Yasin Suresi

22. sure · Cüz 17

Hac Suresi سورة الحج

78 ayet · Medenî · İniş sırası: 103

Ayetler Dinle Sure hakkında

Hac suresi 78 ayettir; Mekkî mi Medenî mi olduğu âlimler arasında tartışmalıdır. Kıyametin dehşetini, öldükten sonra dirilmeyi, Hz. İbrâhim'in insanları hacca çağırmasını, hac ve kurban ibadetlerini ve zulme uğrayan müminlere savaş izni verilmesini işler.

Hac Suresi Arapça, okunuşu ve meali

Göster

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

Bismillahir rahmanir rahim.

Bismillâhirrahmânirrahîm

  1. 1

    يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمْۚ اِنَّ زَلْزَلَةَ السَّاعَةِ شَيْءٌ عَظ۪يمٌ ﴿١﴾

    Ya eyyuhen nasutteku rabbekum, inne zelzeletes saati şey'un azim.

    Ey insanlar! Rabbinizden korkun! Çünkü kıyamet vaktinin depremi müthiş bir şeydir!

  2. 2

    يَوْمَ تَرَوْنَهَا تَذْهَلُ كُلُّ مُرْضِعَةٍ عَمَّٓا اَرْضَعَتْ وَتَضَعُ كُلُّ ذَاتِ حَمْلٍ حَمْلَهَا وَتَرَى النَّاسَ سُكَارٰى وَمَا هُمْ بِسُكَارٰى وَلٰكِنَّ عَذَابَ اللّٰهِ شَد۪يدٌ ﴿٢﴾

    Yevme teravneha tezhelu kullu murdıatin amma erdaat ve tedau kullu zati hamlin hamleha ve teren nase sukara ve ma hum bi sukara ve lakinne azaballahi şedid.

    Onu gördüğünüz gün, her emzikli kadın emzirdiği çocuğu unutur, her gebe kadın çocuğunu düşürür. İnsanları da sarhoş bir halde görürsün. Oysa onlar sarhoş değillerdir; fakat Allah'ın azabı çok dehşetlidir!

  3. 3

    وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يُجَادِلُ فِي اللّٰهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَيَتَّبِعُ كُلَّ شَيْطَانٍ مَر۪يدٍۙ ﴿٣﴾

    Ve minen nasi men yucadilu fillahi bi gayri ilmin ve yettebiu kulle şeytanin merid.

    İnsanlardan, bilgisi olmaksızın Allah hakkında tartışmaya giren ve her inatçı şeytana uyan birtakım kimseler vardır.

  4. 4

    كُتِبَ عَلَيْهِ اَنَّهُ مَنْ تَوَلَّاهُ فَاَنَّهُ يُضِلُّهُ وَيَهْد۪يهِ اِلٰى عَذَابِ السَّع۪يرِ ﴿٤﴾

    Kutibe aleyhi ennehu men tevellahu fe ennehu yudılluhu ve yehdihi ila azabis sair.

    Onun (şeytan) hakkında şöyle yazılmıştır: Kim onu yoldaş edinirse bilsin ki (şeytan) kendisini saptıracak ve alevli ateşin azabına sürükleyecektir.

  5. 5

    يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اِنْ كُنْتُمْ ف۪ي رَيْبٍ مِنَ الْبَعْثِ فَاِنَّا خَلَقْنَاكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ مِنْ عَلَقَةٍ ثُمَّ مِنْ مُضْغَةٍ مُخَلَّقَةٍ وَغَيْرِ مُخَلَّقَةٍ لِنُبَيِّنَ لَكُمْۜ وَنُقِرُّ فِي الْاَرْحَامِ مَا نَشَٓاءُ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّى ثُمَّ نُخْرِجُكُمْ طِفْلاً ثُمَّ لِتَبْلُغُٓوا اَشُدَّكُمْۚ وَمِنْكُمْ مَنْ يُتَوَفّٰى وَمِنْكُمْ مَنْ يُرَدُّ اِلٰٓى اَرْذَلِ الْعُمُرِ لِكَيْلَا يَعْلَمَ مِنْ بَعْدِ عِلْمٍ شَيْـٔاًۜ وَتَرَى الْاَرْضَ هَامِدَةً فَاِذَٓا اَنْزَلْنَا عَلَيْهَا الْمَٓاءَ اهْتَزَّتْ وَرَبَتْ وَاَنْبَتَتْ مِنْ كُلِّ زَوْجٍ بَه۪يجٍ ﴿٥﴾

    Ya eyyuhen nasu in kuntum fi raybin minel ba'si fe inna halaknakum min turabin summe min nutfetin summe min alakatin summe min mudgatin muhallekatin ve gayri muhallekatin li nubeyyine lekum, ve nukırru fil erhami ma neşau ila ecelin musemmen summe nuhricukum tıflen summe li teblugu eşuddekum ve minkum men yuteveffa ve minkum men yuraddu ila erzelil umuri li keyla ya'leme min ba'di ilmin şey'a, ve terel arda hamideten fe iza enzelna aleyhel maehtezzet ve rabet ve enbetet min kulli zevcin behic.

    Ey insanlar! Eğer yeniden dirilmekten şüphede iseniz, şunu bilin ki, biz sizi topraktan, sonra nutfeden, sonra alakadan (aşılanmış yumurtadan), sonra uzuvları (önce) belirsiz, (sonra) belirlenmiş canlı et parçasından (uzuvları zamanla oluşan ceninden) yarattık ki size (kudretimizi) gösterelim. Ve dilediğimizi, belirlenmiş bir süreye kadar rahimlerde bekletiriz; sonra sizi bir bebek olarak dışarı çıkarırız. Sonra güçlü çağınıza ulaşmanız için (sizi büyütürüz). İçinizden kimi vefat eder; yine içinizden kimi de ömrün en verimsiz çağına kadar götürülür, ta ki bilen bir kimse olduktan sonra bir şey bilmez hale gelsin. Sen, yeryüzünü de kupkuru ve ölü bir halde görürsün; fakat biz, üzerine yağmur indirdiğimizde o, kıpırdanır, kabarır ve her çeşitten (veya çiftten) iç açıcı bitkiler verir.

