٓاءُ وَلَا الْاَمْوَاتُۜ اِنَّ اللّٰهَ يُسْمِــعُ مَنْ يَشَٓاءُۚ وَمَٓا اَنْتَ بِمُسْمِــعٍ مَنْ فِي الْقُبُورِ ﴿٢٢﴾  
Okunuşu: Ve ma yestevil ahyau ve lel emvat, innallahe yusmiu men yeşau, ve ma ente bi musmiin men fil kubur.  
Meali: dirilerle ölüler de bir olmaz. Şüphesiz Allah, dilediğine işittirir. Sen kabirlerdekilere işittiremezsin!

**23.** اِنْ اَنْتَ اِلَّا نَذ۪يرٌ ﴿٢٣﴾  
Okunuşu: İn ente illa nezir.  
Meali: Sen sadece bir uyarıcısın.

**24.** اِنَّٓا اَرْسَلْنَاكَ بِالْحَقِّ بَش۪يراً وَنَذ۪يراًۜ وَاِنْ مِنْ اُمَّةٍ اِلَّا خَلَا ف۪يهَا نَذ۪يرٌ ﴿٢٤﴾  
Okunuşu: İnna erselnake bil hakkı beşiren ve nezira, ve in min ummetin illa hala fiha nezir.  
Meali: Biz seni müjdeleyici ve uyarıcı olarak hak ile gönderdik. Her millet için mutlaka bir uyarıcı (peygamber) bulunmuştur.

**25.** وَاِنْ يُكَذِّبُوكَ فَقَدْ كَذَّبَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۚ جَٓاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ وَبِالزُّبُرِ وَبِالْكِتَابِ الْمُن۪يرِ ﴿٢٥﴾  
Okunuşu: Ve in yukezzibuke fe kad kezzebellezine min kablihim, caethum rusuluhum bil beyyinati ve biz zuburi ve bil kitabil munir.  
Meali: Eğer seni yalanlıyorlarsa (üzülme), onlardan öncekiler de yalanlamışlardı. (Oysa ki) peygamberleri onlara açık âyetler (mucizeler), sahifeler ve aydınlatıcı kitap getirmişlerdi.

**26.** ثُمَّ اَخَذْتُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا فَكَيْفَ كَانَ نَك۪يرِ۟ ﴿٢٦﴾  
Okunuşu: Summe ehaztullezine keferu fe keyfe kane nekir.  
Meali: Sonra ben, o inkâr edenleri yakaladım. (Bak ki) cezam nasıl oldu!

**27.** اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ اَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءًۚ فَاَخْرَجْنَا بِه۪ ثَمَرَاتٍ مُخْتَلِفاً اَلْوَانُهَاۜ وَمِنَ الْجِبَالِ جُدَدٌ ب۪يضٌ وَحُمْرٌ مُخْتَلِفٌ اَلْوَانُهَا وَغَرَاب۪يبُ سُودٌ ﴿٢٧﴾  
Okunuşu: E lem tere ennallahe enzele mines semai maen, fe ahrecna bihi semeratin muhtelifen elvanuha, ve minel cibali cudedun bidun ve humrun muhtelifun elvanuha ve garabibu sud.  
Meali: Görmedin mi Allah gökten su indirdi. Onunla renkleri çeşit çeşit meyveler çıkardık. Dağlardan (geçen) beyaz, kırmızı, değişik renklerde ve simsiyah yollar (yaptık).

**28.** وَمِنَ النَّاسِ وَالدَّوَٓابِّ وَالْاَنْعَامِ مُخْتَلِفٌ اَلْوَانُهُ كَذٰلِكَۜ اِنَّمَا يَخْشَى اللّٰهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمٰٓؤُ۬اۜ اِنَّ اللّٰهَ عَز۪يزٌ غَفُورٌ ﴿٢٨﴾  
Okunuşu: Ve minen nasi ved devabbi vel en'ami muhtelifun elvanuhu kezalik, innema yahşallahe min ibadihil ulemau, innallahe azizun gafur.  
Meali: İnsanlardan, hayvanlardan ve davarlardan da yine böyle türlü renkte olanlar var. Kulları içinden ancak âlimler, Allah'tan (gereğince) korkar. Şüphesiz Allah, daima üstündür, çok bağışlayandır.

