# Rad Suresi سورة الرعد

> Rad Suresi Arapça metni, Türkçe okunuşu ve meali, ayet ayet. Mekkî mi Medenî mi olduğu âlimler arasında tartışmalı olan Ra'd suresi 43 ayettir. Kâinattaki…

Kaynak: https://yasin.suresi.gen.tr/rad-suresi/  
Son güncelleme: 2026-10-15T23:47:59+03:00

13. sure · Cüz 13

43 ayet · Medenî · İniş sırası: 96

Mekkî mi Medenî mi olduğu âlimler arasında tartışmalı olan Ra'd suresi 43 ayettir. Kâinattaki deliller üzerinden Allah'ın birliğini ve kudretini, vahyin hak oluşunu ve ahiret inancını işler.

## Rad Suresi Arapça, okunuşu ve meali

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ  
Bismillahir rahmanir rahim.  
Bismillâhirrahmânirrahîm

**1.** الٓمٓرٰ ۠تِلْكَ اٰيَاتُ الْكِتَابِۜ وَالَّـذ۪ٓي اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ الْحَقُّ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يُؤْمِنُونَ ﴿١﴾  
Okunuşu: Elif lam mim ra tilke ayatul kitab, vellezi unzile ileyke min rabbikel hakku ve lakinne ekseren nasi la yu'minun.  
Meali: Elif. Lâm. Mim. Râ. Bunlar, Kitab'ın âyetleridir. Sana Rabbinden indirilen haktır, fakat insanların çoğu inanmazlar.

**2.** اَللّٰهُ الَّذ۪ي رَفَعَ السَّمٰوَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا ثُمَّ اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَۜ كُلٌّ يَجْر۪ي لِاَجَلٍ مُسَمًّىۜ يُدَبِّرُ الْاَمْرَ يُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ لَعَلَّكُمْ بِلِقَٓاءِ رَبِّكُمْ تُوقِنُونَ ﴿٢﴾  
Okunuşu: Allahullezi refeas semavati bi gayri amedin terevneha summesteva alel arşı ve sehhareş şemse vel kamer, kullun yecri li ecelin musemma, yudebbirul emre yufassılul ayati leallekum bi likai rabbikum tukınun."  
Meali: Görmekte olduğunuz gökleri direksiz olarak yükselten, sonra Arş'a istivâ eden, güneşi ve ayı emrine boyun eğdiren Allah'tır. (Bunların) her biri muayyen bir vakte kadar akıp gitmektedir. O, Rabbinize kavuşacağınıza kesin olarak inanmanız için her işi düzenleyip âyetleri açıklamaktadır.

**3.** وَهُوَ الَّذ۪ي مَدَّ الْاَرْضَ وَجَعَلَ ف۪يهَا رَوَاسِيَ وَاَنْهَاراًۜ وَمِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ جَعَلَ ف۪يهَا زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ يُغْشِي الَّيْلَ النَّهَارَۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ ﴿٣﴾  
Okunuşu: Ve huvellezi meddel arda ve ceale fiha revasiye ve enhara, ve min kullis semerati ceale fiha zevceynisneyni yugşil leylen nehar, inne fi zalike le ayatin li kavmin yetefekkerun.  
Meali: Yeri döşeyen, onda oturaklı dağlar ve ırmaklar yaratan ve orada bütün meyvelerden çifter çifter yaratan O'dur. Geceyi de gündüzün üzerine O örtüyor. Şüphesiz bütün bunlarda düşünen bir toplum için ibretler vardır.

**4.** وَفِي الْاَرْضِ قِطَعٌ مُتَجَاوِرَاتٌ وَجَنَّاتٌ مِنْ اَعْنَابٍ وَزَرْعٌ وَنَخ۪يلٌ صِنْوَانٌ وَغَيْرُ صِنْوَانٍ يُسْقٰى بِمَٓاءٍ وَاحِدٍ۠ وَنُفَضِّلُ بَعْضَهَا عَلٰى بَعْضٍ فِي الْاُكُلِۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ ﴿٤﴾  
Okunuşu: Ve fil ardı kıtaun mutecaviratun ve cennatun min a'nabin ve zer'un ve nahilun sınvanun ve gayru sınvanin yuska bi main vahid, ve nufaddılu ba'deha ala ba'dın fil ukul, inne fi zalike le ayatin li kavmin ya'kılun.  
Meali: Yeryüzünde birbirine komşu kıtalar, üzüm bağları, ekinler, bir kökten ve çeşitli köklerden dallanmış hurma ağaçları vardır. Bunların hepsi bir su ile sulanır. (Böyle iken) yemişlerinde onların bir kısmını bir kısmına üstün kılarız. İşte bunlarda akıllarını kullanan bir toplum için ibretler vardır.

**5.** وَاِنْ تَعْجَبْ فَعَجَبٌ قَوْلُهُمْ ءَاِذَا كُنَّا تُرَاباً ءَاِنَّا لَف۪ي خَلْقٍ جَد۪يدٍۜ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِرَبِّهِمْۚ وَاُو۬لٰٓئِكَ الْاَغْلَالُ ف۪ٓي اَعْنَاقِهِمْۚ وَاُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ النَّارِۚ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ ﴿٥﴾  
Okunuşu: Ve in ta'ceb fe acebun kavluhum e iza kunna turaben e inna le fi halkın cedid, ulaikellezine keferu bi rabbihim, ve ulaikel aglalu fi a'nakıhim, ve ulaike ashabun nar, hum fiha halidun.  
Meali: (Rasûlüm! Kâfirlerin seni yalanlamalarına) şaşıyorsan, asıl şaşılacak şey onların: «Biz toprak olduğumuz zaman yeniden mi yaratılacağız?» demeleridir. İşte onlar, Rablerini inkâr edenlerdir; işte onlar (kıyamet gününde) boyunlarında tasmalar bulunanlardır. Ve onlar ateş ehlidir. Onlar, orada ebedî kalacaklardır!

