Yasin Suresi

Yasin Suresi Arapça Oku

Tam ekran okuYeni mushafta okuYeniAyet ayet oku

Yasin Suresi Arapça yazılı olarak aşağıdadır. Rahat okunabilmesi açısından bilgisayar yazısı seçilmiştir. Kotanızı tüketmemek adına görüntü sıkıştırılmıştır. Allah, okuduğunuz ve okuyacağınız tüm Yasinleri ve diğer ibadetlerinizi kabul etsin. Okumak için sayfayı aşağı kaydırın.

Aşağıda Yasin Suresi'nin Mushaf'taki altı sayfası (441-446. sayfalar) yer alıyor; bir sayfaya dokunursanız tam ekran açılır. Ayet ayet Arapça metin sayfaların altındadır.

Yasin Suresi Arapça 1. Sayfa

Yasin Suresi Arapça 1. SayfaSayfa 441Tam ekran oku

Yasin Suresi Arapça 2. Sayfa

Yasin Suresi Arapça 2. SayfaSayfa 442Tam ekran oku

Yasin Suresi Arapça 3. Sayfa

Yasin Suresi Arapça 3. SayfaSayfa 443Tam ekran oku

Yasin Suresi Arapça 4. Sayfa

Yasin Suresi Arapça 4. SayfaSayfa 444Tam ekran oku

Yasin Suresi Arapça 5. Sayfa

Yasin Suresi Arapça 5. SayfaSayfa 445Tam ekran oku

Yasin Suresi Arapça 6. Sayfa

Yasin Suresi Arapça 6. SayfaSayfa 446Tam ekran oku
Yasin Suresi, Kur'an-ı Kerim 441. sayfa

Yeni Yasin Suresi yeni mushafımızda

Kur'an-ı Kerim'in 605 sayfasını Hamdullah hattıyla yeniden hazırladık. Yasin Suresi 441 ile 446. sayfalar arasındadır; yazı her yakınlaştırmada keskin kalır.

Yeni mushafta aç Mushafın tamamı

Yasin Suresi Ayet Ayet: Arapça, Okunuşu ve Meali

Göster

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

Bismillahir rahmanir rahim.

Bismillâhirrahmânirrahîm

  1. 1

    يٰسٓۜ ﴿١﴾

    Ya sin.

    Yâsîn,

  2. 2

    وَالْقُرْاٰنِ الْحَك۪يمِۙ ﴿٢﴾

    Vel kur'anil hakim.

    Hikmet dolu Kur'an'a yemin ederim ki,

  3. 3

    اِنَّكَ لَمِنَ الْمُرْسَل۪ينَۙ ﴿٣﴾

    İnneke leminel murselin.

    Sen şüphesiz peygamberlerdensin.

  4. 4

    عَلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍۜ ﴿٤﴾

    Ala sıratın mustekim.

    Dosdoğru bir yol üzeresin.

  5. 5

    تَنْز۪يلَ الْعَز۪يزِ الرَّح۪يمِۙ ﴿٥﴾

    Tenzilel azizir rahim.

    (Bu Kur'an) üstün ve çok merhametli Allah tarafından indirilmiştir.

  6. 6

    لِتُنْذِرَ قَوْماً مَٓا اُنْذِرَ اٰبَٓاؤُ۬هُمْ فَهُمْ غَافِلُونَ ﴿٦﴾

    Li tunzire kavmen ma unzire abauhum fe hum gafilun.

    Ataları uyarılmamış, bu yüzden kendileri de gaflet içinde kalmış bir toplumu uyarman için indirilmiştir.

  7. 7

    لَقَدْ حَقَّ الْقَوْلُ عَلٰٓى اَكْثَرِهِمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ ﴿٧﴾

    Lekad hakkal kavlu ala ekserihim fe hum la yu'minun.

    Andolsun ki onların çoğu gafletlerinin cezasını hak etmişlerdir. Çünkü onlar iman etmiyorlar.

  8. 8

    اِنَّا جَعَلْنَا ف۪ٓي اَعْنَاقِهِمْ اَغْلَالاً فَهِيَ اِلَى الْاَذْقَانِ فَهُمْ مُقْمَحُونَ ﴿٨﴾

    İnna cealna fi a'nakıhim aglalen fe hiye ilel ezkani fe hum mukmehun.

    Biz, onların boyunlarına halkalar geçirdik. O halkalar çenelere kadar dayanmaktadır. Bu yüzden kafaları yukarı kalkıktır.

  9. 9

    وَجَعَلْنَا مِنْ بَيْنِ اَيْد۪يهِمْ سَداًّ وَمِنْ خَلْفِهِمْ سَداًّ فَاَغْشَيْنَاهُمْ فَهُمْ لَا يُبْصِرُونَ ﴿٩﴾

    Ve cealna min beyni eydihim sedden ve min halfihim sedden fe agşeynahum fe hum la yubsırun.

    Önlerinden bir set ve arkalarından bir set çektik de onları kapattık, artık göremezler.

  10. 10

    وَسَوَٓاءٌ عَلَيْهِمْ ءَاَنْذَرْتَهُمْ اَمْ لَمْ تُنْذِرْهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ ﴿١٠﴾

    Ve sevaun aleyhim e enzertehum em lem tunzirhum la yu'minun.

    Onları uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir, iman etmezler.

  11. 11

    اِنَّمَا تُنْذِرُ مَنِ اتَّبَعَ الذِّكْرَ وَخَشِيَ الرَّحْمٰنَ بِالْغَيْبِۚ فَبَشِّرْهُ بِمَغْفِرَةٍ وَاَجْرٍ كَر۪يمٍ ﴿١١﴾

    İnnema tunziru menittebeaz zikre ve haşiyer rahmane bil gayb, fe beşşirhu bi magfiretin ve ecrin kerim.

    Sen ancak zikre (Kur'an'a) uyan ve görmeden Rahmân'dan korkan kimseyi uyarabilirsin. İşte böylesini, bir mağfiret ve güzel bir mükâfatla müjdele.

  12. 12

    اِنَّا نَحْنُ نُحْـيِ الْمَوْتٰى وَنَكْتُبُ مَا قَدَّمُوا وَاٰثَارَهُمْۜ وَكُلَّ شَيْءٍ اَحْصَيْنَاهُ ف۪ٓي اِمَامٍ مُب۪ينٍ۟ ﴿١٢﴾

    İnna nahnu nuhyil mevta ve nektubu ma kaddemu ve asarehum ve kulle şey'in ahsaynahu fi imamin mubin.

    Şüphesiz ölüleri ancak biz diriltiriz. Onların yaptıkları her işi, bıraktıkları her izi yazarız. Biz, her şeyi apaçık bir kitapta (levhi mahfuzda) sayıp yazmışızdır.

  13. 13

    وَاضْرِبْ لَهُمْ مَثَلاً اَصْحَابَ الْقَرْيَةِۢ اِذْ جَٓاءَهَا الْمُرْسَلُونَۚ ﴿١٣﴾

    Vadrıb lehum meselen ashabel karyeh, iz cae hel murselun.

    Onlara, şu şehir halkını misal getir: Hani onlara elçiler gelmişti.

