# Lokman Suresi سورة لقمان

> Lokman Suresi Arapça metni, Türkçe okunuşu ve meali, ayet ayet. Mekke'de inen Lokmân suresi 34 ayettir. Hikmet sahibi Lokmân'ın oğluna verdiği öğütler…

Kaynak: https://yasin.suresi.gen.tr/lokman-suresi/  
Son güncelleme: 2026-10-15T23:47:59+03:00

31. sure · Cüz 21

34 ayet · Mekkî · İniş sırası: 57

Mekke'de inen Lokmân suresi 34 ayettir. Hikmet sahibi Lokmân'ın oğluna verdiği öğütler etrafında tevhide, anne-babaya iyiliğe ve güzel ahlâka çağırır.

## Lokman Suresi Arapça, okunuşu ve meali

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ  
Bismillahir rahmanir rahim.  
Bismillâhirrahmânirrahîm

**1.** الٓمٓ۠ ﴿١﴾  
Okunuşu: Elif lam mim.  
Meali: Elif. Lâm. Mîm.

**2.** تِلْكَ اٰيَاتُ الْكِتَابِ الْحَك۪يمِۙ ﴿٢﴾  
Okunuşu: Tilke ayatul kitabil hakim.  
Meali: İşte bu âyetler, hikmet dolu Kitab'ın âyetleridir.

**3.** هُدًى وَرَحْمَةً لِلْمُحْسِن۪ينَۙ ﴿٣﴾  
Okunuşu: Huden ve rahmeten lil muhsinin.  
Meali: Güzel davrananlar için bir hidayet rehberi ve rahmet olmak üzere (indirilmiştir).

**4.** اَلَّذ۪ينَ يُق۪يمُونَ الصَّلٰوةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَۜ ﴿٤﴾  
Okunuşu: Ellezine yukimunes salate ve yu'tunez zekate ve hum bil ahıreti hum yukinun.  
Meali: O kimseler, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler, onlar ahirete de kesin olarak iman ederler.

**5.** اُو۬لٰٓئِكَ عَلٰى هُدًى مِنْ رَبِّهِمْ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ ﴿٥﴾  
Okunuşu: Ulaike ala huden min rabbihim ve ulaike humul muflihun.  
Meali: İşte onlar, Rableri tarafından gösterilmiş doğru yol üzeredirler ve onlar kurtuluşa erenlerdir.

**6.** وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَشْتَر۪ي لَهْوَ الْحَد۪يثِ لِيُضِلَّ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ بِغَيْرِ عِلْمٍۙ وَيَتَّخِذَهَا هُزُواًۜ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مُه۪ينٌ ﴿٦﴾  
Okunuşu: Ve minen nasi men yeşteri lehvel hadisi li yudılle an sebilillahi bi gayri ilmin ve yettehızeha huzuva, ulaike lehum azabun muhin.  
Meali: İnsanlardan öylesi var ki, herhangi bir ilmî delile dayanmadan Allah yolundan saptırmak ve sonra da onunla alay etmek için boş lafı satın alır. İşte onlara rüsva edici bir azap vardır.

**7.** وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِ اٰيَاتُنَا وَلّٰى مُسْتَكْبِراً كَاَنْ لَمْ يَسْمَعْهَا كَاَنَّ ف۪ٓي اُذُنَيْهِ وَقْراًۚ فَبَشِّرْهُ بِعَذَابٍ اَل۪يمٍ ﴿٧﴾  
Okunuşu: Ve iza tutla aleyhi ayatuna vella mustekbiren ke en lem yesma'ha ke enne fi uzuneyhi vakra, fe beşşirhu bi azabin elim.  
Meali: Ona âyetlerimiz okunduğu zaman, sanki bunları işitmemiş, sanki kulaklarında ağırlık varmış gibi büyüklük taslayarak yüz çevirir. Sen de ona acıklı bir azabın müjdesini ver!

