# Sad Suresi سورة ص

> Sad Suresi Arapça metni, Türkçe okunuşu ve meali, ayet ayet. Mekke'de inen Sâd suresi 88 ayettir. Müşriklerin tevhide itirazlarını cevaplar; Dâvûd, Süleyman…

Kaynak: https://yasin.suresi.gen.tr/sad-suresi/  
Son güncelleme: 2026-10-15T23:47:59+03:00

38. sure · Cüz 23

88 ayet · Mekkî · İniş sırası: 38

Mekke'de inen Sâd suresi 88 ayettir. Müşriklerin tevhide itirazlarını cevaplar; Dâvûd, Süleyman ve Eyyûb peygamberlerin kıssalarıyla sabrı ve tövbeyi öğütler.

## Sad Suresi Arapça, okunuşu ve meali

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ  
Bismillahir rahmanir rahim.  
Bismillâhirrahmânirrahîm

**1.** صٓ وَالْقُرْاٰنِ ذِي الذِّكْرِۜ ﴿١﴾  
Okunuşu: Sad, vel kur'ani ziz zikr.  
Meali: Sâd. Öğüt veren Kur'an’a yemin ederim ki,

**2.** بَلِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا ف۪ي عِزَّةٍ وَشِقَاقٍ ﴿٢﴾  
Okunuşu: Belillezine keferu fi ızzetin ve şikak.  
Meali: küfredenler, (iddia ettiklerinin) aksine, bir gurur ve tefrika içindedirler.

**3.** كَمْ اَهْلَكْنَا مِنْ قَبْلِهِمْ مِنْ قَرْنٍ فَنَادَوْا وَلَاتَ ح۪ينَ مَنَاصٍ ﴿٣﴾  
Okunuşu: Kem ehlekna min kablihim min karnin fe nadev ve late hine menas.  
Meali: Onlardan önce nice nesilleri helâk ettik. O zaman feryat ettiler. Halbuki artık kurtulma zamanı değildi.

**4.** وَعَجِبُٓوا اَنْ جَٓاءَهُمْ مُنْذِرٌ مِنْهُمْۘ وَقَالَ الْكَافِرُونَ هٰذَا سَاحِرٌ كَذَّابٌۚ ﴿٤﴾  
Okunuşu: Ve acibu en caehum munzirun minhum ve kalel kafirune haza sahırun kezzab.  
Meali: Aralarından kendilerine bir uyarıcının gelmesine şaştılar ve kâfirler: Bu pek yalancı bir sihirbazdır!

**5.** اَجَعَلَ الْاٰلِهَةَ اِلٰهاً وَاحِداًۚ اِنَّ هٰذَا لَشَيْءٌ عُجَابٌ ﴿٥﴾  
Okunuşu: E cealel alihete ilahen vahıda, inne haza le şey'un ucab.  
Meali: İlahları tek bir ilah mı vaptı? Doğrusu bu tuhaf bir şeydir! dediler.

**6.** وَانْطَلَقَ الْمَلَأُ مِنْهُمْ اَنِ امْشُوا وَاصْبِرُوا عَلٰٓى اٰلِهَتِكُمْۚ اِنَّ هٰذَا لَشَيْءٌ يُرَادُۚ ﴿٦﴾  
Okunuşu: Ventalekal meleu minhum enimşu vasbiru ala alihetikum inne haza le şey'un yurad.  
Meali: Onlardan ileri gelenler: Yürüyün, ilahlarınıza bağlılıkta direnin, sizden istenen şüphesiz budur.

**7.** مَا سَمِعْنَا بِهٰذَا فِي الْمِلَّةِ الْاٰخِرَةِۚ اِنْ هٰذَٓا اِلَّا اخْتِلَاقٌۚ ﴿٧﴾  
Okunuşu: Ma semi'na bi haza fil milletil ahıreh, in haza illahtilak.  
Meali: Son dinde de bunu işitmedik. Bu, ancak bir uydurmadır.

**8.** ءَاُنْزِلَ عَلَيْهِ الذِّكْرُ مِنْ بَيْنِنَاۜ بَلْ هُمْ ف۪ي شَكٍّ مِنْ ذِكْر۪يۚ بَلْ لَمَّا يَذُوقُوا عَذَابِۜ ﴿٨﴾  
Okunuşu: E unzile aleyhiz zikru min beynina, bel hum fi şekkin min zikri, bel lemma yezuku azab.  
Meali: Kur’an aramızdan Muhammed'e mi indirildi? diyerek kalkıp yürüdüler. Belki, bunlar Kur'an'ım hakkında şüphe içine düştüler. Hayır! Azabımı henüz tatmadılar.

**9.** اَمْ عِنْدَهُمْ خَزَٓائِنُ رَحْمَةِ رَبِّكَ الْعَز۪يزِ الْوَهَّابِۚ ﴿٩﴾  
Okunuşu: Em indehum hazainu rahmeti rabbikel azizil vehhab.  
Meali: Yoksa azîz ve lütufkâr olan Rabbinin rahmet hâzineleri onların yanında mıdır!

**10.** اَمْ لَهُمْ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا۠ فَلْيَرْتَقُوا فِي الْاَسْبَابِ ﴿١٠﴾  
Okunuşu: Em lehum mulkus semavati vel ardı ve ma beynehuma, felyerteku fil esbab.  
Meali: Yahut göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların hükümranlığı onların elinde midir? Öyleyse (göklerin) yollarında yükselsinler (görelim)!