  14. 14

    اِذْ اَرْسَلْـنَٓا اِلَيْهِمُ اثْنَيْنِ فَكَذَّبُوهُمَا فَعَزَّزْنَا بِثَالِثٍ فَقَالُٓوا اِنَّٓا اِلَيْكُمْ مُرْسَلُونَ ﴿١٤﴾

    İz erselna ileyhimusneyni fe kezzebuhuma fe azzezna bi salisin fe kalu inna ileykum murselun.

    İşte o zaman biz, onlara iki elçi göndermiştik. Onları yalanladılar. Bunun üzerine üçüncü bir elçi gönderdik. Onlar: Biz size gönderilmiş Allah elçileriyiz! dediler.

  15. 15

    قَالُوا مَٓا اَنْتُمْ اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُنَاۙ وَمَٓا اَنْزَلَ الرَّحْمٰنُ مِنْ شَيْءٍۙ اِنْ اَنْتُمْ اِلَّا تَكْذِبُونَ ﴿١٥﴾

    Kalu ma entum illa beşerun misluna ve ma enzeler rahmanu min şey'in in entum illa tekzibun.

    Elçilere dediler ki: Siz de ancak bizim gibi birer insansınız. Rahmân, herhangi bir şey indirmedi. Siz ancak yalan söylüyorsunuz.

  16. 16

    قَالُوا رَبُّنَا يَعْلَمُ اِنَّٓا اِلَيْكُمْ لَمُرْسَلُونَ ﴿١٦﴾

    Kalu rabbuna ya'lemu inna ileykum le murselun.

    (Elçiler) dediler ki: Rabbimiz biliyor, biz gerçekten size gönderilmiş elçileriz.

  17. 17

    وَمَا عَلَيْنَٓا اِلَّا الْبَلَاغُ الْمُب۪ينُ ﴿١٧﴾

    Ve ma aleyna illel belagul mubin.

    «Bizim vazifemiz, açık bir şekilde Allah'ın buyruklarını size tebliğ etmekten başka bir şey değildir» dediler.

  18. 18

    قَالُٓوا اِنَّا تَطَيَّرْنَا بِكُمْۚ لَئِنْ لَمْ تَنْتَهُوا لَنَرْجُمَنَّكُمْ وَلَيَمَسَّنَّكُمْ مِنَّا عَذَابٌ اَل۪يمٌ ﴿١٨﴾

    Kalu inna tetayyerna bi kum, le in lem tentehu le nercumennekum ve le yemessennekum minna azabun elim.

    (Bunun üzerine onlar:) Doğrusu siz bize uğursuz geldiniz. Eğer bu işten vazgeçmezseniz, andolsun sizi taşlarız. Ve bizden size mutlaka fena bir kötülük dokunur, dediler.

  19. 19

    قَالُوا طَٓائِرُكُمْ مَعَكُمْۜ اَئِنْ ذُكِّرْتُمْۜ بَلْ اَنْتُمْ قَوْمٌ مُسْرِفُونَ ﴿١٩﴾

    Kalu tairikum meakum, e in zukkirtum, bel entum kavmun musrifun.

    Elçiler şöyle cevap verdi: Sizin uğursuzluğunuz sizinle beraberdir. Size nasihat ediliyorsa bu uğursuzluk mudur? Bilakis, siz aşırı giden bir milletsiniz.

  20. 20

    وَجَٓاءَ مِنْ اَقْصَا الْمَد۪ينَةِ رَجُلٌ يَسْعٰى قَالَ يَا قَوْمِ اتَّبِعُوا الْمُرْسَل۪ينَۙ ﴿٢٠﴾

    Ve cae min aksal medineti raculun yes'a kale ya kavmittebiul murselin.

    Derken şehrin öbür ucundan bir adam koşarak geldi. «Ey kavmim! dedi, bu elçilere uyunuz!»

  21. 21

    اِتَّبِعُوا مَنْ لَا يَسْـَٔلُكُمْ اَجْراً وَهُمْ مُهْتَدُونَ ﴿٢١﴾

    İttebiu men la yes'elukum ecren ve hum muhtedun.

    «Sizden herhangi bir ücret istemeyen bu kimselere tâbi olun, çünkü onlar hidayete ermiş kimselerdir.»

  22. 22

    وَمَا لِيَ لَٓا اَعْبُدُ الَّذ۪ي فَطَرَن۪ي وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ﴿٢٢﴾

    Ve ma liye la a'budullezi fatarani ve ileyhi turceun.

    «Bana ne olmuş ki, beni yaratana ibadet etmeyecekmişim! Halbuki, hepiniz O'na döndürüleceksiniz.»

  23. 23

    ءَاَتَّخِذُ مِنْ دُونِه۪ٓ اٰلِهَةً اِنْ يُرِدْنِ الرَّحْمٰنُ بِضُرٍّ لَا تُغْنِ عَنّ۪ي شَفَاعَتُهُمْ شَيْـٔاً وَلَا يُنْقِذُونِۚ ﴿٢٣﴾

    E ettehızu min dunihi aliheten in yuridnir rahmanu bi durrin la tugni anni şefaatuhum şey'en ve la yunkızun.

    "O'ndan başkalarını hiç kendime ilâh edinir miyim? Rahman bana bir zarar vermek isterse, onların şefaatları bana hiç fayda sağlamaz ve beni de kurtaramazlar."

  24. 24

    اِنّ۪ٓي اِذاً لَف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ ﴿٢٤﴾

    İnni izen le fi dalalin mubin.

    «İşte o zaman ben apaçık bir sapıklığın içine gömülmüş olurum.»

  25. 25

    اِنّ۪ٓي اٰمَنْتُ بِرَبِّكُمْ فَاسْمَعُونِۜ ﴿٢٥﴾

    İnni amentu bi rabbikum fesmeun.

    «Şüphesiz ben, Rabbinize inandım, beni dinleyin.»

  26. 26

    ق۪يلَ ادْخُلِ الْجَنَّةَۜ قَالَ يَا لَيْتَ قَوْم۪ي يَعْلَمُونَۙ ﴿٢٦﴾

    Kiled hulil cenneh, kale ya leyte kavmi ya'lemun.

    Gir cennete! «Keşke, dedi, kavmim bilseydi!» denildi.

  27. 27

    بِمَا غَفَرَ ل۪ي رَبّ۪ي وَجَعَلَن۪ي مِنَ الْمُكْرَم۪ينَ ﴿٢٧﴾

    Bima gafere li rabbi ve cealeni minel mukremin.

    Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikrama mazhar olanlardan kıldığını.

  28. 28

    وَمَٓا اَنْزَلْنَا عَلٰى قَوْمِه۪ مِنْ بَعْدِه۪ مِنْ جُنْدٍ مِنَ السَّمَٓاءِ وَمَا كُنَّا مُنْزِل۪ينَ ﴿٢٨﴾

    Ve ma enzelna ala kavmihi min ba'dihi min cundin mines semai ve ma kunna munzilin.

    Biz ondan sonra, onun milletini helâk etmek için üzerlerine gökten herhangi bir ordu indirmedik ve indirecek de değildik.

  29. 29

    اِنْ كَانَتْ اِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً فَاِذَا هُمْ خَامِدُونَ ﴿٢٩﴾

    İn kanet illa sayhaten vahıdetenfe iza hum hamidun.

