# Taha Suresi سورة طه

> Taha Suresi Arapça metni, Türkçe okunuşu ve meali, ayet ayet. Mekke'de inen Tâhâ suresi 135 ayettir. Kur'an'ın insanlara sıkıntı için değil öğüt için…

Kaynak: https://yasin.suresi.gen.tr/taha-suresi/  
Son güncelleme: 2026-10-15T23:47:59+03:00

20. sure · Cüz 16

135 ayet · Mekkî · İniş sırası: 45

Mekke'de inen Tâhâ suresi 135 ayettir. Kur'an'ın insanlara sıkıntı için değil öğüt için indirildiğini bildirir; Hz. Mûsâ'nın kıssasını ayrıntılı biçimde anlatır ve Hz. Âdem'in imtihanıyla insanı uyarır.

## Taha Suresi Arapça, okunuşu ve meali

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ  
Bismillahir rahmanir rahim.  
Bismillâhirrahmânirrahîm

**1.** طٰهٰۜ ﴿١﴾  
Okunuşu: Ta, ha.  
Meali: Tâ. Hâ.

**2.** مَٓا اَنْزَلْنَا عَلَيْكَ الْقُرْاٰنَ لِتَشْقٰىۙ ﴿٢﴾  
Okunuşu: Ma enzelna aleykel kur'ane li teşka.  
Meali: Biz, Kur'an'ı sana, güçlük çekesin diye değil,

**3.** اِلَّا تَذْكِرَةً لِمَنْ يَخْشٰىۙ ﴿٣﴾  
Okunuşu: İlla tezkireten li men yahşa.  
Meali: ancak Allah'tan korkanlara bir öğüt olsun diye indirdik.

**4.** تَنْز۪يلاً مِمَّنْ خَلَقَ الْاَرْضَ وَالسَّمٰوَاتِ الْعُلٰىۜ ﴿٤﴾  
Okunuşu: Tenzilen mimmen halakal arda ves semavatil ula.  
Meali: (Kur'ân) yeri ve yüce gökleri yaratan Allah tarafından (peyderpey) indirilmiştir.

**5.** اَلرَّحْمٰنُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوٰى ﴿٥﴾  
Okunuşu: Er rahmanu alel arşisteva.  
Meali: Rahmân, Arş'a istivâ etmiştir.

**6.** لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَمَا تَحْتَ الثَّرٰى ﴿٦﴾  
Okunuşu: Lehu ma fis semavati ve ma fil ardı ve ma beynehuma ve ma tahtes sera.  
Meali: Göklerde, yerde ve ikisi arasında bulunan şeyler ile toprağın altında olanlar hep O’nundur.

**7.** وَاِنْ تَجْهَرْ بِالْقَوْلِ فَاِنَّهُ يَعْلَمُ السِّرَّ وَاَخْفٰى ﴿٧﴾  
Okunuşu: Ve in techer bil kavli fe innehu ya'lemus sirre ve ahfa.  
Meali: Eğer sen, sözü açıktan söylersen, bilesin ki O, gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilir.

**8.** اَللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۜ لَهُ الْاَسْمَٓاءُ الْحُسْنٰى ﴿٨﴾  
Okunuşu: Allahu la ilahe illa huve, lehul esmaul husna.  
Meali: Allah, kendisinden başka ilâh olmayandır. En güzel isimler O'na mahsustur.

**9.** وَهَلْ اَتٰيكَ حَد۪يثُ مُوسٰىۢ ﴿٩﴾  
Okunuşu: Ve hel etake hadisu musa.  
Meali: (Rasûlüm!) Musa (olayının) haberi sana ulaştı mı?

**10.** اِذْ رَاٰ نَاراً فَقَالَ لِاَهْلِهِ امْكُـثُٓوا اِنّ۪ٓي اٰنَسْتُ نَاراً لَعَلّ۪ٓي اٰت۪يكُمْ مِنْهَا بِقَبَسٍ اَوْ اَجِدُ عَلَى النَّارِ هُدًى ﴿١٠﴾  
Okunuşu: İz rea naren fe kale li ehlihimkusu inni anestu naren lealli atikum minha bi kabesin ev ecidu alen nari huda.  
Meali: Hani o, bir ateş görmüş ve ailesine: Bekleyin! Eminim ki bir ateş gördüm. Belki ondan size bir meş'ale getiririm veya ateşin yanında bir rehber bulurum demişti.

**11.** فَلَمَّٓا اَتٰيهَا نُودِيَ يَا مُوسٰى ﴿١١﴾  
Okunuşu: Fe lemma etaha nudiye ya musa.  
Meali: Oraya vardığında kendisine (tarafımızdan): Ey Musa! diye seslenildi:

**12.** اِنّ۪ٓي اَنَا۬ رَبُّكَ فَاخْلَعْ نَعْلَيْكَۚ اِنَّكَ بِالْوَادِ الْمُقَدَّسِ طُوًىۜ ﴿١٢﴾  
Okunuşu: İnni ene rabbuke fehla' na'leyk, inneke bil vadil mukaddesi tuva.  
Meali: Muhakkak ki ben, evet ben senin Rabbinim! Hemen pabuçlarını çıkar! Çünkü sen kutsal vâdi Tuvâ'dasın!

**13.** وَاَنَا اخْتَرْتُكَ فَاسْتَمِـعْ لِمَا يُوحٰى ﴿١٣﴾  
Okunuşu: Ve enahtertuke festemi' li ma yuha.  
Meali: Ben seni seçtim. Şimdi vahyedilene kulak ver.

**14.** اِنَّـن۪ٓي اَنَا اللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنَا۬ فَاعْبُدْن۪يۙ وَاَقِمِ الصَّلٰوةَ لِذِكْر۪ي ﴿١٤﴾  
Okunuşu: İnneni enallahu la ilahe illa ene fa'budni ve ekımis salate li zikri.  
Meali: Muhakkak ki ben, yalnızca ben Allah’ım. Benden başka ilâh yoktur. Bana kulluk et; beni anmak için namaz kıl.

**15.** اِنَّ السَّاعَةَ اٰتِيَةٌ اَكَادُ اُخْف۪يهَا لِتُجْزٰى كُلُّ نَفْسٍ بِمَا تَسْعٰى ﴿١٥﴾  
Okunuşu: İnnes saate atiyetun ekadu uhfiha li tucza kullu nefsin bima tes'a.  
Meali: Kıyamet günü mutlaka gelecektir. Herkes peşine koştuğu şeyin karşılığını bulsun diye neredeyse onu (kendimden) gizleyeceğim.

**16.** فَلَا يَصُدَّنَّكَ عَنْهَا مَنْ لَا يُؤْمِنُ بِهَا وَاتَّـبَعَ هَوٰيهُ فَتَرْدٰى ﴿١٦﴾  
Okunuşu: Fe la yesuddenneke anha men la yu'minu biha vettebea hevahu fe terda.  
Meali: Ona inanmayan ve nefsinin arzularına uyan kimseler sakın seni ondan (kıyamete inanmaktan) alıkoymasın; sonra mahvolursun!

**17.** وَمَا تِلْكَ بِيَم۪ينِكَ يَا مُوسٰى ﴿١٧﴾  
Okunuşu: Ve ma tilke bi yeminike ya musa.  
Meali: Şu sağ elindeki nedir, ey Musa?

**18.** قَالَ هِيَ عَصَايَۚ اَتَوَكَّـؤُ۬ا عَلَيْهَا وَاَهُشُّ بِهَا عَلٰى غَنَم۪ي وَلِيَ ف۪يهَا مَاٰرِبُ اُخْرٰى ﴿١٨﴾  
Okunuşu: Kale hiye asay, etevekkeu aleyha ve ehuşşu biha ala ganemi ve liye fiha mearibu uhra.  
Meali: O, benim asamdır, dedi, ona dayanırım, onunla davarlarıma yaprak silkelerim; benim ona başkaca ihtiyaçlarım da vardır.

**19.** قَالَ اَلْقِهَا يَا مُوسٰى ﴿١٩﴾  
Okunuşu: Kale elkıha ya musa.  
Meali: Allah: Yere at onu, ey Musa! dedi.

**20.** فَاَلْقٰيهَا فَاِذَا هِيَ حَيَّةٌ تَسْعٰى ﴿٢٠﴾  
Okunuşu: Fe elkaha fe iza hiye hayyetun tes'a.  
Meali: Onu hemen yere attı. Bir de ne görsün, hızla sürünen bir yılan değil mi!

**21.** قَالَ خُذْهَا وَلَا تَخَفْ۠ سَنُع۪يدُهَا س۪يرَتَهَا الْاُو۫لٰى ﴿٢١﴾  
Okunuşu: Kale huzha ve la tehaf se nuiduha siretehel ula.  
Meali: Allah buyurdu: Al onu! Korkma! Biz onu şimdi ilk haline geri döndüreceğiz.

**22.** وَاضْمُمْ يَدَكَ اِلٰى جَنَاحِكَ تَخْرُجْ بَيْضَٓاءَ مِنْ غَيْرِ سُٓوءٍ اٰيَةً اُخْرٰىۙ ﴿٢٢﴾  
Okunuşu: Vadmum yedeke ila cenahıke tahruc beydae min gayri suin ayeten uhra.  
Meali: Bir de elini koltuğunun altına sok ki, bir başka mucize olmak üzere o, kusursuz ve lekesiz beyazlıkta çıksın.