**29.** اِنَّ الَّذ۪ينَ يَتْلُونَ كِتَابَ اللّٰهِ وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَ وَاَنْفَقُوا مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ سِراًّ وَعَلَانِيَةً يَرْجُونَ تِجَارَةً لَنْ تَبُورَۙ ﴿٢٩﴾  
Okunuşu: İnnellezine yetlune kitaballahi ve ekamus salate ve enfeku mimma rezaknahum sirren ve alaniyeten yercune ticareten len tebur.  
Meali: Allah'ın Kitab'ını okuyanlar, namazı dosdoğru kılanlar ve bizim kendilerine rızık olarak verdiklerimizden, Allah yolunda gizli ve açık sarfedenler, asla zarar etmeyecek bir ticaret beklerler.

**30.** لِيُوَفِّيَهُمْ اُجُورَهُمْ وَيَز۪يدَهُمْ مِنْ فَضْلِه۪ۜ اِنَّهُ غَفُورٌ شَكُورٌ ﴿٣٠﴾  
Okunuşu: Li yuveffiyehum ucurehum ve yezidehum min fadlih, innehu gafurun şekur.  
Meali: Çünkü Allah, onların mükâfatlarını tam öder ve lütfundan onlara fazlasını da verir. Şüphesiz O, çok bağışlayan, şükrün karşılığını bol bol verendir.

**31.** وَالَّـذ۪ٓي اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ مِنَ الْكِتَابِ هُوَ الْحَقُّ مُصَدِّقاً لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِۜ اِنَّ اللّٰهَ بِعِبَادِه۪ لَخَب۪يرٌ بَص۪يرٌ ﴿٣١﴾  
Okunuşu: Vellezi evhayna ileyke minel kitabi huvel hakku musaddikan lima beyne yedeyh, innallahe bi ibadihi le habirun basir.  
Meali: Sana vahyettiğimiz kitap, kendinden öncekini (semavi kitapları) doğrulayıcı olarak gelen gerçektir. Allah, kullarının (her halinden) haberdardır, görendir.

**32.** ثُمَّ اَوْرَثْنَا الْكِتَابَ الَّذ۪ينَ اصْطَفَيْنَا مِنْ عِبَادِنَاۚ فَمِنْهُمْ ظَالِمٌ لِنَفْسِه۪ۚ وَمِنْهُمْ مُقْتَصِدٌۚ وَمِنْهُمْ سَابِقٌ بِالْخَيْرَاتِ بِاِذْنِ اللّٰهِۜ ذٰلِكَ هُوَ الْفَضْلُ الْكَب۪يرُۜ ﴿٣٢﴾  
Okunuşu: Summe evresnel kitabellezinastafeyna min ibadina, fe minhum zalimun li nefsih, ve minhum muktesid, ve minhum sabikun bil hayrati bi iznillah, zalike huvel fadlul kebir.  
Meali: Sonra Kitab'ı, kullarımız arasından seçtiklerimize verdik. Onlardan (insanlardan) kimi kendisine zulmeder, kimi ortadadır, kimi de Allah’ın izniyle hayırlarda öne geçmek için yarışır. İşte büyük fazilet budur.

**33.** جَنَّاتُ عَدْنٍ يَدْخُلُونَهَا يُحَلَّوْنَ ف۪يهَا مِنْ اَسَاوِرَ مِنْ ذَهَبٍ وَلُؤْلُؤً۬اۚ وَلِبَاسُهُمْ ف۪يهَا حَر۪يرٌ ﴿٣٣﴾  
Okunuşu: Cennatu adnin yedhuluneha yuhallevne fiha min esavire min zehebin ve lu'lua, ve libasuhum fiha harir.  
Meali: (Onların mükâfatı), içine girecekleri Adn cennetleridir. Orada altın bilezikler ve incilerle süslenirler. Orada giyecekleri elbiseleri de ipektir.

**34.** وَقَالُوا الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّـذ۪ٓي اَذْهَبَ عَنَّا الْحَزَنَۜ اِنَّ رَبَّـنَا لَغَفُورٌ شَكُورٌۙ ﴿٣٤﴾  
Okunuşu: Ve kalul hamdu lillahillezi ezhebe annel hazen, inne rabbena le gafurun şekur.  
Meali: (Cennette şöyle) derler: Bizden tasayı gideren Allah’a hamdolsun. Doğrusu Rabbimiz çok bağışlayan, çok nimet verendir.

**35.** اَلَّـذ۪ٓي اَحَلَّنَا دَارَ الْمُقَامَةِ مِنْ فَضْلِه۪ۚ لَا يَمَسُّنَا ف۪يهَا نَصَبٌ وَلَا يَمَسُّنَا ف۪يهَا لُغُوبٌ ﴿٣٥﴾  
Okunuşu: Ellezi ehallena darel mukameti min fadlih, la yemessuna fiha nasabun ve la yemessuna fiha lugub.  
Meali: O (Rab) ki lütfuyla bizi asıl oturulacak yurda (cennete) yerleştirdi. Artık orada bize ne bir yorgunluk dokunacak, ne de orada bize bir usanç gelecektir.