**11.** جُنْدٌ مَا هُنَالِكَ مَهْزُومٌ مِنَ الْاَحْزَابِ ﴿١١﴾  
Okunuşu: Cundun ma hunalike mehzumun minel ahzab.  
Meali: Onlar, çeşitli gruplardan oluşmuş bir ordudur; işte şurada bozguna uğratılacaklardır.

**12.** كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَعَادٌ وَفِرْعَوْنُ ذُوالْاَوْتَادِۙ ﴿١٢﴾  
Okunuşu: Kezzebet kablehum kavmu nuhın ve adun ve fir'avnu zul evtadi.  
Meali: Onlardan önce Nuh kavmi, Ad kavmi, kazıklar sahibi Firavun,

**13.** وَثَمُودُ وَقَوْمُ لُوطٍ وَاَصْحَابُ لْـَٔيْكَةِۜ اُو۬لٰٓئِكَ الْاَحْزَابُ ﴿١٣﴾  
Okunuşu: Ve semudu ve kavmu lutın ve ashabul eykeh, ulaikel ahzab.  
Meali: Semûd, Lût kavmi ve Eyke halkı da peygamberleri yalanladılar. İşte bunlar da (peygamberlere karşı) birleşen topluluklardır.

**14.** اِنْ كُلٌّ اِلَّا كَذَّبَ الرُّسُلَ فَحَقَّ عِقَابِ۟ ﴿١٤﴾  
Okunuşu: İn kullun illa kezzeber rusule fe hakka ıkab.  
Meali: Onların her biri gönderilen peygamberleri yalanladılar da bu yüzden (kendilerine) azabım hak oldu.

**15.** وَمَا يَنْظُرُ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ اِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً مَا لَهَا مِنْ فَوَاقٍ ﴿١٥﴾  
Okunuşu: Ve ma yanzuru haulai illa sayhaten vahıdeten ma leha min fevak.  
Meali: Bunlar da ancak, bir an gecikmesi olmayan korkunç bir ses beklemektedirler.

**16.** وَقَالُوا رَبَّنَا عَجِّلْ لَنَا قِطَّنَا قَبْلَ يَوْمِ الْحِسَابِ ﴿١٦﴾  
Okunuşu: Ve kalu rabbena accil lena kıttana kable yevmil hisab.  
Meali: Rabbimiz! Bizim payımızı hesap gününden önce ver, dediler.

**17.** اِصْبِرْ عَلٰى مَا يَقُولُونَ وَاذْكُرْ عَبْدَنَا دَاوُ۫دَ ذَا الْاَيْدِۚ اِنَّـهُٓ اَوَّابٌ ﴿١٧﴾  
Okunuşu: Isbır ala ma yekulune vezkur abdena davude zel eyd, innehu evvab.  
Meali: (Rasûlüm!) Onların söylediklerine sabret, kulumuz Davud'u, o kuvvet sahibi zatı hatırla. O, hep Allah'a yönelirdi.

**18.** اِنَّا سَخَّرْنَا الْجِبَالَ مَعَهُ يُسَبِّحْنَ بِالْعَشِيِّ وَالْاِشْرَاقِۙ ﴿١٨﴾  
Okunuşu: İnna sahharnel cibale meahu yusebbıhne bil aşiyyi vel işrak.  
Meali: Doğrusu biz akşam sabah onunla beraber tesbih eden dağları,

**19.** وَالطَّيْرَ مَحْشُورَةًۜ كُلٌّ لَـهُٓ اَوَّابٌ ﴿١٩﴾  
Okunuşu: Vet tayre mahşureh, kullun lehu evvab.  
Meali: toplu halde kuşları onun emri altına vermiştik. Hepsi O'na yönelmiştir.

**20.** وَشَدَدْنَا مُلْكَهُ وَاٰتَيْنَاهُ الْحِكْمَةَ وَفَصْلَ الْخِطَابِ ﴿٢٠﴾  
Okunuşu: Ve şededna mulkehu ve ateynahul hikmete ve faslel hıtab.  
Meali: Onun hükümranlığını kuvvetlendirmiş, ona hikmet ve güzel konuşma vermiştik.

**21.** وَهَلْ اَتٰيكَ نَـبَؤُا الْخَصْمِۢ اِذْ تَسَوَّرُوا الْمِحْرَابَۙ ﴿٢١﴾  
Okunuşu: Ve hel etake nebeul hasm, iz tesevverul mihrab.  
Meali: (Ey Muhammed!), Sana davacıların haberi ulaştı mı? Mâbedin duvarına tırmanıp,

**22.** اِذْ دَخَلُوا عَلٰى دَاوُ۫دَ فَفَزِعَ مِنْهُمْ قَالُوا لَا تَخَفْۚ خَصْمَانِ بَغٰى بَعْضُنَا عَلٰى بَعْضٍ فَاحْكُمْ بَيْنَنَا بِالْحَقِّ وَلَا تُشْطِطْ وَاهْدِنَٓا اِلٰى سَوَٓاءِ الصِّرَاطِ ﴿٢٢﴾  
Okunuşu: İz dehalu ala davude fe fezia minhum kalu la tehaf, hasmani bega ba'duna ala ba'dın fahkum beynena bil hakkı ve la tuştıt vehdina ila sevais sırat.  
Meali: Davud'un yanına girmişlerdi de Dâvud onlardan korkmuştu. «Korkma! Biz birbirine hasım iki davacıyız, aramızda adaletle hükmet, haksızlık etme; bize doğru yolu göster» dediler.