**23.** لِنُرِيَكَ مِنْ اٰيَاتِنَا الْكُبْرٰىۚ ﴿٢٣﴾  
Okunuşu: Li nuriyeke min ayatinel kubra.  
Meali: Ta ki, sana, (böylece) en büyük âyetlerimizden bazılarını gösterelim.

**24.** اِذْهَبْ اِلٰى فِرْعَوْنَ اِنَّهُ طَغٰى۟ ﴿٢٤﴾  
Okunuşu: İzheb ila fir'avne innehu taga.  
Meali: Firavun’a git. Çünkü o iyice azdı.

**25.** قَالَ رَبِّ اشْرَحْ ل۪ي صَدْر۪يۙ ﴿٢٥﴾  
Okunuşu: Kale rabbişrah li sadri.  
Meali: Musa: Rabbim! dedi, yüreğime genişlik ver.

**26.** وَيَسِّرْ ل۪ٓي اَمْر۪يۙ ﴿٢٦﴾  
Okunuşu: Ve yessir li emri.  
Meali: İşimi bana kolaylaştır.

**27.** وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِنْ لِسَان۪يۙ ﴿٢٧﴾  
Okunuşu: Vahlul ukdeten min lisani.  
Meali: Dilimden (şu) bağı çöz.

**28.** يَفْقَهُوا قَوْل۪يۖ ﴿٢٨﴾  
Okunuşu: Yefkahu kavli.  
Meali: Ki sözümü anlasınlar.

**29.** وَاجْعَلْ ل۪ي وَز۪يراً مِنْ اَهْل۪يۙ ﴿٢٩﴾  
Okunuşu: Vec'al li veziren min ehli.  
Meali: Bana ailemden bir de vezir (yardımcı) ver,

**30.** هٰرُونَ اَخ۪يۚ ﴿٣٠﴾  
Okunuşu: Harune ahi.  
Meali: Kardeşim Harun'u.

**31.** اُشْدُدْ بِه۪ٓ اَزْر۪يۙ ﴿٣١﴾  
Okunuşu: Uşdud bihi ezri.  
Meali: Onun sayesinde arkamı kuvvetlendir.

**32.** وَاَشْرِكْهُ ف۪ٓي اَمْر۪يۙ ﴿٣٢﴾  
Okunuşu: Ve eşrikhu fi emri.  
Meali: Ve onu işime ortak kıl.

**33.** كَيْ نُسَبِّحَكَ كَث۪يراًۙ ﴿٣٣﴾  
Okunuşu: Key nusebbihake kesira.  
Meali: Böylece seni bol bol tesbih edelim.

**34.** وَنَذْكُرَكَ كَث۪يراًۜ ﴿٣٤﴾  
Okunuşu: Ve nezkureke kesira.  
Meali: Ve seni daha çok analım.

**35.** اِنَّكَ كُنْتَ بِنَا بَص۪يراً ﴿٣٥﴾  
Okunuşu: İnneke kunte bina basira.  
Meali: Şüphesiz sen bizi görmektesin.

**36.** قَالَ قَدْ اُو۫ت۪يتَ سُؤْلَكَ يَا مُوسٰى ﴿٣٦﴾  
Okunuşu: Kale kad utite su'leke ya musa.  
Meali: Allah: Ey Musa! dedi, istediğin sana verildi.

**37.** وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَيْكَ مَرَّةً اُخْرٰىۙ ﴿٣٧﴾  
Okunuşu: Ve lekad menenna aleyke merreten uhra.  
Meali: Andolsun biz sana bir defa daha lütufta bulunmuştuk.

**38.** اِذْ اَوْحَيْنَٓا اِلٰٓى اُمِّكَ مَا يُوحٰىۙ ﴿٣٨﴾  
Okunuşu: İz evhayna ila ummike ma yuha.  
Meali: Bir zaman, vahyedilecek şeyi annene (şöyle) vahyetmiştik:

**39.** اَنِ اقْذِف۪يهِ فِي التَّابُوتِ فَاقْذِف۪يهِ فِي الْيَمِّ فَلْيُلْقِهِ الْيَمُّ بِالسَّاحِلِ يَأْخُذْهُ عَدُوٌّ ل۪ي وَعَدُوٌّ لَهُۜ وَاَلْقَيْتُ عَلَيْكَ مَحَبَّةً مِنّ۪يۚ وَلِتُصْنَعَ عَلٰى عَيْن۪يۢ ﴿٣٩﴾  
Okunuşu: Enıkzifihi fit tabuti fakzifihi fil yemmi felyulkıhil yemmu bis sahıli ye'huzhu aduvvun li ve aduvvun leh, ve elkaytu aleyke mehabbeten minni ve li tusnea ala ayni.  
Meali: Musa'yı sandığa koy; sonra onu denize (Nil'e) bırak; deniz onu kıyıya atsın da, benim düşmanım ve onun düşmanı olan biri onu alsın. (Ey Musa! Sevilmen) ve benim nezaretimde yetiştirilmen için sana kendimden sevgi verdim.

**40.** اِذْ تَمْش۪ٓي اُخْتُكَ فَتَقُولُ هَلْ اَدُلُّكُمْ عَلٰى مَنْ يَكْفُلُهُۜ فَرَجَعْنَاكَ اِلٰٓى اُمِّكَ كَيْ تَقَرَّ عَيْنُهَا وَلَا تَحْزَنَۜ وَقَتَلْتَ نَفْساً فَنَجَّيْنَاكَ مِنَ الْغَمِّ وَفَتَنَّاكَ فُتُوناً۠ فَلَبِثْتَ سِن۪ينَ ف۪ٓي اَهْلِ مَدْيَنَ ثُمَّ جِئْتَ عَلٰى قَدَرٍ يَا مُوسٰى ﴿٤٠﴾  
Okunuşu: İz temşi uhtuke fe tekulu hel edullukum ala men yekfuluh, fe reca'nake ila ummike key takarre aynuha ve la tahzen, ve katelte nefsen fe necceynake minel gammi ve fetennake futuna, fe lebiste sinine fi ehli medyene summe ci'te ala kaderin ya musa.  
Meali: Hani, kız kardeşin gidip «Ona bakacak birini size bulayım mı?» diyordu. Böylece seni, gözü gönlü mutluluk dolsun ve üzülmesin diye annene geri verdik ve sen, birini öldürdün de seni endişeden kurtardık. Seni iyiden iyiye denemeden geçirdik. Bunun için yıllarca Medyen halkı arasında kalmış, sonra yine takdir ettiğimiz vakte gelmiştin ey Mûsâ."

**41.** وَاصْطَنَعْتُكَ لِنَفْس۪يۚ ﴿٤١﴾  
Okunuşu: Vastana'tuke li nefsi.  
Meali: Seni, kendim için elçi seçtim.

**42.** اِذْهَبْ اَنْتَ وَاَخُوكَ بِاٰيَات۪ي وَلَا تَنِيَا ف۪ي ذِكْر۪يۚ ﴿٤٢﴾  
Okunuşu: İzheb ente ve ehuke bi ayati ve la teniya fi zikri.  
Meali: "(Ey Mûsâ!) Sen, kardeşinle beraber delillerimle git; beni anmakta kusur etme."

**43.** اِذْهَبَٓا اِلٰى فِرْعَوْنَ اِنَّهُ طَغٰىۚ ﴿٤٣﴾  
Okunuşu: İzheba ila fir'avne innehu taga.  
Meali: Firavun’a gidin. Çünkü o, iyiden iyiye azdı.

**44.** فَقُولَا لَهُ قَوْلاً لَيِّناً لَعَلَّهُ يَتَذَكَّرُ اَوْ يَخْشٰى ﴿٤٤﴾  
Okunuşu: Fe kula lehu kavlen leyyinen leallehu yetezekkeru ev yahşa.  
Meali: Ona yumuşak söz söyleyin. Belki o, aklını başına alır veya korkar .

**45.** قَالَا رَبَّـنَٓا اِنَّـنَا نَخَافُ اَنْ يَفْرُطَ عَلَيْنَٓا اَوْ اَنْ يَطْغٰى ﴿٤٥﴾  
Okunuşu: Kala rabbena innena nehafu en yefruta aleyna ev en yatga.  
Meali: Dediler ki: Rabbimiz! Doğrusu biz, onun bize aşırı derecede kötü davranmasından yahut iyice azmasından endişe ediyoruz.

**46.** قَالَ لَا تَخَافَٓا اِنَّن۪ي مَعَكُمَٓا اَسْمَعُ وَاَرٰى ﴿٤٦﴾  
Okunuşu: Kale la tehafa inneni meakuma esmau ve era.  
Meali: Buyurdu ki: Korkmayın, çünkü ben sizinle beraberim; işitir ve görürüm.

**47.** فَأْتِيَاهُ فَقُولَٓا اِنَّا رَسُولَا رَبِّكَ فَاَرْسِلْ مَعَنَا بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ وَلَا تُعَذِّبْهُمْۜ قَدْ جِئْنَاكَ بِاٰيَةٍ مِنْ رَبِّكَۜ وَالسَّلَامُ عَلٰى مَنِ اتَّـبَعَ الْهُدٰى ﴿٤٧﴾  
Okunuşu: Fe'tiyahu fe kula inna resula rabbike fe ersil meana beni israile ve la tuazzibhum, kad ci'nake bi ayetin min rabbik, ves selamu ala menittebeal huda.  
Meali: Haydi, ona gidin de deyin ki: Biz, senin Rabbinin elçileriyiz. İsrailoğullarını hemen bizimle birlikte gönder; onlara eziyet etme! Biz, senin Rabbinden bir mucize (âyet) getirdik. Kurtuluş, hidâyete uyanlarındır.