**36.** وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَهُمْ نَارُ جَهَنَّمَۚ لَا يُقْضٰى عَلَيْهِمْ فَيَمُوتُوا وَلَا يُخَفَّفُ عَنْهُمْ مِنْ عَذَابِهَاۜ كَذٰلِكَ نَجْز۪ي كُلَّ كَفُورٍۚ ﴿٣٦﴾  
Okunuşu: Vellezine keferu lehum naru cehennem, la yukda aleyhim fe yemutu ve la yuhaffefu anhum min azabiha, kezalike neczi kulle kefur.  
Meali: İnkâr edenlere de cehennem ateşi vardır. Öldürülmezler ki ölsünler, cehennem azabı da onlara biraz olsun hafifletilmez. İşte biz, küfürde ileri giden her nankörü böyle cezalandırırız.

**37.** وَهُمْ يَصْطَرِخُونَ ف۪يهَاۚ رَبَّنَٓا اَخْرِجْنَا نَعْمَلْ صَالِحاً غَيْرَ الَّذ۪ي كُنَّا نَعْمَلُۜ اَوَلَمْ نُعَمِّرْكُمْ مَا يَتَذَكَّرُ ف۪يهِ مَنْ تَذَكَّرَ وَجَٓاءَكُمُ النَّذ۪يرُۜ فَذُوقُوا فَمَا لِلظَّالِم۪ينَ مِنْ نَص۪يرٍ۟ ﴿٣٧﴾  
Okunuşu: Ve hum yastarihune fiha, rabbena ahricna na'mel salihan gayrellezi kunna na'mel, e ve lem nuammirkum ma yetezekkeru fihi men tezekkere ve caekumun nezir, fe zuku fe ma liz zalimine min nasir.  
Meali: Onlar orada: Rabbimiz! Bizi çıkar, (önce) yaptığımızın yerine saih ameller işleyelim! diye feryad ederler. Size düşünecek kimsenin düşünebileceği kadar bir ömür vermedik mi? Size uyarıcı da gelmedi mi? (Niçin inanmadınız?) Şimdi tadın (azabı)! Zalimlerin yardımcısı yoktur.

**38.** اِنَّ اللّٰهَ عَالِمُ غَيْبِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ اِنَّهُ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ ﴿٣٨﴾  
Okunuşu: İnnallahe alimu gaybis semavati vel ard, innehu alimun bi zatis sudur.  
Meali: Allah, göklerin ve yerin gaybını bilir. O, kalplerin içinde ne varsa onu da hakkıyla bilendir.

**39.** هُوَ الَّذ۪ي جَعَلَكُمْ خَلَٓائِفَ فِي الْاَرْضِۜ فَمَنْ كَفَرَ فَعَلَيْهِ كُفْرُهُۜ وَلَا يَز۪يدُ الْكَافِر۪ينَ كُفْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ اِلَّا مَقْتاًۚ وَلَا يَز۪يدُ الْكَافِر۪ينَ كُفْرُهُمْ اِلَّا خَسَاراً ﴿٣٩﴾  
Okunuşu: Huvellezi cealekum halaife fil ard, fe men kefere fe aleyhi kufruh, ve la yezidul kafirine kufruhum inde rabbihim illa makta, ve la yezidul kafirine kufruhum illa hasara.  
Meali: Sizi yeryüzünde halifeler yapan O'dur. Onun için kim inkâr ederse, inkârı kendi zararınadır. Kâfirlerin küfrü, Rableri katında kendileri için ancak gazabı arttırır. Kâfirlerin küfrü, kendilerine ziyandan başka bir şey getirmez

**40.** قُلْ اَرَاَيْتُمْ شُرَكَٓاءَكُمُ الَّذ۪ينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ اَرُون۪ي مَاذَا خَلَقُوا مِنَ الْاَرْضِ اَمْ لَهُمْ شِرْكٌ فِي السَّمٰوَاتِۚ اَمْ اٰتَيْنَاهُمْ كِتَاباً فَهُمْ عَلٰى بَيِّنَتٍ مِنْهُۚ بَلْ اِنْ يَعِدُ الظَّالِمُونَ بَعْضُهُمْ بَعْضاً اِلَّا غُرُوراً ﴿٤٠﴾  
Okunuşu: Kul ereeytum şurekaekumullezine ted'une min dunillah, eruni maza halaku minel ardı em lehum şirkun fis semavat, em ateynahum kitaben fe hum ala beyyinetin minh, bel in yaıduz zalimune ba'duhum ba'dan illa gurura.  
Meali: De ki: Allah'ı bırakıp da taptığınız, ortaklarınızı gördünüz mü? Gösterin bana! Onlar yerdeki hangi şeyi yarattılar! Yoksa onların göklerde mi bir ortaklıkları var! Yahut biz onlara, (bu hususta) bir kitap mı verdik de onlar, o kitaptaki bir delile dayanıyorlar? Hayır! O zalimler birbirlerine, aldatmadan başka bir şey vâdetmiyorlar.