**8.** اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ جَنَّاتُ النَّع۪يمِۙ ﴿٨﴾  
Okunuşu: İnnellezine amenu ve amilus salihati lehum cennatun na'im.  
Meali: Şüphesiz, iman edip de salih ameller işleyenler için, nimetleri bol cennetler vardır.

**9.** خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۜ وَعْدَ اللّٰهِ حَقاًّۜ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ ﴿٩﴾  
Okunuşu: Halidine fiha, va'dallahi hakka, ve huvel azizul hakim.  
Meali: İçinde devamlı kalacaklardır ve bu, Allah'ın verdiği gerçek sözdür. O, mutlak güç ve hikmet sahibidir.

**10.** خَلَقَ السَّمٰوَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا وَاَلْقٰى فِي الْاَرْضِ رَوَاسِيَ اَنْ تَم۪يدَ بِكُمْ وَبَثَّ ف۪يهَا مِنْ كُلِّ دَٓابَّةٍۜ وَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَنْبَتْنَا ف۪يهَا مِنْ كُلِّ زَوْجٍ كَر۪يمٍ ﴿١٠﴾  
Okunuşu: Halakas semavati bi gayri amedin terevneha ve elka fil ardı revasiye en temide bikum ve besse fiha min kulli dabbeh, ve enzelna mines semai maen fe enbetna fiha min kulli zevcin kerim.  
Meali: O, gökleri görebildiğiniz bir direk olmaksızın yarattı, sizi sarsmasın diye yere de ulu dağlar koydu ve orada her çeşit canlıyı yaydı. Biz gökyüzünden su indirip, orada her faydalı nebattan çift çift bitirdik.

**11.** هٰذَا خَلْقُ اللّٰهِ فَاَرُون۪ي مَاذَا خَلَقَ الَّذ۪ينَ مِنْ دُونِه۪ۜ بَلِ الظَّالِمُونَ ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ۟ ﴿١١﴾  
Okunuşu: Haza halkullahi fe eruni maza halakallezine min dunih, beliz zalimune fi dalalin mubin.  
Meali: İşte bunlar Allah'ın yarattıklarıdır. Şimdi (ey kâfirler!) O'ndan başkasının ne yarattığını bana gösterin! Hayır (gösteremezler)! Zalimler açık bir sapıklık içindedirler.

**12.** وَلَقَدْ اٰتَيْنَا لُقْمٰنَ الْحِكْمَةَ اَنِ اشْكُرْ لِلّٰهِۜ وَمَنْ يَشْكُرْ فَاِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِه۪ۚ وَمَنْ كَفَرَ فَاِنَّ اللّٰهَ غَنِيٌّ حَم۪يدٌ ﴿١٢﴾  
Okunuşu: Ve lekad ateyna lukmanel hikmete enişkur lillah, ve men yeşkur fe innema yeşkuru li nefsih, ve men kefere fe innellahe ganiyyun hamid.  
Meali: Andolsun biz Lokman’a: Allah'a şükret! diyerek hikmet verdik. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur. Nankörlük eden de bilsin ki, Allah hiçbir şeye muhtaç değildir, her türlü övgüye lâyıktır.

**13.** وَاِذْ قَالَ لُقْمٰنُ لِابْنِه۪ وَهُوَ يَعِظُهُ يَا بُنَيَّ لَا تُشْرِكْ بِاللّٰهِۜ اِنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظ۪يمٌ ﴿١٣﴾  
Okunuşu: Ve iz kale lukmanu libnihi ve huve yaızuhu ya buneyye la tuşrik billah, inneş şirke le zulmun azim.  
Meali: Lokman, oğluna öğüt vererek: Yavrucuğum! Allah'a ortak koşma! Şüphesiz şirk, en büyük zulümdür, demişti.