**48.** اِنَّا قَدْ اُو۫حِيَ اِلَيْنَٓا اَنَّ الْعَذَابَ عَلٰى مَنْ كَذَّبَ وَتَوَلّٰى ﴿٤٨﴾  
Okunuşu: İnna kad uhıye ileyna ennel azabe ala men kezzebe ve tevella.  
Meali: Hakikaten bize vahyolundu ki: (Peygamberleri) yalanlayan ve yüz çevirenlere azap edilecektir.

**49.** قَالَ فَمَنْ رَبُّكُمَا يَا مُوسٰى ﴿٤٩﴾  
Okunuşu: Kale fe men rabbukuma ya musa.  
Meali: Firavun: Rabbiniz de kimmiş, ey Musa? dedi.

**50.** قَالَ رَبُّنَا الَّـذ۪ٓي اَعْطٰى كُلَّ شَيْءٍ خَلْقَهُ ثُمَّ هَدٰى ﴿٥٠﴾  
Okunuşu: Kale rabbunellezi a'ta kulle şey'in halkahu summe heda.  
Meali: O da: Bizim Rabbimiz, her şeye hilkatini (varlık ve özelliğini) veren, sonra da doğru yolu gösterendir, dedi.

**51.** قَالَ فَمَا بَالُ الْقُرُونِ الْاُو۫لٰى ﴿٥١﴾  
Okunuşu: Kale fe ma balul kurunil ula.  
Meali: Firavun: Öyle ise, önceki milletlerin hali ne olacak? dedi.

**52.** قَالَ عِلْمُهَا عِنْدَ رَبّ۪ي ف۪ي كِتَابٍۚ لَا يَضِلُّ رَبّ۪ي وَلَا يَنْسٰىۘ ﴿٥٢﴾  
Okunuşu: Kale ilmuha inde rabbi fi kitab, la yadıllu rabbi ve la yensa.  
Meali: Musa: Onlar hakkındaki bilgi, Rabbimin yanında bir kitapta bulunur. Rabbim, ne yanılır ne de unutur, dedi.

**53.** اَلَّذ۪ي جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ مَهْداً وَسَلَكَ لَكُمْ ف۪يهَا سُبُلاً وَاَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءًۜ فَاَخْرَجْنَا بِه۪ٓ اَزْوَاجاً مِنْ نَبَاتٍ شَتّٰى ﴿٥٣﴾  
Okunuşu: Ellezi ceale lekumul arda mehden ve seleke lekum fiha subulen ve enzele mines semai maa, fe ahrecna bihi ezvacen min nebatin şetta.  
Meali: O, yeri size beşik yapan ve onda size yollar açan, gökten de su indirendir. Onunla biz çeşitli bitkilerden çiftler çıkardık.

**54.** كُلُوا وَارْعَوْا اَنْعَامَكُمْۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِاُو۬لِي النُّهٰى۟ ﴿٥٤﴾  
Okunuşu: Kulu ver'av en'amekum, inne fi zalike le ayatin li ulin nuha.  
Meali: Yiyin ve hayvanlarınızı otlatın. Şüphesiz bunda, akıl sahipleri için (Allah'ın varlığına ve birliğine) deliller vardır.

**55.** مِنْهَا خَلَقْنَاكُمْ وَف۪يهَا نُع۪يدُكُمْ وَمِنْهَا نُخْرِجُكُمْ تَارَةً اُخْرٰى ﴿٥٥﴾  
Okunuşu: Minha halaknakum ve fiha nuidukum ve minha nuhricukum tareten uhra.  
Meali: Sizi ondan (topraktan) yarattık; yine sizi oraya döndüreceğiz ve bir kez daha sizi ondan çıkaracağız.

**56.** وَلَقَدْ اَرَيْنَاهُ اٰيَاتِنَا كُلَّهَا فَكَذَّبَ وَاَبٰى ﴿٥٦﴾  
Okunuşu: Ve lekad ereynahu ayatina kulleha fe kezzebe ve eba.  
Meali: Andolsun biz ona (Firavuna) bütün (bu) delillerimizi gösterdik; yine de yalanladı ve diretti.

**57.** قَالَ اَجِئْتَنَا لِتُخْرِجَنَا مِنْ اَرْضِنَا بِسِحْرِكَ يَا مُوسٰى ﴿٥٧﴾  
Okunuşu: Kale e ci'tena li tuhricena min ardına bi sihrike ya musa.  
Meali: Dedi ki: Bizi, yaptığın büyü ile yurdumuzdan çıkarasın diye mi geldin, ey Musa?

**58.** فَلَنَأْتِيَنَّكَ بِسِحْرٍ مِثْلِه۪ فَاجْعَلْ بَيْنَنَا وَبَيْنَكَ مَوْعِداً لَا نُخْلِفُهُ نَحْنُ وَلَٓا اَنْتَ مَكَاناً سُوًى ﴿٥٨﴾  
Okunuşu: Fe le ne'tiyenneke bi sıhrin mislihi fec'al beynena ve beyneke mev'ıden la nuhlifuhu nahnu ve la ente mekanen suva.  
Meali: Öyle ise, muhakkak surette biz de sana, aynen onun gibi bir büyü getireceğiz. Şimdi sen, seninle bizim aramızda, ne senin, ne de bizim muhalefet etmeyeceğimiz uygun bir yerde buluşma zamanı ayarla.

**59.** قَالَ مَوْعِدُكُمْ يَوْمُ الزّ۪ينَةِ وَاَنْ يُحْشَرَ النَّاسُ ضُحًى ﴿٥٩﴾  
Okunuşu: Kale mev'ıdukum yevmuz zineti ve en yuhşeren nasu duha.  
Meali: Musa: Buluşma zamanınız, bayram günü, kuşluk vaktinde insanların toplanma zamanı olsun, dedi.

**60.** فَتَوَلّٰى فِرْعَوْنُ فَجَمَعَ كَيْدَهُ ثُمَّ اَتٰى ﴿٦٠﴾  
Okunuşu: Fe tevella fir'avnu fe cemea keydehu summe eta.  
Meali: Bunun üzerine Firavun dönüp gitti. Hilesini (sihirbazlarını) topladı; sonra geri geldi.

**61.** قَالَ لَهُمْ مُوسٰى وَيْلَكُمْ لَا تَفْتَرُوا عَلَى اللّٰهِ كَذِباً فَيُسْحِتَكُمْ بِعَذَابٍۚ وَقَدْ خَابَ مَنِ افْتَرٰى ﴿٦١﴾  
Okunuşu: Kale lehum musa veylekum la tefteru alallahi keziben fe yushıtekum bi azab, ve kad habe meniftera.  
Meali: Musa onlara: Yazık size! dedi, Allah hakkında yalan uydurmayın! Sonra O, bir azap ile kökünüzü keser! İftira eden, muhakkak perişan olur.

**62.** فَتَنَازَعُٓوا اَمْرَهُمْ بَيْنَهُمْ وَاَسَرُّوا النَّجْوٰى ﴿٦٢﴾  
Okunuşu: Fe tenazeu emrehum beynehum ve eserrun necva.  
Meali: Bunun üzerine onlar, durumlarını aralarında tartıştılar; gizli gizli fısıldaştılar.

**63.** قَالُٓوا اِنْ هٰذَانِ لَسَاحِرَانِ يُر۪يدَانِ اَنْ يُخْرِجَاكُمْ مِنْ اَرْضِكُمْ بِسِحْرِهِمَا وَيَذْهَبَا بِطَر۪يقَتِكُمُ الْمُثْلٰى ﴿٦٣﴾  
Okunuşu: Kalu in hazani le sahirani yuridani en yuhricakum min ardıkum bi sihrihima ve yezheba bi tarikatikumul musla.  
Meali: Şöyle dediler: «Bu ikisi, muhakkak ki, sihirleriyle sizi yurdunuzdan çıkarmak ve sizin örnek yolunuzu ortadan kaldırmak isteyen iki sihirbazdırlar sadece.»

**64.** فَاَجْمِعُوا كَيْدَكُمْ ثُمَّ ائْتُوا صَفاًّۚ وَقَدْ اَفْلَحَ الْيَوْمَ مَنِ اسْتَعْلٰى ﴿٦٤﴾  
Okunuşu: Fe ecmiu keydekum summe'tu saffa, ve kad eflehal yevme menista'la.  
Meali: «Öyle ise hilenizi kurun; sonra sıra halinde gelin! Muhakkak ki bugün, üstün gelen kazanmıştır.»

**65.** قَالُوا يَا مُوسٰٓى اِمَّٓا اَنْ تُلْقِيَ وَاِمَّٓا اَنْ نَكُونَ اَوَّلَ مَنْ اَلْقٰى ﴿٦٥﴾  
Okunuşu: Kalu ya musa imma en tulkıye ve imma en nekune evvele men elka.  
Meali: Dediler ki: Ey Musa! Ya sen at veya önce atan biz olalım.