  6. 6

    ذٰلِكَ بِاَنَّ اللّٰهَ هُوَ الْحَقُّ وَاَنَّهُ يُحْـيِ الْمَوْتٰى وَاَنَّهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌۙ ﴿٦﴾

    Zalike bi ennallahe huvel hakku ve ennehu yuhyil mevta ve ennehu ala kulli şey'in kadir.

    Çünkü Allah hakkın ta kendisidir; O, ölüleri diriltir; yine O, her şeye hakkıyla kadirdir.

  7. 7

    وَاَنَّ السَّاعَةَ اٰتِيَةٌ لَا رَيْبَ ف۪يهَاۙ وَاَنَّ اللّٰهَ يَبْعَثُ مَنْ فِي الْقُبُورِ ﴿٧﴾

    Ve ennes saate atiyetun la raybe fiha ve ennallahe yeb'asu men fil kubur.

    Kıyamet vakti de gelecektir, bunda şüphe yoktur. Ve Allah kabirlerdeki kimseleri diriltip kaldıracaktır.

  8. 8

    وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يُجَادِلُ فِي اللّٰهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَلَا هُدًى وَلَا كِتَابٍ مُن۪يرٍۙ ﴿٨﴾

    Ve minen nasi men yucadilu fillahi bi gayri ilmin ve la huden ve la kitabin munir.

    İnsanlardan bazısı, bir bilgisi, bir rehberi ve (vahye dayanan) aydınlatıcı bir kitabı olmadığı halde, Allah hakkında tartışmaya kalkar.

  9. 9

    ثَانِيَ عِطْفِه۪ لِيُضِلَّ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِۜ لَهُ فِي الدُّنْيَا خِزْيٌ وَنُذ۪يقُهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ عَذَابَ الْحَر۪يقِ ﴿٩﴾

    Saniye ıtfihi li yudılle an sebilillah, lehu fid dunya hızyun ve nuzikuhu yevmel kıyameti azabel harik.

    Sırf Allah yolundan saptırmak için yanını eğip büker (kibir ve azamet içinde). Onun için dünyada bir rezillik vardır, kıyamet gününde ise ona yakıcı azabı tattıracağız.

  10. 10

    ذٰلِكَ بِمَا قَدَّمَتْ يَدَاكَ وَاَنَّ اللّٰهَ لَيْسَ بِظَلَّامٍ لِلْعَب۪يدِ۟ ﴿١٠﴾

    Zalike bima kaddemet yedake ve ennallahe leyse bi zallamin lil abid.

    İşte bu, önceden yapıp ettiklerin yüzündendir (denilir). Elbette Allah kullarına haksızlık edici değildir.

  11. 11

    وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَعْبُدُ اللّٰهَ عَلٰى حَرْفٍۚ فَاِنْ اَصَابَهُ خَيْرٌۨ اطْمَاَنَّ بِه۪ۚ وَاِنْ اَصَابَتْهُ فِتْنَةٌۨ انْقَلَبَ عَلٰى وَجْهِه۪۠ خَسِرَ الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةَۜ ذٰلِكَ هُوَ الْخُسْرَانُ الْمُب۪ينُ ﴿١١﴾

    Ve minen nasi men ya'budullahe ala harf, fe in asabehu hayrunıtmeenne bih, ve in asabethu fitnetuninkalebe ala vechihi, hasired dunya vel ahıreh, zalike huvel husranul mubin.

    İnsanlardan kimi Allah'a yalnız bir yönden kulluk eder. Şöyle ki: Kendisine bir iyilik dokunursa buna pek memnun olur, bir de musibete uğrarsa çehresi değişir (dinden yüz çevirir). O, dünyasını da, ahiretini de kaybetmiştir. İşte bu, apaçık ziyanın ta kendisidir.

  12. 12

    يَدْعُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ مَا لَا يَضُرُّهُ وَمَا لَا يَنْفَعُهُۜ ذٰلِكَ هُوَ الضَّلَالُ الْبَع۪يدُ ﴿١٢﴾

    Yed'u min dunillahi ma la yedurruhu ve ma la yenfeuh, zalike huved dalalul baid.

    O, Allah'ı bırakıp, kendisine ne faydası, ne de zararı dokunacak olan şeylere yalvarır. Bu, (haktan) büsbütün uzak olan sapıklığın ta kendisidir.

  13. 13

    يَدْعُوا لَمَنْ ضَرُّهُٓ اَقْرَبُ مِنْ نَفْعِه۪ۜ لَبِئْسَ الْمَوْلٰى وَلَبِئْسَ الْعَش۪يرُ ﴿١٣﴾

    Yed'u le men darruhu akrabu min nef'ıh, le bi'sel mevla ve le bi'sel aşir.

    O, zararı faydasından daha (akla) yakın olan bir varlığa yalvarır. O (yalvardığı), ne kötü bir yardımcı, ne kötü bir dosttur!

  14. 14

    اِنَّ اللّٰهَ يُدْخِلُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۜ اِنَّ اللّٰهَ يَفْعَلُ مَا يُر۪يدُ ﴿١٤﴾

    İnnallahe yudhılullezine amenu ve amilus salihati cennatin tecri min tahtihel enhar, innallahe yef'alu ma yurid.

    Muhakkak ki Allah, iman edip salih ameller işleyen kimseleri, zemininden ırmaklar akan cennetlere kabul eder. Şüphesiz Allah dilediği şeyi yapar.