**41.** اِنَّ اللّٰهَ يُمْسِكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ اَنْ تَزُولَاۚ وَلَئِنْ زَالَتَٓا اِنْ اَمْسَكَهُمَا مِنْ اَحَدٍ مِنْ بَعْدِه۪ۜ اِنَّهُ كَانَ حَل۪يماً غَفُوراً ﴿٤١﴾  
Okunuşu: İnnallahe yumsikus semavati vel arda en tezula, ve le in zaleta in emsekehuma min ehadin min ba'dih, innehu kane halimen gafura.  
Meali: Şüphesiz Allah gökleri ve yeri, nizamları bozulmasın diye tutuyor. Andolsun ki onların nizamı eğer bir bozulursa, kendisinden başka hiç kimse onları tutamaz. Şüphesiz O, halîmdir, çok bağışlayıcıdır.

**42.** وَاَقْسَمُوا بِاللّٰهِ جَهْدَ اَيْمَانِهِمْ لَئِنْ جَٓاءَهُمْ نَذ۪يرٌ لَيَكُونُنَّ اَهْدٰى مِنْ اِحْدَى الْاُمَمِۚ فَلَمَّا جَٓاءَهُمْ نَذ۪يرٌ مَا زَادَهُمْ اِلَّا نُفُوراًۙ ﴿٤٢﴾  
Okunuşu: Ve aksemu billahi cehde eymanihim le in caehum nezirun le yekununne ehda min ihdel umem, fe lemma caehum nezirun ma zadehum illa nufura.  
Meali: Kendilerine bir uyarıcı (peygamber) gelirse, herhangi bir milletten daha çok doğru yolda olacaklarına dair bütün güçleriyle Allah’a yemin etmişlerdi. Fakat onlara uyarıcı (Muhammed) gelince, bu, onların haktan uzaklaşmalarından başka bir şeyi arttırmadı.

**43.** اِسْتِكْبَاراً فِي الْاَرْضِ وَمَكْرَ السَّيِّئِۜ وَلَا يَح۪يقُ الْمَكْرُ السَّيِّئُ اِلَّا بِاَهْلِه۪ۜ فَهَلْ يَنْظُرُونَ اِلَّا سُنَّتَ الْاَوَّل۪ينَۚ فَلَنْ تَجِدَ لِسُنَّتِ اللّٰهِ تَبْد۪يلاًۚ وَلَنْ تَجِدَ لِسُنَّتِ اللّٰهِ تَحْو۪يلاً ﴿٤٣﴾  
Okunuşu: İstikbaren fil ardı ve mekres seyyii, ve la yahikul mekrus seyyiu illa bi ehlih, fe hel yenzurune illa sunnetel evvelin, fe len tecide li sunnetillahi tebdila, ve len tecide li sunnetillahi tahvila.  
Meali: Çünkü onlar yeryüzünde büyüklük taslıyor ve kötü tuzaklar kuruyorlardı. Halbuki kişi kazdığı kuyuya kendi düşer. Onlar öncekilerin kanunundan (onlara uygulanandan) başkasını mı bekliyorlar? Allah'ın kanununda asla bir değişme bulamazsın, Allah'ın kanununda kesinlikle bir sapma da bulamazsın.

**44.** اَوَلَمْ يَس۪يرُوا فِي الْاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ وَكَانُٓوا اَشَدَّ مِنْهُمْ قُوَّةًۜ وَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيُعْجِزَهُ مِنْ شَيْءٍ فِي السَّمٰوَاتِ وَلَا فِي الْاَرْضِۜ اِنَّهُ كَانَ عَل۪يماً قَد۪يراً ﴿٤٤﴾  
Okunuşu: E ve lem yesiru fil ardı fe yenzuru keyfe kane akıbetullezine min kablihim ve kanu eşedde minhum kuvveh, ve ma kanallahu li yu'cizehu min şey'in fis semavati ve la fil ard, innehu kane alimen kadira.  
Meali: Bunlar yeryüzünde gezip de kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğunu görmediler mi? Halbuki onlar, bunlardan daha güçlü idiler. Ne göklerde ne de yerde Allah’ı âciz bırakacak bir güç vardır. O, her şeyi hakkıyla bilendir, her şeye hakkıyla kadirdir.