**66.** قَالَ بَلْ اَلْقُواۚ فَاِذَا حِبَالُهُمْ وَعِصِيُّهُمْ يُخَيَّلُ اِلَيْهِ مِنْ سِحْرِهِمْ اَنَّهَا تَسْعٰى ﴿٦٦﴾  
Okunuşu: Kale bel elku, fe iza hıbaluhum ve ısıyyuhum yuhayyelu ileyhi min sıhrihim enneha tes'a.  
Meali: Hayır, siz atın, dedi. Bir de baktı ki, büyüleri sayesinde ipleri ve sopaları, kendisine gerçekten hızlıca hereket ediyor gibi görünüyor.

**67.** فَاَوْجَسَ ف۪ي نَفْسِه۪ خ۪يفَةً مُوسٰى ﴿٦٧﴾  
Okunuşu: Fe evcese fi nefsihi hifeten musa.  
Meali: Musa, birden içinde bir korku duydu.

**68.** قُلْنَا لَا تَخَفْ اِنَّكَ اَنْتَ الْاَعْلٰى ﴿٦٨﴾  
Okunuşu: Kulna la tehaf inneke entel a'la.  
Meali: «Korkma! dedik, üstün gelecek olan kesinlikle sensin.»

**69.** وَاَلْقِ مَا ف۪ي يَم۪ينِكَ تَلْقَفْ مَا صَنَعُواۜ اِنَّمَا صَنَعُوا كَيْدُ سَاحِرٍۜ وَلَا يُفْلِحُ السَّاحِرُ حَيْثُ اَتٰى ﴿٦٩﴾  
Okunuşu: Ve elkı ma fi yeminike telkaf ma sanau, innema sanau keydu sahır, ve la yuflihus sahıru haysu eta.  
Meali: «Sağ elindekini at da, onların yaptıklarını yutsun. Yaptıkları, sadece bir büyücü hilesidir. Büyücü ise, nereye varsa (ne yapsa) iflah olmaz.»

**70.** فَاُلْقِيَ السَّحَرَةُ سُجَّداً قَالُٓوا اٰمَنَّا بِرَبِّ هٰرُونَ وَمُوسٰى ﴿٧٠﴾  
Okunuşu: Fe ulkıyes seharatu succeden kalu amenna bi rabbi harune ve musa.  
Meali: (Mûsâ elindeki asasını atıp da âsâ yılan olup sihirbazların yaptıklarını yutunca)sihirbazlar hemen secdeye kapanmışlar ve şöyle demişlerdi:"Harûn ve Musâ'nın Rabbine iman ettik."

**71.** قَالَ اٰمَنْتُمْ لَهُ قَبْلَ اَنْ اٰذَنَ لَكُمْۜ اِنَّهُ لَكَب۪يرُكُمُ الَّذ۪ي عَلَّمَكُمُ السِّحْرَۚ فَلَاُقَطِّعَنَّ اَيْدِيَكُمْ وَاَرْجُلَكُمْ مِنْ خِلَافٍ وَلَاُصَلِّبَنَّكُمْ ف۪ي جُذُوعِ النَّخْلِۘ وَلَتَعْلَمُنَّ اَيُّـنَٓا اَشَدُّ عَذَاباً وَاَبْقٰى ﴿٧١﴾  
Okunuşu: Kale amentum lehu kable en azene lekum, innehu le kebirukumullezi allemekumus sihr, fe le ukattıanne eydiyekum ve erculekum min hilafin ve le usallibennekum fi cuzuın nahli ve le ta'lemunne eyyuna eşeddu azaben ve ebka.  
Meali: (Firavun) Şöyle dedi: Ben size izin vermeden önce ona inandınız öyle mi! Hakikat şu ki o, size büyü öğreten ulunuzdur. Şimdi elleriniz ile ayaklarınızı tereddüt etmeden çaprazlama keseceğim ve sizi hurma dallarına asacağım! Böylece, hangimizin azabının daha şiddetli ve sürekli olduğunu iyice anlayacaksınız.

**72.** قَالُوا لَنْ نُؤْثِرَكَ عَلٰى مَا جَٓاءَنَا مِنَ الْبَيِّنَاتِ وَالَّذ۪ي فَطَرَنَا فَاقْضِ مَٓا اَنْتَ قَاضٍۜ اِنَّمَا تَقْض۪ي هٰذِهِ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَاۜ ﴿٧٢﴾  
Okunuşu: Kalu len nu'sireke ala ma caena minel beyyinati vellezi fatarana fakdi ma ente kad, innema takdi hazihil hayated dunya.  
Meali: Dediler ki: «Seni, bize gelen açık açık mucizelere ve bizi yaratana tercih edemeyiz. Öyle ise yapacağını yap! Sen, ancak bu dünya hayatında hükmünü geçirebilirsin.»

**73.** اِنَّٓا اٰمَنَّا بِرَبِّنَا لِيَغْفِرَ لَنَا خَطَايَانَا وَمَٓا اَكْرَهْتَنَا عَلَيْهِ مِنَ السِّحْرِۜ وَاللّٰهُ خَيْرٌ وَاَبْقٰى ﴿٧٣﴾  
Okunuşu: İnna amenna bi rabbina li yagfire lena hatayana ve ma ekrehtena aleyhi mines sihr, vallahu hayrun ve ebka.  
Meali: «Bize, hatalarımızı ve senin bize zorla yaptırdığın büyüyü bağışlaması için Rabbimize iman ettik. Allah, (mükâfatı) en hayırlı ve (cezası) en sürekli olandır.»

**74.** اِنَّهُ مَنْ يَأْتِ رَبَّهُ مُجْرِماً فَاِنَّ لَهُ جَهَنَّمَۜ لَا يَمُوتُ ف۪يهَا وَلَا يَحْيٰى ﴿٧٤﴾  
Okunuşu: İnnehu men ye'ti rabbehu mucrimen fe inne lehu cehennem, la yemutu fiha ve la yahya.  
Meali: Şurası muhakkak ki, kim Rabbine günahkâr olarak varırsa, cehennem sırf onun içindir. O ise orada ne ölür ne de yaşar!

**75.** وَمَنْ يَأْتِه۪ مُؤْمِناً قَدْ عَمِلَ الصَّالِحَاتِ فَاُو۬لٰٓئِكَ لَهُمُ الدَّرَجَاتُ الْعُلٰىۙ ﴿٧٥﴾  
Okunuşu: Ve men ye'tihi mu'minen kad amiles salihati fe ulaike lehumud derecatul ula.  
Meali: Kim de iyi davranışlarda bulunmuş bir mümin olarak O'na varırsa, üstün dereceler işte sırf bunlar içindir.

**76.** جَنَّاتُ عَدْنٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۜ وَذٰلِكَ جَزٰٓؤُ۬ا مَنْ تَزَكّٰى۟ ﴿٧٦﴾  
Okunuşu: Cennatu adnin tecri min tahtihel enharu halidine fiha ve zalike cezau men tezekka.  
Meali: İçinde ebedî kalacakları, zemininden ırmaklar akan Adn cennetleri! İşte arınanların mükâfatı budur.

**77.** وَلَقَدْ اَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰٓى اَنْ اَسْرِ بِعِبَاد۪ي فَاضْرِبْ لَهُمْ طَر۪يقاً فِي الْبَحْرِ يَبَساًۚ لَا تَخَافُ دَرَكاً وَلَا تَخْشٰى ﴿٧٧﴾  
Okunuşu: Ve lekad evhayna ila musa en esri bi ibadi fadrib lehum tarikan fil bahri yebesa, la tehafu dereken ve la tahşa.  
Meali: Andolsun ki biz Musa'ya: Kullarımla birlikte geceleyin yola çık da (size) yetişilmesinden korkmaksızın ve (boğulmaktan) endişe etmeksizin onlara denizde kuru bir yol aç, diye vahy etmiştik.

**78.** فَاَتْبَعَهُمْ فِرْعَوْنُ بِجُنُودِه۪ فَغَشِيَهُمْ مِنَ الْيَمِّ مَا غَشِيَهُمْۜ ﴿٧٨﴾  
Okunuşu: Fe etbeahum fir'avnu bi cunudihi fe gaşiyehum minel yemmi ma gaşiyehum.  
Meali: Bunun üzerine o, askerleri ile birlikte onların peşine düştü. Deniz onları gömüp boğuverdi.

**79.** وَاَضَلَّ فِرْعَوْنُ قَوْمَهُ وَمَا هَدٰى ﴿٧٩﴾  
Okunuşu: Ve edalle fir'avnu kavmehu ve ma heda.  
Meali: Firavun, kavmini saptırdı, doğru yola sevketmedi.

**80.** يَا بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ قَدْ اَنْجَيْنَاكُمْ مِنْ عَدُوِّكُمْ وَوٰعَدْنَاكُمْ جَانِبَ الطُّورِ الْاَيْمَنَ وَنَزَّلْنَا عَلَيْكُمُ الْمَنَّ وَالسَّلْوٰى ﴿٨٠﴾  
Okunuşu: Ya beni israile kad enceynakum min aduvvikum ve vaadnakum canibet turil eymene ve nezzelna aleykumul menne ves selva.  
Meali: Ey İsrailoğulları! Sizi düşmanınızdan kurtardık; Tûr'un sağ tarafına (gelmeniz için) size vâde tanıdık ve size kudret helvası ile bıldırcın eti lütfettik.