  15. 15

    مَنْ كَانَ يَظُنُّ اَنْ لَنْ يَنْصُرَهُ اللّٰهُ فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِ فَلْيَمْدُدْ بِسَبَبٍ اِلَى السَّمَٓاءِ ثُمَّ لْيَقْطَعْ فَلْيَنْظُرْ هَلْ يُذْهِبَنَّ كَيْدُهُ مَا يَغ۪يظُ ﴿١٥﴾

    Men kane yezunnu en len yensurehullahu fid dunya vel ahıreti felyemdud bi sebebin iles semai summel yakta' felyenzur hel yuzhibennekeyduhu ma yagiz.

    Her kim, Allah'ın, dünya ve ahirette ona (Rasûlüne) asla yardım etmeyeceğini zannetmekte ise, (Allah ona yardım ettiğine göre) artık o kimse (evindeki) tavana bir ip atsın; (boğazına geçirsin); sonra da (ayağını yerden) kessin! Şimdi bu kimse baksın! Acaba, hilesi (bu yaptığı), öfke duyduğu şeyi (Allah'ın Peygamber'e yardımını) gerçekten engelleyecek mi?

  16. 16

    وَكَذٰلِكَ اَنْزَلْنَاهُ اٰيَاتٍ بَيِّنَاتٍۙ وَاَنَّ اللّٰهَ يَهْد۪ي مَنْ يُر۪يدُ ﴿١٦﴾

    Ve kezalike enzelnahu ayatin beyyinatin ve ennallahe yehdi men yurid.

    İşte böylece biz o Kur'an'ı açık seçik âyetler halinde indirdik. Gerçek şu ki Allah dilediği kimseyi doğru yola sevkeder.

  17. 17

    اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَالَّذ۪ينَ هَادُوا وَالصَّابِـ۪ٔينَ وَالنَّصَارٰى وَالْمَجُوسَ وَالَّذ۪ينَ اَشْرَكُواۗ اِنَّ اللّٰهَ يَفْصِلُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَه۪يدٌ ﴿١٧﴾

    İnnellezine amenu vellezine hadu ves sabiine ven nasara vel mecuse vellezine eşreku innallahe yafsılu beynehum yevmel kıyameh, innallahe ala kulli şey'in şehid.

    Mümin olanlar, yahudi olanlar, sâbiîler, hıristiyanlar, mecûsîler ve müşrik olanlara gelince, muhakkak ki Allah, bunlar arasında kıyamet gününde (ayrı ayrı) hükmünü verir. Çünkü Allah her şeye şahittir (her şeyi hakkıyla bilendir.)

  18. 18Secde ayeti

    اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ يَسْجُدُ لَهُ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَمَنْ فِي الْاَرْضِ وَالشَّمْسُ وَالْقَمَرُ وَالنُّجُومُ وَالْجِبَالُ وَالشَّجَرُ وَالدَّوَٓابُّ وَكَث۪يرٌ مِنَ النَّاسِۜ وَكَث۪يرٌ حَقَّ عَلَيْهِ الْعَذَابُۜ وَمَنْ يُهِنِ اللّٰهُ فَمَا لَهُ مِنْ مُكْرِمٍۜ اِنَّ اللّٰهَ يَفْعَلُ مَا يَشَٓاءُ ﴿١٨﴾

    E lem tera ennallahe yescudu lehu men fis semavati ve men fil ardı veş şemsu vel kameru ven nucumu vel cibalu veş şeceru ved devabbu ve kesirun minen nas, ve kesirun hakka aleyhil azab, ve men yuhinillahu fe ma lehu min mukrim, innallahe yef'alu ma yeşa'.

    Görmez misin ki, göklerde olanlar ve yerde olanlar, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanların birçoğu Allah’a secde ediyor; birçoğunun üzerine de azap hak olmuştur. Allah kimi hor ve hakir kılarsa, artık onu değerli kılacak bir kimse yoktur. Şüphesiz Allah dilediğini yapar.

  19. 19

    هٰذَانِ خَصْمَانِ اخْتَصَمُوا ف۪ي رَبِّهِمْۘ فَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا قُطِّعَتْ لَهُمْ ثِيَابٌ مِنْ نَارٍۜ يُصَبُّ مِنْ فَوْقِ رُؤُ۫سِهِمُ الْحَم۪يمُۚ ﴿١٩﴾

    Hazani hasmanihtesamu fi rabbihim fellezine keferu kuttıat lehum siyabun min nar, yusabbu min fevkı ruusihumul hamim.

    Şu iki grup, Rableri hakkında çekişen iki hasımdır: Şimdi, inkâr edenler için ateşten bir elbise biçilmiştir. Onların başlarının üstünden kaynar su dökülecektir!

  20. 20

    يُصْهَرُ بِه۪ مَا ف۪ي بُطُونِهِمْ وَالْجُلُودُۜ ﴿٢٠﴾

    Yusheru bihi ma fi butunihim vel culud.

    Bununla, karınlarının içindeki (organlar) ve derileri eritilecektir!

  21. 21

    وَلَهُمْ مَقَامِعُ مِنْ حَد۪يدٍ ﴿٢١﴾

    Ve lehum makamıu min hadid.

    Bir de onlar için demir kamçılar vardır!

  22. 22

    كُلَّمَٓا اَرَادُٓوا اَنْ يَخْرُجُوا مِنْهَا مِنْ غَمٍّ اُع۪يدُوا ف۪يهَا وَذُوقُوا عَذَابَ الْحَر۪يقِ۟ ﴿٢٢﴾

    Kullema eradu en yahrucu minha min gammin uidu fiha ve zuku azabel harik.

    Izdıraptan dolayı oradan her çıkmak istediklerinde, oraya geri döndürülürler ve: «Tadın bu yakıcı azabı!» (denilir).

  23. 23

    اِنَّ اللّٰهَ يُدْخِلُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ يُحَلَّوْنَ ف۪يهَا مِنْ اَسَاوِرَ مِنْ ذَهَبٍ وَلُؤْلُؤً۬اۜ وَلِبَاسُهُمْ ف۪يهَا حَر۪يرٌ ﴿٢٣﴾

    İnnallahe yudhılullezine amenu ve amilus salihati cennatin tecri min tahtihel enharu yuhallevne fiha min esavira min zehebin ve lu'lua, ve libasuhum fiha harir.