**23.** اِنَّ هٰذَٓا اَخ۪ي لَهُ تِسْعٌ وَتِسْعُونَ نَعْجَةً وَلِيَ نَعْجَةٌ وَاحِدَةٌ فَقَالَ اَكْفِلْن۪يهَا وَعَزَّن۪ي فِي الْخِطَابِ ﴿٢٣﴾  
Okunuşu: İnne haza ahi lehu tis'un ve tis'une na'ceten ve liye na'cetun vahidetun fe kale ekfilniha ve azzeni fil hıtab.  
Meali: (Onlardan biri şöyle dedi:) Bu, kardeşimdir. Onun doksan dokuz koyunu var. Benimse bir tek koyunum var. Böyle iken «Onu da bana ver» dedi ve tartışmada beni yendi.

**24.** (Secde ayeti) قَالَ لَقَدْ ظَلَمَكَ بِسُؤَالِ نَعْجَتِكَ اِلٰى نِعَاجِه۪ۜ وَاِنَّ كَث۪يراً مِنَ الْخُلَطَٓاءِ لَيَبْغ۪ي بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ اِلَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَقَل۪يلٌ مَا هُمْۜ وَظَنَّ دَاوُ۫دُ اَنَّمَا فَتَنَّاهُ فَاسْتَغْفَرَ رَبَّهُ وَخَرَّ رَا‌كِعاً وَاَنَابَ ﴿٢٤﴾  
Okunuşu: Kale lekad zalemeke bi suali na'cetike ila niacih, ve inne kesiren minel huletai le yebgi ba'duhum ala ba'dın illellezine amenu ve amilus salihati ve kalilun ma hum, ve zanne davudu ennema fetennahu festagfere rabbehu ve harre rakian ve enab.  
Meali: Dâvûd da şöyle demişti: "Senin koyunu kendi koyunlarına istemekle sana haksızlık etmiş. Ortakların çoğu, birbirlerinin haklarına tecavüz ederler; ancak îman edenler ve sâlih amel işleyenler hâriç; bunlar da ne kadar azdır!" Dâvûd, kendisini denediğimizi sandı ve Rabbinden mağfiret dileyerek eğilip secdeye kapandı, tevbe edip Allah'a yöneldi.

**25.** فَغَفَرْنَا لَهُ ذٰلِكَۜ وَاِنَّ لَهُ عِنْدَنَا لَزُلْفٰى وَحُسْنَ مَاٰبٍ ﴿٢٥﴾  
Okunuşu: Fe gaferna lehu zalik, ve inne lehu indena le zulfa ve husne meab.  
Meali: Sonra bu tutumundan dolayı onu bağışladık. Kuşkusuz yanımızda onun yüksek bir makamı ve güzel bir geleceği vardır.

**26.** يَا دَاوُ۫دُ اِنَّا جَعَلْنَاكَ خَل۪يفَةً فِي الْاَرْضِ فَاحْكُمْ بَيْنَ النَّاسِ بِالْحَقِّ وَلَا تَتَّبِعِ الْهَوٰى فَيُضِلَّكَ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِۜ اِنَّ الَّذ۪ينَ يَضِلُّونَ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ لَهُمْ عَذَابٌ شَد۪يدٌ بِمَا نَسُوا يَوْمَ الْحِسَابِ۟ ﴿٢٦﴾  
Okunuşu: Ya davudu inna cealnake halifeten fil ardı fahkum beynen nasi bil hakkı ve la tettebiil heva fe yudılleke an sebilillah, innellezine yadıllune an sebilillahi lehum azabun şedidun bi ma nesu yevmel hisab.  
Meali: Ey Davud! Biz seni yeryüzünde halife yaptık. O halde insanlar arasında adaletle hükmet. Hevâ ve hevese uyma, sonra bu seni Allah'ın yolundan saptırır. Doğrusu Allah'ın yolundan sapanlara, hesap gününü unutmalarına karşılık çetin bir azap vardır.

**27.** وَمَا خَلَقْنَا السَّمَٓاءَ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا بَاطِلاًۜ ذٰلِكَ ظَنُّ الَّذ۪ينَ كَفَرُواۚ فَوَيْلٌ لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنَ النَّارِۜ ﴿٢٧﴾  
Okunuşu: Ve ma halaknes semae vel arda ve ma beynehuma batıla, zalike zannullezine keferu, fe veylun lillezine keferu minen nar.  
Meali: Göğü, yeri ve ikisi arasındakileri biz boş yere yaratmadık. Bu, inkâr edenlerin zannıdır. Vay o inkâr edenlerin ateşteki haline!

**28.** اَمْ نَجْعَلُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ كَالْمُفْسِد۪ينَ فِي الْاَرْضِۘ اَمْ نَجْعَلُ الْمُتَّق۪ينَ كَالْفُجَّارِ ﴿٢٨﴾  
Okunuşu: Em nec'alullezine amenu ve amilus salihati kel mufsidine fil ardı em nec'alul muttekine kel fuccar.  
Meali: Yoksa biz, iman edip de sâlih amel işleyenleri, yeryüzünde bozgunculuk yapanlar gibi mi tutacağız? Veya (Allah'tan) korkanları yoldan çıkanlar gibi mi sayacağız?

**29.** كِتَابٌ اَنْزَلْنَاهُ اِلَيْكَ مُبَارَكٌ لِيَدَّبَّرُٓوا اٰيَاتِه۪ وَلِيَتَذَكَّرَ اُو۬لُوا الْاَلْبَابِ ﴿٢٩﴾  
Okunuşu: Kitabun enzelnahu ileyke mubarekun li yeddebberu ayatihi ve li yetezekkere ulul elbab.  
Meali: (Rasûlüm!) Sana bu mübarek Kitab'ı, âyetlerini düşünsünler ve aklı olanlar öğüt alsınlar diye indirdik.