**81.** كُلُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْ وَلَا تَطْغَوْا ف۪يهِ فَيَحِلَّ عَلَيْكُمْ غَضَب۪يۚ وَمَنْ يَحْلِلْ عَلَيْهِ غَضَب۪ي فَقَدْ هَوٰى ﴿٨١﴾  
Okunuşu: Kulu min tayyibati ma rezaknakum ve la tatgav fihi fe yahılle aleykum gadabi ve men yahlil aleyhi gadabi fe kad heva.  
Meali: Size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyiniz, bu hususta taşkınlık ve nankörlük de etmeyiniz; sonra sizi gazabım çarpar. Her kim ki kendisini gazabım çarparsa, hakikaten o, yıkılıp gelmiştir.

**82.** وَاِنّ۪ي لَغَفَّارٌ لِمَنْ تَابَ وَاٰمَنَ وَعَمِلَ صَالِحاً ثُمَّ اهْتَدٰى ﴿٨٢﴾  
Okunuşu: Ve inni le gaffarun li men tabe ve amene ve amile salihan summehteda.  
Meali: Şu da muhakkak ki ben, tevbe eden, inanan ve sâlih amel işleyen, sonra (böylece) doğru yolda giden kimseyi bağışlarım.

**83.** وَمَٓا اَعْجَلَكَ عَنْ قَوْمِكَ يَا مُوسٰى ﴿٨٣﴾  
Okunuşu: Ve ma a'celeke an kavmike ya musa.  
Meali: Seni acele ile kavminden ayrılmaya sevkeden nedir, ey Musa!

**84.** قَالَ هُمْ اُو۬لَٓاءِ عَلٰٓى اَثَر۪ي وَعَجِلْتُ اِلَيْكَ رَبِّ لِتَرْضٰى ﴿٨٤﴾  
Okunuşu: Kale hum ulai ala eseri ve aciltu ileyke rabbi li terda.  
Meali: Musa: İşte, dedi, onlar da benim peşimdeler. Ben, memnun olasın diye sana acele ile geldim Rabbim.

**85.** قَالَ فَاِنَّا قَدْ فَتَنَّا قَوْمَكَ مِنْ بَعْدِكَ وَاَضَلَّهُمُ السَّامِرِيُّ ﴿٨٥﴾  
Okunuşu: Kale fe inna kad fetenna kavmeke min ba'dike ve edallehumus samiriyy.  
Meali: Allah buyurdu: Senden sonra biz, kavmini (Harun ile kalan İsrailoğullarını) imtihan ettik ve Sâmirî onları yoldan çıkardı.

**86.** فَرَجَعَ مُوسٰٓى اِلٰى قَوْمِه۪ غَضْبَانَ اَسِفاًۚ قَالَ يَا قَوْمِ اَلَمْ يَعِدْكُمْ رَبُّكُمْ وَعْداً حَسَناًۜ اَفَطَالَ عَلَيْكُمُ الْعَهْدُ اَمْ اَرَدْتُمْ اَنْ يَحِلَّ عَلَيْكُمْ غَضَبٌ مِنْ رَبِّكُمْ فَاَخْلَفْتُمْ مَوْعِد۪ي ﴿٨٦﴾  
Okunuşu: Fe recea musa ila kavmihi gadbane esifa, kale ya kavmi e lem yaıdkum rabbukum va'den hasena, e fe tale aleykumul ahdu em eredtum en yahılle aleykum gadabun min rabbikum fe ahleftum mev'ıdi.  
Meali: Bunun üzerine Musa, öfkeli ve üzüntülü olarak kavmine döndü. Ey kavmim! dedi, Rabbiniz size güzel bir vaadde bulunmamış mıydı? Şu halde size zaman mı çok uzun geldi, yoksa üstünüze Rabbinizin gazabının inmesini mi istediniz ki, bana olan vaadinizden döndünüz?

**87.** قَالُوا مَٓا اَخْلَفْنَا مَوْعِدَكَ بِمَلْكِنَا وَلٰكِنَّا حُمِّلْـنَٓا اَوْزَاراً مِنْ ز۪ينَةِ الْقَوْمِ فَقَذَفْنَاهَا فَكَذٰلِكَ اَلْقَى السَّامِرِيُّۙ ﴿٨٧﴾  
Okunuşu: Kalu ma ahlefna mev'ıdeke bi melkina ve lakinna hummilna evzaren min zinetil kavmi fe kazefnaha fe kezalike elkas samiriyy.  
Meali: Dediler ki: Biz sana olan vaadimizden, kendi kudret ve irademizle dönmedik. Fakat biz, o kavmin (Mısırlıların) ziynet eşyasından bir takım ağırlıklar yüklenmiş, sonra da onları atmıştık; aynı şekilde Sâmirî de atmıştı.

**88.** فَاَخْرَجَ لَهُمْ عِجْلاً جَسَداً لَهُ خُوَارٌ فَقَالُوا هٰذَٓا اِلٰهُكُمْ وَاِلٰهُ مُوسٰى فَنَسِيَۜ ﴿٨٨﴾  
Okunuşu: Fe ahrece lehum ıclen ceseden lehu huvarun fe kalu haza ilahukum ve ilahu musa fe nesiy.  
Meali: Bu adam, onlar için, böğürebilen bir buzağı heykeli icat etti. Bunun üzerine: İşte! dediler, bu sizin de, Musa'nın da ilahıdır. Fakat onu unuttu.

**89.** اَفَلَا يَرَوْنَ اَلَّا يَرْجِعُ اِلَيْهِمْ قَوْلاًۙ وَلَا يَمْلِكُ لَهُمْ ضَراًّ وَلَا نَفْعاً۟ ﴿٨٩﴾  
Okunuşu: E fe la yerevne ella yerciu ileyhim kavlen ve la yemliku lehum darren ve la nef'a.  
Meali: O şeyin, kendilerine hiçbir sözle mukabele edemeyeceğini, kendilerine ne bir zarar ne de bir fayda vermek gücünde olmadığını görmezler mi?

**90.** وَلَقَدْ قَالَ لَهُمْ هٰرُونُ مِنْ قَبْلُ يَا قَوْمِ اِنَّمَا فُتِنْتُمْ بِه۪ۚ وَاِنَّ رَبَّكُمُ الرَّحْمٰنُ فَاتَّبِعُون۪ي وَاَط۪يعُٓوا اَمْر۪ي ﴿٩٠﴾  
Okunuşu: Ve lekad kale lehum harunu min kablu ya kavmi innema futintum bih ve inne rabbekumur rahmanu fettebiuni ve etiu emri.  
Meali: Hakikaten Harun, onlara daha önce: Ey kavmim! demişti, siz bunun yüzünden sadece fitneye uğradınız. Sizin Rabbiniz, Rahmân (şüphesiz çok merhametli) olan Allah'tır. Şu halde bana uyunuz ve emrime itaat ediniz.

**91.** قَالُوا لَنْ نَبْرَحَ عَلَيْهِ عَاكِف۪ينَ حَتّٰى يَرْجِعَ اِلَيْنَا مُوسٰى ﴿٩١﴾  
Okunuşu: Kalu len nebreha aleyhi akifine hatta yercia ileyna musa.  
Meali: Onlar: Biz, dediler, Musa aramıza dönünceye kadar buna tapmaktan asla vazgeçmeyeceğiz!

**92.** قَالَ يَا هٰرُونُ مَا مَنَعَكَ اِذْ رَاَيْتَهُمْ ضَلُّواۙ ﴿٩٢﴾  
Okunuşu: Kale ya harunu ma meneake iz reeytehum dallu.  
Meali: (Musa, döndüğünde:) Ey Harun! dedi, sana ne engel oldu da, bunların dalâlete düştüklerini gördüğün vakit

**93.** اَلَّا تَتَّبِعَنِۜ اَفَعَصَيْتَ اَمْر۪ي ﴿٩٣﴾  
Okunuşu: Ella tettebian, e fe asayte emri.  
Meali: peşimden gelmedin? Emrime âsi mi oldun?

**94.** قَالَ يَبْنَؤُ۬مَّ لَا تَأْخُذْ بِلِحْيَت۪ي وَلَا بِرَأْس۪يۚ اِنّ۪ي خَش۪يتُ اَنْ تَقُولَ فَرَّقْتَ بَيْنَ بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ وَلَمْ تَرْقُبْ قَوْل۪ي ﴿٩٤﴾  
Okunuşu: Kale yebneumme la te'huz bi lıhyeti ve la bi re'si, inni haşitu en tekule ferrakte beyne beni israile ve lem terkub kavli.  
Meali: (Harun:) Ey annemin oğlu! dedi, saçımı sakalımı, yolma! Ben, senin: «İsrailoğullarının arasına ayrılık düşürdün; sözümü tutmadın!» demenden korktum.

**95.** قَالَ فَمَا خَطْبُكَ يَا سَامِرِيُّ ﴿٩٥﴾  
Okunuşu: Kale fe ma hatbuke ya samiriyy.  
Meali: Musa: Ya senin zorun nedir, ey Sâmirî? dedi.