    Muhakkak ki Allah, iman edip salih amel işleyenleri, zemininden ırmaklar akan cennetlere kabul eder. Bunlar orada altın bileziklerle ve incilerle bezenirler. Orada giyecekleri ise ipektir.

  24. 24

    وَهُدُٓوا اِلَى الطَّيِّبِ مِنَ الْقَوْلِۗ وَهُدُٓوا اِلٰى صِرَاطِ الْحَم۪يدِ ﴿٢٤﴾

    Ve hudu ilet tayyibi minel kavli ve hudu ila sıratıl hamid.

    Ve onlar, sözün en güzeline yöneltilmişler, övgüye lâyık olan Allah'ın yoluna iletilmişlerdir.

  25. 25

    اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَيَصُدُّونَ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ وَالْمَسْجِدِ الْحَرَامِ الَّذ۪ي جَعَلْنَاهُ لِلنَّاسِ سَوَٓاءًۨ الْعَاكِفُ ف۪يهِ وَالْبَادِۜ وَمَنْ يُرِدْ ف۪يهِ بِـاِلْحَادٍ بِظُـلْمٍ نُذِقْهُ مِنْ عَذَابٍ اَل۪يمٍ۟ ﴿٢٥﴾

    İnnellezine keferu ve yasuddune an sebilillahi vel mescidil haramillezi cealnahu lin nasi sevaenil akıfu fihi vel bad, ve men yurid fihi bi ilhadin bi zulmin nuzıkhu min azabin elim.

    İnkâr edenler, Allah'ın yolundan ve yerli, taşralı bütün insanlara eşit (kıble veya mâbed) kıldığımız Mescid Harâm'dan (insanları) alıkoymaya kalkanlar (şunu bilmeliler ki) kim orada (böyle) zulüm ile haktan sapmak isterse ona acı azaptan tattırırız.

  26. 26

    وَاِذْ بَوَّأْنَا لِاِبْرٰه۪يمَ مَكَانَ الْبَيْتِ اَنْ لَا تُشْرِكْ ب۪ي شَيْـٔاً وَطَهِّرْ بَيْتِيَ لِلطَّٓائِف۪ينَ وَالْقَٓائِم۪ينَ وَالرُّكَّعِ السُّجُودِ ﴿٢٦﴾

    Ve iz bevve'na li ibrahime mekanel beyti en la tuşrik bi şey'en ve tahhir beytiye lit taifine vel kaimine ver rukkais sucud.

    Bir zamanlar İbrahim'e Beytullah'ın yerini hazırlamış ve (ona şöyle demiştik): Bana hiçbir şeyi eş tutma; tavaf edenler, ayakta ibadet edenler, rükû ve secdeye varanlar için evimi temiz tut.

  27. 27

    وَاَذِّنْ فِي النَّاسِ بِالْحَجِّ يَأْتُوكَ رِجَالاً وَعَلٰى كُلِّ ضَامِرٍ يَأْت۪ينَ مِنْ كُلِّ فَجٍّ عَم۪يقٍۙ ﴿٢٧﴾

    Ve ezzin fin nasi bil hacci ye'tuke ricalen ve ala kulli damirin ye'tine min kulli feccin amik.

    İnsanlar arasında haccı ilân et ki, gerek yaya olarak, gerekse nice uzak yoldan gelen yorgun argın develer üzerinde,

  28. 28

    لِيَشْهَدُوا مَنَافِـعَ لَهُمْ وَيَذْكُرُوا اسْمَ اللّٰهِ ف۪ٓي اَيَّامٍ مَعْلُومَاتٍ عَلٰى مَا رَزَقَهُمْ مِنْ بَه۪يمَةِ الْاَنْعَامِۚ فَكُلُوا مِنْهَا وَاَطْعِمُوا الْـبَٓائِسَ الْفَق۪يرَۘ ﴿٢٨﴾

    Li yeşhedu menafia lehum ve yezkurusmallahi fi eyyamin ma'lumatin ala ma rezakahum min behimetil en'am, fe kulu minha ve at'ımul baisel fakir.

    kendilerine ait birtakım yararları yakînen görmeleri, Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanlar üzerine belli günlerde Allah'ın ismini anmaları (kurban kesmeleri için) sana (Kâbe'ye) gelsinler. Artık ondan hem kendiniz yiyin, hem de yoksula, fakire yedirin.

  29. 29

    ثُمَّ لْيَقْضُوا تَفَثَهُمْ وَلْيُوفُوا نُذُورَهُمْ وَلْيَطَّوَّفُوا بِالْبَيْتِ الْعَت۪يقِ ﴿٢٩﴾

    Summel yakdu tefesehum vel yufu nuzurahum vel yettavvefu bil beytil atik.

    (Saç ve tırnaklarını keserek) pis olan yerlerini temizlesinler; adaklarını yerine getirsinler ve o eski evi (Kabe'yi) tavaf etsinler.

  30. 30

    ذٰلِكَۗ وَمَنْ يُعَظِّمْ حُرُمَاتِ اللّٰهِ فَهُوَ خَيْرٌ لَهُ عِنْدَ رَبِّه۪ۜ وَاُحِلَّتْ لَكُمُ الْاَنْعَامُ اِلَّا مَا يُتْلٰى عَلَيْكُمْ فَاجْتَنِبُوا الرِّجْسَ مِنَ الْاَوْثَانِ وَاجْتَنِبُوا قَوْلَ الزُّورِۙ ﴿٣٠﴾

    Zalike ve men yuazzım hurumatillahi fe huve hayrun lehu inde rabbih, ve uhıllet lekumul en'amu illa ma yutla aleykum fectenibur ricse minel evsani vectenibu kavlez zur.

    Durum böyle. Her kim, Allah'ın emir ve yasaklarına saygı gösterirse, bu, Rabbinin katında kendisi için daha hayırlıdır. (Haram olduğu) size okunanların dışında kalan hayvanlar size helâl kılındı. O halde, pislikten, putlardan sakının; yalan sözden sakının.