    (Onları helâk eden) korkunç sesten başka bir şey değildi. Birdenbire sönüverdiler.

  30. 30

    يَا حَسْرَةً عَلَى الْعِبَادِۚ مَا يَأْت۪يهِمْ مِنْ رَسُولٍ اِلَّا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ ﴿٣٠﴾

    Ya hasreten alel ıbad, ma ye'tihim min resulin illa kanu bihi yestehziun.

    Ne yazık şu kullara! Onlara bir peygamber gelmeyegörsün, ille de onunla alay etmeye kalkışırlar.

  31. 31

    اَلَمْ يَرَوْا كَمْ اَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنَ الْقُرُونِ اَنَّهُمْ اِلَيْهِمْ لَا يَرْجِعُونَ ﴿٣١﴾

    E lem yerev kem ehlekna kablehum minel kuruni ennehum ileyhim la yerciun.

    Müşrikler görmüyorlar mı ki, onlardan önce nice kavimleri helâk ettik. Onlar tekrar dönüp de bunlara gelmezler.

  32. 32

    وَاِنْ كُلٌّ لَمَّا جَم۪يعٌ لَدَيْنَا مُحْضَرُونَ۟ ﴿٣٢﴾

    Ve in kullun lemma cemiun ledeyna muhdarun.

    Elbette onların hepsi (kıyamet gününde) karşımızda hazır bulunacaklar.

  33. 33

    وَاٰيَةٌ لَهُمُ الْاَرْضُ الْمَيْتَةُۚ اَحْيَيْنَاهَا وَاَخْرَجْنَا مِنْهَا حَباًّ فَمِنْهُ يَأْكُلُونَ ﴿٣٣﴾

    Ve ayetun lehumul ardul meyteh, ahyeynaha ve ahrecna minha habben fe minhu ye'kulun.

    (Bu hususta) ölü toprak onlar için mühim bir delildir. Biz ona yağmurla hayat verdik ve ondan dane çıkardık. İşte onlar bundan yerler.

  34. 34

    وَجَعَلْنَا ف۪يهَا جَنَّاتٍ مِنْ نَخ۪يلٍ وَاَعْنَابٍ وَفَجَّرْنَا ف۪يهَا مِنَ الْعُيُونِۙ ﴿٣٤﴾

    Ve cealna fiha cennatin min nahilin ve a'nabin ve feccerna fiha minel uyun.

    Biz, yeryüzünde nice nice hurma bahçeleri, üzüm bağları yarattık ve oralarda birçok pınarlar fışkırttık.

  35. 35

    لِيَأْكُلُوا مِنْ ثَمَرِه۪ۙ وَمَا عَمِلَتْهُ اَيْد۪يهِمْۜ اَفَلَا يَشْكُرُونَ ﴿٣٥﴾

    Li ye'kulu min semerihi ve ma amilethu eydihim, e fe la yeşkurun.

    Ta ki, onların meyvelerinden ve elleriyle bunlardan imal ettiklerinden yesinler. Hâla şükretmeyecekler mi?

  36. 36

    سُبْحَانَ الَّذ۪ي خَلَقَ الْاَزْوَاجَ كُلَّهَا مِمَّا تُنْبِتُ الْاَرْضُ وَمِنْ اَنْفُسِهِمْ وَمِمَّا لَا يَعْلَمُونَ ﴿٣٦﴾

    Subhanellezi halakal ezvace kulleha mimma tunbitulardu ve min enfusihim ve mimma la ya'lemun.

    Yerin yetiştirdiklerinden, kendilerinden ve daha bilmedikleri şeylerden bütün çiftleri yaratan Allah, noksan sıfatlardan münezzehtir.

  37. 37

    وَاٰيَةٌ لَهُمُ الَّيْلُۚ نَسْلَخُ مِنْهُ النَّهَارَ فَاِذَا هُمْ مُظْلِمُونَۙ ﴿٣٧﴾

    Ve ayetun lehumul leyl, neslehu minhun nehare fe iza hum muzlimun.

    Gece de onlar için bir ibret alâmetidir. Biz ondan gündüzü sıyırıp çekeriz de onlar karanlıklara gömülürler.

  38. 38

    وَالشَّمْسُ تَجْر۪ي لِمُسْتَقَرٍّ لَهَاۜ ذٰلِكَ تَقْد۪يرُ الْعَز۪يزِ الْعَل۪يمِۜ ﴿٣٨﴾

    Veş şemsu tecri li mustekarrin leha, zalike takdirul azizil alim.

    Güneş, kendine âit bir yer çevresinde akar gider. Bu, dâima gâlip olan ve her şeyi hakkıyla bilen Allah'ın takdiridir.

  39. 39

    وَالْقَمَرَ قَدَّرْنَاهُ مَنَازِلَ حَتّٰى عَادَ كَالْعُرْجُونِ الْقَد۪يمِ ﴿٣٩﴾

    Vel kamere kaddernahu menazile hatta adekel urcunil kadim.

    Ay için de birtakım menziller (yörüngeler) tayin ettik. Nihayet o, eğri hurma dalı gibi (hilâl) olur da geri döner.

  40. 40

    لَا الشَّمْسُ يَنْبَغ۪ي لَـهَٓا اَنْ تُدْرِكَ الْقَمَرَ وَلَا الَّيْلُ سَابِقُ النَّهَارِۜ وَكُلٌّ ف۪ي فَلَكٍ يَسْبَحُونَ ﴿٤٠﴾

    Leş şemsu yenbegi leha en tudrikel kamere ve lel leylu sabikun nehar, ve kullun fi felekin yesbehun.

    Ne güneş aya yetişebilir, ne de gece gündüzü geçebilir. Her biri bir yörüngede yüzerler.

  41. 41

    وَاٰيَةٌ لَهُمْ اَنَّا حَمَلْنَا ذُرِّيَّتَهُمْ فِي الْفُلْكِ الْمَشْحُونِۙ ﴿٤١﴾

    Ve ayetun lehum enna hamelna zurriyyetehum fil fulkil meşhun.

    Onların zürriyetlerini dopdolu bir gemide taşımamız da onlar için büyük bir ibrettir.

  42. 42

    وَخَلَقْنَا لَهُمْ مِنْ مِثْلِه۪ مَا يَرْكَبُونَ ﴿٤٢﴾

    Ve halakna lehum min mislihi ma yerkebun.

    Onlar için, bunun gibi binecekleri başka şeyler de yarattık.

  43. 43

    وَاِنْ نَشَأْ نُغْرِقْهُمْ فَلَا صَر۪يخَ لَهُمْ وَلَا هُمْ يُنْقَذُونَۙ ﴿٤٣﴾

    Ve in neşe' nugrıkhum fe la sariha lehum ve la hum yunkazun.

    Dilesek onları suda boğarız. O zaman ne onların imdadına koşan olur, ne de onlar kurtarılırlar.

  44. 44

    اِلَّا رَحْمَةً مِنَّا وَمَتَاعاً اِلٰى ح۪ينٍ ﴿٤٤﴾

    İlla rahmeten minna ve metaan ila hin.