**96.** قَالَ بَصُرْتُ بِمَا لَمْ يَبْصُرُوا بِه۪ فَقَبَضْتُ قَبْضَةً مِنْ اَثَرِ الرَّسُولِ فَنَبَذْتُهَا وَكَذٰلِكَ سَوَّلَتْ ل۪ي نَفْس۪ي ﴿٩٦﴾  
Okunuşu: Kale basurtu bi ma lem yabsuru bihi fe kabadtu kabdaten min eserir resuli fe nebeztuha ve kezalike sevvelet li nefsi.  
Meali: O da: Ben, onların görmediklerini gördüm. Zira, o elçinin izinden bir avuç (toprak) alıp onu (erimiş mücevheratın içine) attım. Bunu böyle nefsim bana hoş gösterdi, dedi.

**97.** قَالَ فَاذْهَبْ فَاِنَّ لَكَ فِي الْحَيٰوةِ اَنْ تَقُولَ لَا مِسَاسَۖ وَاِنَّ لَكَ مَوْعِداً لَنْ تُخْلَفَهُۚ وَانْظُرْ اِلٰٓى اِلٰهِكَ الَّذ۪ي ظَلْتَ عَلَيْهِ عَاكِفاًۜ لَنُحَرِّقَنَّهُ ثُمَّ لَنَنْسِفَنَّهُ فِي الْيَمِّ نَسْفاً ﴿٩٧﴾  
Okunuşu: Kale fezheb fe inne leke fil hayati en tekule la misase ve inne leke mev'ıden len tuhlefeh, vanzur ila ilahikellezi zalte aleyhi akifa, le nuharrikannehu summe le nensifennehu fil yemmi nesfa.  
Meali: Musa: Defol! dedi, artık hayatın boyunca sen: «Bana dokunmayın!» diyeceksin. Ayrıca senin için, kurtulamayacağın bir ceza günü var. Tapmakta olduğun ilâhına da bak! Yemin ederim, biz onu yakacağız; sonra da onu parça parça edip denize savuracağız!

**98.** اِنَّـمَٓا اِلٰهُكُمُ اللّٰهُ الَّذ۪ي لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۜ وَسِعَ كُلَّ شَيْءٍ عِلْماً ﴿٩٨﴾  
Okunuşu: İnnema ilahukumullahullezi la ilahe illa huv, vesia kulle şey'in ilma.  
Meali: Sizin ilâhınız, yalnızca, kendisinden başka hakkıyla ibadete layık ilâh olmayan Allah'tır. O'nun ilmi her şeyi kuşatmıştır.

**99.** كَذٰلِكَ نَقُصُّ عَلَيْكَ مِنْ اَنْـبَٓاءِ مَا قَدْ سَبَقَۚ وَقَدْ اٰتَيْنَاكَ مِنْ لَدُنَّا ذِكْراًۚ ﴿٩٩﴾  
Okunuşu: Kezalike nakussu aleyke min enbai ma kad sebak, ve kad ateynake min ledunna zikra.  
Meali: (Rasûlüm!) İşte böylece geçmiştekilerin haberlerinden bir kısmını sana anlatıyoruz. Şüphesiz ki, tarafımızdan sana bir zikir (Kur'an) verdik.

**100.** مَنْ اَعْرَضَ عَنْهُ فَاِنَّهُ يَحْمِلُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ وِزْراًۙ ﴿١٠٠﴾  
Okunuşu: Men a'rada anhu fe innehu yahmilu yevmel kıyameti vizra.  
Meali: Kim ondan yüz çevirirse, şüphesiz ki kıyamet gününde o, ağır bir günah yükünü yüklenecektir.

**101.** خَالِد۪ينَ ف۪يهِۜ وَسَٓاءَ لَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ حِمْلاًۙ ﴿١٠١﴾  
Okunuşu: Halidine fih, ve sae lehum yevmel kıyameti hımla.  
Meali: Bu kimseler, onda (o günah yükünün altında) ebedî kalırlar. Onlar için kıyamet gününde bu ne kötü bir yüktür!

**102.** يَوْمَ يُنْفَخُ فِي الصُّورِ وَنَحْشُرُ الْمُجْرِم۪ينَ يَوْمَئِذٍ زُرْقاًۚ ﴿١٠٢﴾  
Okunuşu: Yevme yunfehu fis suri ve nahşurul mucrimine yevme izin zurka.  
Meali: O günde Sûr’a üflenir ve biz o zaman günahkârları, gözleri (korkudan) gömgök bir halde mahşerde toplarız .

**103.** يَتَخَافَتُونَ بَيْنَهُمْ اِنْ لَبِثْتُمْ اِلَّا عَشْراً ﴿١٠٣﴾  
Okunuşu: Yetehafetune beynehum in lebistum illa aşra.  
Meali: Aralarında birbirlerine gizli gizli şöyle derler: «Dünyada sadece on gün kaldınız.»

**104.** نَحْنُ اَعْلَمُ بِمَا يَقُولُونَ اِذْ يَقُولُ اَمْثَلُهُمْ طَر۪يقَةً اِنْ لَبِثْتُمْ اِلَّا يَوْماً۟ ﴿١٠٤﴾  
Okunuşu: Nahnu a'lemu bima yekulune iz yekulu emseluhum tarikaten in lebistum illa yevma.  
Meali: Aralarında konuştukları konuyu biz daha iyi biliriz. Onların en olgun ve akıllı olanı o zaman: «Bir günden fazla kalmadınız» der.

**105.** وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الْجِبَالِ فَقُلْ يَنْسِفُهَا رَبّ۪ي نَسْفاًۙ ﴿١٠٥﴾  
Okunuşu: Ve yes'eluneke anil cibali fe kul yensifuha rabbi nesfa.  
Meali: (Rasûlüm!) Sana dağlar hakkında sorarlar. De ki: Rabbim onları ufalayıp savuracak.

**106.** فَيَذَرُهَا قَاعاً صَفْصَفاًۙ ﴿١٠٦﴾  
Okunuşu: Fe yezeruha kaan safsafa.  
Meali: Böylece yerlerini dümdüz, bomboş bırakacaktır.

**107.** لَا تَرٰى ف۪يهَا عِوَجاً وَلَٓا اَمْتاً ﴿١٠٧﴾  
Okunuşu: La tera fiha ivecen ve la emta.  
Meali: Orada ne bir iniş, ne de bir yokuş görebileceksin.

**108.** يَوْمَئِذٍ يَتَّبِعُونَ الدَّاعِيَ لَا عِوَجَ لَهُۚ وَخَشَعَتِ الْاَصْوَاتُ لِلرَّحْمٰنِ فَلَا تَسْمَعُ اِلَّا هَمْساً ﴿١٠٨﴾  
Okunuşu: Yevme izin yettebiuned daıye la ivece leh, ve haşeatil asvatu lir rahmani fe la tesmeu illa hemsa.  
Meali: O gün hiç kimseye meyletmeden herkesi mahşere davet eden (davetçiy)e uyarlar. Rahmân için sesler kısılır, fısıltıdan başka bir şey işitemezsin.

**109.** يَوْمَئِذٍ لَا تَنْفَعُ الشَّفَاعَةُ اِلَّا مَنْ اَذِنَ لَهُ الرَّحْمٰنُ وَرَضِيَ لَهُ قَوْلاً ﴿١٠٩﴾  
Okunuşu: Yevme izin la tenfauş şefaatu illa men ezine lehur rahmanu ve radıye lehu kavla.  
Meali: O gün, Rahmân'ın izin verdiği ve sözünden hoşlandığından başkasının şefaati fayda vermez.

**110.** يَعْلَمُ مَا بَيْنَ اَيْد۪يهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلَا يُح۪يطُونَ بِه۪ عِلْماً ﴿١١٠﴾  
Okunuşu: Ya'lemu ma beyne eydihim ve ma halfehum ve la yuhitune bihi ılma.  
Meali: O, onların önlerindekini de arkalarındakini de bilir; fakat onlar, bilgileriyle O'nu (Allah'ı) kuşatamazlar.

**111.** وَعَنَتِ الْوُجُوهُ لِلْحَيِّ الْقَيُّومِۜ وَقَدْ خَابَ مَنْ حَمَلَ ظُلْماً ﴿١١١﴾  
Okunuşu: Ve anetil vucuhu lil hayyil kayyum, ve kad habe men hamele zulma.  
Meali: Yüzler, Hayy (diri) ve (Kayyûm) her şeye hakim olan (Allah)'a boyun eğerler. Yükü zulüm olanlar ise, hüsrana uğrarlar.

**112.** وَمَنْ يَعْمَلْ مِنَ الصَّالِحَاتِ وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَلَا يَخَافُ ظُلْماً وَلَا هَضْماً ﴿١١٢﴾  
Okunuşu: Ve men ya'mel mines salihati ve huve mu'minun fe la yehafu zulmen ve la hadma.  
Meali: Her kim, mümin olarak iyi olan işlerden yaparsa, artık o, ne zulümden ne de hakkının çiğnenmesinden korkar.

**113.** وَكَذٰلِكَ اَنْزَلْنَاهُ قُرْاٰناً عَرَبِياًّ وَصَرَّفْنَا ف۪يهِ مِنَ الْوَع۪يدِ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ اَوْ يُحْدِثُ لَهُمْ ذِكْراً ﴿١١٣﴾  
Okunuşu: Ve kezalike enzelnahu kur'anen arabiyyen ve sarrafna fihi minel vaidi leallehum yettekune ev yuhdisu lehum zikra.  
Meali: (Rasûlüm!) Biz onu böylece Arapça bir Kur’an olarak indirdik ve onda ikazları tekrar tekrar açıkladık. Umulur ki onlar (bu sayede günahtan) korunurlar; yahut da o (Kur'an) kendileri için bir ibret ortaya koyar.