**30.** وَوَهَبْنَا لِدَاوُ۫دَ سُلَيْمٰنَۜ نِعْمَ الْعَبْدُۜ اِنَّهُٓ اَوَّابٌۜ ﴿٣٠﴾  
Okunuşu: Ve vehebna li davude suleyman, ni'mel abd, innehu evvab.  
Meali: Biz Davud'a Süleyman'ı verdik. Süleyman ne güzel bir kuldu! Doğrusu o, daima Allah'a yönelirdi .

**31.** اِذْ عُرِضَ عَلَيْهِ بِالْعَشِيِّ الصَّافِنَاتُ الْجِيَادُۙ ﴿٣١﴾  
Okunuşu: İz urıda aleyhi bil aşiyyis safinatul ciyad.  
Meali: Akşama doğru kendisine, üç ayağının üzerine durup bir ayağını tırnağının üzerine diken çalımlı ve safkan koşu atları sunulmuştu.

**32.** فَقَالَ اِنّ۪ٓي اَحْبَبْتُ حُبَّ الْخَيْرِ عَنْ ذِكْرِ رَبّ۪يۚ حَتّٰى تَوَارَتْ بِالْحِجَابِ۠ ﴿٣٢﴾  
Okunuşu: Fe kale inni ahbebtu hubbel hayri an zikri rabbi, hatta tevaret bil hıcab.  
Meali: Süleyman: Gerçekten ben mal sevgisini, Rabbimi anmak için istedim, dedi. Nihayet güneş battı.

**33.** رُدُّوهَا عَلَيَّۜ فَطَفِقَ مَسْحاً بِالسُّوقِ وَالْاَعْنَاقِ ﴿٣٣﴾  
Okunuşu: Rudduha aleyy, fe tafika meshan bis sukı vel a'nak.  
Meali: (O zaman:) onları (atları) tekrar bana getirin, dedi. Bacaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başladı.

**34.** وَلَقَدْ فَتَنَّا سُلَيْمٰنَ وَاَلْقَيْنَا عَلٰى كُرْسِيِّه۪ جَسَداً ثُمَّ اَنَابَ ﴿٣٤﴾  
Okunuşu: Ve lekad fetenna suleymane ve elkayna ala kursiyyihi ceseden summe enab.  
Meali: Biz, Süleyman'ı, bir imtihana da tâbi tutmuştuk: Onu, tahtı üzerine (bir hastalık yüzünden) ceset haline getirmiştik; sonra yine eski haline dönmüştü.

**35.** قَالَ رَبِّ اغْفِرْ ل۪ي وَهَبْ ل۪ي مُلْكاً لَا يَنْبَغ۪ي لِاَحَدٍ مِنْ بَعْد۪يۚ اِنَّكَ اَنْتَ الْوَهَّابُ ﴿٣٥﴾  
Okunuşu: Kale rabbigfir li veheb li mulken la yenbagi li ehadin min ba'di, inneke entel vehhab.  
Meali: Süleyman: Rabbim! Beni bağışla; bana, benden sonra kimsenin ulaşamayacağı bir hükümranlık ver. Şüphesiz sen, daima bağışta bulunansın, dedi.

**36.** فَسَخَّرْنَا لَهُ الرّ۪يحَ تَجْر۪ي بِاَمْرِه۪ رُخَٓاءً حَيْثُ اَصَابَۙ ﴿٣٦﴾  
Okunuşu: Fe sehharna lehur riha tecri bi emrihi ruhaen haysu esab.  
Meali: Bunun üzerine biz de, istediği yere onun emriyle kolayca giden rüzgârı,

**37.** وَالشَّيَاط۪ينَ كُلَّ بَنَّٓاءٍ وَغَوَّاصٍۙ ﴿٣٧﴾  
Okunuşu: Veş şeyatine kulle bennain ve gavvasın.  
Meali: bina kuran ve dalgıçlık yapan şeytanlar,

**38.** وَاٰخَر۪ينَ مُقَرَّن۪ينَ فِي الْاَصْفَادِ ﴿٣٨﴾  
Okunuşu: Ve aharine mukarrenine fil asfad.  
Meali: demir halkalarla bağlı diğer yaratıkları onun emrine verdik .

**39.** هٰذَا عَطَٓاؤُ۬نَا فَامْنُنْ اَوْ اَمْسِكْ بِغَيْرِ حِسَابٍ ﴿٣٩﴾  
Okunuşu: Haza atauna femnun ev emsik bi gayri hisab.  
Meali: «İşte bu bizim bağışımızdır. İster ver, ister (elinde) tut; hesapsızdır» dedik.

**40.** وَاِنَّ لَهُ عِنْدَنَا لَزُلْفٰى وَحُسْنَ مَاٰبٍ۟ ﴿٤٠﴾  
Okunuşu: Ve inne lehu ındena le zulfa ve husne meab.  
Meali: Doğrusu onun, bizim katımızda büyük bir değeri ve güzel bir yeri vardır.

**41.** وَاذْكُرْ عَبْدَنَٓا اَيُّوبَۢ اِذْ نَادٰى رَبَّهُٓ اَنّ۪ي مَسَّنِيَ الشَّيْطَانُ بِنُصْبٍ وَعَذَابٍۜ ﴿٤١﴾  
Okunuşu: Vezkur abdena eyyub, iz nada rabbehu enni messeniyeş şeytanu bi nusbin ve azab.  
Meali: (Rasûlüm!) Kulumuz Eyyub’u da an. O, Rabbine: Doğrusu şeytan bana bir yorgunluk ve eziyet verdi, diye seslenmişti.

