# Necm Suresi سورة النجم

> Necm Suresi Arapça metni, Türkçe okunuşu ve meali, ayet ayet. Mekke'de inen Necm suresi 62 ayettir. Hz. Peygamber'e gelen vahyin gerçekliğini ve onun…

Kaynak: https://yasin.suresi.gen.tr/necm-suresi/  
Son güncelleme: 2026-10-15T23:47:59+03:00

53. sure · Cüz 27

62 ayet · Mekkî · İniş sırası: 23

Mekke'de inen Necm suresi 62 ayettir. Hz. Peygamber'e gelen vahyin gerçekliğini ve onun Cebrâil'i görmesini anlatır; putperestliğin dayanaksızlığını ve herkesin kendi amelinden sorumlu olduğunu bildirir.

## Necm Suresi Arapça, okunuşu ve meali

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ  
Bismillahir rahmanir rahim.  
Bismillâhirrahmânirrahîm

**1.** وَالنَّجْمِ اِذَا هَوٰىۙ ﴿١﴾  
Okunuşu: Ven necmi iza heva.  
Meali: Battığı zaman yıldıza andolsun ki,

**2.** مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوٰىۚ ﴿٢﴾  
Okunuşu: Ma dalle sahıbukum ve ma gava.  
Meali: arkadaşınız (Muhammed) sapmadı ve bâtıla inanmadı;

**3.** وَمَا يَنْطِقُ عَنِ الْهَوٰىۜ ﴿٣﴾  
Okunuşu: Ve ma yentıku anil heva.  
Meali: o, arzusuna göre de konuşmaz.

**4.** اِنْ هُوَ اِلَّا وَحْيٌ يُوحٰىۙ ﴿٤﴾  
Okunuşu: İn huve illa vahyun yuha.  
Meali: O, kendisine vahyedilen vahiyden başka bir şey değildir.

**5.** عَلَّمَهُ شَد۪يدُ الْقُوٰىۙ ﴿٥﴾  
Okunuşu: Allemehu şedidul kuva.  
Meali: Çünkü onu güçlü kuvvetli ve üstün yaratılışlı biri (Cebrail) öğretti.

**6.** ذُومِرَّةٍۜ فَاسْتَوٰىۙ ﴿٦﴾  
Okunuşu: Zu mirreh, festeva.  
Meali: Asıl şekliyle doğruldu.

**7.** وَهُوَ بِالْاُفُقِ الْاَعْلٰىۜ ﴿٧﴾  
Okunuşu: Ve huve bil ufukil a'la.  
Meali: Sonra en yüksek ufukta iken.

**8.** ثُمَّ دَنَا فَتَدَلّٰىۙ ﴿٨﴾  
Okunuşu: Summe dena fe tedella.  
Meali: Sonra (Muhammed'e) yaklaştı, derken daha da yaklaştı.

**9.** فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ اَوْ اَدْنٰىۚ ﴿٩﴾  
Okunuşu: Fe kane kabe kavseyni ev edna.  
Meali: O kadar ki (birleştirilmiş) iki yay arası kadar, hatta daha da yakın oldu.

**10.** فَاَوْحٰٓى اِلٰى عَبْدِه۪ مَٓا اَوْحٰىۜ ﴿١٠﴾  
Okunuşu: Fe evha ila abdihi ma evha.  
Meali: Bunun üzerine Allah, kuluna vahyini bildirdi.

**11.** مَا كَذَبَ الْفُؤٰ۬ادُ مَا رَاٰى ﴿١١﴾  
Okunuşu: Ma kezebel fuadu ma rea.  
Meali: (Gözleriyle) gördüğünü kalbi yalanlamadı.

**12.** اَفَتُمَارُونَهُ عَلٰى مَا يَرٰى ﴿١٢﴾  
Okunuşu: E fe tumar runehu ala ma yera.  
Meali: Onun gördükleri hakkında şimdi kendisi ile tartışacak mısınız?

**13.** وَلَقَدْ رَاٰهُ نَزْلَةً اُخْرٰىۙ ﴿١٣﴾  
Okunuşu: Ve lekad reahu nezleten uhra.  
Meali: Önceden bir defa daha görmüştü.