**114.** فَتَعَالَى اللّٰهُ الْمَلِكُ الْحَقُّۚ وَلَا تَعْجَلْ بِالْقُرْاٰنِ مِنْ قَبْلِ اَنْ يُقْضٰٓى اِلَيْكَ وَحْيُهُۘ وَقُلْ رَبِّ زِدْن۪ي عِلْماً ﴿١١٤﴾  
Okunuşu: Fe tealallahul melikul hak, ve la ta'cel bil kur'ani min kabli en yukda ileyke vahyuhu ve kul rabbi zidni ılma.  
Meali: Gerçek hükümdar olan Allah, yücedir. Sana O'nun vahyi tamamlanmazdan önce Kur'an'ı (okumakta) acele etme ve «Rabbim, benim ilmimi artır» de.

**115.** وَلَقَدْ عَهِدْنَٓا اِلٰٓى اٰدَمَ مِنْ قَبْلُ فَنَسِيَ وَلَمْ نَجِدْ لَهُ عَزْماً۟ ﴿١١٥﴾  
Okunuşu: Ve lekad ahidna ila ademe min kablu fe nesiye ve lem necid lehu azma.  
Meali: Andolsun biz, daha önce de Adem'e ahit (emir ve vahiy) vermiştik. Ne var ki o, (ahdi) unuttu. Onda azim de bulmadık.

**116.** وَاِذْ قُلْنَا لِلْمَلٰٓئِكَةِ اسْجُدُوا لِاٰدَمَ فَسَجَدُٓوا اِلَّٓا اِبْل۪يسَۜ اَبٰى ﴿١١٦﴾  
Okunuşu: Ve iz kulna lil melaiketiscudu li ademe fe secedu illa iblis, eba.  
Meali: Bir zaman biz meleklere: Âdem'e secde edin! demiştik. Onlar hemen secde ettiler; yalnız İblis hariç. O, diretti.

**117.** فَقُلْنَا يَٓا اٰدَمُ اِنَّ هٰذَا عَدُوٌّ لَكَ وَلِزَوْجِكَ فَلَا يُخْرِجَنَّكُمَا مِنَ الْجَنَّةِ فَتَشْقٰى ﴿١١٧﴾  
Okunuşu: Fe kulna ya ademu inne haza aduvvun leke ve li zevcike fe la yuhricennekuma minel cenneti fe teşka.  
Meali: Bunun üzerine: Ey Âdem! dedik, bu, hem senin için hem de eşin için büyük bir düşmandır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın; sonra yorulur, sıkıntı çekersin!

**118.** اِنَّ لَكَ اَلَّا تَجُوعَ ف۪يهَا وَلَا تَعْرٰىۙ ﴿١١٨﴾  
Okunuşu: İnne leke ella tecua fiha ve la ta'ra.  
Meali: Şimdi burada senin için ne acıkmak vardır, ne de çıplak kalmak.

**119.** وَاَنَّكَ لَا تَظْمَؤُ۬ا ف۪يهَا وَلَا تَضْحٰى ﴿١١٩﴾  
Okunuşu: Ve enneke la tazmeu fiha ve la tadha.  
Meali: Yine burada sen, susuzluk çekmeyecek, sıcaktan da bunalmayacaksın.

**120.** فَوَسْوَسَ اِلَيْهِ الشَّيْطَانُ قَالَ يَٓا اٰدَمُ هَلْ اَدُلُّكَ عَلٰى شَجَرَةِ الْخُلْدِ وَمُلْكٍ لَا يَبْلٰى ﴿١٢٠﴾  
Okunuşu: Fe vesvese ileyhiş şeytanu kale ya ademu hel edulluke ala şeceretil huldi ve mulkin la yebla.  
Meali: Derken şeytan onun aklını karıştırıp «Ey Âdem! dedi, sana ebedîlik ağacını ve sonu gelmez bir saltanatı göstereyim mi?»

**121.** فَاَكَلَا مِنْهَا فَبَدَتْ لَهُمَا سَوْاٰتُهُمَا وَطَفِقَا يَخْصِفَانِ عَلَيْهِمَا مِنْ وَرَقِ الْجَنَّةِۘ وَعَصٰٓى اٰدَمُ رَبَّهُ فَغَوٰىۖ ﴿١٢١﴾  
Okunuşu: Fe ekela minha fe bedet lehuma sev'atuhuma ve tafıka yahsıfani aleyhima min varakıl cenneti ve asa ademu rabbehu fe gava.  
Meali: Nihayet ondan yediler. Bunun üzerine kendilerine ayıp yerleri göründü. Üstlerini cennet yaprağı ile örtmeye çalıştılar. (Bu suretle) Âdem Rabbine âsi olup yolunu şaşırdı.

**122.** ثُمَّ اجْتَبٰيهُ رَبُّهُ فَتَابَ عَلَيْهِ وَهَدٰى ﴿١٢٢﴾  
Okunuşu: Summectebahu rabbuhu fe tabe aleyhi ve heda.  
Meali: Sonra Rabbi onu seçkin kıldı; tevbesini kabul etti ve doğru yola yöneltti.

**123.** قَالَ اهْبِطَا مِنْهَا جَم۪يعاً بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّۚ فَاِمَّا يَأْتِيَنَّكُمْ مِنّ۪ي هُدًى فَمَنِ اتَّـبَعَ هُدَايَ فَلَا يَضِلُّ وَلَا يَشْقٰى ﴿١٢٣﴾  
Okunuşu: Kalehbita minha cemian ba'dukum li ba'dın aduvv, fe imma ye'tiyennekum minni huden fe menittebea hudaye fe la yadıllu ve la yeşka.  
Meali: Dedi ki: Birbirinize düşman olarak hepiniz oradan (cennetten) inin! Artık benden size hidayet geldiğinde, kim benim hidayetime uyarsa o sapmaz ve bedbaht olmaz.

**124.** وَمَنْ اَعْرَضَ عَنْ ذِكْر۪ي فَاِنَّ لَهُ مَع۪يشَةً ضَنْكاً وَنَحْشُرُهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ اَعْمٰى ﴿١٢٤﴾  
Okunuşu: Ve men a'rada an zikri fe inne lehu maişeten danken ve nahşuruhu yevmel kıyameti a'ma.  
Meali: Kim de beni anmaktan yüz çevirirse, onun için dar bir geçim vardır. Kıyâmet günü de onu kör olarak haşrederiz.

**125.** قَالَ رَبِّ لِمَ حَشَرْتَـن۪ٓي اَعْمٰى وَقَدْ كُنْتُ بَص۪يراً ﴿١٢٥﴾  
Okunuşu: Kale rabbi lime haşerteni a'ma ve kad kuntu basira.  
Meali: O, Rabbim! Beni niçin kör olarak haşrettin? Oysa ben, hakikaten görür idim, der.

**126.** قَالَ كَذٰلِكَ اَتَتْكَ اٰيَاتُنَا فَـنَس۪يتَهَاۚ وَكَذٰلِكَ الْيَوْمَ تُنْسٰى ﴿١٢٦﴾  
Okunuşu: Kale kezalike etetke ayatuna fe nesiteha, ve kezalikel yevme tunsa.  
Meali: (Allah) buyurur ki: İşte böyle. Çünkü sana âyetlerimiz geldi; ama sen onları unuttun. Bugün de aynı şekilde sen unutuluyorsun!

**127.** وَكَذٰلِكَ نَجْز۪ي مَنْ اَسْرَفَ وَلَمْ يُؤْمِنْ بِاٰيَاتِ رَبِّه۪ۜ وَلَعَذَابُ الْاٰخِرَةِ اَشَدُّ وَاَبْقٰى ﴿١٢٧﴾  
Okunuşu: Ve kezalike neczi men esrefe ve lem yu'min bi ayati rabbih, ve le azabul ahıreti eşeddu ve ebka.  
Meali: Doğru yoldan sapan ve Rabbinin âyetlerine inanmayanı işte böyle cezalandırırız. Ahiret azabı, elbette daha şiddetli ve daha süreklidir.

**128.** اَفَلَمْ يَهْدِ لَهُمْ كَمْ اَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنَ الْقُرُونِ يَمْشُونَ ف۪ي مَسَاكِنِهِمْۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِاُو۬لِي النُّهٰى۟ ﴿١٢٨﴾  
Okunuşu: E fe lem yehdi lehum kem ehlekna kablehum minel kuruni yemşune fi mesakinihim, inne fi zalike le ayatin li ulin nuha.  
Meali: Bizim, onlardan önce nice nesilleri helâk etmiş olmamız kendilerini yola getirmedi mi? Halbuki onların yurtlarında gezip dolaşırlar. Bunda, elbette ki akıl sahipleri için nice ibretler vardır.

**129.** وَلَوْلَا كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِنْ رَبِّكَ لَكَانَ لِزَاماً وَاَجَلٌ مُسَمًّىۜ ﴿١٢٩﴾  
Okunuşu: Ve lev la kelimetun sebekat min rabbike le kane lizamen ve ecelun musemma.  
Meali: Eğer Rabbinden, daha önce sâdır olmuş bir söz ve tayin edilmiş bir vâde olmasaydı, (ceza onlar için de dünya da) kaçınılmaz olurdu.