**42.** اُرْكُضْ بِرِجْلِكَۚ هٰذَا مُغْتَسَلٌ بَارِدٌ وَشَرَابٌ ﴿٤٢﴾  
Okunuşu: Urkud biriclik, haza mugteselun baridun ve şerab.  
Meali: Ayağını yere vur! İşte yıkanacak ve içilecek soğuk bir su (dedik).

**43.** وَوَهَبْنَا لَهُٓ اَهْلَهُ وَمِثْلَهُمْ مَعَهُمْ رَحْمَةً مِنَّا وَذِكْرٰى لِاُو۬لِي الْاَلْبَابِ ﴿٤٣﴾  
Okunuşu: Ve vehebna lehu ehlehu ve mislehum meahum rahmeten minna ve zikra li ulil elbab.  
Meali: Bizden bir rahmet ve olgun akıl sahipleri için de bir ibret olmak üzere ona hem ailesini hem de onlarla beraber bir mislini bağışladık.

**44.** وَخُذْ بِيَدِكَ ضِغْثاً فَاضْرِبْ بِه۪ وَلَا تَحْنَثْۜ اِنَّا وَجَدْنَاهُ صَابِراًۜ نِعْمَ الْعَبْدُۜ اِنَّهُٓ اَوَّابٌ ﴿٤٤﴾  
Okunuşu: Ve huz bi yedike dıgsen fadrıb bihi ve la tahnes, inna vecednahu sabira, ni'mel abd, innehu evvab.  
Meali: Eline bir demet sap al da onunla vur, yeminini böyle yerine getir. Gerçekten biz Eyyub’u sabırlı (bir kul) bulmuştuk. O, ne iyi kuldu! Daima Allah'a yönelirdi.

**45.** وَاذْكُرْ عِبَادَنَٓا اِبْرٰه۪يمَ وَاِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَ اُو۬لِي الْاَيْد۪ي وَالْاَبْصَارِ ﴿٤٥﴾  
Okunuşu: Vezkur ıbadena ibrahime ve ishaka ve ya'kube ulil eydi vel ebsar.  
Meali: (Ey Muhammed!), Kuvvetli ve basiretli kullarımız İbrahim, İshak ve Ya’kub'u da an.

**46.** اِنَّٓا اَخْلَصْنَاهُمْ بِخَالِصَةٍ ذِكْرَى الدَّارِۚ ﴿٤٦﴾  
Okunuşu: İnna ahlasnahum bi halisatin zikred dar.  
Meali: Biz onları özellikle ahiret yurdunu düşünen ihlâslı kimseler kıldık.

**47.** وَاِنَّهُمْ عِنْدَنَا لَمِنَ الْمُصْطَفَيْنَ الْاَخْيَارِ ﴿٤٧﴾  
Okunuşu: Ve innehum ındena le minel mustafeynel ahyar.  
Meali: Doğrusu onlar bizim katımızda seçkin iyi kimselerdendir.

**48.** وَاذْكُرْ اِسْمٰع۪يلَ وَالْيَسَعَ وَذَا الْـكِفْلِۜ وَكُلٌّ مِنَ الْاَخْيَارِۜ ﴿٤٨﴾  
Okunuşu: Vezkur ismaile velyesea ve zel kifl, ve kullun minel ahyar.  
Meali: İsmail'i, Elyesa'yı, Zülkifl'i de an. Hepsi de iyilerdendir.

**49.** هٰذَا ذِكْرٌۜ وَاِنَّ لِلْمُتَّق۪ينَ لَحُسْنَ مَاٰبٍۙ ﴿٤٩﴾  
Okunuşu: Haza zikr, ve inne lil muttekine le husne meab.  
Meali: İşte bu, bir hatırlatmadır. Doğrusu Allah'a karşı gelmekten sakınanlara güzel bir gelecek vardır.

**50.** جَنَّاتِ عَدْنٍ مُفَتَّحَةً لَهُمُ الْاَبْوَابُۚ ﴿٥٠﴾  
Okunuşu: Cennati adnin mufettehaten le humul ebvab.  
Meali: Kapıları yalnızca kendilerine açılmış Adn cennetleri vardır.

**51.** مُتَّكِـ۪ٔينَ ف۪يهَا يَدْعُونَ ف۪يهَا بِفَاكِهَةٍ كَث۪يرَةٍ وَشَرَابٍ ﴿٥١﴾  
Okunuşu: Muttekine fiha yed'une fiha bi fakihetin kesiretin ve şerab.  
Meali: Onlar koltuklara yaslanıp kurularak orada bir çok meyveler ve içecekler isterler.

**52.** وَعِنْدَهُمْ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ اَتْرَابٌ ﴿٥٢﴾  
Okunuşu: Ve ındehum kasıratut tarfi etrab.  
Meali: Yanlarında, eşlerinden başkasına bakmayan, kendilerine yaşıt güzeller vardır.

**53.** هٰذَا مَا تُوعَدُونَ لِيَوْمِ الْحِسَابِ ﴿٥٣﴾  
Okunuşu: Haza ma tuadune li yevmil hisab.  
Meali: İşte, hesap günü için size vâdolunan şeyler bunlardır.