    Ancak bizim tarafımızdan bir rahmet ve belli bir zamana kadar dünyadan faydalandırmamız müstesnadır.

  45. 45

    وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمُ اتَّقُوا مَا بَيْنَ اَيْد۪يكُمْ وَمَا خَلْفَكُمْ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ ﴿٤٥﴾

    Ve iza kile lehumutteku ma beyne eydikum ve ma halfekum leallekum turhamun.

    Onlara yapmakta olduğunuz ve yapıp arkada bıraktığınız işlerde Allah'tan korkun; umulur ki size merhamet olunur denildiğinde (aldırmazlar).

  46. 46

    وَمَا تَأْت۪يهِمْ مِنْ اٰيَةٍ مِنْ اٰيَاتِ رَبِّهِمْ اِلَّا كَانُوا عَنْهَا مُعْرِض۪ينَ ﴿٤٦﴾

    Ve ma te'tihim min ayetin min ayati rabbihim illa kanu anha mu'ridin.

    Onlara Rablerinin âyetlerinden bir âyet gelmeyedursun, ille de ondan yüz çevirmişlerdir.

  47. 47

    وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمْ اَنْفِقُوا مِمَّا رَزَقَكُمُ اللّٰهُۙ قَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَنُطْعِمُ مَنْ لَوْ يَشَٓاءُ اللّٰهُ اَطْعَمَهُۗ اِنْ اَنْتُمْ اِلَّا ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ ﴿٤٧﴾

    Ve iza kile lehum enfiku mimma rezakakumullahu kalellezine keferu lillezine amenu e nut'imu men lev yeşaullahu at'ameh, in entum illa fi dalalin mubin.

    Allah’ın size rızık olarak verdiklerinden hayra sarfediniz, denildiğinde, kâfirler müminlere dediler ki: Allah'ın dilediği takdirde doyuracağı kimseleri biz mi doyuracağız? Siz gerçekten apaçık bir sapıklık içindesiniz.

  48. 48

    وَيَقُولُونَ مَتٰى هٰذَا الْوَعْدُ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ﴿٤٨﴾

    Ve yekulune meta hazel va'du in kuntum sadikin.

    Onlar: Eğer gerçekten doğru söylüyorsanız, bu tehdit ne zaman gerçekleşecektir? derler.

  49. 49

    مَا يَنْظُرُونَ اِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً تَأْخُذُهُمْ وَهُمْ يَخِصِّمُونَ ﴿٤٩﴾

    Ma yenzurune illa sayhaten vahıdeten te'huzuhum ve hum yahıssımun.

    Onlar, birbirleriyle çekişip dururken kendilerini ansızın yakalayacak korkunç bir sesi bekliyorlar.

  50. 50

    فَلَا يَسْتَط۪يعُونَ تَوْصِيَةً وَلَٓا اِلٰٓى اَهْلِهِمْ يَرْجِعُونَ۟ ﴿٥٠﴾

    Fe la yestetiune tavsiyeten ve la ila ehlihim yerciun.

    İşte o anda onlar ne bir vasiyyette bulunabilirler, ne de ailelerine dönebilirler.

  51. 51

    وَنُفِـخَ فِي الصُّورِ فَاِذَا هُمْ مِنَ الْاَجْدَاثِ اِلٰى رَبِّهِمْ يَنْسِلُونَ ﴿٥١﴾

    Ve nufiha fis suri fe iza hum minel ecdasi ila rabbihim yensilun.

    Nihayet Sûra üfürülecek. Birde bakarsın ki onlar kabirlerinden kalkıp koşarak Rablerine giderler.

  52. 52

    قَالُوا يَا وَيْلَنَا مَنْ بَعَثَنَا مِنْ مَرْقَدِنَ۔اۢ هٰذَا مَا وَعَدَ الرَّحْمٰنُ وَصَدَقَ الْمُرْسَلُونَ ﴿٥٢﴾

    Kalu ya veylena men beasena min merkadina, haza ma vaader rahmanuve sadakal murselun.

    (İşte o zaman:) Eyvah, eyvah! Bizi kabrimizden kim kaldırdı? Bu, Rahmân’ın vâdettiğidir. Peygamberler gerçekten doğru söylemişler! derler.

  53. 53

    اِنْ كَانَتْ اِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً فَاِذَا هُمْ جَم۪يعٌ لَدَيْنَا مُحْضَرُونَ ﴿٥٣﴾

    İn kanet illa sayhaten vahıdeten fe iza hum cemiun ledeyna muhdarun.

    Olan müthiş bir sesten ibarettir. Bunun üzerine onların hepsi hemen huzurumuzda hazır bulunurlar.

  54. 54

    فَالْيَوْمَ لَا تُظْلَمُ نَفْسٌ شَيْـٔاً وَلَا تُجْزَوْنَ اِلَّا مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ﴿٥٤﴾

    Fel yevme la tuzlemu nefsun şey'en ve la tuczevne illa ma kuntum ta'melun.

    O gün hiçbir kimse en ufak bir haksızlığa uğramaz. Siz orada ancak yaptıklarınızın karşılığını alırsınız.

  55. 55

    اِنَّ اَصْحَابَ الْجَنَّةِ الْيَوْمَ ف۪ي شُغُلٍ فَاكِهُونَۚ ﴿٥٥﴾

    İnne ashabel cennetil yevme fi şugulin fakihun.

    O gün cennetlikler, gerçekten nimetler içinde safa sürerler.

  56. 56

    هُمْ وَاَزْوَاجُهُمْ ف۪ي ظِلَالٍ عَلَى الْاَرَٓائِكِ مُتَّكِؤُ۫نَ ﴿٥٦﴾

    Hum ve ezvacuhum fi zılalin alel eraiki muttekiun.

    Onlar ve eşleri gölgeler altında tahtlara kurulurlar.

  57. 57

    لَهُمْ ف۪يهَا فَاكِهَةٌ وَلَهُمْ مَا يَدَّعُونَۚ ﴿٥٧﴾

    Lehum fiha fakihetun ve lehum ma yeddeun.

    Orada onlar için her çeşit meyve vardır. Bütün arzuları yerine getirilir.

  58. 58

    سَلَامٌ قَوْلاً مِنْ رَبٍّ رَح۪يمٍ ﴿٥٨﴾

    Selamun kavlen min rabbin rahim.

    Onlara merhametli Rabb'in söylediği selam vardır.

  59. 59

    وَامْتَازُوا الْيَوْمَ اَيُّهَا الْمُجْرِمُونَ ﴿٥٩﴾

    Vemtazul yevme eyyuhel mucrimun.

    «Ayrılın bir tarafa bugün, ey günahkârlar!»

  60. 60

    اَلَمْ اَعْهَدْ اِلَيْكُمْ يَا بَن۪ٓي اٰدَمَ اَنْ لَا تَعْبُدُوا الشَّيْطَانَۚ اِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُب۪ينٌۙ ﴿٦٠﴾

    E lem a'had ileykum ya beni ademe en la ta'buduş şeytan, innehu lekum aduvvun mubin.

    «Ey Âdem oğulları! Size şeytana tapmayın, çünkü o sizin apaçık bir düşmanınızdır» demedim mi?