**14.** عِنْدَ سِدْرَةِ الْمُنْتَهٰى ﴿١٤﴾  
Okunuşu: İnde sidretil munteha.  
Meali: Andolsun onu, Sidretü’l Müntehâ'nın yanında

**15.** عِنْدَهَا جَنَّةُ الْمَأْوٰىۜ ﴿١٥﴾  
Okunuşu: İndeha cennetul me'va.  
Meali: cennetü’l-me’vâ da onun yanındadır.

**16.** اِذْ يَغْشَى السِّدْرَةَ مَا يَغْشٰىۙ ﴿١٦﴾  
Okunuşu: İz yagşes sidrete ma yagşa.  
Meali: Sidre'yi kaplayan kaplamıştı.

**17.** مَا زَاغَ الْبَصَرُ وَمَا طَغٰى ﴿١٧﴾  
Okunuşu: Ma zagal basaru ve ma tega.  
Meali: Gözü kaymadı ve sınırı aşmadı.

**18.** لَقَدْ رَاٰى مِنْ اٰيَاتِ رَبِّهِ الْـكُبْرٰى ﴿١٨﴾  
Okunuşu: Lekad rea min ayati rabbihil kubra.  
Meali: Andolsun o, Rabbinin en büyük âyetlerinden bir kısmını gördü.

**19.** اَفَرَاَيْتُمُ اللَّاتَ وَالْعُزّٰىۙ ﴿١٩﴾  
Okunuşu: E fe reeytumul late vel uzza.  
Meali: Gördünüz mü o Lât ve Uzzâ’yı?

**20.** وَمَنٰوةَ الثَّالِثَةَ الْاُخْرٰى ﴿٢٠﴾  
Okunuşu: Ve menates salisetel uhra.  
Meali: Ve üçüncüleri olan ötekini, Menât'ı.

**21.** اَلَـكُمُ الذَّكَرُ وَلَهُ الْاُنْثٰى ﴿٢١﴾  
Okunuşu: E lekumuz zekeru ve lehul unsa.  
Meali: Demek erkek size, dişi O’na öyle mi?

**22.** تِلْكَ اِذاً قِسْمَةٌ ض۪يزٰى ﴿٢٢﴾  
Okunuşu: Tilke izen kısmetun diza.  
Meali: O zaman bu, insafsızca bir taksim!

**23.** اِنْ هِيَ اِلَّٓا اَسْمَٓاءٌ سَمَّيْتُمُوهَٓا اَنْتُمْ وَاٰبَٓاؤُ۬كُمْ مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ بِهَا مِنْ سُلْطَانٍۜ اِنْ يَتَّبِعُونَ اِلَّا الظَّنَّ وَمَا تَهْوَى الْاَنْفُسُۚ وَلَقَدْ جَٓاءَهُمْ مِنْ رَبِّهِمُ الْهُدٰىۜ ﴿٢٣﴾  
Okunuşu: İn hiye illa esmaun semmeytumuha entum ve abaukum ma enzelallahu biha min sultan, in yettebiune illez zanne ve ma tehvel enfus, ve lekad caehum min rabbihimul huda.  
Meali: Bunlar (putlar), sizin ve atalarınızın taktığı isimlerden başka bir şey değildir. Allah onlar hakkında hiçbir delil indirmemiştir. Onlar ancak zanna ve nefislerinin arzusuna uyuyorlar. Halbuki kendilerine Rableri tarafından yol gösterici gelmiştir.

**24.** اَمْ لِلْاِنْسَانِ مَا تَمَنّٰىۘ ﴿٢٤﴾  
Okunuşu: Em lil insani ma temenna.  
Meali: Yoksa insan, her arzu ettiği şeye sahip mi olacaktır?

**25.** فَلِلّٰهِ الْاٰخِرَةُ وَالْاُو۫لٰى۟ ﴿٢٥﴾  
Okunuşu: Fe lillahil ahiretu vel ula.  
Meali: Ahiret de dünya da Allah'ındır.

