80. sure · Cüz 30
Abese Suresi سورة عبس
42 ayet · Mekkî · İniş sırası: 24
Mekke'de inen 42 ayetlik Abese suresi, hakikati öğrenmek için gelen âmâ bir sahâbî vesilesiyle insanlara değer verirken ölçünün samimiyet ve takva olduğunu öğretir; insanın yaratılışını, rızkını ve kıyamet gününü hatırlatır.
Abese Suresi Arapça, okunuşu ve meali
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Bismillahir rahmanir rahim.
Bismillâhirrahmânirrahîm
- 1
عَبَسَ وَتَوَلّٰىۙ ﴿١﴾
Abese ve tevella.
(Peygamber), ötürü yüzünü ekşitti ve geri döndü.
- 2
اَنْ جَٓاءَهُ الْاَعْمٰىۜ ﴿٢﴾
En caehul a'ma.
âmânın kendisine gelmesinden
- 3
وَمَا يُدْر۪يكَ لَعَلَّهُ يَزَّكّٰىۙ ﴿٣﴾
Ve ma yudrike leallehu yezzekka.
(Rasûlüm! Onun halini) sana kim bildirdi! Belki o temizlenecek
- 4
اَوْ يَذَّكَّرُ فَتَنْفَعَهُ الذِّكْرٰىۜ ﴿٤﴾
Ev yezzekkeru fe tenfeahuz zikra.
yahut öğüt alacak da o öğüt ona fayda verecek.
- 5
اَمَّا مَنِ اسْتَغْنٰىۙ ﴿٥﴾
Emma menistagna.
Kendini (sana) muhtaç görmeyene gelince,
- 6
فَاَنْتَ لَهُ تَصَدّٰىۜ ﴿٦﴾
Fe ente lehu tesadda.
sen ona yöneliyorsun.
- 7
وَمَا عَلَيْكَ اَلَّا يَزَّكّٰىۜ ﴿٧﴾
Ve ma aleyke ella yezzekka.
Oysa ki onun temizlenip arınmasından sen sorumlu değilsin.
- 8
وَاَمَّا مَنْ جَٓاءَكَ يَسْعٰىۙ ﴿٨﴾
Ve emma men caeke yes'a.
Fakat koşarak ve sana gelenle de
- 9
وَهُوَ يَخْشٰىۙ ﴿٩﴾
Ve huve yahşa.
(Allah'tan) korkarak
- 10
فَاَنْتَ عَنْهُ تَلَهّٰىۚ ﴿١٠﴾
Fe ente anhu telehha.
ilgilenmiyorsun.
- 11
كَلَّٓا اِنَّهَا تَذْكِرَةٌۚ ﴿١١﴾
Kella inneha tezkirah.
Hayır, şüphesiz bunlar (ayetler ), bir öğüttür.
- 12
فَمَنْ شَٓاءَ ذَكَرَهُۢ ﴿١٢﴾
Fe men şae zekerah.
Dileyen ondan ( Kur'an'dan ) öğüt alır.
- 13
ف۪ي صُحُفٍ مُكَرَّمَةٍۙ ﴿١٣﴾
Fi suhufin mukerrameh.
Tertemiz kılınmış mukaddes sahifelerde (yazılı)
- 14
مَرْفُوعَةٍ مُطَهَّرَةٍۙ ﴿١٤﴾
Merfuatin mutahherah.
yüce makamlara kaldırılmış,
- 15
بِاَيْد۪ي سَفَرَةٍۙ ﴿١٥﴾
Bi eydi seferah.
katiplerin elleriyle ( yazılıp )
- 16
كِرَامٍ بَرَرَةٍۜ ﴿١٦﴾
Kiramin berarah.
değerli ve itaatkar meleklerin.
- 17
قُتِلَ الْاِنْسَانُ مَٓا اَكْفَرَهُۜ ﴿١٧﴾
Kutilel insanu ma ekferah.
Kahrolası insan! Ne inkârcıdır!
- 18
مِنْ اَيِّ شَيْءٍ خَلَقَهُۜ ﴿١٨﴾
Min eyyi şey'in halakah.