**54.** اِنَّ هٰذَا لَرِزْقُنَا مَا لَهُ مِنْ نَفَادٍۚ ﴿٥٤﴾  
Okunuşu: İnne haza le rızkuna ma lehu min nefad.  
Meali: Şüphesiz bu, bizim verdiğimiz rızıktır. Ona bitmek ve tükenmek yoktur.

**55.** هٰذَاۜ وَاِنَّ لِلطَّاغ۪ينَ لَشَرَّ مَاٰبٍۙ ﴿٥٥﴾  
Okunuşu: Haza, ve inne lit tagıyne le şerre meab.  
Meali: Bu böyle; ama azgınlara kötü bir gelecek vardır.

**56.** جَهَنَّمَۚ يَصْلَوْنَهَاۚ فَبِئْسَ الْمِهَادُ ﴿٥٦﴾  
Okunuşu: Cehennem, yaslevneha, fe bi'sel mihad.  
Meali: Onlar cehenneme girecekler. Orası ne kötü bir kalma yeridir.

**57.** هٰذَاۙ فَلْيَذُوقُوهُ حَم۪يمٌ وَغَسَّاقٌۙ ﴿٥٧﴾  
Okunuşu: Haza fel yezukuhu hamiymun ve gassak.  
Meali: İşte bu; kaynar su ve irindir. Onu tatsınlar.

**58.** وَاٰخَرُ مِنْ شَكْلِه۪ٓ اَزْوَاجٌۜ ﴿٥٨﴾  
Okunuşu: Ve aharu min şeklihi ezvac.  
Meali: Buna benzer daha türlü türlü başkaları da vardır.

**59.** هٰذَا فَوْجٌ مُقْتَحِمٌ مَعَكُمْۚ لَا مَرْحَباً بِهِمْۜ اِنَّهُمْ صَالُوا النَّارِ ﴿٥٩﴾  
Okunuşu: Haza fevcun muktehımun meakum, la merhaben bihim, innehum salun nar.  
Meali: (İnkarcıların liderlerine:) İşte bu sizinle beraber cehenneme girecek topluluktur (denildiğinde, liderler:) Onlar rahat yüzü görmesin (derler). Onlar mutlaka ateşe gireceklerdir.

**60.** قَالُوا بَلْ اَنْتُمْ۠ لَا مَرْحَباً بِكُمْۜ اَنْتُمْ قَدَّمْتُمُوهُ لَنَاۚ فَبِئْسَ الْقَرَارُ ﴿٦٠﴾  
Okunuşu: Kalu bel entum, la merhaben bikum, entum kaddemtumuhu lena, febi'sel karar.  
Meali: (Liderlere uyanlar ise:) Hayır, asıl siz rahat yüzü görmeyin! Onu bize siz sundunuz! Ne kötü bir yerdir! derler.

**61.** قَالُوا رَبَّنَا مَنْ قَدَّمَ لَنَا هٰذَا فَزِدْهُ عَذَاباً ضِعْفاً فِي النَّارِ ﴿٦١﴾  
Okunuşu: Kalu rabbena men kaddeme lena haza fe zidhu azaben dı'fen fin nar.  
Meali: Yine onlar: Rabbimiz! Bunu bizim önümüze kim getirdiyse onun ateşteki azabını iki kat artır! derler.

**62.** وَقَالُوا مَا لَنَا لَا نَرٰى رِجَالاً كُنَّا نَعُدُّهُمْ مِنَ الْاَشْرَارِۜ ﴿٦٢﴾  
Okunuşu: Ve kalu ma lena la nera ricalen kunna neudduhum minel eşrar.  
Meali: (İnkarcılar) derler ki: Kendilerini dünyada iken kötülerden saydığımız kimseleri burada niçin görmüyoruz?

**63.** اَتَّخَذْنَاهُمْ سِخْرِياًّ اَمْ زَاغَتْ عَنْهُمُ الْاَبْصَارُ ﴿٦٣﴾  
Okunuşu: Ettehaznahum sıhriyyen em zagat anhumul ebsar.  
Meali: Alaya aldığımız onlar değil miydi? Yoksa (buradalar da) onları gözden mi kaçırdık?

**64.** اِنَّ ذٰلِكَ لَحَقٌّ تَخَاصُمُ اَهْلِ النَّارِ۟ ﴿٦٤﴾  
Okunuşu: İnne zalike le hakkun tehasumu ehlin nar.  
Meali: İşte bu, cehennem ehlinin tartışması, şüphesiz bir gerçektir.

**65.** قُلْ اِنَّـمَٓا اَنَا۬ مُنْذِرٌۗ وَمَا مِنْ اِلٰهٍ اِلَّا اللّٰهُ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُۚ ﴿٦٥﴾  
Okunuşu: Kul innema ene munzirun ve ma min ilahin ilallahul vahıdul kahhar.  
Meali: (Rasûlüm!) De ki: Ben sadece bir uyarıcıyım. Tek ve kahhâr olan Allah'tan başka bir ilah yoktur.

**66.** رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا الْعَز۪يزُ الْغَفَّارُ ﴿٦٦﴾  
Okunuşu: Rabbus semavati vel ardı ve ma beynehumel azizul gaffar.  
Meali: Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi (olan Allah) üstündür, çok bağışlayıcıdır.