**26.** وَكَمْ مِنْ مَلَكٍ فِي السَّمٰوَاتِ لَا تُغْن۪ي شَفَاعَتُهُمْ شَيْـٔاً اِلَّا مِنْ بَعْدِ اَنْ يَأْذَنَ اللّٰهُ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيَرْضٰى ﴿٢٦﴾  
Okunuşu: Ve kem min melekin fis semavati la tugni şefaatuhum şey'en illa min ba'di en ye'zenallahu limen yeşau ve yerda.  
Meali: Göklerde nice melek var ki onların şefaatleri, dilediği ve hoşnut olduğu kimse için Allah'ın izin vermesi dışında, bir işe yaramaz.

**27.** اِنَّ الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ لَيُسَمُّونَ الْمَلٰٓئِكَةَ تَسْمِيَةَ الْاُنْثٰى ﴿٢٧﴾  
Okunuşu: İnnellezine la yu'minune bil ahireti le yusemmunel melaikete tesmiyetel unsa.  
Meali: Ahirete inanmayanlar, meleklere dişilerin adlarını takıyorlar.

**28.** وَمَا لَهُمْ بِه۪ مِنْ عِلْمٍۜ اِنْ يَتَّبِعُونَ اِلَّا الظَّنَّۚ وَاِنَّ الظَّنَّ لَا يُغْن۪ي مِنَ الْحَقِّ شَيْـٔاًۚ ﴿٢٨﴾  
Okunuşu: Ve ma lehum bihi min ilm, in yettebiune illez zann, ve innez zanne la yugni minel hakkı şey'a.  
Meali: Halbuki onların bu hususta hiç bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Zan ise hiç şüphesiz hakikat bakımından bir şey ifade etmez.

**29.** فَاَعْرِضْ عَنْ مَنْ تَوَلّٰى عَنْ ذِكْرِنَا وَلَمْ يُرِدْ اِلَّا الْحَيٰوةَ الدُّنْيَاۜ ﴿٢٩﴾  
Okunuşu: Fe a'rıd an men tevella an zikrina ve lem yurid illel hayated dunya.  
Meali: Onun için sen bizi anmaktan yüz çeviren ve dünya hayatından başka bir şey istemeyen kimselere yüz verme.

**30.** ذٰلِكَ مَبْلَغُهُمْ مِنَ الْعِلْمِۜ اِنَّ رَبَّكَ هُوَ اَعْلَمُ بِمَنْ ضَلَّ عَنْ سَب۪يلِه۪ وَهُوَ اَعْلَمُ بِمَنِ اهْتَدٰى ﴿٣٠﴾  
Okunuşu: Zalike mebleguhum minel ilm, inne rabbeke huve a'lemu bi men dalle an sebilihi ve huve a'lemu bi menihteda.  
Meali: İşte onların erişebilecekleri bilgi budur. Şüphesiz ki senin Rabbin, evet O, yolundan sapan daha iyi bilir. O, hidayette olanı da çok iyi bilir.

**31.** وَلِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۙ لِيَجْزِيَ الَّذ۪ينَ اَسَٓاؤُ۫ا بِمَا عَمِلُوا وَيَجْزِيَ الَّذ۪ينَ اَحْسَنُوا بِالْحُسْنٰىۚ ﴿٣١﴾  
Okunuşu: Ve lillahi ma fis semavati ve ma fil ardı li yecziyellezine esau bima amilu ve yecziyellezine ahsenu bil husna.  
Meali: Göklerde ve yerde bulunanlar hep Allah'ındır. Bu, Allah'ın, kötülük edenleri yaptıklarıyla cezalandırması, güzel davrananları da daha güzeliyle mükâfatlandırması içindir.

**32.** اَلَّذ۪ينَ يَجْتَنِبُونَ كَـبَٓائِرَ الْاِثْمِ وَالْفَوَاحِشَ اِلَّا اللَّمَمَۜ اِنَّ رَبَّكَ وَاسِعُ الْمَغْفِرَةِۜ هُوَ اَعْلَمُ بِكُمْ اِذْ اَنْشَاَكُمْ مِنَ الْاَرْضِ وَاِذْ اَنْتُمْ اَجِنَّةٌ ف۪ي بُطُونِ اُمَّهَاتِكُمْۚ فَلَا تُزَكُّٓوا اَنْفُسَكُمْۜ هُوَ اَعْلَمُ بِمَنِ اتَّقٰى۟ ﴿٣٢﴾  
Okunuşu: Ellezine yectenibune kebairel ismi vel fevahışe lemem, inne rabbeke vasiul magfireh, huve a'lemu bikum iz enşeekum minel ardı ve iz entum e cinnetun fi butuni ummehatikum, fe la tuzekku enfusekum, huve a'lemu bi menitteka.  
Meali: Ufak tefek kusurları dışında, büyük günahlardan ve edepsizliklerden kaçınanlara gelince, bil ki Rabbin, affı bol olandır. O, sizi daha topraktan yarattığı zaman ve siz annelerinizin karınlarında bulunduğunuz sırada (bile), sizi en iyi bilendir. Bunun için kendinizi temize çıkarmayın. Çünkü O, kötülükten sakınanı daha iyi bilir.