  31. 31

    حُنَفَٓاءَ لِلّٰهِ غَيْرَ مُشْرِك۪ينَ بِه۪ۜ وَمَنْ يُشْرِكْ بِاللّٰهِ فَكَاَنَّمَا خَرَّ مِنَ السَّمَٓاءِ فَتَخْطَفُهُ الطَّيْرُ اَوْ تَهْو۪ي بِهِ الرّ۪يحُ ف۪ي مَكَانٍ سَح۪يقٍ ﴿٣١﴾

    Hunefae lillahi gayre muşrikine bih, ve men yuşrik billahi fe ke ennema harre mines semai fe tahtafuhut tayru ev tehvi bihir rihu fi mekanin sahik.

    Kendisine ortak koşmaksızın Allah'ın hanifleri (O'nun birliğini tanıyan müminler) olun. Kim Allah'a ortak koşarsa sanki o , gökten düşüp parçalanmış da kendisini kuşlar kapmış, yahut rüzgâr onu uzak bir yere sürüklemiş (bir nesne) gibidir.

  32. 32

    ذٰلِكَۗ وَمَنْ يُعَظِّمْ شَعَٓائِرَ اللّٰهِ فَاِنَّهَا مِنْ تَقْوَى الْقُلُوبِ ﴿٣٢﴾

    Zalike ve men yuazzım şeairallahi fe inneha min takval kulub.

    Durum öyledir. Her kim Allah'ın hükümlerine saygı gösterirse, şüphesiz bu, kalplerin takvâsındandır.

  33. 33

    لَكُمْ ف۪يهَا مَنَافِـعُ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّى ثُمَّ مَحِلُّـهَٓا اِلَى الْبَيْتِ الْعَت۪يقِ۟ ﴿٣٣﴾

    Lekum fiha menafiu ila ecelin musemmen summe mahılluha ilel beytil atik.

    Onlarda (kurbanlık hayvanlarda veya hac fiillerinde) sizin için belli bir süreye kadar birtakım yararlar vardır. Sonra bunların varacakları (biteceği) yer, Eski Ev'e (Kâbe'ye) kadardır.

  34. 34

    وَلِكُلِّ اُمَّةٍ جَعَلْنَا مَنْسَكاً لِيَذْكُرُوا اسْمَ اللّٰهِ عَلٰى مَا رَزَقَهُمْ مِنْ بَه۪يمَةِ الْاَنْعَامِۜ فَاِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌ فَلَـهُٓ اَسْلِمُواۜ وَبَشِّرِ الْمُخْبِت۪ينَۙ ﴿٣٤﴾

    Ve li kulli ummetin cealna menseken li yezkurusmallahi ala ma razakahum min behimetil en'am, fe ilahukum ilahun vahıdun fe lehu eslimu ve beşşiril muhbitin.

    Biz, her ümmete (Kurban kesmeye uygun) hayvan cinsinden kendilerine rızık olarak verdiklerimiz üzerine Allah'ın adını ansınlar diye kurban kesmeyi gerekli kıldık. İmdi, İlâhınız, bir tek İlâh'tır. Öyle ise, O'na teslim olun. (Ey Muhammed!) O ihlâslı ve mütevazi insanları müjdele!

  35. 35

    اَلَّذ۪ينَ اِذَا ذُكِرَ اللّٰهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَالصَّابِر۪ينَ عَلٰى مَٓا اَصَابَهُمْ وَالْمُق۪يمِي الصَّلٰوةِۙ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ ﴿٣٥﴾

    Ellezine iza zukirallahu vecilet kulubuhum vas sabirine ala ma esabehum vel mukimis salati ve mimma razaknahum yunfikun.

    Onlar öyle kimseler ki, Allah anıldığı zaman kalpleri titrer; başlarına gelene sabrederler, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden (Allah için) infâk ederler.

  36. 36

    وَالْبُدْنَ جَعَلْنَاهَا لَكُمْ مِنْ شَعَٓائِرِ اللّٰهِ لَكُمْ ف۪يهَا خَيْرٌۗ فَاذْكُرُوا اسْمَ اللّٰهِ عَلَيْهَا صَوَٓافَّۚ فَاِذَا وَجَبَتْ جُنُوبُهَا فَكُلُوا مِنْهَا وَاَطْعِمُوا الْقَانِـعَ وَالْمُعْتَرَّۜ كَذٰلِكَ سَخَّرْنَاهَا لَكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ ﴿٣٦﴾

    Vel budne cealnaha lekum min şeairillahi lekum fiha hayr, fezkurusmallahi aleyha savaff, fe iza vecebet cunubuha fe kulu minha ve at'ımul kania vel mu'terr, kezalike sahharnaha lekum leallekum teşkurun.

    Biz, büyük baş hayvanları da sizin için Allah'ın (dininin) işaretlerinden (kurban) kıldık. Onlarda sizin için hayır vardır. Şu halde onlar, ayakları üzerine dururken üzerlerine Allah'ın ismini anınız (ve kurban ediniz). Yan üstü yere düştüklerinde ise, artık (canı çıktığında) onlardan hem kendiniz yiyin, hem de ihtiyacını gizleyen-gizlemeyen fakirlere yedirin. İşte bu hayvanları biz, şükredesiniz diye sizin istifadenize verdik.

  37. 37

    لَنْ يَنَالَ اللّٰهَ لُحُومُهَا وَلَا دِمَٓاؤُ۬هَا وَلٰكِنْ يَنَالُهُ التَّقْوٰى مِنْكُمْۜ كَذٰلِكَ سَخَّرَهَا لَكُمْ لِتُكَبِّرُوا اللّٰهَ عَلٰى مَا هَدٰيكُمْۜ وَبَشِّرِ الْمُحْسِن۪ينَ ﴿٣٧﴾

    Len yenalellahe luhumuha ve la dimauha ve lakin yenaluhut takva minkum, kezalike sahharaha lekum li tukebbirullahe ala ma hedakum, ve beşşiril muhsinin.