**67.** قُلْ هُوَ نَبَؤٌا عَظ۪يمٌۙ ﴿٦٧﴾  
Okunuşu: Kul huve nebeun azimun.  
Meali: De ki: Bu büyük bir haberdir.

**68.** اَنْتُمْ عَنْهُ مُعْرِضُونَ ﴿٦٨﴾  
Okunuşu: Entum anhu mu'ridun.  
Meali: Ama siz ondan yüz çeviriyorsunuz.

**69.** مَا كَانَ لِيَ مِنْ عِلْمٍ بِالْمَلَأِ الْاَعْلٰٓى اِذْ يَخْتَصِمُونَ ﴿٦٩﴾  
Okunuşu: Ma kane liye min ilmin bil meleil a'la iz yahtesımun.  
Meali: Onlar orada tartışırken benim melei a’lâ hakkında hiçbir bilgim yoktu.

**70.** اِنْ يُوحٰٓى اِلَيَّ اِلَّٓا اَنَّمَٓا اَنَا۬ نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌ ﴿٧٠﴾  
Okunuşu: İn yuha ileyye illa ennema ene nezirun mubin.  
Meali: Ben ancak apaçık bir uyarıcı olduğum için bana vahyolunuyor.

**71.** اِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلٰٓئِكَةِ اِنّ۪ي خَالِقٌ بَشَراً مِنْ ط۪ينٍ ﴿٧١﴾  
Okunuşu: İz kale rabbuke lil melaiketi inni halikun beşeren min tin.  
Meali: Rabbin meleklere demişti ki: Ben muhakkak çamurdan bir insan yaratacağım.

**72.** فَاِذَا سَوَّيْتُهُ وَنَفَخْتُ ف۪يهِ مِنْ رُوح۪ي فَقَعُوا لَهُ سَاجِد۪ينَ ﴿٧٢﴾  
Okunuşu: Fe iza sevveytuhu ve nefahtu fihi min ruhi fe kau lehu sacidin.  
Meali: Onu tamamlayıp, içine de ruhumdan üfürdüğüm zaman, derhal ona secdeye kapanın!

**73.** فَسَجَدَ الْمَلٰٓئِكَةُ كُلُّهُمْ اَجْمَعُونَۙ ﴿٧٣﴾  
Okunuşu: Fe secedel melaiketu kulluhum ecmaun.  
Meali: Bütün melekler toptan secde ettiler.

**74.** اِلَّٓا اِبْل۪يسَۜ اِسْتَكْـبَرَ وَكَانَ مِنَ الْكَافِر۪ينَ ﴿٧٤﴾  
Okunuşu: İlla iblis, istekbere ve kane minel kafirin.  
Meali: Yalnız İblis secde etmedi. O büyüklük tasladı ve kâfirlerden oldu.

**75.** قَالَ يَٓا اِبْل۪يسُ مَا مَنَعَكَ اَنْ تَسْجُدَ لِمَا خَلَقْتُ بِيَدَيَّۜ اَسْتَكْـبَرْتَ اَمْ كُنْتَ مِنَ الْعَال۪ينَ ﴿٧٥﴾  
Okunuşu: Kale ya iblisu ma meneake en tescude lima halaktu bi yedeyy, estekberte em kunte minel alin.  
Meali: Allah! Ey İblis! İki elimle yarattığıma secde etmekten seni meneden nedir? Böbürlendin mi, yoksa yücelerden misin? dedi.

**76.** قَالَ اَنَا۬ خَيْرٌ مِنْهُۜ خَلَقْتَن۪ي مِنْ نَارٍ وَخَلَقْتَهُ مِنْ ط۪ينٍ ﴿٧٦﴾  
Okunuşu: Kale ene hayrun minh, halakteni min narin ve halaktehu min tin.  
Meali: İblis: Ben ondan hayırlıyım! Beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın, dedi.

**77.** قَالَ فَاخْرُجْ مِنْهَا فَاِنَّكَ رَج۪يمٌۚ ﴿٧٧﴾  
Okunuşu: Kale fahruc minha fe inneke recim.  
Meali: Allah: Çık oradan (cennetten)! Sen artık kovulmuş birisin,

**78.** وَاِنَّ عَلَيْكَ لَعْنَت۪ٓي اِلٰى يَوْمِ الدّ۪ينِ ﴿٧٨﴾  
Okunuşu: Ve inne aleyke la'neti ila yevmid din.  
Meali: ceza gününe kadar lânetim senin üzerindedir! buyurdu.

**79.** قَالَ رَبِّ فَاَنْظِرْن۪ٓي اِلٰى يَوْمِ يُبْعَثُونَ ﴿٧٩﴾  
Okunuşu: Kale rabbi fe enzırni ila yevmi yub'asun.  
Meali: İblis: Ey Rabbim! O halde tekrar diriltilecekleri güne kadar bana mühlet ver, dedi.

**80.** قَالَ فَاِنَّكَ مِنَ الْمُنْظَر۪ينَۙ ﴿٨٠﴾  
Okunuşu: Kale fe inneke minel munzarin.  
Meali: Allah: Haydi, mühlet verilenlerdensin, buyurdu.

**81.** اِلٰى يَوْمِ الْوَقْتِ الْمَعْلُومِ ﴿٨١﴾  
Okunuşu: İla yevmil vaktil ma'lum.  
Meali: Sen bilinen güne kadar.

**82.** قَالَ فَبِعِزَّتِكَ لَاُغْوِيَنَّهُمْ اَجْمَع۪ينَۙ ﴿٨٢﴾  
Okunuşu: Kale fe bi izzetike le ugviyennehum ecmain.  
Meali: İblis: Senin izzetine yemin ederim ki, hepsini mutlaka azdıracağım, dedi.