**33.** اَفَرَاَيْتَ الَّذ۪ي تَوَلّٰىۙ ﴿٣٣﴾  
Okunuşu: E fe re'eytellezi tevella.  
Meali: Gördün mü arkasını döneni?

**34.** وَاَعْطٰى قَل۪يلاً وَاَكْدٰى ﴿٣٤﴾  
Okunuşu: Ve a'ta kalilen ve ekda.  
Meali: Azıcık verip sonra vermemekte direneni?

**35.** اَعِنْدَهُ عِلْمُ الْغَيْبِ فَهُوَ يَرٰى ﴿٣٥﴾  
Okunuşu: E indehu ilmul gaybi fe huve yera.  
Meali: Acaba gaybın bilgisi kendi yanındadır da o görüyor mu?

**36.** اَمْ لَمْ يُنَبَّأْ بِمَا ف۪ي صُحُفِ مُوسٰىۙ ﴿٣٦﴾  
Okunuşu: Em lem yunebbe' bima fi suhufi musa.  
Meali: Yoksa, Musa’nın ve ahdine vefa gösteren kendisine haber verilmedi mi?

**37.** وَاِبْرٰه۪يمَ الَّذ۪ي وَفّٰىۙ ﴿٣٧﴾  
Okunuşu: Ve ibrahimellezi veffa.  
Meali: İbrahim’in sahifelerinde yazılı olanlar kendisine haber verilmedi mi?

**38.** اَلَّا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرٰىۙ ﴿٣٨﴾  
Okunuşu: Ella teziru vaziretun vizre uhra.  
Meali: Gerçekten hiçbir günahkâr, başkasının günah yükünü yüklenemez.

**39.** وَاَنْ لَيْسَ لِلْاِنْسَانِ اِلَّا مَا سَعٰىۙ ﴿٣٩﴾  
Okunuşu: Ve en leyse lil insani illa ma sea.  
Meali: Bilsin ki insan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur.

**40.** وَاَنَّ سَعْيَهُ سَوْفَ يُرٰىۖ ﴿٤٠﴾  
Okunuşu: Ve enne sa'yehu sevfe yura.  
Meali: Ve çalışması da ileride görülecektir.

**41.** ثُمَّ يُجْزٰيهُ الْجَزَٓاءَ الْاَوْفٰىۙ ﴿٤١﴾  
Okunuşu: Summe yuczahul cezael evfa.  
Meali: Sonra ona karşılığı tastamam verilecektir

**42.** وَاَنَّ اِلٰى رَبِّكَ الْمُنْتَهٰىۙ ﴿٤٢﴾  
Okunuşu: Ve enne ila rabbikel munteha.  
Meali: ve şüphesiz en son varış Rabbinedir.

**43.** وَاَنَّهُ هُوَ اَضْحَكَ وَاَبْكٰىۙ ﴿٤٣﴾  
Okunuşu: Ve ennehu huve adhake ve ebka.  
Meali: Doğrusu güldüren de ağlatan da O’dur.

**44.** وَاَنَّهُ هُوَ اَمَاتَ وَاَحْيَاۙ ﴿٤٤﴾  
Okunuşu: Ve ennehu huve emate ve ahya.  
Meali: Öldüren de dirilten de O’dur.

**45.** وَاَنَّهُ خَلَقَ الزَّوْجَيْنِ الذَّكَرَ وَالْاُنْثٰىۙ ﴿٤٥﴾  
Okunuşu: Ve ennehu halakaz zevceyniz zekere vel unsa.  
Meali: Şurası muhakkak ki (rahime) erkek ve dişiden ibaret olan iki çifti O yarattı.