    Onların ne etleri ne de kanları Allah'a ulaşır; fakat O'na sadece sizin takvanız ulaşır. Sizi hidayete erdirdiğinden dolayı Allah'ı büyük tanıyasınız diye O, bu hayvanları böylece sizin istifadenize verdi. (Ey Muhammed!) Güzel davrananları müjdele!

  38. 38

    اِنَّ اللّٰهَ يُدَافِـعُ عَنِ الَّذ۪ينَ اٰمَنُواۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ كُلَّ خَوَّانٍ كَفُورٍ۟ ﴿٣٨﴾

    İnnallahe yudafiu anillezine amenu, innallahe la yuhıbbu kulle havvanin kefur.

    Allah, iman edenleri korur. Şu da muhakkak ki Allah, hain ve nankör olan herkesi sevgisinden mahrum eder.

  39. 39

    اُذِنَ لِلَّذ۪ينَ يُقَاتَلُونَ بِاَنَّهُمْ ظُلِمُواۜ وَاِنَّ اللّٰهَ عَلٰى نَصْرِهِمْ لَقَد۪يرٌۙ ﴿٣٩﴾

    Uzine lillezine yukatelune bi ennehum zulim, ve innallahe ala nasrihim le kadir.

    Kendileriyle savaşılanlara (müminlere), zulme uğramış olmaları sebebiyle, (savaş konusunda) izin verildi. Şüphe yok ki Allah, onlara yardıma mutlak surette kadirdir.

  40. 40

    اَلَّذ۪ينَ اُخْرِجُوا مِنْ دِيَارِهِمْ بِغَيْرِ حَقٍّ اِلَّٓا اَنْ يَقُولُوا رَبُّنَا اللّٰهُۜ وَلَوْلَا دَفْعُ اللّٰهِ النَّاسَ بَعْضَهُمْ بِبَعْضٍ لَهُدِّمَتْ صَوَامِــعُ وَبِيَعٌ وَصَلَوَاتٌ وَمَسَاجِدُ يُذْكَرُ ف۪يهَا اسْمُ اللّٰهِ كَث۪يراًۜ وَلَيَنْصُرَنَّ اللّٰهُ مَنْ يَنْصُرُهُۜ اِنَّ اللّٰهَ لَقَوِيٌّ عَز۪يزٌ ﴿٤٠﴾

    Ellezine uhricu min diyarihim bi gayri hakkın illa en yekulu rabbunallah, ve lev la def'ullahin nase ba'dahum bi ba'dın lehuddimet savamıu ve biyaun ve salavatun ve mesacidu yuzkeru fihesmullahi kesira, ve le yansurennallahu men yansuruh, innallahe le kaviyyun aziz.

    Onlar, başka değil, sırf «Rabbimiz Allah'tır» dedikleri için haksız yere yurtlarından çıkarılmış kimselerdir. Eğer Allah, bir kısım insanları (kötülüklerini) diğer bir kısmı ile defedip önlemeseydi, mutlak surette, içlerinde Allah’ın ismi bol bol anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescidler yıkılır giderdi. Allah, kendisine (kendi dinine) yardım edenlere muhakkak surette yardım eder. Hiç şüphesiz Allah, güçlüdür, galiptir.

  41. 41

    اَلَّذ۪ينَ اِنْ مَكَّنَّاهُمْ فِي الْاَرْضِ اَقَامُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتَوُا الزَّكٰوةَ وَاَمَرُوا بِالْمَعْرُوفِ وَنَهَوْا عَنِ الْمُنْكَرِۜ وَلِلّٰهِ عَاقِبَةُ الْاُمُورِ ﴿٤١﴾

    Ellezine in mekkennahum fil ardı ekamus salate ve atevuz zekate ve emeru bil ma'rufi ve nehev anil munker, ve lillahi akıbetul umur.

    Onlar (o müminler) ki, eğer kendilerine yeryüzünde iktidar verirsek namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler, iyiliği emreder ve kötülükten nehyederler. İşlerin sonu Allah'a varır.

  42. 42

    وَاِنْ يُكَذِّبُوكَ فَقَدْ كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَعَادٌ وَثَمُودُۙ ﴿٤٢﴾

    Ve in yukezzibuke fe kad kezzebet kablehum kavmu nuhın ve adun ve semud.

    (Rasûlüm!) Eğer onlar (inkarcılar) seni yalanlıyorlarsa, (şunu bil ki) onlardan önce Nuh'un kavmi, Âd, Semûd,

  43. 43

    وَقَوْمُ اِبْرٰه۪يمَ وَقَوْمُ لُوطٍۙ ﴿٤٣﴾

    Ve kavmu ibrahime ve kavmu lut.

    İbrahim'in kavmi, Lût'un kavmi

  44. 44

    وَاَصْحَابُ مَدْيَنَۚ وَكُذِّبَ مُوسٰى فَاَمْلَيْتُ لِلْكَافِر۪ينَ ثُمَّ اَخَذْتُهُمْۚ فَكَيْفَ كَانَ نَك۪يرِ ﴿٤٤﴾

    Ve ashabu medyen, ve kuzzibe musa fe emleytu lil kafirine summe ehaztuhum, fe keyfe kane nekir.

    ve Medyen halkı da (peygamberlerini) yalanladılar. Musa da yalanlanmıştı. İşte ben o kâfirlere süre tanıdım, sonra onları yakaladım. Nasıl oldu benim onları reddim (cezalandırmam)!

  45. 45

    فَكَاَيِّنْ مِنْ قَرْيَةٍ اَهْلَكْنَاهَا وَهِيَ ظَالِمَةٌ فَهِيَ خَاوِيَةٌ عَلٰى عُرُوشِهَا وَبِئْرٍ مُعَطَّـلَةٍ وَقَصْرٍ مَش۪يدٍ ﴿٤٥﴾

    Fe ke eyyin min karyetin ehleknaha ve hiye zalimetun fe hiye haviyetun ala uruşiha ve bi'rin muattalatin ve kasrın meşid.