Allah onu neden yarattı?
- 19
مِنْ نُطْفَةٍۜ خَلَقَهُ فَقَدَّرَهُۙ ﴿١٩﴾
Min nutfeh, halakahu fe kadderah.
Bir nutfeden (spermadan) yarattı da ona şekil verdi.
- 20
ثُمَّ السَّب۪يلَ يَسَّرَهُۙ ﴿٢٠﴾
Summes sebile yesserah.
Sonra ona yolu kolaylaştırdı.
- 21
ثُمَّ اَمَاتَهُ فَاَقْبَرَهُۙ ﴿٢١﴾
Summe ematehu fe akberah.
Sonra onun canını aldı ve kabre soktu.
- 22
ثُمَّ اِذَا شَٓاءَ اَنْشَرَهُۜ ﴿٢٢﴾
Summe iza şae enşerah.
Sonra dilediği bir vakitte onu yeniden diriltir.
- 23
كَلَّا لَمَّا يَقْضِ مَٓا اَمَرَهُۜ ﴿٢٣﴾
Kella lemma yakdı ma emerah.
Hayır! (İnsan) Allah'ın emrettiğini yapmadı.
- 24
فَلْيَنْظُرِ الْاِنْسَانُ اِلٰى طَعَامِه۪ۙ ﴿٢٤﴾
Felyanzuril insanu ila taamih.
İnsan, yediğine bir baksın!
- 25
اَنَّا صَبَبْنَا الْمَٓاءَ صَباًّۙ ﴿٢٥﴾
Enna sabebnel mae sabba.
Şöyle ki: Yağmurlar yağdırdık.
- 26
ثُمَّ شَقَقْنَا الْاَرْضَ شَقاًّۙ ﴿٢٦﴾
Summe şekaknel arda şakka.
Sonra toprağı göz göz yardık da
- 27
فَاَنْبَتْنَا ف۪يهَا حَباًّۙ ﴿٢٧﴾
Fe enbetna fiha habba.
oradan ekinler bitirdik.
- 28
وَعِنَباً وَقَضْباًۙ ﴿٢٨﴾
Ve ineben ve kadba.
Üzüm bağları, sebzeler,
- 29
وَزَيْتُوناً وَنَخْلاًۙ ﴿٢٩﴾
Ve zeytunen ve nahla.
zeytin ve hurma ağaçları,
- 30
وَحَدَٓائِقَ غُلْباًۙ ﴿٣٠﴾
Ve hadaika gulba.
iri ve sık ağaçlı bahçeler,
- 31
وَفَاكِهَةً وَاَباًّۙ ﴿٣١﴾
Ve fakiheten ve ebba.
meyveler ve çayırlar.
- 32
مَتَاعاً لَكُمْ وَلِاَنْعَامِكُمْۜ ﴿٣٢﴾
Metaan lekum ve li en'amikum.
(Bütün bunlar) sizi ve hayvanlarınızı yararlandırmak içindir.
- 33
فَاِذَا جَٓاءَتِ الصَّٓاخَّةُۘ ﴿٣٣﴾
Fe iza caetis sahhah.
Kulakları sağır eden o ses geldiğinde,
- 34
يَوْمَ يَفِرُّ الْمَرْءُ مِنْ اَخ۪يهِۙ ﴿٣٤﴾
Yevme yefirrul mer'u min ehih.
İşte o gün kişi kardeşinden kaçar.
- 35
وَاُمِّه۪ وَاَب۪يهِۙ ﴿٣٥﴾
Ve ummihi ve ebih.
Annesinden, babasından,
- 36
وَصَاحِبَتِه۪ وَبَن۪يهِۜ ﴿٣٦﴾
Ve sahıbetihi ve benih.
eşinden ve çocuklarından.
- 37
لِكُلِّ امْرِئٍ مِنْهُمْ يَوْمَئِذٍ شَأْنٌ يُغْن۪يهِۜ ﴿٣٧﴾
Li kullimriin minhum yevmeizin şe'nun yugnih.
O gün, herkesin kendine yetip artacak bir derdi vardır.