**83.** اِلَّا عِبَادَكَ مِنْهُمُ الْمُخْلَص۪ينَ ﴿٨٣﴾  
Okunuşu: İlla ibadeke minhumul muhlasin.  
Meali: Onlardan ihlâsa erdirilmiş kulların bir yana.

**84.** قَالَ فَالْحَقُّۘ وَالْحَقَّ اَقُولُۚ ﴿٨٤﴾  
Okunuşu: Kale fel hakku vel hakka ekul.  
Meali: Rabbi de şöyle demişti: İşte bu hak ve ben hep hakkı söylerim.

**85.** لَاَمْلَـَٔنَّ جَهَنَّمَ مِنْكَ وَمِمَّنْ تَبِعَكَ مِنْهُمْ اَجْمَع۪ينَ ﴿٨٥﴾  
Okunuşu: Le emleenne cehenneme minke ve mimmen tebiake minhum ecmain.  
Meali: Sen ve sana uyanların hepsiyle cehennemi dolduracağım! buyurdu.

**86.** قُلْ مَٓا اَسْـَٔلُـكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍ وَمَٓا اَنَا۬ مِنَ الْمُتَكَلِّف۪ينَ ﴿٨٦﴾  
Okunuşu: Kul ma es'elukum aleyhi min ecrin ve ma ene minel mutekellifin.  
Meali: (Rasûlüm!) De ki: Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Ve ben kendiliğimden bir şey iddia edenlerden de değilim."

**87.** اِنْ هُوَ اِلَّا ذِكْرٌ لِلْعَالَم۪ينَ ﴿٨٧﴾  
Okunuşu: İn huve illa zikrun lil alemin.  
Meali: Bu Kur'an, ancak âlemler için bir öğüttür.

**88.** وَلَتَعْلَمُنَّ نَبَاَهُ بَعْدَ ح۪ينٍ ﴿٨٨﴾  
Okunuşu: Ve le talemunne nebeehu ba'de hin.  
Meali: Onun verdiği haberin doğruluğunu bir zaman sonra çok iyi öğreneceksiniz.

## Sure hakkında

Sure adını, ilk ayetinin başında yer alan ve hurûf-ı mukattaadan olan "Sâd" harfinden alır. Sure Mekke'de inmiştir ve 88 ayettir. Mushafta 38. sırada bulunur ve 23. cüzde yer alır; iniş sırasına göre de 38. suredir.

Hz. Dâvûd'un tövbesini anlatan 24. ayette tilâvet secdesi vardır. Buhârî'de yer alan bir rivayette İbn Abbas, bu secdenin kesin olarak emredilen secdelerden olmadığını, ancak Hz. Peygamber'in burada secde ettiğini gördüğünü söyler; Hanefî mezhebinde bu ayette tilâvet secdesi yapılır. Surede ayrıca Hz. Âdem'in yaratılışı ve İblis'in büyüklenerek secdeden kaçınması anlatılır.

### Nüzulü

Tirmizî'nin de naklettiği ve siyer ile tefsir kaynaklarında yer alan bir rivayete göre Ebû Tâlib hastalandığında Kureyş'in ileri gelenleri onun yanına gelerek Hz. Peygamber'in kendi ilahlarını kötülemesinden şikâyet ettiler. Hz. Peygamber onlardan, söyledikleri takdirde Araplara ve Arap olmayanlara üstün gelecekleri tek bir söz istediğini, bunun da "Lâ ilâhe illallah" olduğunu söyleyince, "İlahları tek bir ilah mı yaptı?" diyerek kalkıp gittiler. Rivayete göre surenin ilk ayetleri bu olay üzerine inmiştir.

Bu rivayet, surenin Mekke döneminde, Hz. Peygamber'in amcası Ebû Tâlib'in himayesinin sürdüğü yıllarda indiğini gösterir.

### Konusu

Sure, öğüt dolu Kur'an'a yeminle başlar ve inkârcıların büyüklenme ve ayrılık içinde olduğunu bildirir. Müşriklerin, içlerinden bir uyarıcı gelmesine şaşırmaları, onu büyücü ve yalancı diye nitelemeleri ve ilahları tek ilaha indirmesine karşı çıkmaları anlatılır. Önceki yalanlayıcı kavimler hatırlatılır.

Ardından Hz. Peygamber'e sabır tavsiye edilerek Hz. Dâvûd anılır: dağların ve kuşların onunla tesbih etmesi, kendisine hükümranlık ve hikmet verilmesi, iki davacının kıssası, tövbesi ve insanlar arasında hakkaniyetle hükmetmesi emri. Sonra Hz. Süleyman'ın imtihanı, tövbesi ve kendisine verilen eşsiz mülk; Hz. Eyyûb'un hastalık karşısındaki sabrı ve şifaya kavuşması anlatılır. İbrâhim, İshak, Yâkub, İsmâil, Elyesa ve Zülkifl övgüyle anılır. Takva sahiplerinin cennetteki nimetleri ile azgınların cehennemdeki çekişmeleri karşılaştırılır. Sure, Hz. Âdem'in yaratılışı, meleklerin secdesi ve İblis'in secdeden kaçınıp insanları azdırmak için mühlet istemesi kıssasıyla devam eder ve Kur'an'ın âlemler için bir öğüt olduğu bildirilerek sona erer.

### Fazileti

Sure bilgileri Yasin Suresi uygulaması için hazırlanmıştır.

- [Önceki sure 37. Saffat Suresi](https://yasin.suresi.gen.tr/saffat-suresi/)
- [Sonraki sure 39. Zümer Suresi](https://yasin.suresi.gen.tr/zumer-suresi/)