**46.** مِنْ نُطْفَةٍ اِذَا تُمْنٰىۖ ﴿٤٦﴾  
Okunuşu: Min nutfetin iza tumna.  
Meali: Atıldığında nutfeden.

**47.** وَاَنَّ عَلَيْهِ النَّشْاَةَ الْاُخْرٰىۙ ﴿٤٧﴾  
Okunuşu: Ve enne aleyhin neş'etel uhra.  
Meali: Şüphesiz tekrar diriltmek de O'na aittir.

**48.** وَاَنَّهُ هُوَ اَغْنٰى وَاَقْنٰىۙ ﴿٤٨﴾  
Okunuşu: Ve ennehu huve agna ve akna.  
Meali: Zengin eden de yoksul kılan da O'dıır.

**49.** وَاَنَّهُ هُوَ رَبُّ الشِّعْرٰىۙ ﴿٤٩﴾  
Okunuşu: Ve ennehu huve rabbuş şı'ra.  
Meali: Doğrusu Şi’râ yıldızının Rabbi de O'dur.

**50.** وَاَنَّـهُٓ اَهْلَكَ عَاداًۨ الْاُو۫لٰىۙ ﴿٥٠﴾  
Okunuşu: Ve ennehu ehleke adenil ula.  
Meali: Ve şüphesiz ki önceki Âd kavmini O helâk etti.

**51.** وَثَمُودَا۬ فَمَٓا اَبْـقٰىۙ ﴿٥١﴾  
Okunuşu: Ve semude fema ebka.  
Meali: Semûd’u da (O helâk etti) ve geriye hiçbir şey bırakmadı.

**52.** وَقَوْمَ نُوحٍ مِنْ قَبْلُۜ اِنَّهُمْ كَانُوا هُمْ اَظْلَمَ وَاَطْغٰىۜ ﴿٥٢﴾  
Okunuşu: Ve kavme nuhın min kabl, innehum kanu hum azleme ve atga.  
Meali: Daha önce de çok zalim ve pek azgın olan Nuh kavmini (helâk etmişti).

**53.** وَالْمُؤْتَفِكَةَ اَهْوٰىۙ ﴿٥٣﴾  
Okunuşu: Vel mu'tefikete ehva.  
Meali: Altüst olan şehirleri de o böyle yaptı.

**54.** فَغَشّٰيهَا مَا غَشّٰىۚ ﴿٥٤﴾  
Okunuşu: Fe gaşşaha ma gaşşa.  
Meali: Onların başına getireceğini getirdi!

**55.** فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكَ تَتَمَارٰى ﴿٥٥﴾  
Okunuşu: Fe bi eyyi alai rabbike tetemara.  
Meali: Şimdi Rabbinin nimetlerinin hangisinde şüpheye düşersin.

**56.** هٰذَا نَذ۪يرٌ مِنَ النُّذُرِ الْاُو۫لٰى ﴿٥٦﴾  
Okunuşu: Haza nezirun minen nuzuril ula.  
Meali: İşte bu ilk uyarıcılardan bir uyarıcıdır.

**57.** اَزِفَتِ الْاٰزِفَةُۚ ﴿٥٧﴾  
Okunuşu: Ezifetil azifeh.  
Meali: Yaklaşan yaklaştı.

**58.** لَيْسَ لَهَا مِنْ دُونِ اللّٰهِ كَاشِفَةٌ ﴿٥٨﴾  
Okunuşu: Leyse leha min dunillahi kaşifeh.  
Meali: Onu (vaktini) Allah’tan başka açığa çıkaracak yoktur.

**59.** اَفَمِنْ هٰذَا الْحَد۪يثِ تَعْجَبُونَۙ ﴿٥٩﴾  
Okunuşu: E fe min hazel hadisi ta'cebun.  
Meali: Şimdi siz bu söze (Kur’an'a) mı şaşıyorsunuz?

**60.** وَتَضْحَكُونَ وَلَا تَبْكُونَۙ ﴿٦٠﴾  
Okunuşu: Ve tedhakune ve la tebkun.  
Meali: Gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz!