**14.** وَوَصَّيْنَا الْاِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِۚ حَمَلَتْهُ اُمُّهُ وَهْناً عَلٰى وَهْنٍ وَفِصَالُهُ ف۪ي عَامَيْنِ اَنِ اشْكُرْ ل۪ي وَلِوَالِدَيْكَۜ اِلَيَّ الْمَص۪يرُ ﴿١٤﴾  
Okunuşu: Ve vassaynel insane bi valideyh, hamelethu ummuhu vehnen ala vehnin ve fisaluhu fi ameyni enişkurli ve li valideyk, ileyyel masir.  
Meali: Biz insana, ana-babasına iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Çünkü anası onu nice sıkıntılara katlanarak taşımıştır. Sütten ayrılması da iki yıl içinde olur. (İşte bunun için) önce bana, sonra da ana-babana şükret diye tavsiyede bulunmuşuzdur. Dönüş ancak banadır.

**15.** وَاِنْ جَاهَدَاكَ عَلٰٓى اَنْ تُشْرِكَ ب۪ي مَا لَيْسَ لَكَ بِه۪ عِلْمٌ فَلَا تُطِعْهُمَا وَصَاحِبْهُمَا فِي الدُّنْيَا مَعْرُوفاًۘ وَاتَّبِعْ سَب۪يلَ مَنْ اَنَابَ اِلَيَّۚ ثُمَّ اِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ فَاُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ﴿١٥﴾  
Okunuşu: Ve in cahedake ala en tuşrike bi ma leyse leke bihi ilmun fe la tutı'huma ve sahibhuma fid dunya magrufen vettebi' sebile men enabe ileyy, summe ileyye merciukum fe unebbiukum bi ma kuntum ta'melun.  
Meali: Eğer onlar seni, hakkında bilgin olmayan bir şeyi (körü körüne) bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etme. Onlarla dünyada iyi geçin. Bana yönelenlerin yoluna uy. Sonunda dönüşünüz ancak banadır. O zaman size, yapmış olduklarınızı haber veririm.

**16.** يَا بُنَيَّ اِنَّـهَٓا اِنْ تَكُ مِثْقَالَ حَبَّةٍ مِنْ خَرْدَلٍ فَتَكُنْ ف۪ي صَخْرَةٍ اَوْ فِي السَّمٰوَاتِ اَوْ فِي الْاَرْضِ يَأْتِ بِهَا اللّٰهُۜ اِنَّ اللّٰهَ لَط۪يفٌ خَب۪يرٌ ﴿١٦﴾  
Okunuşu: Ya buneyye inneha in teku miskale habbetin min hardalin fe tekun fi sahretin ev fis semavati ev fil ardı ye'ti bihallah, innellahe latifun habir.  
Meali: (Lokman, öğütlerine devamla şöyle demişti:) Yavrucuğum! Yaptığın iş (iyilik veya kötülük), bir hardal tanesi ağırlığında bile olsa ve bu, bir kayanın içinde veya göklerde yahut yerin derinliklerinde bulunsa, yine de Allah onu (senin karşına) getirir. Doğrusu Allah, en ince işleri görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır.

**17.** يَا بُنَيَّ اَقِمِ الصَّلٰوةَ وَأْمُرْ بِالْمَعْرُوفِ وَانْهَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَاصْبِرْ عَلٰى مَٓا اَصَابَكَۜ اِنَّ ذٰلِكَ مِنْ عَزْمِ الْاُمُورِۚ ﴿١٧﴾  
Okunuşu: Ya buneyye ekımıs salate ve'mur bil ma'rufi venhe anil munkeri vasbir ala ma esabek, inne zalike min azmil umur.  
Meali: Yavrucuğum! Namazı dosdoğru kıl, iyiliği emret, kötülükten vazgeçirmeye çalış, başına gelenlere sabret. Doğrusu bunlar, azmedilmeye değer işlerdir.

**18.** وَلَا تُصَعِّرْ خَدَّكَ لِلنَّاسِ وَلَا تَمْشِ فِي الْاَرْضِ مَرَحاًۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ كُلَّ مُخْتَالٍ فَخُورٍۚ ﴿١٨﴾  
Okunuşu: Ve la tusa'ir haddeke lin nasi ve la temşi fil ardı meraha innellahe la yuhıbbu kulle muhtalin fehur.  
Meali: Küçümseyerek insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Zira Allah, kendini beğenmiş övünüp duran kimseleri asla sevmez.