**130.** فَاصْبِرْ عَلٰى مَا يَقُولُونَ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ قَبْلَ طُلُوعِ الشَّمْسِ وَقَبْلَ غُرُوبِهَاۚ وَمِنْ اٰنَٓائِ الَّيْلِ فَسَبِّـحْ وَاَطْرَافَ النَّهَارِ لَعَلَّكَ تَرْضٰى ﴿١٣٠﴾  
Okunuşu: Fasbir ala ma yekulune ve sebbih bi hamdi rabbike kable tuluış şemsi ve kable gurubiha, ve min anail leyli fe sebbih ve etrafen nehari lealleke terda.  
Meali: (Ey Muhammed!) Onların söylediklerine sabret; güneşin doğuşundan ve batışından önce ve gece saatlerinde Rabbini hamd ile tesbih et. Gecenin bir kısım saatleri ile gündüzün etrafında (iki ucunda) da tesbih et ki, sen, Allah'tan hoşnut olasın, (Allah da senden!).

**131.** وَلَا تَمُدَّنَّ عَيْنَيْكَ اِلٰى مَا مَتَّعْنَا بِه۪ٓ اَزْوَاجاً مِنْهُمْ زَهْرَةَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا لِنَفْتِنَهُمْ ف۪يهِۜ وَرِزْقُ رَبِّكَ خَيْرٌ وَاَبْقٰى ﴿١٣١﴾  
Okunuşu: Ve la temuddenne ayneyke ila ma metta'na bihi ezvacen minhum zehretel hayatid dunya li neftinehum fih, ve rızku rabbike hayrun ve ebka.  
Meali: Sakın, kendilerini denemek için onlardan bir kesimi faydalandırdığımız dünya hayatının çekiciliğine gözlerini dikme! Rabbinin nimeti hem daha hayırlı, hem de daha süreklidir.

**132.** وَأْمُرْ اَهْلَكَ بِالصَّلٰوةِ وَاصْطَبِرْ عَلَيْهَاۜ لَا نَسْـَٔلُكَ رِزْقاًۜ نَحْنُ نَرْزُقُكَۜ وَالْعَاقِبَةُ لِلتَّقْوٰى ﴿١٣٢﴾  
Okunuşu: Ve'mur ehleke bis salati vastabir aleyha, la nes'eluke rızka, nahnu nerzukuk, vel akıbetu lit takva.  
Meali: Ailene namazı emret; kendin de ona sabırla devam et. Senden rızık istemiyoruz; (aksine) biz seni rızıklarıdırıyoruz. Güzel sonuç, takvâ iledir.

**133.** وَقَالُوا لَوْلَا يَأْت۪ينَا بِاٰيَةٍ مِنْ رَبِّه۪ۜ اَوَلَمْ تَأْتِهِمْ بَيِّنَةُ مَا فِي الصُّحُفِ الْاُو۫لٰى ﴿١٣٣﴾  
Okunuşu: Ve kalu lev la ye'tina bi ayetin min rabbih, e ve lem te'tihim beyyinetu ma fis suhufil ula.  
Meali: Onlar: (Muhammed) bize Rabbinden bir mucize getirmeli değil miydi? dediler. Önce gelen kitaplardakinin apaçık delili (Kur'an) onlara gelmedi mi?

**134.** وَلَوْ اَنَّٓا اَهْلَكْنَاهُمْ بِعَذَابٍ مِنْ قَبْلِه۪ لَقَالُوا رَبَّنَا لَوْلَٓا اَرْسَلْتَ اِلَيْنَا رَسُولاً فَنَتَّبِعَ اٰيَاتِكَ مِنْ قَبْلِ اَنْ نَذِلَّ وَنَخْزٰى ﴿١٣٤﴾  
Okunuşu: Ve lev enna ehleknahum bi azabin min kablihi le kalu rabbena lev la erselte ileyna resulen fe nettebia ayatike min kabli en nezille ve nahza.  
Meali: Eğer biz, bundan (Kur'an'dan) önce onları bir azapla helâk etseydik, muhakkak ki şöyle diyeceklerdi: Ya Rabbi! Bize bir elçi gönderseydin de, şu aşağılığa ve rüsvalığa düşmeden önce âyetlerine uysaydık!

**135.** قُلْ كُلٌّ مُتَرَبِّصٌ فَتَرَبَّصُواۚ فَسَتَعْلَمُونَ مَنْ اَصْحَابُ الصِّرَاطِ السَّوِيِّ وَمَنِ اهْتَدٰى ﴿١٣٥﴾  
Okunuşu: Kul kullun muterebbisun fe terabbesu, fe se ta'lemune men ashabus sıratıs seviyyi ve menihteda.  
Meali: De ki: Herkes beklemektedir: Öyle ise siz de bekleyin. Yakında anlayacaksınız; doğru düzgün yolun yolcuları kimmiş ve hidayette olan kimmiş!

## Sure hakkında

Sure, adını başındaki "Tâ Hâ" harflerinden alır. Bu harfler, bazı surelerin başında yer alan ve anlamını Allah'ın bildiği hurûf-ı mukattaadandır; bazı müfessirler bunun "Ey insan" anlamına geldiğini veya Hz. Peygamber'in isimlerinden biri olduğunu söylemiştir. Mekke'de inmiştir ve 135 ayettir. Mushafın yirminci suresidir; yaygın nüzul sıralamasında 45. sırada, Meryem suresinin hemen ardından yer alır.

Sure genel kabule göre Mekkî'dir. Hz. Mûsâ kıssasının en geniş biçimde anlatıldığı surelerden biridir. Ayrıca Hz. Peygamber'e öğretilen "Rabbim, ilmimi artır" duası (114) bu surede yer alır.

### Nüzulü

Tâhâ suresi Mekke döneminin ilk yıllarında inmiştir. Siyer kaynaklarında nakledilen meşhur bir rivayete göre Hz. Ömer, Müslüman olmadan önce kız kardeşi Fâtıma ile eşi Saîd b. Zeyd'in evine öfkeyle girmiş, orada okunmakta olan Tâhâ suresinin ilk ayetlerini okuyunca kalbi yumuşamış ve Hz. Peygamber'in yanına giderek Müslüman olmuştur. Bu rivayetin ayrıntıları kaynaklarda farklılıklar gösterir.

Hz. Ömer'in Tâhâ suresini okuyarak Müslüman olduğunu anlatan meşhur siyer rivayetinin senetleri zayıftır; bu anlatımdan surenin kesin iniş tarihi çıkarılamaz. Bu dönemde Müslümanlar az sayıda ve baskı altındaydı; surede Hz. Mûsâ'nın Firavun karşısındaki mücadelesinin anlatılması onlar için bir teselli kaynağı olmuştur.

### Konusu

Sure, Kur'an'ın Hz. Peygamber'i sıkıntıya sokmak için değil, Allah'tan korkanlara öğüt olsun diye indirildiğini bildirerek başlar ve en güzel isimlerin sahibi olan Allah'ı tanıtır.

Surenin büyük bölümü Hz. Mûsâ'ya ayrılır: Tuvâ vadisinde ateş görüp Allah'ın hitabına muhatap olması, asa ve parlayan el mucizeleri, kardeşi Hz. Hârûn'un kendisine yardımcı kılınması için duası, bebekken annesinin onu sandık içinde suya bırakması, Firavun'a yumuşak sözle tebliğe gönderilmesi, sihirbazların iman edip Firavun'un tehditlerine boyun eğmemesi, İsrâiloğulları'nın denizden geçirilmesi ve Sâmirî'nin yaptığı buzağıya tapılması anlatılır.

Ardından kıyamet günü, dağların savrulması ve bütün yüzlerin Allah'ın huzurunda boyun eğmesi tasvir edilir. Hz. Peygamber'e "Rabbim, ilmimi artır" diye dua etmesi öğütlenir. Hz. Âdem'in unutması, şeytanın vesvesesi ve tövbesinin kabulü anlatılır; Allah'ın zikrinden yüz çevirenin sıkıntılı bir hayat yaşayacağı bildirilir. Sure; sabır, belirli vakitlerde Allah'ı tesbih ve aileye namazı emretme öğüdüyle sona erer.

### Fazileti

Tâhâ suresine özgü sahih ve yaygın bir fazilet rivayeti bulunmamaktadır. Buhârî'nin naklettiğine göre Abdullah b. Mes'ûd; Benî İsrâîl (İsrâ), Kehf, Meryem, Tâhâ ve Enbiyâ surelerini ilk dönemin seçkin sureleri arasında saymış ve bunların ilk dönemlerde öğrenip ezberlediği surelerden olduğunu belirtmiştir.

Hz. Ömer'in Müslüman olmasına vesile olduğuna dair siyer rivayeti de sureyle birlikte sıkça anılır. Allah'ın gökleri ve yeri yaratmadan önce Tâhâ ve Yâsîn'i okuduğuna dair Dârimî'de geçen rivayet ise hadis âlimlerince çok zayıf, hatta uydurma kabul edilmiştir.

Sure bilgileri Yasin Suresi uygulaması için hazırlanmıştır.

- [Önceki sure 19. Meryem Suresi](https://yasin.suresi.gen.tr/meryem-suresi/)
- [Sonraki sure 21. Enbiya Suresi](https://yasin.suresi.gen.tr/enbiya-suresi/)