  61. 61

    وَاَنِ اعْبُدُون۪يۜ هٰذَا صِرَاطٌ مُسْتَق۪يمٌ ﴿٦١﴾

    Ve eni'buduni, haza sıratun mustekim.

    «Ve bana kulluk ediniz, doğru yol budur» demedim mi?

  62. 62

    وَلَقَدْ اَضَلَّ مِنْكُمْ جِبِلاًّ كَث۪يراًۜ اَفَلَمْ تَكُونُوا تَعْقِلُونَ ﴿٦٢﴾

    Ve lekad edalle minkum cibillen kesira, e fe lem tekunu ta'kılun.

    Şeytan sizden pek çok milleti kandırıp saptırdı. Hâla akıl erdiremiyor musunuz?

  63. 63

    هٰذِه۪ جَهَنَّمُ الَّت۪ي كُنْتُمْ تُوعَدُونَ ﴿٦٣﴾

    Hazihi cehennemulleti kuntum tuadun.

    İşte, bu size vâdedilen cehennemdir.

  64. 64

    اِصْلَوْهَا الْيَوْمَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْفُرُونَ ﴿٦٤﴾

    Islevhel yevme bima kuntum tekfurun.

    İnkârınız sebebiyle bugün oraya girin!

  65. 65

    اَلْيَوْمَ نَخْتِمُ عَلٰٓى اَفْوَاهِهِمْ وَتُكَلِّمُنَٓا اَيْد۪يهِمْ وَتَشْهَدُ اَرْجُلُهُمْ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ ﴿٦٥﴾

    El yevme nahtimu ala efvahihim ve tukellimuna eydihim ve teşhedu erculuhum bima kanu yeksibun.

    O gün onların ağızlarını mühürleriz; yaptıklarını bize elleri anlatır, ayakları da şahitlik eder.

  66. 66

    وَلَوْ نَشَٓاءُ لَطَمَسْنَا عَلٰٓى اَعْيُنِهِمْ فَاسْتَبَقُوا الصِّرَاطَ فَاَنّٰى يُبْصِرُونَ ﴿٦٦﴾

    Ve lev neşau le tamesna ala a'yunihim festebekus sırata fe enna yubsırun.

    Dilesek onların gözlerini büsbütün kör ederdik. O zaman doğru yolu bulmaya koşuşurlar, ama nasıl göreceklerdi?

  67. 67

    وَلَوْ نَشَٓاءُ لَمَسَخْنَاهُمْ عَلٰى مَكَانَتِهِمْ فَمَا اسْتَطَاعُوا مُضِياًّ وَلَا يَرْجِعُونَ۟ ﴿٦٧﴾

    Ve lev neşau le mesahnahum ala mekanetihim fe mastetau mudiyyen ve la yerciun.

    Eğer dilesek oldukları yerde onların şekillerini değiştirirdik de ne ileriye gitmeye güçleri yeterdi ne de geri gelmeye!

  68. 68

    وَمَنْ نُعَمِّرْهُ نُنَكِّسْهُ فِي الْخَلْقِۜ اَفَلَا يَعْقِلُونَ ﴿٦٨﴾

    Ve men nuammirhu nunekkishu fil halk, e fe la ya'kılun.

    Kime uzun ömür verirsek biz onun gelişmesini tersine çeviririz. Hiç düşünmüyorlar mı?

  69. 69

    وَمَا عَلَّمْنَاهُ الشِّعْرَ وَمَا يَنْبَغ۪ي لَهُۜ اِنْ هُوَ اِلَّا ذِكْرٌ وَقُرْاٰنٌ مُب۪ينٌۙ ﴿٦٩﴾

    Ve ma allemnahuş şi're ve ma yenbagi leh, in huve illa zikrun ve kur'anun mubin.

    Biz ona (Peygamber'e) şiir öğretmedik. Zaten ona yaraşmazdı da. Onun söyledikleri, ancak Allah'tan gelmiş bir öğüt ve apaçık bir Kur'an'dır.

  70. 70

    لِيُنْذِرَ مَنْ كَانَ حَياًّ وَيَحِقَّ الْقَوْلُ عَلَى الْكَافِر۪ينَ ﴿٧٠﴾

    Li yunzire men kane hayyen ve yehıkkal kavlu alel kafirin.

    Diri olanları uyarsın ve kâfirler cezayı hak etsinler diye.

  71. 71

    اَوَلَمْ يَرَوْا اَنَّا خَلَقْنَا لَهُمْ مِمَّا عَمِلَتْ اَيْد۪ينَٓا اَنْعَاماً فَهُمْ لَهَا مَالِكُونَ ﴿٧١﴾

    E ve lem yerev enna halakna lehum mimma amilet eydina en'amen fe hum leha malikun.

    Görmüyorlar mı ki, biz kudretimizin eseri olmak üzere onlar için birçok hayvan yarattık. Bu sayede onlar bunlara sahip olmuşlardır.

  72. 72

    وَذَلَّلْنَاهَا لَهُمْ فَمِنْهَا رَكُوبُهُمْ وَمِنْهَا يَأْكُلُونَ ﴿٧٢﴾

    Ve zellelnaha lehum fe minha rakubuhum ve minha ye'kulun.

    Bu hayvanları onların emrine verdik. Onların bazısını binek olarak kullanırlar, bazısını besin olarak yerler.

  73. 73

    وَلَهُمْ ف۪يهَا مَنَافِـعُ وَمَشَارِبُۜ اَفَلَا يَشْكُرُونَ ﴿٧٣﴾

    Ve lehum fiha menafiu ve meşarib, e fe la yeşkurun.

    Bu hayvanlarda onlar için nice faydalar ve içilecek sütler vardır. Hâla şükretmezler mi?

  74. 74

    وَاتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ اٰلِهَةً لَعَلَّهُمْ يُنْصَرُونَۜ ﴿٧٤﴾

    Vettehazu min dunillahi aliheten leallehum yunsarun.

    Onlar, yardım göreceklerini umarak Allah’tan başka ilâhlar edindiler.

  75. 75

    لَا يَسْتَط۪يعُونَ نَصْرَهُمْۙ وَهُمْ لَهُمْ جُنْدٌ مُحْضَرُونَ ﴿٧٥﴾

    La yestetiune nasrahum ve hum lehum cundun muhdarun.

    Halbuki ilâhların onlara yardım etmeye güçleri yetmez. Aksine kendileri bunlar için yardıma hazır askerlerdir.

  76. 76

    فَلَا يَحْزُنْكَ قَوْلُهُمْۢ اِنَّا نَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ ﴿٧٦﴾

    Fe la yahzunke kavluhum, inna na'lemu ma yusirrune ve ma yu'linun.

    (Rasûlüm!) O halde onların sözleri sakın seni üzmesin. Kuşkusuz biz, onların gizlemekte olduklarını da, açığa vurduklarını da biliyoruz.

  77. 77

    اَوَلَمْ يَرَ الْاِنْسَانُ اَنَّا خَلَقْنَاهُ مِنْ نُطْفَةٍ فَاِذَا هُوَ خَص۪يمٌ مُب۪ينٌ ﴿٧٧﴾

    E ve lem yerel insanu enna halaknahu min nutfetin fe iza huve hasimun mubin.