**19.** وَاقْصِدْ ف۪ي مَشْيِكَ وَاغْضُضْ مِنْ صَوْتِكَۜ اِنَّ اَنْكَرَ الْاَصْوَاتِ لَصَوْتُ الْحَم۪يرِ۟ ﴿١٩﴾  
Okunuşu: Vaksid fi meşyike vagdud min savtik, inne enkerel asvati le savtul hamir.  
Meali: Yürüyüşünde tabiî ol, sesini alçalt. Unutma ki, seslerin en çirkini merkeplerin sesidir.

**20.** اَلَمْ تَرَوْا اَنَّ اللّٰهَ سَخَّرَ لَكُمْ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ وَاَسْبَغَ عَلَيْكُمْ نِعَمَهُ ظَاهِرَةً وَبَاطِنَةًۜ وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يُجَادِلُ فِي اللّٰهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَلَا هُدًى وَلَا كِتَابٍ مُن۪يرٍ ﴿٢٠﴾  
Okunuşu: EE lem terev ennellahe sehhare lekum ma fis semavati ve ma fil ardı ve esbega aleykum niamehu zahireten ve batıneh, ve minen nasi men yucadilu fillahi bi gayri ilmin ve la huden ve la kitabin munir.  
Meali: Allah'ın, göklerde ve yerdeki (nice varlık ve imkânları) sizin emrinize verdiğini, nimetlerini açık ve gizli olarak size bolca ihsan ettiğini görmediniz mi? Yine de, insanlar içinde, bilgisi, rehberi ve aydınlatıcı bir kitabı yokken Allah hakkında tartışan kimseler vardır.

**21.** وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمُ اتَّبِعُوا مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ قَالُوا بَلْ نَتَّبِعُ مَا وَجَدْنَا عَلَيْهِ اٰبَٓاءَنَاۜ اَوَلَوْ كَانَ الشَّيْطَانُ يَدْعُوهُمْ اِلٰى عَذَابِ السَّع۪يرِ ﴿٢١﴾  
Okunuşu: Ve iza kile lehumuttebiu ma enzelallahu kalu bel nettebiu ma vecedna aleyhi abaena, e ve lev kaneş şeytanu yed'uhum ila azabis sair.  
Meali: Onlara «Allah'ın indirdiğine uyun» dendiğinde: Hayır, biz babalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyarız, derler. Ya şeytan, onları alevli ateşin azabına çağırıyor idiyse!

**22.** وَمَنْ يُسْلِمْ وَجْهَهُٓ اِلَى اللّٰهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقٰىۜ وَاِلَى اللّٰهِ عَاقِبَةُ الْاُمُورِ ﴿٢٢﴾  
Okunuşu: Ve men yuslim vechehu ilallahi ve huve muhsinun fe kadistemseke bil urvetil vuska, ve ilallahi akibetul umur.  
Meali: İyi davranışlar içinde kendini bütünüyle Allah'a veren kimse, gerçekten en sağlam kulpa yapışmıştır. Zaten bütün işlerin sonu Allah'a varır.

**23.** وَمَنْ كَفَرَ فَلَا يَحْزُنْكَ كُفْرُهُۜ اِلَيْنَا مَرْجِعُهُمْ فَنُنَبِّئُهُمْ بِمَا عَمِلُواۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ ﴿٢٣﴾  
Okunuşu: Ve men kefere fe la yahzunke kufruh, ileyna merciuhum fe nunebbiuhum bi ma amil, innallahe alimun bi zatis sudur.  
Meali: (Rasûlüm!) İnkâr edenin inkârı seni üzmesin. Onların dönüşü ancak bizedir. İşte o zaman yaptıklarını kendilerine haber veririz. Allah kalplerde olanı şüphesiz çok iyi bilir.