**6.** وَيَسْتَعْجِلُونَكَ بِالسَّيِّئَةِ قَبْلَ الْحَسَنَةِ وَقَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِمُ الْمَثُلَاتُۜ وَاِنَّ رَبَّكَ لَذُو مَغْفِرَةٍ لِلنَّاسِ عَلٰى ظُلْمِهِمْۚ وَاِنَّ رَبَّكَ لَشَد۪يدُ الْعِقَابِ ﴿٦﴾  
Okunuşu: Ve yesta'ciluneke bis seyyieti kablel haseneti ve kad halet min kablihimul mesulat, ve inne rabbeke lezu magfiretin lin nasi ala zulmihim, ve inne rabbeke le şedidul ıkab.  
Meali: Müşrikler senden, iyilikten önce (kendilerine) alelacele kötülük gelmesini istemektedirler. Halbuki onlardan önce ibret alınacak nice azap örnekleri gelip geçmiştir. Doğrusu insanlar kötülük ettikleri halde Rabbin onlar için mağfiret sahibidir. (Bununla beraber) Rabbinin azabı da çok şiddetlidir.

**7.** وَيَقُولُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَوْلَٓا اُنْزِلَ عَلَيْهِ اٰيَةٌ مِنْ رَبِّه۪ۜ اِنَّـمَٓا اَنْتَ مُنْذِرٌ وَلِكُلِّ قَوْمٍ هَادٍ۟ ﴿٧﴾  
Okunuşu: Ve yekulullezine keferu lev la unzile aleyhi ayetun min rabbih, innema ente munzirun ve li kulli kavmin had.  
Meali: Kâfirler diyorlar ki: Ona Rabbinden bir mucize indirilseydi ya! (Halbuki) sen ancak bir uyarıcısın ve her toplumun bir rehberi vardır.

**8.** اَللّٰهُ يَعْلَمُ مَا تَحْمِلُ كُلُّ اُنْثٰى وَمَا تَغ۪يضُ الْاَرْحَامُ وَمَا تَزْدَادُۜ وَكُلُّ شَيْءٍ عِنْدَهُ بِمِقْدَارٍ ﴿٨﴾  
Okunuşu: Allahu ya'lemu ma tahmilu kullu unsa ve ma tegidul erhamu ve ma tezdad, ve kullu şey'in indehu bi mıkdar.  
Meali: Her dişinin neye gebe kalacağını, rahimlerin neyi eksik, neyi ziyade edeceğini Allah bilir. Onun katında her şey ölçü iledir.

**9.** عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ الْكَب۪يرُ الْمُتَعَالِ ﴿٩﴾  
Okunuşu: Alimul gaybi veş şehadetil kebirul muteal.  
Meali: O, görüleni de görülmeyeni de bilir; çok büyüktür, yücedir.

**10.** سَوَٓاءٌ مِنْكُمْ مَنْ اَسَرَّ الْقَوْلَ وَمَنْ جَهَرَ بِه۪ وَمَنْ هُوَ مُسْتَخْفٍ بِالَّيْلِ وَسَارِبٌ بِالنَّهَارِ ﴿١٠﴾  
Okunuşu: Sevaun minkum men eserrel kavle ve men cehere bihi ve men huve mustahfin bil leyli ve saribun bin nehar.  
Meali: Sizden, sözü gizleyenle onu açığa vuran, geceleyin gizlenenle gündüzün yürüyen (onun ilminde) eşittir.

**11.** لَهُ مُعَقِّبَاتٌ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِه۪ يَحْفَظُونَهُ مِنْ اَمْرِ اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُغَيِّرُ مَا بِقَوْمٍ حَتّٰى يُغَيِّرُوا مَا بِاَنْفُسِهِمْۜ وَاِذَٓا اَرَادَ اللّٰهُ بِقَوْمٍ سُٓوءاً فَلَا مَرَدَّ لَهُۚ وَمَا لَهُمْ مِنْ دُونِه۪ مِنْ وَالٍ ﴿١١﴾  
Okunuşu: Lehu muakkibatun min beyni yedeyhi ve min halfihi yahfezunehu min emrillah, innallahe la yugayyiru ma bi kavmin hatta yugayyiru ma bi enfusihim, ve iza eradallahu bi kavmin suen fe la meredde leh, ve ma lehum min dunihi min val.  
Meali: Onun önünde ve arkasında Allah'ın emriyle onu koruyan takipçiler (melekler) vardır. Bir toplum kendilerindeki (nimet ve afiyet gibi) özellikleri değiştirip bozmadıkça Allah, onlarda bulunanı değiştirip (onları helâk et) mez. Allah bir topluma kötülük diledi mi, artık onun için geri çevrilme diye bir şey yoktur. Onların Allah'tan başka yardımcıları da yoktur.