    İnsan görmez mi ki, biz onu meniden yarattık. Bir de bakıyorsun ki, apaçık düşman kesilmiş.

  78. 78

    وَضَرَبَ لَنَا مَثَلاً وَنَسِيَ خَلْقَهُۜ قَالَ مَنْ يُحْـيِ الْعِظَامَ وَهِيَ رَم۪يمٌ ﴿٧٨﴾

    Ve darebe lena meselen ve nesiye halkah, kale men yuhyil izame ve hiye remim.

    Kendi yaratılışını unutarak bize karşı misal getirmeye kalkışıyor ve: «Şu çürümüş kemikleri kim diriltecek?» diyor.

  79. 79

    قُلْ يُحْي۪يهَا الَّـذ۪ٓي اَنْشَاَهَٓا اَوَّلَ مَرَّةٍۜ وَهُوَ بِكُلِّ خَلْقٍ عَل۪يمٌۙ ﴿٧٩﴾

    Kul yuhyihellezi enşeeha evvele merreh, ve huve bi kulli halkın alim.

    De ki: Onları ilk defa yaratmış olan diriltecek. Çünkü O, her türlü yaratmayı gayet iyi bilir.

  80. 80

    اَلَّذ۪ي جَعَلَ لَكُمْ مِنَ الشَّجَرِ الْاَخْضَرِ نَاراً فَاِذَٓا اَنْتُمْ مِنْهُ تُوقِدُونَ ﴿٨٠﴾

    Ellezi ceale lekum mineş şeceril ahdarinaren fe iza entum minhu tukıdun.

    Yeşil ağaçtan sizin için ateş çıkaran O’dur. İşte siz ateşi ondan yakıyorsunuz.

  81. 81

    اَوَلَيْسَ الَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بِقَادِرٍ عَلٰٓى اَنْ يَخْلُقَ مِثْلَهُمْۜ بَلٰى وَهُوَ الْخَلَّاقُ الْعَل۪يمُ ﴿٨١﴾

    E ve leysellezi halakas semavati vel arda bi kadirin ala en yahluka mislehum, bela ve huvel hallakul alim.

    Gökleri ve yeri yaratan, onların benzerlerini yaratmaya kadir değil midir? Evet! Elbette kadirdir. O, her şeyi hakkıyla bilen yaratıcıdır.

  82. 82

    اِنَّـمَٓا اَمْرُهُٓ اِذَٓا اَرَادَ شَيْـٔاً اَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ ﴿٨٢﴾

    İnnema emruhu iza erade şey'en en yekule lehu kun fe yekun.

    Bir şey yaratmak istediği zaman Onun yaptığı « OL » demekten ibarettir. Hemen oluverir.

  83. 83

    فَسُبْحَانَ الَّذ۪ي بِيَدِه۪ مَلَكُوتُ كُلِّ شَيْءٍ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ﴿٨٣﴾

    Fe subhanellezi bi yedihi melekutu kulli şey'in ve ileyhi turceun.

    Her şeyin mülkü elinde olan Allah, her türlü noksan sıfattan münezzehtir. Sonunda O'na döndürüleceksiniz.

Okuma sayacı

Yasin'i okumayı bitirdiyseniz sayaca ekleyin.

Toplam 0 · Bugün 0

41 Yasin0/41

Sayı yalnızca bu cihazda saklanır.

İnternetsiz okuma

Yasin Suresi'nin Arapça sayfalarını, okunuşunu ve mealini bu cihaza kaydedin. İnternet olmadan da açılır.

Ana ekrana eklerseniz uygulama gibi açılır: tarayıcının Paylaş ya da menü düğmesinden "Ana Ekrana Ekle"yi seçin.

Yasin Suresi Duasını buradan okuyarak okuduğunuz yasin suresini bağışlayabilirsiniz.

Yasin Suresi Bilgileri

Bilgi Kategorisi Açıklama
Surenin İsmi Yasin Suresi
Surenin Arapça Yazılışı يس
Sure Numarası 36
Ayet Sayısı 83
Kelime Sayısı 733
Harf Sayısı 3,015
Nüzul Yeri Mekke
Nüzul Zamanı Mekki sure; Hz. Muhammed’in Mekke’deki davet döneminde indirilmiştir.
Ana Konular - Tevhid (Allah’ın birliği)
- Peygamberlik ve vahyin önemi
- Ahiret inancı ve kıyamet
Surede Anlatılan Kıssalar - Üç elçinin gönderildiği şehir halkı
- Bir adamın halkı uyarma çabası (Habib-i Neccar kıssası olarak bilinir)
Kıyamet ve Ahiret Tasviri İnsanların kıyamet günü nasıl diriltileceği ve hesap vereceği anlatılır.
Faziletleri - "Kur'an’ın kalbi" olarak kabul edilir.
- Ölüm döşeğindeki kimselerin yanında okunması tavsiye edilir.
- Sabah ve akşam okunması, dünyevi ve uhrevi sıkıntıları hafifletir.
Tefsirler - Elmalılı Hamdi Yazır’ın tefsiri
- İbn Kesir tefsiri
Sureyle İlgili Dualar Koruma, şifa ve bereket duası olarak okunur.
Yasin Suresi'nin Faziletiyle İlgili Hadisler "Her şeyin bir kalbi vardır, Kur'an'ın kalbi de Yasin'dir." (Tirmizi). Sened notu tablonun altındadır.
Sureyi Okuma Amaçları - Vefat edenlerin ruhuna hediye etmek
- Hastaların şifa bulması amacıyla
- Günlük manevi koruma ve bereket için
Türkçe Meal (Örnek Ayetler) "Yasin. Hikmet dolu Kur'an'a andolsun." (36:1-2)
Suredeki İsimler ve Unvanlar Yasin: Peygamber Efendimiz'e hitap edilen bir ifade olduğu yorumlanır (Allah en iyi bilendir).

Yasin Suresi Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Yasin Suresi nedir?

Yasin Suresi, Kur'an-ı Kerim'in 36. suresidir ve Mekke'de indirilmiştir. Toplam 83 ayetten oluşur ve "Kur'an'ın kalbi" olarak anılır. İslam dininde manevi önemi büyüktür ve sıkça okunur.

Ne zaman okunur?

Genellikle zor zamanlarda, hastalık dönemlerinde, ölen birinin ardından veya önemli bir olay öncesinde okunur. Özellikle ölüm döşeğinde olan kişilere okunması İslam kültüründe yaygındır.

Faziletleri nelerdir?

Birçok hadis-i şerifte faziletlerinden bahsedilen bir suredir. "Kur'an'ın kalbi" olarak anılan bu surenin okunması, kişinin günahlarının affedilmesine, dileklerinin kabul olmasına ve manevi huzur bulmasına vesile olduğu söylenir.

Hangi durumlarda okunur?

Genellikle önemli kararlar öncesinde, hasta ziyaretlerinde, ölen birinin ardından ve genel manevi sıkıntılar yaşandığında okunur. Ayrıca Ramazan ayı boyunca ve cuma günlerinde de sıkça okunur.

Sureyi okumanın sevabı nedir?

Yasin Suresi'ni okumak, İslam inancında büyük sevap kazandırır. Birçok hadis-i şerifte, sureyi okuyan kişilerin manevi ödüller kazanacağı ve günahlarının affedileceği belirtilir.