**24.** نُمَتِّعُهُمْ قَل۪يلاً ثُمَّ نَضْطَرُّهُمْ اِلٰى عَذَابٍ غَل۪يظٍ ﴿٢٤﴾  
Okunuşu: Numettiuhum kalilen summe nadtarruhum ila azabin galiz.  
Meali: Onları biraz faydalandırır, sonra kendilerini ağır bir azaba sürükleriz.

**25.** وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ لَيَقُولُنَّ اللّٰهُۜ قُلِ الْحَمْدُ لِلّٰهِۜ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ ﴿٢٥﴾  
Okunuşu: Ve le in seeltehum men halakas semavati vel arda le yekulunnellah, kulil hamdulillah, bel ekseruhum la ya'lemun.  
Meali: Andolsun ki onlara, «Gökleri ve yeri kim yarattı?» diye sorsan, mutlaka «Allah...» derler. De ki: (Öyleyse) övgü de yalnız Allah'a mahsustur, ama onların çoğu bilmezler.

**26.** لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ اِنَّ اللّٰهَ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَم۪يدُ ﴿٢٦﴾  
Okunuşu: Lillahi ma fis semavati vel ard, innallahe huvel ganiyyul hamid.  
Meali: Göklerde ve yerde olan her şey Allah'a aittir. Allah, her şeyden müstağnidir; hamd olunmaya lâyıktır.

**27.** وَلَوْ اَنَّ مَا فِي الْاَرْضِ مِنْ شَجَرَةٍ اَقْلَامٌ وَالْبَحْرُ يَمُدُّهُ مِنْ بَعْدِه۪ سَبْعَةُ اَبْحُرٍ مَا نَفِدَتْ كَلِمَاتُ اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ عَز۪يزٌ حَك۪يمٌ ﴿٢٧﴾  
Okunuşu: Ve lev enne ma fil ardı min şeceretin aklamun vel bahru yemudduhu min ba'dihi seb'atu ebhurin ma nefidet kelimatullah, innellahe azizun hakim.  
Meali: Şayet yeryüzündeki ağaçlar kalem, deniz de arkasından yedi deniz katılarak (mürekkep olsa) yine Allah'ın sözleri (yazmakla) tükenmez. Şüphe yok ki Allah mutlak galip ve hikmet sahibidir.

**28.** مَا خَلْقُكُمْ وَلَا بَعْثُكُمْ اِلَّا كَنَفْسٍ وَاحِدَةٍۜ اِنَّ اللّٰهَ سَم۪يعٌ بَص۪يرٌ ﴿٢٨﴾  
Okunuşu: Ma halkukum ve la ba'sukum illa ke nefsin vahıdeh, innallahe semiun basir.  
Meali: (İnsanlar!) Sizin yaratılmanız ve diriltilmeniz, ancak tek bir kişinin yaratılması ve diriltilmesi gibidir. Şüphe yoktur ki Allah, her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla görendir.

**29.** اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ يُولِجُ الَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَيُولِجُ النَّهَارَ فِي الَّيْلِ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَۘ كُلٌّ يَجْر۪ٓي اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّى وَاَنَّ اللّٰهَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يرٌ ﴿٢٩﴾  
Okunuşu: E lem tere ennallahe yulicul leyle fin nehari ve yulicun nehare fil leyli, ve sehhareş şemse vel kamere kullun yecri ila ecelin musemmen ve ennallahe bi ma ta'melune habir.  
Meali: Bilmez misin ki Allah, geceyi gündüze ve gündüzü geceye katmaktadır. Güneşi ve ayı da buyruğu altına almıştır. Bunların her biri belli bir vâdeye kadar hareketine devam eder. Ve Allah, yaptıklarınızdan tamamen haberdardır.