**12.** هُوَ الَّذ۪ي يُر۪يكُمُ الْبَرْقَ خَوْفاً وَطَمَعاً وَيُنْشِئُ السَّحَابَ الثِّقَالَۚ ﴿١٢﴾  
Okunuşu: Huveellezi yurikumul berka havfen ve tamean ve yunşius sehabes sikal.  
Meali: O, size korku ve ümit içinde şimşeği gösteren ve (yağmur dolu) ağır bulutları meydana getirendir.

**13.** وَيُسَبِّحُ الرَّعْدُ بِحَمْدِه۪ وَالْمَلٰٓئِكَةُ مِنْ خ۪يفَتِه۪ۚ وَيُرْسِلُ الصَّوَاعِقَ فَيُص۪يبُ بِهَا مَنْ يَشَٓاءُ وَهُمْ يُجَادِلُونَ فِي اللّٰهِۚ وَهُوَ شَد۪يدُ الْمِحَالِۜ ﴿١٣﴾  
Okunuşu: Ve yusebbihur ra'du bi hamdihi vel melaiketu min hifetih, ve yursilus savaıka fe yusibu biha men ye?au ve hum yucadilune fillah, ve huve ?edidul mihal.  
Meali: Gök gürültüsü Allah'ı hamd ile tesbih eder. Melekler de O'nun heybetinden dolayı tesbih ederler. Onlar, Allah hakkında mücâdele edip dururken O, yıldırımlar gönderip onlarla dilediğini çarpar. Ve o, azabı pek şiddetli olandır .

**14.** لَهُ دَعْوَةُ الْحَقِّۜ وَالَّذ۪ينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِه۪ لَا يَسْتَج۪يبُونَ لَهُمْ بِشَيْءٍ اِلَّا كَبَاسِطِ كَفَّيْهِ اِلَى الْمَٓاءِ لِيَبْلُغَ فَاهُ وَمَا هُوَ بِبَالِغِه۪ۜ وَمَا دُعَٓاءُ الْكَافِر۪ينَ اِلَّا ف۪ي ضَلَالٍ ﴿١٤﴾  
Okunuşu: Lehu da'vetul hakk, vellezine yed'une min dunihi la yestecibune lehum bi şey'in illa kebasitı keffeyhi ilel mai li yebluga fahu ve ma huve bi baligıh, ve ma duaul kafirine illa fi dalal.  
Meali: Hak olan duâ (Lâ ilâhe illallâh, Allah’tan başka hakkıyla ibâdete lâyık hiçbir ilah yoktur,) yalnız O'na mahsustur. Ondan başkasına dua edenlere, (yalvarıp yakaranlara), onlar hiçbir şekilde cevap veremezler. Bu, ağzına gelmesi için suya avuç açan kimse gibidir ki, su, ona asla gitmez. İşte kâfirlerin duası da, böyle boşunadır.

**15.** (Secde ayeti) وَلِلّٰهِ يَسْجُدُ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ طَوْعاً وَكَرْهاً وَظِلَالُهُمْ بِالْغُدُوِّ وَالْاٰصَالِ ﴿١٥﴾  
Okunuşu: Ve lillahi yescudu men fis semavati vel ardı tav'an ve kerhen ve zilaluhum bil guduvvi vel asal.  
Meali: Göklerde ve yerde bulunanlar da onların gölgeleri de sabah akşam ister istemez sadece Allah'a secde ederler.

**16.** قُلْ مَنْ رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ قُلِ اللّٰهُۜ قُلْ اَفَاتَّخَذْتُمْ مِنْ دُونِه۪ٓ اَوْلِيَٓاءَ لَا يَمْلِكُونَ لِاَنْفُسِهِمْ نَفْعاً وَلَا ضَراًّۜ قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الْاَعْمٰى وَالْبَص۪يرُۙ اَمْ هَلْ تَسْتَوِي الظُّلُمَاتُ وَالنُّورُۚ اَمْ جَعَلُوا لِلّٰهِ شُرَكَٓاءَ خَلَقُوا كَخَلْقِه۪ فَتَشَابَهَ الْخَلْقُ عَلَيْهِمْۜ قُلِ اللّٰهُ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ وَهُوَ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ ﴿١٦﴾  
Okunuşu: Kul men rabbus semavati vel ard, kulillah, kul e fettehaztum min dunihi evliyae la yemlikune li enfusihim nef'an ve la darra, kul hel yestevil a'ma vel basiru em hel testeviz zulumatu ven nur, em cealu lillahi şurekae halaku ke halkıhi fe teşabehel halku aleyhim, kulillahu haliku kulli şey'in ve huvel vahidul kahhar.  
Meali: (Rasûlüm!) De ki: «Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?» De ki: «Allah'tır.» O halde de ki: «O'nu bırakıp da kendilerine fayda ya da zarar verme gücüne sahip olmayan dostlar mı edindiniz?» De ki: «Körle gören bir olur mu hiç? Ya da karanlıklarla aydınlık eşit olur mu?» Yoksa O’nun yarattığı gibi yaratan ortaklar buldular da bu yaratma onlarca birbirine benzer mi göründü? De ki: Allah her şeyi yaratandır. Ve O, birdir,her şeye gâliptir (ilâhlığa ve ibadete layık olan sadece odur)."