Arapça bilmeyenler nasıl okuyabilir?

Arapça bilmeyenler, Latin harfleriyle yazılmış okunuşunu takip ederek Yasin Suresi'ni okuyabilirler. Ayrıca meali (anlamı) okuyarak da sureyi anlamaya çalışmak tavsiye edilir.

Sure hangi peygambere indirilmiştir?

Yasin Suresi, İslam peygamberi Hz. Muhammed'e (SAV) indirilmiştir. Bu sure, özellikle peygamberin davet ve tebliğ mücadelesine dair mesajlar içermektedir.

Sureyi her gün okumak mümkün mü?

Evet, Yasin Suresi'ni her gün okumak mümkündür ve İslam'da bu çok faziletli bir ibadet olarak kabul edilir. Günlük okunması, kişinin manevi hayatına katkı sağlar ve huzur bulmasına vesile olabilir.

Surenin Arapça okunuşu nasıldır?

Yasin Suresi'nin Arapça okunuşu, Kur'an-ı Kerim'in orijinal metniyle okunur. Arapça okunuşu öğrenmek isteyenler için Latin harfleriyle yazılmış şekli de mevcuttur. Sayfamızdan bu metni bulup öğrenebilirsiniz.

Sure hangi dualarla birlikte okunur?

Yasin Suresi genellikle Fatiha Suresi ve Ayet-el Kürsi ile birlikte okunur. Ayrıca sure bittikten sonra sevabını ölmüşlere bağışlamak için dua edilir.

Surenin toplam ayet sayısı kaçtır?

Yasin Suresi, toplamda 83 ayetten oluşmaktadır. Bu sure, Kur'an-ı Kerim'in Mekke döneminde indirilen surelerinden biridir ve genellikle "Kur'an'ın Kalbi" olarak anılır.

Sure hangi temaları işler?

Yasin Suresi, tevhid (birlik) inancı, peygamberlik, ahiret hayatı, kıyamet günü, insanın yaratılışı ve Allah'ın kudreti gibi temel İslami temaları işler. Ayrıca, iman edenler ile inkârcılar arasındaki farkları ve Allah'ın rahmetini vurgular.

Surenin meali nedir?

Yasin Suresi'nin meali, Arapça aslı yerine Türkçe gibi dillerde yapılan çevirisidir. Meali, sureyi anlamak isteyenler için Arapça bilmeden de içeriği kavramalarını sağlar. Ancak, mealin asıl Kur'an metni yerine geçmediği unutulmamalıdır.

Surenin tefsiri nasıl yapılır?

Yasin Suresi'nin tefsiri, ayetlerin anlamlarının detaylı bir şekilde açıklanmasıdır. Tefsir, dil, tarih, bağlam ve İslam alimlerinin yorumları göz önünde bulundurularak yapılır. Bu sayede, suredeki derin anlamlar ve mesajlar daha iyi anlaşılabilir.

Sure hangi hadislerde geçmektedir?

Birçok hadis-i şerifte Yasin Suresi'nin faziletleri ve okunma zamanları hakkında bilgiler bulunmaktadır. Örneğin, Peygamber Efendimiz (SAV), surenin okunmasının sevap kazandırdığını ve özellikle hastalık, ölüm gibi zor zamanlarda okunmasını tavsiye etmiştir.

Sureyi ezberlemek faydalı mıdır?

Evet, Yasin Suresi'ni ezberlemek manevi açıdan faydalıdır. Ezberlemek, kişinin sureyi daha kolay okuyabilmesini sağlar ve düzenli olarak tekrar edilmesi, kalpte derin bir huzur ve bağlanma duygusu yaratır. Ayrıca, ezberlenen surelerin hatırlanması ibadetlerde kolaylık sağlar.

Surenin Arapça telaffuzu nasıldır?

Yasin Suresi'nin Arapça telaffuzu, Arap alfabesi ve dil kurallarına göre yapılır. Doğru telaffuz için Arapça okuma bilginiz yoksa, Latin harfleriyle yazılmış transliterasyonlardan faydalanabilir veya bir hocadan yardım alabilirsiniz.

Surenin diğer surelerle bağlantısı nedir?

Yasin Suresi, Kur'an'ın diğer sureleriyle tematik ve mesaj açısından bağlantılıdır. Tevhid inancı, ahiret, peygamberlik gibi konular birçok surede olduğu gibi Yasin'de de işlenmiştir. Ayrıca, surenin bazı ayetleri diğer surelerdeki benzer ayetlerle tekrarlanarak vurgulanmıştır.

Surenin dinî ve kültürel önemi nedir?

Yasin Suresi, İslam kültüründe büyük bir yere sahiptir. Manevi destek arayanlar tarafından sıkça okunur ve çeşitli dini ritüellerde yer alır. Aynı zamanda, cemaat içinde birlik ve huzur sağlamak amacıyla camilerde ve dini toplantılarda okunur.

Sureyi okurken dikkat edilmesi gerekenler nelerdir?

Yasin Suresi'ni okurken niyetinizi temiz tutmak, anlamını kavramaya çalışmak ve kalpten okumak önemlidir. Ayrıca, sureyi huzurlu ve dikkatli bir ortamda okumak, telaffuza özen göstermek ve gerektiğinde tefsirinden faydalanmak sureden alınan faydayı artırır.

Surenin mecazi anlamları var mıdır?

Evet, Yasin Suresi'nin bazı ayetleri mecazi anlamlar içerir. Örneğin, "Kur'an'ın Kalbi" olarak anılması, surenin Kur'an'ın genel mesajını özetlemesi ve merkezi bir rol oynaması anlamına gelir. Ayetlerde kullanılan metaforlar ve benzetmeler, derin düşünmeyi teşvik eder.

Sure ile Yasin sözü arasındaki fark nedir?

Yasin Suresi, Kur'an-ı Kerim'de yer alan 36. suredir ve tam metni bulunmaktadır. "Yasin sözü" ise genellikle bu surenin başındaki "Yasin" kelimesine atıfta bulunur ve sureye özel bir isim olarak kullanılır. Yasin sözü, bazı kültürel ve dini bağlamlarda sureyi simgelemek için kullanılır.

Sureyi okuduktan sonra yapılması tavsiye edilen dualar nelerdir?

Yasin Suresi'ni okuduktan sonra yapılan dualar arasında, okumanın sevabının ölmüşlere bağışlanması, kendi ve sevdikleriniz için dualar etmek ve Allah'tan rahmet dilemek yer alır. Ayrıca, Fatiha Suresi ve Ayet-el Kürsi gibi dualarla birlikte okunması da tavsiye edilir.

Surenin tarihsel bağlamı nedir?

Yasin Suresi, Mekke döneminde indirilen bir sure olup, İslam'ın ilk yıllarında inananlara moral ve destek sağlamak amacıyla indirilmiştir. Bu dönem, Müslümanların zorluklarla karşılaştığı, inançlarını pekiştirmeleri gereken bir zamandı ve sure bu süreçte önemli bir rol oynamıştır.

Sureyi toplu halde okumak sünnet midir?