    Nitekim, birçok memleket vardı ki, o memleket (halkı) zulmetmekte iken, biz onları helâk ettik. Şimdi o ülkelerde duvarlar, (çökmüş) tavanların üzerine yıkılmıştır. Nice kullanılmaz hale gelmiş kuyular ve (ıssız kalmış) ulu saraylar vardır.

  46. 46

    اَفَلَمْ يَس۪يرُوا فِي الْاَرْضِ فَتَكُونَ لَهُمْ قُلُوبٌ يَعْقِلُونَ بِهَٓا اَوْ اٰذَانٌ يَسْمَعُونَ بِهَاۚ فَاِنَّهَا لَا تَعْمَى الْاَبْصَارُ وَلٰكِنْ تَعْمَى الْقُلُوبُ الَّت۪ي فِي الصُّدُورِ ﴿٤٦﴾

    E fe lem yesiru fil ardı fe tekune lehum kulubun ya'kılune biha ev azanunyesmeune biha, fe inneha la ta'mal ebsaru ve lakin ta'mal kulubulleti fis sudur.

    (Sana karşı çıkanlar) hiç yeryüzünde dolaşmadılar mı? Zira dolaşsalardı elbette düşünecek kalpleri ve işitecek kulakları olurdu. Ama gerçek şu ki, gözler kör olmaz; lâkin göğüsler içindeki kalpler kör olur.

  47. 47

    وَيَسْتَعْجِلُونَكَ بِالْعَذَابِ وَلَنْ يُخْلِفَ اللّٰهُ وَعْدَهُۜ وَاِنَّ يَوْماً عِنْدَ رَبِّكَ كَاَلْفِ سَنَةٍ مِمَّا تَعُدُّونَ ﴿٤٧﴾

    Ve yesta'ciluneke bil azabi ve len yuhlifallahu va'deh, ve inne yevmen inde rabbike ke elfi senetin mimma teuddun.

    (Rasûlüm!) Onlar senden azabın çabuk gelmesini istiyorlar. Allah vaadinden asla dönmez. Muhakkak ki, Rabbinin nezdinde bir gün sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir.

  48. 48

    وَكَاَيِّنْ مِنْ قَرْيَةٍ اَمْلَيْتُ لَهَا وَهِيَ ظَالِمَةٌ ثُمَّ اَخَذْتُهَاۚ وَاِلَيَّ الْمَص۪يرُ۟ ﴿٤٨﴾

    Ve ke eyyin min karyetin emleytu leha ve hiye zalimetun summe ehaztuha, ve ileyyel masir.

    Nice ülkeler var ki, zulmedip dururlarken onlara mühlet verdim. Sonunda onları yakaladım. Dönüş yalnız banadır.

  49. 49

    قُلْ يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اِنَّـمَٓا اَنَا۬ لَكُمْ نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌۚ ﴿٤٩﴾

    Kul ya eyyuhen nasu innema ene lekum nezirun mubin.

    De ki: Ey insanlar! Ben ancak sizin için apaçık bir uyarıcıyım.

  50. 50

    فَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَر۪يمٌ ﴿٥٠﴾

    Fellezine amenu ve amilus salihati lehum magfiretun ve rızkun kerim.

    İman edip sâlih ameller işleyen kimseler için mağfiret ve bol rızık vardır.

  51. 51

    وَالَّذ۪ينَ سَعَوْا ف۪ٓي اٰيَاتِنَا مُعَاجِز۪ينَ اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَح۪يمِ ﴿٥١﴾

    Vellezine seav fi ayatina muacizine ulaike ashabul cehim.

    Âyetlerimiz hakkında (onları tesirsiz kılmak için) birbirlerini geri bırakırcasına yarışanlara gelince, işte bunlar, cehennemliklerdir.

  52. 52

    وَمَٓا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رَسُولٍ وَلَا نَبِيٍّ اِلَّٓا اِذَا تَمَنّٰٓى اَلْقَى الشَّيْطَانُ ف۪ٓي اُمْنِيَّتِه۪ۚ فَيَنْسَخُ اللّٰهُ مَا يُلْقِي الشَّيْطَانُ ثُمَّ يُحْكِمُ اللّٰهُ اٰيَاتِه۪ۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌۙ ﴿٥٢﴾

    Ve ma erselna min kablike min resulin ve la nebiyyin illa iza temenna elkaş şeytanu fi umniyyetih, fe yensehullahu ma yulkış şeytanu summe yuhkimullahu ayatih, vallahu alimun hakim.

    (Ey Muhammed!) Biz, senden önce hiçbir Rasûl ve nebî göndermedik ki, o, bir temennide bulunduğunda, şeytan onun dileğine ille de (beşerî arzular) katmaya kalkışmasın. Ne var ki Allah, şeytanın katacağı şeyi iptal eder. Sonra Allah, kendi âyetlerini (lafız ve mana bakımından) sağlam olarak yerleştirir. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

  53. 53

    لِيَجْعَلَ مَا يُلْقِي الشَّيْطَانُ فِتْنَةً لِلَّذ۪ينَ ف۪ي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ وَالْقَاسِيَةِ قُلُوبُهُمْۜ وَاِنَّ الظَّالِم۪ينَ لَف۪ي شِقَاقٍ بَع۪يدٍۙ ﴿٥٣﴾

    Li yec'ale ma yulkış şeytanu fitneten lillezine fi kulubihim maradun vel kasiyeti kulubuhum, ve innez zalimine le fi şikakın baid.

    (Allah, şeytanın böyle yapmasına müsaade eder ki) kalplerinde hastalık olanlar ve kalpleri katılaşanlar için, şeytanın kattığı şeyi bir deneme (vesilesi) yapsın. Zalimler, gerçekten (haktan) oldukça uzak bir ayrılık içindedirler.