**17.** اَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَسَالَتْ اَوْدِيَةٌ بِقَدَرِهَا فَاحْتَمَلَ السَّيْلُ زَبَداً رَابِياًۜ وَمِمَّا يُوقِدُونَ عَلَيْهِ فِي النَّارِ ابْتِغَٓاءَ حِلْيَةٍ اَوْ مَتَاعٍ زَبَدٌ مِثْلُهُۜ كَذٰلِكَ يَضْرِبُ اللّٰهُ الْحَقَّ وَالْبَاطِلَۜ فَاَمَّا الزَّبَدُ فَيَذْهَبُ جُفَٓاءًۚ وَاَمَّا مَا يَنْفَعُ النَّاسَ فَيَمْكُثُ فِي الْاَرْضِۜ كَذٰلِكَ يَضْرِبُ اللّٰهُ الْاَمْثَالَۜ ﴿١٧﴾  
Okunuşu: Enzele mines semai maen fe salet evdiyetun bi kaderiha fahtemeles seylu zebeden rabiya, ve mimma yukıdune aleyhi fin naribtigae hılyetin ev metaın zebedun misluh, kezalike yadribullahul hakka vel batıl, fe emmez zebedu fe yezhebu cufa', ve emma ma yenfaun nase fe yemkusufil ard, kezalike yadrıbullahul emsal.  
Meali: O, gökten su indirdi de vâdiler kendi hacimlerince sel olup aktı. Bu sel, üste çıkan bir köpüğü yüklenip götürdü. Süs veya (diğer) eşya yapmak isteyerek ateşte erittikleri şeylerden de buna benzer köpük olur, işte Allah hak ile bâtıla böyle misal verir. Köpük atılıp gider. İnsanlara fayda veren şeye gelince, o yeryüzünde kalır. İşte Allah böyle misaller getirir.

**18.** لِلَّذ۪ينَ اسْتَجَابُوا لِرَبِّهِمُ الْحُسْنٰىۜ وَالَّذ۪ينَ لَمْ يَسْتَج۪يبُوا لَهُ لَوْ اَنَّ لَهُمْ مَا فِي الْاَرْضِ جَم۪يعاً وَمِثْلَهُ مَعَهُ لَافْتَدَوْا بِه۪ۜ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ سُٓوءُ الْحِسَابِۙ وَمَأْوٰيهُمْ جَهَنَّمُۜ وَبِئْسَ الْمِهَادُ۟ ﴿١٨﴾  
Okunuşu: Lillezinestecabu li rabbihimul husna, vellezine lem yestecibu lehu lev enne lehum ma fil ardı cemian ve mislehu meahu leftedev bih, ulaike lehum suul hısabi ve me'vahum cehennem, ve bi'sel mihad.  
Meali: İşte Rablerinin emrine uyanlar için en güzel (mükâfat) vardır. Ona uymayanlara gelince, eğer yeryüzünde olanların tümü ile bunun yanında bir misli daha kendilerinin olsa, (kurtulmak için) onu mutlaka feda ederler. İşte onlar var ya, hesabın en kötüsü onlaradır. Varacakları yer de cehennemdir. O ne kötü yataktır!

**19.** اَفَمَنْ يَعْلَمُ اَنَّـمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ الْحَقُّ كَمَنْ هُوَ اَعْمٰىۜ اِنَّمَا يَتَذَكَّرُ اُو۬لُوا الْاَلْبَابِۙ ﴿١٩﴾  
Okunuşu: E fe men ya'lemu ennema unzile ileyke min rabbikel hakku ke men huve a'ma, innema yetezekkeru ulul elbab.  
Meali: Rabbinden sana indirilenin hak olduğunu bilen kimse, (inkâr eden) kör kimse gibi olur mu? (Fakat bunu) ancak akıl sahipleri anlar.

**20.** اَلَّذ۪ينَ يُوفُونَ بِعَهْدِ اللّٰهِ وَلَا يَنْقُضُونَ الْم۪يثَاقَۙ ﴿٢٠﴾  
Okunuşu: Ellezine yufune bi ahdillahi ve la yenkudunel misak.  
Meali: Onlar, Allah'ın ahdini yerine getirenler ve verdikleri sözü bozmayanlardır.

**21.** وَالَّذ۪ينَ يَصِلُونَ مَٓا اَمَرَ اللّٰهُ بِه۪ٓ اَنْ يُوصَلَ وَيَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ وَيَخَافُونَ سُٓوءَ الْحِسَابِۜ ﴿٢١﴾  
Okunuşu: Vellezine yasılune ma emerallahu bihi en yusale ve yahşevne rabbehum ve yehafune suel hisab.  
Meali: Allah'ın birleştirilmesini emrettiği (akrabalık bağlarını) birleştirenler, Rablerinden korkanlar ve kötü hesaptan çekinen kimselerdir.

**22.** وَالَّذ۪ينَ صَبَرُوا ابْتِغَٓاءَ وَجْهِ رَبِّهِمْ وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَ وَاَنْفَقُوا مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ سِراًّ وَعَلَانِيَةً وَيَدْرَؤُ۫نَ بِالْحَسَنَةِ السَّيِّئَةَ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ عُقْبَى الدَّارِۙ ﴿٢٢﴾  
Okunuşu: Vellezine saberubtigae vechi rabbihim ve ekamus salate ve enfeku mimma rezaknahum sirren ve alaniyeten ve yedreune bil hasenetis seyyiete ulaike lehum ukbed dar.  
Meali: Yine onlar, Rablerinin rızasını isteyerek sabreden, namazı dosdoğru kılan, kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli ve açık olarak (Allah yolunda) harcayan ve kötülüğü iyilikle savan kimselerdir. İşte onlar var ya, âhiret yurdunda en güzel akıbet (Cennetler) bunlar içindir.