**45.** وَلَوْ يُؤَاخِذُ اللّٰهُ النَّاسَ بِمَا كَسَبُوا مَا تَرَكَ عَلٰى ظَهْرِهَا مِنْ دَٓابَّةٍ وَلٰكِنْ يُؤَخِّرُهُمْ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّىۚ فَاِذَا جَٓاءَ اَجَلُهُمْ فَاِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِعِبَادِه۪ بَص۪يراً ﴿٤٥﴾  
Okunuşu: Ve lev yuahızullahun nase bima kesebu ma tereke ala zahriha min dabbetin, ve lakin yuahhıruhum ila ecelin musemma, fe iza cae eceluhum fe innallahe kane bi ibadihi basira.  
Meali: Eğer Allah, yaptıkları yüzünden insanları (hemen) cezalandırsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı yaratık bırakmazdı. Fakat Allah, onları belirtilmiş bir süreye kadar erteliyor. Vakitleri gelince (gerekeni yapar) Şüphesiz Allah, kullarını hakkıyla görendir.

## Sure hakkında

Sure adını, ilk ayette Allah'ın sıfatı olarak geçen "fâtır" kelimesinden alır. Bu kelime, örneği olmadan ilk defa yaratan, yoktan var eden anlamına gelir. Aynı ayette meleklerin ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler kılındığından söz edildiği için sureye "Melâike" (melekler) adı da verilmiştir.

Sure Mekke'de inmiştir ve 45 ayettir. Mushafta 35. sırada bulunur ve 22. cüzde yer alır; iniş sırasına göre 43. suredir. Kendinden önceki Sebe' suresi gibi Allah'a hamd ile başlar. Allah'tan gereği gibi ancak bilgili kulların korkacağını bildiren 28. ayet bu surededir.

### Nüzulü

Sure, Mekke döneminin ortalarında, Hz. Peygamber'in tebliğinin müşriklerce inatla reddedildiği ve onun bu durumdan derin üzüntü duyduğu bir zamanda inmiştir. Ayetlerde Hz. Peygamber'e, insanların inkârı yüzünden kendini üzüntüyle tüketmemesi gerektiği söylenir ve kendisinden önceki peygamberlerin de yalanlandığı hatırlatılır.

Sureye özgü, kaynaklarda yaygın kabul görmüş belirli bir iniş sebebi bilinmemektedir. Surede, kendilerine bir uyarıcı gelirse diğer ümmetlerden daha doğru yolda olacaklarına dair yemin edenlerin, uyarıcı gelince yalnızca kaçışlarının arttığından söz edilmesi, dönemin Mekke ortamını yansıtır.

### Konusu

Sure, gökleri ve yeri yaratan, melekleri elçi kılan Allah'a hamd ile başlar ve O'nun insanlara açtığı rahmeti kimsenin engelleyemeyeceğini bildirir. Dünya hayatının ve şeytanın insanı aldatmaması gerektiği uyarısı yapılır.

Ardından rüzgârların bulutları sürmesi, ölü toprağın diriltilmesi, insanın topraktan yaratılması, tatlı ve tuzlu denizler, gece ile gündüzün birbirine geçmesi gibi deliller sıralanır. İnsanların Allah'a muhtaç olduğu, Allah'ın ise hiçbir şeye muhtaç olmadığı vurgulanır. Kimsenin bir başkasının günah yükünü taşımayacağı bildirilir. Görenle görmeyenin, karanlıkla aydınlığın bir olmadığı anlatılır. Renk renk meyveler, dağlar, insanlar ve hayvanlar zikredildikten sonra Allah'tan ancak bilgili kulların gereği gibi korkacağı belirtilir. Kitabı okuyan, namazı kılan ve infak edenlerin asla zarar etmeyecek bir ticaret umduğu ifade edilir. Kitaba mirasçı kılınanların üç gruba ayrıldığı anlatılır. Sure, Allah insanları yaptıkları yüzünden hemen cezalandırsaydı yeryüzünde hiçbir canlı bırakmayacağını bildirerek sona erer.

### Fazileti

Sure bilgileri Yasin Suresi uygulaması için hazırlanmıştır.

- [Önceki sure 34. Sebe Suresi](https://yasin.suresi.gen.tr/sebe-suresi/)
- [Sonraki sure 36. Yasin Suresi](https://yasin.suresi.gen.tr/)