**30.** ذٰلِكَ بِاَنَّ اللّٰهَ هُوَ الْحَقُّ وَاَنَّ مَا يَدْعُونَ مِنْ دُونِهِ الْبَاطِلُۙ وَاَنَّ اللّٰهَ هُوَ الْعَلِيُّ الْكَب۪يرُ۟ ﴿٣٠﴾  
Okunuşu: Zalike bi ennellahe huvel hakku ve enne ma yed'une min dunihil batılu ve ennallahe huvel aliyyul kebir.  
Meali: Çünkü Allah, hakkın ta kendisidir; O’ndan başka taptıkları ise hiç şüphesiz bâtıldır. Gerçekten Allah çok yüce, çok uludur.

**31.** اَلَمْ تَرَ اَنَّ الْفُلْكَ تَجْر۪ي فِي الْبَحْرِ بِنِعْمَتِ اللّٰهِ لِيُرِيَكُمْ مِنْ اٰيَاتِه۪ۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِكُلِّ صَبَّارٍ شَكُورٍ ﴿٣١﴾  
Okunuşu: E lem tere ennel fulke tecri fil bahri bi ni'metillahi li yuriyekum min ayatih inne fi zalike le ayatin li kulli sabbarin şekur.  
Meali: Size varlığının delillerini göstermesi için, Allah'ın lütfuyla gemilerin denizde yüzdüğünü görmedin mi? Şüphesiz bunda, çok sabreden, çok şükreden herkes için ibretler vardır.

**32.** وَاِذَا غَشِيَهُمْ مَوْجٌ كَالظُّلَلِ دَعَوُا اللّٰهَ مُخْلِص۪ينَ لَهُ الدّ۪ينَۚ فَلَمَّا نَجّٰيهُمْ اِلَى الْبَرِّ فَمِنْهُمْ مُقْتَصِدٌۜ وَمَا يَجْحَدُ بِاٰيَاتِنَٓا اِلَّا كُلُّ خَتَّارٍ كَفُورٍ ﴿٣٢﴾  
Okunuşu: Ve iza gaşiyehum mevcun kez zuleli deavullahe muhlisine lehud din, fe lemma neccahum ilel berri fe minhum muktesıd, ve ma yechadu bi ayatina illa kullu hattarin kefur.  
Meali: Onları dağlar gibi dalgalar örttüğü zaman, dîni Allah'a hâs kılarak O'na yalvarırlar. Onları karaya çıkarıp kurtarınca, içlerinden bir kısmı doğru yolu tutar. Zaten ayetlerimizi gaddar ve nankör olanlardan başkası inkâr etmez.

**33.** يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمْ وَاخْشَوْا يَوْماً لَا يَجْز۪ي وَالِدٌ عَنْ وَلَدِه۪ۘ وَلَا مَوْلُودٌ هُوَ جَازٍ عَنْ وَالِدِه۪ شَيْـٔاًۜ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا۠ وَلَا يَغُرَّنَّكُمْ بِاللّٰهِ الْغَرُورُ ﴿٣٣﴾  
Okunuşu: Ya eyyuhen nasutteku rabbekum vahşev yevmen la yeczi validun an veledihi ve la mevludun huve cazin an validihi şey'a inne va'dallahi hakkun fe la tegurrennekumul hayatud dunya, ve la yagurrennekum billahil garur.  
Meali: Ey İnsanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Ne babanın evlâdı, ne evlâdın babası nâmına bir şey ödeyemeyeceği günden çekinin. Bilin ki, Allah'ın verdiği söz gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve şeytan, Allah'ın affına güvendirerek sizi kandırmasın.

**34.** اِنَّ اللّٰهَ عِنْدَهُ عِلْمُ السَّاعَةِۚ وَيُنَزِّلُ الْغَيْثَۚ وَيَعْلَمُ مَا فِي الْاَرْحَامِۜ وَمَا تَدْر۪ي نَفْسٌ مَاذَا تَكْسِبُ غَداًۜ وَمَا تَدْر۪ي نَفْسٌ بِاَيِّ اَرْضٍ تَمُوتُۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ خَب۪يرٌ ﴿٣٤﴾  
Okunuşu: İnnallahe indehu ilmus saah, ve yunezzilul gays, ve ya'lemu ma fil erham, ve ma tedri nefsun maza teksibu gada, ve ma tedri nefsun bi eyyi ardın temut, innallahe alimun habir.  
Meali: Kıyamet vakti hakkındaki bilgi, ancak Allah'ın katındadır. Yağmuru O yağdırır, rahimlerde olanı O bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Yine hiç kimse nerede öleceğini bilemez. Şüphesiz Allah, her şeyi bilendir, her şeyden haberdardır.