**23.** جَنَّاتُ عَدْنٍ يَدْخُلُونَهَا وَمَنْ صَلَحَ مِنْ اٰبَٓائِهِمْ وَاَزْوَاجِهِمْ وَذُرِّيَّاتِهِمْ وَالْمَلٰٓئِكَةُ يَدْخُلُونَ عَلَيْهِمْ مِنْ كُلِّ بَابٍۚ ﴿٢٣﴾  
Okunuşu: Cennatu adnin yedhuluneha ve men salaha min abaihim ve ezvacihim ve zurriyyatihim vel melaiketu yedhulune aleyhim min kulli bab.  
Meali: (O yurt) Adn cennetleridir; oraya babalarından, eşlerinden ve çocuklarından sâlih olanlarla beraber girecekler, melekler de her kapıdan onların yanına varacaklardır.

**24.** سَلَامٌ عَلَيْكُمْ بِمَا صَبَرْتُمْ فَنِعْمَ عُقْبَى الدَّارِۜ ﴿٢٤﴾  
Okunuşu: Selamun aleykum bi ma sabertum fe ni'me ukbed dar.  
Meali: (Melekler:) Sabrettiğinize karşılık size selam olsun! Dünya yurdunun sonu (cennet) ne güzeldir! (derler).

**25.** وَالَّذ۪ينَ يَنْقُضُونَ عَهْدَ اللّٰهِ مِنْ بَعْدِ م۪يثَاقِه۪ وَيَقْطَعُونَ مَٓا اَمَرَ اللّٰهُ بِه۪ٓ اَنْ يُوصَلَ وَيُفْسِدُونَ فِي الْاَرْضِۙ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمُ اللَّعْنَةُ وَلَهُمْ سُٓوءُ الدَّارِ ﴿٢٥﴾  
Okunuşu: Vellezine yankudune ahdallahi min ba'di misakıhi ve yaktaune ma emerallahu bihi en yusale ve yufsidune fil ardı ulaike lehumul la'netu ve lehum suud dar.  
Meali: Allah'a verdikleri sözü kuvvetle pekiştirdikten sonra bozanlar, Allah'ın riayet edilmesini emrettiği şeyleri (akrabalık bağlarını) terk edenler ve yeryüzünde fesat çıkaranlar; işte lânet onlar içindir. Ve kötü yurt (cehennem) onlarındır.

**26.** اَللّٰهُ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيَقْدِرُۜ وَفَرِحُوا بِالْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۜ وَمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا فِي الْاٰخِرَةِ اِلَّا مَتَاعٌ۟ ﴿٢٦﴾  
Okunuşu: Allahu yebsutur rızka li men yeşau ve yakdir, ve ferihu bil hayatid dunya, ve mal hayatud dunya fil ahıreti illa meta'u.  
Meali: Allah dilediğine rızkını bollaştırır da daraltır da. Onlar dünya hayatıyla şımardılar. Oysa ahiretin yanında dünya hayatı, geçici bir faydadan başka bir şey değildir.

**27.** وَيَقُولُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَوْلَٓا اُنْزِلَ عَلَيْهِ اٰيَةٌ مِنْ رَبِّه۪ۜ قُلْ اِنَّ اللّٰهَ يُضِلُّ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَهْد۪ٓي اِلَيْهِ مَنْ اَنَابَۚ ﴿٢٧﴾  
Okunuşu: Ve yekulullezine keferu lev la unzile aleyhi ayetun min rabbih, kul innallahe yudillu men yeşau ve yehdi ileyhi men enab.  
Meali: Kâfir olanlar diyorlar ki: «Ona Rabbinden bir mucize indirilmeli değil miydi?» De ki: Kuşkusuz Allah dilediğini saptırır, kendisine yöneleni de hidayete erdirir.

**28.** اَلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَتَطْمَئِنُّ قُلُوبُهُمْ بِذِكْرِ اللّٰهِۜ اَلَا بِذِكْرِ اللّٰهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُۜ ﴿٢٨﴾  
Okunuşu: Ellezine amenu ve tatmainnu kulubuhum bi zikrillah e la bi zikrillahi tatmainnul kulub.  
Meali: Bunlar, iman edenler ve gönülleri Allah'ın zikriyle sükûnete erenlerdir. Bilesiniz ki, kalpler ancak Allah'ı anmakla huzur bulur.

**29.** اَلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ طُوبٰى لَهُمْ وَحُسْنُ مَاٰبٍ ﴿٢٩﴾  
Okunuşu: Ellezine amenu ve amilus salihati tuba lehum ve husnu meab.  
Meali: İman edenler ve sâlih amel işleyenler için iyi bir hayat ve güzel bir gelecek vardır.

**30.** كَذٰلِكَ اَرْسَلْنَاكَ ف۪ٓي اُمَّةٍ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهَٓا اُمَمٌ لِتَتْلُوَ۬ا عَلَيْهِمُ الَّـذ۪ٓي اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ وَهُمْ يَكْفُرُونَ بِالرَّحْمٰنِۜ قُلْ هُوَ رَبّ۪ي لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَاِلَيْهِ مَتَابِ ﴿٣٠﴾  
Okunuşu: Kezalike erselnake fi ummetin kad halet min kabliha umemun li tetluve aleyhimullezi evhayna ileyke ve hum yekfurune bir rahman, kul huve rabbi la ilahe illa hu, aleyhi tevekkeltu ve ileyhi metab.  
Meali: (Ey Muhammed!) Kendinden önce gelip geçmiş milletlere gönderdiğimiz (peygamberler) gibi seni de, sana vahyettiklerimizi kendilerine okuman için Rahmân'ı inkâr etmekte olan bir millete gönderdik. (Onlara) de ki: "(Sizin inkâr ettiğiniz O Rahman), benim Rabbimdir; O'ndan başka (hakkıyla ibadete layık hiçbir) ilâh yoktur. Ben O'na tevekkül ettim ve dönüş (ve tövbem) O'nadır.