- 38
وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ مُسْفِرَةٌۙ ﴿٣٨﴾
Vucuhun yevmeizin musfirah.
O gün bir takım yüzler parlak,
- 39
ضَاحِكَةٌ مُسْتَبْشِرَةٌۚ ﴿٣٩﴾
Dahıketun mustebşirah.
güleç ve sevinçlidir.
- 40
وَوُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ عَلَيْهَا غَبَرَةٌۙ ﴿٤٠﴾
Ve vucuhun yevmeizin aleyha gaberah.
Yine o gün birtakım yüzleri de keder bürümüş,
- 41
تَرْهَقُهَا قَتَرَةٌۜ ﴿٤١﴾
Terhekuha katerah.
hüzünden kapkara kesilmiştir.
- 42
اُو۬لٰٓئِكَ هُـمُ الْكَفَرَةُ الْفَجَرَةُ ﴿٤٢﴾
Ulaike humul keferetul fecerah.
İşte bunlar kâfirlerdir, günahkârlardır.
Abese Suresi Dinle
Sure hakkında
Sure, adını ilk ayetteki “abese” (yüzünü ekşitti) kelimesinden alır. Ayette, yanına gelen âmâ bir kimse karşısında yüzün ekşitilip ondan yüz çevrilmesinden söz edilir.
Mekke'de inmiştir ve 42 ayettir. Mushaf sıralamasında 80., yaygın nüzul tertibine göre 24. suredir ve 30. cüzde yer alır.
Sure, insanlara değer verirken mal, makam ve soy gibi ölçülerin değil, samimiyetin ve hakikat arayışının esas alınması gerektiğini gösteren önemli bir örnek sunar. Kur'an'ın Hz. Peygamber'e yönelik bir uyarıyı da olduğu gibi aktarması, âlimler tarafından onun ilahî kaynaklı oluşunun işaretleri arasında zikredilir.
Nüzulü
Tirmizî'nin Hz. Âişe'den naklettiği rivayete göre sure, âmâ sahâbî Abdullah b. Ümmü Mektûm hakkında inmiştir. Hz. Peygamber, Kureyş'in ileri gelenlerinden bazılarıyla konuşup onları İslâm'a davet ederken Abdullah b. Ümmü Mektûm gelmiş ve “Ey Allah'ın Resûlü, bana yol göster” diyerek öğrenmek istemişti. Hz. Peygamber, o kişilerin iman etmesini umduğu için ondan yüz çevirip diğerleriyle ilgilenmeye devam edince bu ayetler indi.
Tefsir kaynaklarında nakledildiğine göre Hz. Peygamber bundan sonra Abdullah b. Ümmü Mektûm'a büyük ilgi göstermiştir. Hadis kaynaklarında, Medine döneminde bazı seferlere çıkarken onu Medine'de yerine vekil bıraktığı da bildirilir.
Konusu
Sure, yanına gelen âmâya yüzünü ekşitip ondan yüz çevirmeyi uyararak başlar: Belki o arınacak ya da öğüt alacak ve öğüt ona fayda verecektir. Kendini yeterli görene yönelip Allah korkusuyla koşarak gelenle ilgilenmemek doğru bulunmaz. Kur'an'ın bir öğüt olduğu, şerefli ve tertemiz sayfalarda, değerli ve iyi elçilerin elinde bulunduğu bildirilir.
Ardından insanın nankörlüğü kınanır; onun bir damla sudan yaratıldığı, kendisine yolun kolaylaştırıldığı, öldürülüp kabre konulduğu ve Allah dilediğinde diriltileceği hatırlatılır. İnsanın yiyeceğine bakması istenir: Yağdırılan yağmur, yarılan toprak, taneler, üzümler, sebzeler, zeytin ve hurma ağaçları, sık bahçeler, meyveler ve otlaklar sayılır.
Son bölümde kulakları sağır eden çığlık geldiğinde kişinin kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçacağı gün tasvir edilir. O gün bazı yüzlerin parlak ve sevinçli, bazılarının ise toz toprak içinde ve kararmış olacağı bildirilir.
Fazileti
Sure bilgileri Yasin Suresi uygulaması için hazırlanmıştır.