Evet, Yasin Suresi'ni toplu halde okumak İslam'da güzel bir davranış olarak kabul edilir. Cemaatle birlikte okunması, toplumsal dayanışmayı artırır ve manevi bağları güçlendirir. Ayrıca, hastalıklar ve zorluklar için toplu duaların daha etkili olduğuna inanılır.

Sureyi sabah veya akşam okumak fazileti nedir?

Yasin Suresi'ni sabah veya akşam okumak, günün belirli zamanlarında manevi huzur ve bereket sağladığına inanılır. Bu düzenli okuma, kişinin günlük ibadet rutinine manevi bir katkı sağlar ve Allah'a yakınlaşmasına yardımcı olur.

Yâsîn Suresi Hakkında

Adı iki harften oluşan ilk âyetinden alınmıştır. Hz. Peygamber tarafından bu isimle anılmıştır ve Buhârî ve Tirmizî'nin hadis kitaplarında da bu isim kullanılmıştır. Sûre, Kur'an'ın kalbi olarak nitelendirilen bir hadise dayanarak "kalbü'l-Kur'ân" olarak da adlandırılmıştır ancak bu yaygınlık kazanamamıştır. Sûrenin Mekke döneminin ortalarında nâzil olduğu kabul edilmektedir. İnsanların yaptıkları işlerin ve bıraktıkları izlerin kayda geçirildiğini bildiren 12. âyetin yorumu meyanında rivayet edilen bir hadis dolayısıyla bu âyetin Medine'de indiği söylenmiştir ancak bu kanaat benimsenmemiştir. Sûre seksen üç âyetten oluşmaktadır ve fâsılası "م، ن" harfleridir.

Yâsîn sûresinde İslâm akaidinin üç temel konusu (tevhid, nübüvvet ve âhiret) tabiatın mükemmel kuruluşundan ve işleyişinden delillerle anlatılır. Bu arada geçmiş kavimlerden ibret alınacak örnekler verilir. Sûre dört bölümden oluşur ve birinci bölümünde ana konu Hz. Peygamber'in nübüvveti ve Kur'an'ın vahiy ürünü olduğunun ispatıdır. Sûrenin ilk âyetinde "yâsîn" adı geçer ve bu muhtemelen Hz. Muhammed'e bir hitaptır. Daha sonra Kur'an'a yemin edilerek Muhammed'in Allah'ın peygamberleri arasında bulunduğu ve Kur'an'ın da gafletten kurtulamayan insanları uyarmak amacıyla indirildiği ifade edilir. Ancak inanmayanların uyarılara rağmen iman etmeyecekleri belirtilir ve insanların yaptıklarının bir bir kaydedildiği bildirilir (âyet 1-12).

Sûrenin ikinci bölümü, Hak dinin tebliğcilerine gönderildikleri bir yerleşim yerinin halkının hikâyesini anlatır. Bu yerleşim yerine önce iki tebliğci gönderilmiş, daha sonra onları desteklemek için bir üçüncüsü gönderilmiştir. Ancak halk elçilere yalancı demiş ve onların uğursuzluk getirdiğini ileri sürmüştür. Elçiler tebliğden vazgeçmezlerse işkenceyle öldürüleceklerini söylemişlerdir. Bu sırada şehrin uzak bir yerinden gelen bir kişi halkı iman etmeye teşvik ederken kendisi de iman etmiştir. Ancak inkârcılar tarafından öldürülmüştür ve sonunda o yerleşim yerinin halkı korkunç bir sesle helâk edilmiştir (âyet 13-32).

Müfessirler, bu kıssada anlatılan şehrin Antakya, elçilerin havâriler, halkın Romalılar ve uzaktan gelen kişinin de Habîb en-Neccâr olabileceğini kaydetmişlerdir. Ancak bu açıklamalar Hıristiyanlığın yayılışı ve Antakya'nın tarihi açısından doğru görülmemiştir. Kur'an'daki diğer kıssalar gibi bu kıssada da mekân ve insanların kimliği bilinmemektedir. Bu kıssanın amacı tarihî bilgi vermek değil, kıssadan ders çıkarmayı sağlamaktır.

Sûrenin üçüncü bölümünde, insanların yaşadığı yeryüzünün besleyici özelliklerine, gece ve gündüz, güneş ve ay arasındaki düzen ve âhenk, yeryüzündeki bitkiler ve canlılar, insanlar ve bunların bilmediği diğer canlıların tozlaşma ve döllenme süreçlerine, gemilerin denizde batmamasına değinilerek Allah'ın birliği ve yüceliğine dikkat çekilir. Ancak bütün bu deliller ve işaretlere rağmen inkârcıların dinî gerçekleri reddettiği ifade edilir (âyet 33-47).

Yâsîn sûresinin dördüncü bölümü âhiretin varlığı ve âhiret âleminin tasvirine yöneliktir. Kıyametin ansızın kopacağı bildirildikten sonra vukuu hakkında kısaca bilgi verilir. Daha sonra cennetin tasviri yapılır ve cehennemliklerin durumu anlatılır. Ayrıca inkârcıların iddia ettiği gibi Kur'an'ın bir şair sözü olmadığı, vahiy ürünü olduğu zikredilir. Dünya hayatında insana verilen nimetlerden bazıları sayılır, ancak inkârcıların bunlara rağmen hiçbir fayda sağlamayan putlara tapındıkları belirtilir. Sûrenin son âyetlerinde insanın spermden meydana geldiği hatırlatılarak "Çürümüş kemikleri kim diriltecek?" diye soran inkârcıya "İlk defa yaratmış olan diriltecek" şeklinde cevap verilir. Bu cevap, "Sizin için yeşil ağaçtan ateş çıkaran Allah ölüleri yeniden yaratmaya kâdir değil mi?" ifadesiyle desteklenir. Sûre, İslâm'ın tevhid ve âhiret inancına bir kez daha vurgu yaparak sona erer (âyet 48-83).

Yâsîn sûresi, Hz. Peygamber'e İncil yerine verildiğine dair hadisin sahih olduğu kabul edilmiştir. Bu sûre hakkında birçok hadis rivayet edilmiştir. Bunlardan biri "Yâsîn sûresini geceleri okuyan kimsenin günahları bağışlanır" şeklindedir ve sahih sayılmıştır. Yâsîn sûresinin ölüler için veya ölmek üzere olanların yanında okunmasını tavsiye eden diğer rivayetler ise zayıf sayılmıştır. Bazı tefsir kitaplarında isnadsız fazilet rivayetleri de bulunmaktadır.

Yâsîn sûresinin tefsiri konusunda yapılan çalışmalardan bazıları aşağıdaki gibidir:

Bu eserlerden başka, Yâsîn sûresinin tefsiri konusunda çok sayıda başka eser de bulunmaktadır. Süleymaniye Kütüphanesi’nde yapılan araştırmada, Yâsîn tefsiri, havâs ve tercüme kayıtlarının sayısının 100 civarında olduğu tespit edilmiştir. Bu kayıtların yirmisi Hamâmîzâde Ali Efendi’nin Yâsîn tefsirine aittir, diğerleri ise Ebûishakzâde Esad Efendi’nin Ħulâśatü’t-tebyîn fî tefsîri sûre-i Yâsîn adlı eserine aittir.