**31.** وَلَوْ اَنَّ قُرْاٰناً سُيِّرَتْ بِهِ الْجِبَالُ اَوْ قُطِّعَتْ بِهِ الْاَرْضُ اَوْ كُلِّمَ بِهِ الْمَوْتٰىۜ بَلْ لِلّٰهِ الْاَمْرُ جَم۪يعاًۜ اَفَلَمْ يَايْـَٔسِ الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَنْ لَوْ يَشَٓاءُ اللّٰهُ لَهَدَى النَّاسَ جَم۪يعاًۜ وَلَا يَزَالُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا تُص۪يبُهُمْ بِمَا صَنَعُوا قَارِعَةٌ اَوْ تَحُلُّ قَر۪يباً مِنْ دَارِهِمْ حَتّٰى يَأْتِيَ وَعْدُ اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُخْلِفُ الْم۪يعَادَ۟ ﴿٣١﴾  
Okunuşu: Ve lev enne kur'anen suyyiret bihil cibalu ev kuttıat bihil ardu ev kullime bihil mevta, bel lillahil emru cemia, e fe lem ye'yesillezine amenu en lev yeşaullahu le heden nase cemia,ve la yezalullezine keferu tusibuhum bi ma sanau kariatun ev tehullu kariben min darihim hatta ye'tiye va'dullah, innallahe la yuhliful miad.  
Meali: Eğer okunan bir kitapla dağlar yürütülseydi veya onunla yer parçalansaydı yahut onunla ölüler konuşturulsaydı (o kitap yine bu Kur'an olacaktı). Fakat bütün işler Allah'a aittir. İman edenler hâlâ bilmediler mi ki, Allah dileseydi bütün insanları hidayete erdirirdi. Allah’ın vaadi gelinceye kadar inkâr edenlere, yaptıklarından dolayı ya ansızın büyük bir belâ gelmeye devam edecek veya o belâ evlerinin yakınına inecek. Allah, vaadinden asla dönmez.

**32.** وَلَقَدِ اسْتُهْزِئَ بِرُسُلٍ مِنْ قَبْلِكَ فَاَمْلَيْتُ لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا ثُمَّ اَخَذْتُهُمْ۠ فَكَيْفَ كَانَ عِقَابِ ﴿٣٢﴾  
Okunuşu: Ve lekadistuhzie bi rusulin min kablike fe emleytu lillezine keferu summe ehaztuhum, fe keyfe kane ıkab.  
Meali: Andolsun, senden önceki peygamberlerle de alay edildi de ben inkâr edenlere mühlet verdim, sonra da onları yakaladım. (Görseydin ki) azabım nasılmış!

**33.** اَفَمَنْ هُوَ قَٓائِمٌ عَلٰى كُلِّ نَفْسٍ بِمَا كَسَبَتْۚ وَجَعَلُوا لِلّٰهِ شُرَكَٓاءَۜ قُلْ سَمُّوهُمْۜ اَمْ تُنَبِّؤُ۫نَهُ بِمَا لَا يَعْلَمُ فِي الْاَرْضِ اَمْ بِظَاهِرٍ مِنَ الْقَوْلِۜ بَلْ زُيِّنَ لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا مَكْرُهُمْ وَصُدُّوا عَنِ السَّب۪يلِۜ وَمَنْ يُضْلِلِ اللّٰهُ فَمَا لَهُ مِنْ هَادٍ ﴿٣٣﴾  
Okunuşu: E fe men huve kaimun ala kulli nefsin bi ma kesebet, ve cealu lillahi şureka', kul semmuhum, em tunebbiunehu bi ma la ya'lemu fil ardı em bi zahirin minel kavl, bel zuyyine lillezine keferu mekruhum ve suddu anis sebil, ve men yudlilillahu fe ma lehu min had.  
Meali: Herkesin kazandığını gözetleyip muhafaza eden, (hiç böyle yapamayan gibi olur mu?). Onlar Allah’a ortaklar koştular. De ki: «Onlara ad verin (onlar necidir?). Yoksa siz Allah'a yeryüzünde bilemeyeceği bir şeyi mi haber veriyorsunuz? Yahut boş laf mı ediyorsunuz?» Doğrusu inkâr edenlere hileleri süslü gösterildi ve onlar doğru yoldan alıkonuldular. Allah kimi saptırırsa artık onu doğru yola iletecek yoktur.

**34.** لَهُمْ عَذَابٌ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَلَعَذَابُ الْاٰخِرَةِ اَشَقُّۚ وَمَا لَهُمْ مِنَ اللّٰهِ مِنْ وَاقٍ ﴿٣٤﴾  
Okunuşu: Lehum azabun fil hayatid dunya ve le azabul ahıreti eşakk, ve ma lehum minallahi min vak.  
Meali: Dünya hayatında onlara sadece bir azap vardır. Ahiret azabı ise daha şiddetlidir. Onları Allah'tan (onun azabından) koruyacak kimse de yoktur.