**61.** وَاَنْتُمْ سَامِدُونَ ﴿٦١﴾  
Okunuşu: Ve entum samidun.  
Meali: Ve siz gaflet içinde oyalanmaktasınız!

**62.** (Secde ayeti) فَاسْجُدُوا لِلّٰهِ وَاعْبُدُوا ﴿٦٢﴾  
Okunuşu: Fescudu lillahi va'budu.  
Meali: Haydi Allah'a secde edip O’na kulluk edin!

## Sure hakkında

Sure adını, ilk ayetteki "Battığı zaman yıldıza andolsun" yeminindeki "necm" (yıldız) kelimesinden alır. Sure Mekke'de inmiştir ve 62 ayettir. Mushafta 53. sırada bulunur ve 27. cüzde yer alır; iniş sırasına göre 23. suredir.

Son ayetinde tilâvet secdesi vardır. Buhârî'de yer alan bir rivayete göre Abdullah b. Mes'ûd, içinde secde ayeti bulunan ilk surenin Necm olduğunu ve Hz. Peygamber'in onu okuyup secde ettiğini söylemiştir. Surenin 1-18. ayetleri, müfessirlerin çoğunluğuna göre Hz. Peygamber'in Cebrâil'i asıl suretinde görmesini anlatır; Mi'rac ile ilişkilendirilen Sidretü'l-müntehâ da bu ayetlerde geçer.

### Nüzulü

Sure, Mekke döneminin ilk yıllarında inmiştir. Buhârî'nin İbn Abbas'tan naklettiği bir rivayete göre Hz. Peygamber bu sureyi okuyup sonunda secde etmiş, orada bulunan Müslümanlar ve müşrikler de onunla birlikte secdeye kapanmıştır. İbn Mes'ûd'un rivayetinde ise orada bulunanlardan yalnızca yaşlı bir adamın secde etmeyip yerden bir avuç çakıl ya da toprak alarak alnına götürdüğü ve "Bu bana yeter" dediği anlatılır.

Siyer kaynaklarında bu olayın ardından Habeşistan'daki Müslümanlar arasında Mekkelilerin İslâm'a girdiği yönünde bir söylentinin yayıldığı ve bazı muhacirlerin geri döndüğü nakledilir. Bu bilgi, surenin nübüvvetin beşinci yılı civarında indiğini düşündürür.

### Konusu

Sure, battığında yıldıza yeminle başlar ve Hz. Peygamber'in yolunu şaşırmadığını, hevasından konuşmadığını, söylediklerinin kendisine vahyedilen bir vahiy olduğunu bildirir. Ona vahyi büyük güç sahibi bir meleğin öğrettiği, Hz. Peygamber'in onu ufukta ve bir kez de Sidretü'l-müntehâ'nın yanında gördüğü anlatılır.

Ardından müşriklerin taptığı Lât, Uzzâ ve Menât'ın, kendilerinin ve atalarının koyduğu isimlerden ibaret olduğu bildirilir. Meleklerin şefaatinin ancak Allah'ın izin verdiği kimseler için olacağı, zannın hakka karşı hiçbir şey ifade etmediği vurgulanır. Küçük kusurlar dışında büyük günahlardan ve çirkin işlerden kaçınanlara Allah'ın bağışlamasının geniş olduğu belirtilir. Hz. Mûsâ'nın ve Hz. İbrâhim'in sahifelerindeki ilkeler sıralanır: Kimse başkasının günah yükünü taşımaz, insan için ancak çalıştığının karşılığı vardır, son varış Rabbinedir; güldüren ve ağlatan, öldüren ve dirilten O'dur. Âd, Semûd ve Nûh kavminin helâki hatırlatılır. Sure, yaklaşmakta olan kıyamete dikkat çekerek Allah'a secde etmeye ve O'na kulluk etmeye çağırır.

### Fazileti

Sure bilgileri Yasin Suresi uygulaması için hazırlanmıştır.

- [Önceki sure 52. Tur Suresi](https://yasin.suresi.gen.tr/tur-suresi/)
- [Sonraki sure 54. Kamer Suresi](https://yasin.suresi.gen.tr/kamer-suresi/)