## Sure hakkında

Sure adını, 12-19. ayetlerde hikmetinden ve oğluna verdiği öğütlerden söz edilen Lokmân'dan alır. Kur'an'da adı yalnızca bu surede geçen Lokmân'ın peygamber mi yoksa kendisine hikmet verilmiş salih bir kul mu olduğu tartışılmış; âlimlerin çoğu onun peygamber değil, hikmet sahibi bir zat olduğu görüşünü benimsemiştir.

Sure Mekke'de inmiştir ve 34 ayettir. Mushafta 31. sırada bulunur ve 21. cüzde yer alır; iniş sırasına göre 57. suredir. Bazı âlimler birkaç ayetinin Medine'de indiğini söylemişse de sure genel olarak Mekkî kabul edilir.

### Nüzulü

Sure, Mekke döneminin ortalarında, Kur'an'ın tebliğine karşı müşriklerin çeşitli yollarla direndiği bir dönemde inmiştir. Tefsir kaynaklarında, 6. ayette geçen ve insanları Allah yolundan saptırmak için satın alınan "boş söz" (lehve'l-hadîs) ifadesinin, Kureyş'ten Nadr b. Hâris'in tutumuyla ilişkilendirildiği nakledilir. Rivayete göre o, İran hükümdarlarının hikâyelerini öğrenip anlatarak ya da eğlence meclisleri düzenleyerek insanları Kur'an dinlemekten alıkoymaya çalışıyordu.

Bu ortamda sure, bir yandan Kur'an'ın hidayet ve rahmet olduğunu hatırlatırken öte yandan Araplarca da bilinen hikmet sahibi Lokmân'ın öğütleri üzerinden tevhid inancını ve ahlâkî değerleri öne çıkarır.

### Konusu

Sure, Kur'an'ın iyilik yapanlar için bir hidayet ve rahmet olduğunu belirterek başlar; namazı kılan, zekâtı veren ve âhirete kesin olarak inanan müminleri över. Ardından insanları Allah yolundan saptırmak için boş sözlere yönelenler kınanır. Göklerin direksiz yükseltilmesi, dağların ve canlıların yaratılması Allah'ın kudretine delil olarak gösterilir.

Surenin merkezinde Lokmân'ın oğluna öğütleri yer alır: Allah'a ortak koşmamak, hardal tanesi kadar bir işin bile Allah'ın bilgisi dışında kalmadığını bilmek, namazı kılmak, iyiliği emredip kötülükten sakındırmak, başa gelene sabretmek, insanlara karşı kibirlenmemek, yürüyüşte ölçülü olmak ve sesi alçaltmak. Bu öğütlerin arasında anne-babaya iyilik emredilir; şirke zorlamaları hâlinde onlara itaat edilmeyeceği, yine de dünyada onlarla iyi geçinilmesi gerektiği belirtilir. Sure, Allah'ın sözlerinin denizler mürekkep olsa da tükenmeyeceğini anlatır ve kıyametin vakti, yağmurun yağması, rahimlerdekiler, yarın ne kazanılacağı ve kişinin nerede öleceği bilgisinin Allah katında olduğunu bildirerek sona erer.

### Fazileti

Sure bilgileri Yasin Suresi uygulaması için hazırlanmıştır.

- [Önceki sure 30. Rum Suresi](https://yasin.suresi.gen.tr/rum-suresi/)
- [Sonraki sure 32. Secde Suresi](https://yasin.suresi.gen.tr/secde-suresi/)