**35.** مَثَلُ الْجَنَّةِ الَّت۪ي وُعِدَ الْمُتَّقُونَۜ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۜ اُكُلُهَا دَٓائِمٌ وَظِلُّهَاۜ تِلْكَ عُقْبَى الَّذ۪ينَ اتَّقَوْاۗ وَعُقْبَى الْكَافِر۪ينَ النَّارُ ﴿٣٥﴾  
Okunuşu: Meselul cennetilleti vuidel muttekun, tecri min tahtihel enhar, ukuluha daimun ve zilluha, tilke ukbellezinettekav ve ukbel kafirinen nar.  
Meali: Takvâ sahiplerine vâdolunan cennetin özelliği (şudur): Onun zemininden ırmaklar akar. Yemişleri ve gölgesi süreklidir. İşte bu, (kötülüklerden) sakınanların (mutlu) sonudur. Kâfirlerin sonu ise ateştir.

**36.** وَالَّذ۪ينَ اٰتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَفْرَحُونَ بِمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ وَمِنَ الْاَحْزَابِ مَنْ يُنْكِرُ بَعْضَهُۜ قُلْ اِنَّـمَٓا اُمِرْتُ اَنْ اَعْبُدَ اللّٰهَ وَلَٓا اُشْرِكَ بِه۪ۜ اِلَيْهِ اَدْعُوا وَاِلَيْهِ مَاٰبِ ﴿٣٦﴾  
Okunuşu: Vellezine ateynahumul kitabe yefrehune bima unzile ileyke ve minel ahzabi men yunkiru ba'dah, kul innema umirtu en a'budallahe ve la uşrike bih, ileyhi ed'u ve ileyhi meab.  
Meali: Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler, sana indirilene (Kur'an a) sevinirler. Fakat (senin aleyhinde birleşen) gruplardan onun bir kısmını inkâr eden de vardır. De ki: «Bana, sadece Allah'a kulluk etmem ve O'na ortak koşmamam emrolundu. Ben yalnız O'na çağırıyorum ve dönüş de yalnız O'nadır.»

**37.** وَكَذٰلِكَ اَنْزَلْنَاهُ حُكْماً عَرَبِياًّۜ وَلَئِنِ اتَّبَعْتَ اَهْوَٓاءَهُمْ بَعْدَ مَا جَٓاءَكَ مِنَ الْعِلْمِۙ مَا لَكَ مِنَ اللّٰهِ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا وَاقٍ۟ ﴿٣٧﴾  
Okunuşu: Ve kezalike enzelnahu hukmen arabiyya, ve le initteba'te ehvaehum ba'de ma caeke minel ilmi ma leke minallahi min veliyyin ve la vak.  
Meali: Ve böylece biz onu Arapça bir hüküm (hikmetli bir söz) olarak indirdik. Eğer sana gelen bu ilimden sonra, onların arzularına uyarsan, (işte o zaman) Allah tarafından senin ne bir dostun ne de koruyucun vardır.

**38.** وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا رُسُلاً مِنْ قَبْلِكَ وَجَعَلْنَا لَهُمْ اَزْوَاجاً وَذُرِّيَّةًۜ وَمَا كَانَ لِرَسُولٍ اَنْ يَأْتِيَ بِاٰيَةٍ اِلَّا بِاِذْنِ اللّٰهِۜ لِكُلِّ اَجَلٍ كِتَابٌ ﴿٣٨﴾  
Okunuşu: Ve lekad erselna rusulen min kablike ve cealna lehum ezvacen ve zurriyyeh, ve ma kane li resulin en ye'tiye bi ayetin illa bi iznillah, li kulli ecelin kitab.  
Meali: Andolsun senden önce de peygamberler gönderdik ve onlara da eşler ve çocuklar verdik. Allah'ın izni olmadan hiçbir peygamber için mucize getirme imkânı yoktur. Her müddetin (yazıldığı) bir kitap vardır.

**39.** يَمْحُوا اللّٰهُ مَا يَشَٓاءُ وَيُثْبِتُۚ وَعِنْدَهُٓ اُمُّ الْكِتَابِ ﴿٣٩﴾  
Okunuşu: Yemhullahu ma yeşau ve yusbit, ve indehu ummul kitab.  
Meali: Allah dilediğini siler, (dilediğini de) sabit bırakır. Bütün kitapların aslı onun yanındadır.

**40.** وَاِنْ مَا نُرِيَنَّكَ بَعْضَ الَّذ۪ي نَعِدُهُمْ اَوْ نَتَوَفَّـيَنَّكَ فَاِنَّمَا عَلَيْكَ الْبَلَاغُ وَعَلَيْنَا الْحِسَابُ ﴿٤٠﴾  
Okunuşu: Ve in ma nuriyenneke ba'dallezi neiduhum ev neteveffeyenneke fe innema aleykel belagu ve aleynel hisab.  
Meali: Biz, onlara vâdettiğimizin (azabın) bir kısmını sana göstersek de veya (ondan önce) seni öldürürsek de sana ancak (Allah'ın emirlerini) tebliğ etmek düşer. Hesap yalnız bize aittir.

**41.** اَوَلَمْ يَرَوْا اَنَّا نَأْتِي الْاَرْضَ نَنْقُصُهَا مِنْ اَطْرَافِهَاۜ وَاللّٰهُ يَحْكُمُ لَا مُعَقِّبَ لِحُكْمِه۪ۜ وَهُوَ سَر۪يعُ الْحِسَابِ ﴿٤١﴾  
Okunuşu: E ve lem yerev enna ne'til arda nenkusuha min etrafiha, vallahu yahkumu la muakkıbe li hukmih, ve huve seriul hısab.  
Meali: Bizim, yeryüzüne gelip, onu uçlarından eksilttiğimizi görmediler mi? Allah (dilediği gibi) hükmeder, O’nun hükmünü bozacak kimse yoktur. Ve O hesabı çabuk görendir.

**42.** وَقَدْ مَكَرَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَلِلّٰهِ الْمَكْرُ جَم۪يعاًۜ يَعْلَمُ مَا تَكْسِبُ كُلُّ نَفْسٍۜ وَسَيَعْلَمُ الْكُفَّارُ لِمَنْ عُقْبَى الدَّارِ ﴿٤٢﴾  
Okunuşu: Ve kad mekerellezine min kablihim fe lillahil mekru cemia,ya'lemu ma teksibu kullu nefs, ve se ya'lemul kuffaru li men ukbed dar.  
Meali: Onlardan öncekiler de (peygamberlerine) tuzak kurmuşlardı; halbuki bütün tuzaklar Allah’a aittir. Çünkü O, herkesin ne kazanacağını bilir. Kâfirler de âhiret yurdunda akıbetin kime ait olduğunu anlayacaklardır.

**43.** وَيَقُولُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَسْتَ مُرْسَلاًۜ قُلْ كَفٰى بِاللّٰهِ شَه۪يداً بَيْن۪ي وَبَيْنَكُمْۙ وَمَنْ عِنْدَهُ عِلْمُ الْكِتَابِ ﴿٤٣﴾  
Okunuşu: Ve yekulullezine keferu leste mursela, kul kefa billahi şehiden beyni ve beynekum ve men indehu ilmul kitab.  
Meali: O küfredenler demektedirler ki: "Sen, gönderilmiş (bir peygamber) değilsin.' (Sen de onlara) de ki: "Benimle sizin aranızda şâhit olarak Allah ve kendisinde Kitap bilgisi bulunanlar yeter."

## Sure hakkında

Ra'd "gök gürültüsü" demektir. Sure bu adı, gök gürültüsünün Allah'ı hamd ile tesbih ettiğini bildiren 13. ayetten alır. 43 ayettir ve mushafın on üçüncü suresidir. Yaygın nüzul sıralamalarından birinde Medenî kabul edilerek 96. sırada yer alır.

Surenin Mekkî mi Medenî mi olduğu konusunda âlimler arasında farklı görüşler bulunur. Bir kısmı onu Medenî sayarken, pek çok müfessir üslubu ve konuları Mekke'de inen surelere benzediği için Mekkî olduğu görüşündedir; bazıları ise bir kısmının Mekke'de, bir kısmının Medine'de indiğini söyler. "Elif Lâm Mîm Râ" harfleriyle başlayan tek suredir. 15. ayette tilâvet secdesi bulunur.

### Nüzulü

Ra'd suresinin iniş zamanı, Mekkî veya Medenî oluşu konusundaki görüş ayrılığına bağlı olarak farklı değerlendirilmiştir. Surenin büyük bölümünde tevhid, vahiy ve ahiret gibi Mekke döneminde öne çıkan konuların işlenmesi, müşriklerin mucize taleplerine ve öldükten sonra dirilmeyi inkâr etmelerine cevap verilmesi Mekke ortamını hatırlatır. Öte yandan bazı rivayetler, bazı ayetleri Medine dönemindeki olaylarla ilişkilendirir.

Surenin bütününe sebep olarak gösterilen belirli bir olay bilinmemektedir. Ayetler, inkâr edenlerin "Ona Rabbinden bir mucize indirilmeli değil miydi?" şeklindeki itirazlarına cevap verir ve Hz. Peygamber'e, kendisinin yalnızca bir uyarıcı olduğunu hatırlatır.

### Konusu

Sure, Kur'an'ın Rabbin katından gelen hak olduğunu bildirerek başlar. Gökleri görülebilir direkler olmaksızın yükselten, güneşi ve ayı emrine boyun eğdiren, yeri yayıp dağlar ve ırmaklar var eden, aynı suyla sulanan farklı meyveler bitiren Allah'ın kudreti delilleriyle anlatılır. Ardından öldükten sonra dirilmeyi inkâr edenlerin şaşkınlığı ele alınır.

Allah'ın rahimlerdekini, gizliyi ve açığı bildiği belirtilir. "Bir toplum kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez" ilkesi bu surededir. Gök gürültüsü, şimşek ve bulutlar Allah'ın kudretinin işaretleri olarak anılır. Hak ile batıl, sel üstündeki köpük ve eritilen madenin cürufu örneğiyle anlatılır.

Akıl sahiplerinin sözlerine bağlılık, akrabalık bağlarını gözetme ve sabır gibi vasıfları sayılır. "Kalpler ancak Allah'ı anmakla huzur bulur" ayeti de bu surededir. Sure, önceki peygamberlerin de eş ve çocuk sahibi birer insan olduklarını hatırlatır ve Allah'ın şahitliğinin yeterli olduğunu bildirerek sona erer.

### Fazileti

Sure bilgileri Yasin Suresi uygulaması için hazırlanmıştır.

- [Önceki sure 12. Yusuf Suresi](https://yasin.suresi.gen.tr/yusuf-suresi/)
- [Sonraki sure 14. İbrahim Suresi](https://yasin.suresi.gen.tr/ibrahim-suresi/)