  54. 54

    وَلِيَعْلَمَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْعِلْمَ اَنَّهُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ فَيُؤْمِنُوا بِه۪ فَتُخْبِتَ لَهُ قُلُوبُهُمْۜ وَاِنَّ اللّٰهَ لَهَادِ الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ ﴿٥٤﴾

    Ve li ya'lemellezine utul ılme ennehul hakku min rabbike fe yu'minu bihi fe tuhbite lehu kulubuhum, ve innallahe le hadillezine amenu ila sıratın mustakim.

    Bir de, kendilerine ilim verilenler, onun (Kur'an'ın) hakikaten Rabbin tarafından gelmiş bir gerçek olduğunu bilsinler de ona inansınlar, bu sayede kalpleri huzur ve tatmine kavuşsun. Şüphesiz ki Allah, iman edenleri, kesinlikle dosdoğru bir yola yöneltir.

  55. 55

    وَلَا يَزَالُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا ف۪ي مِرْيَةٍ مِنْهُ حَتّٰى تَأْتِيَهُمُ السَّاعَةُ بَغْتَةً اَوْ يَأْتِيَهُمْ عَذَابُ يَوْمٍ عَق۪يمٍ ﴿٥٥﴾

    Ve la yezalullezine keferu fi miryetin minhu hatta te'tiyehumus saatu bagteten ev ye'tiyehum azabu yevmin akim.

    İnkâr edenler, kendilerine o saat ansızın gelinceye, yahut da (kendileri için hayır yönünden) kısır bir günün azabı gelinceye kadar onun (Kur'an) hakkında hep şüphe içindedirler.

  56. 56

    اَلْمُلْكُ يَوْمَئِذٍ لِلّٰهِۜ يَحْكُمُ بَيْنَهُمْۜ فَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ ف۪ي جَنَّاتِ النَّع۪يمِ ﴿٥٦﴾

    El mulku yevme izin lillah, yahkumu beynehum, fellezine amenu ve amilus salihati fi cennatin naim.

    O gün, mülk Allah’ındır. İnsanlar arasında hüküm verir. (Bu hüküm gereği) iman edip sâlih ameller işleyenler Naîm cennetlerinin içindedirler.

  57. 57

    وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا فَاُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مُه۪ينٌ ﴿٥٧﴾

    Vellezine keferu ve kezzebu bi ayatina fe ulaike lehum azabun muhin.

    İnkâr edip âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte onlar için alçaltıcı bir azap vardır.

  58. 58

    وَالَّذ۪ينَ هَاجَرُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ ثُمَّ قُتِلُٓوا اَوْ مَاتُوا لَيَرْزُقَنَّهُمُ اللّٰهُ رِزْقاً حَسَناًۜ وَاِنَّ اللّٰهَ لَهُوَ خَيْرُ الرَّازِق۪ينَ ﴿٥٨﴾

    Vellezine haceru fi sebilillahi summe kutilu ev matu le yerzukannehumullahu rızkan hasena, ve innallahe le huve hayrur razikin.

    Allah yolunda hicret edenler, sonra öldürülenler, yahut ölenler, işte, Allah, onları güzel bir rızıkla rızıklandıracaktır. Allah, şüphesiz rızık verenlerin en hayırlısıdır.

  59. 59

    لَيُدْخِلَنَّهُمْ مُدْخَلاً يَرْضَوْنَهُۜ وَاِنَّ اللّٰهَ لَعَل۪يمٌ حَل۪يمٌ ﴿٥٩﴾

    Le yudhılennehum mudhalen yerdavneh, ve innallahe le alimun halim.

    Onları, hoşnut olacakları bir yere sokacaktır. Şüphesiz Allah, her şeyi hakkıyla bilendir; ceza vermekte de aceleci değildir.

  60. 60

    ذٰلِكَۚ وَمَنْ عَاقَبَ بِمِثْلِ مَا عُوقِبَ بِه۪ ثُمَّ بُغِيَ عَلَيْهِ لَيَنْصُرَنَّهُ اللّٰهُۜ اِنَّ اللّٰهَ لَعَفُوٌّ غَفُورٌ ﴿٦٠﴾

    Zalik, ve men akabe bi misli ma ukıbe bihi summe bugıye aleyhi le yansurennehullah, innallahe le afuvvun gafur.

    İşte böyle. Her kim, kendisine verilen eziyetin dengi ile karşılık verir de, bundan sonra kendisine yine bir tecavüz ve zulüm vaki olursa, emin olmalıdır ki, Allah ona mutlaka yardım edecektir. Hakikaten Allah çok bağışlayıcı ve mağfiret edicidir.

  61. 61

    ذٰلِكَ بِاَنَّ اللّٰهَ يُولِجُ الَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَيُولِجُ النَّهَارَ فِي الَّيْلِ وَاَنَّ اللّٰهَ سَم۪يعٌ بَص۪يرٌ ﴿٦١﴾

    Zalike bi ennallahe yulicul leyle fin nehari ve yulicun nehare fil leyli ve ennallahe semiun basir.

    Böylece (Allah, haksızlığa uğrayana yardım edecektir ve buna kadirdir). Çünkü Allah, geceyi gündüze katar, gündüzü geceye katar. Şu da muhakkak ki Allah, hakkıyla işiten ve görendir.

  62. 62

    ذٰلِكَ بِاَنَّ اللّٰهَ هُوَ الْحَقُّ وَاَنَّ مَا يَدْعُونَ مِنْ دُونِه۪ هُوَ الْبَاطِلُ وَاَنَّ اللّٰهَ هُوَ الْعَلِيُّ الْكَب۪يرُ ﴿٦٢﴾

    Zalike bi ennallahe huvel hakku ve enne ma yed'une min dunihi huvel batılu ve ennallahe huvel aliyyul kebir.

    Böyledir. Çünkü Allah, hakkın ta kendisidir. O’nun dışındaki taptıkları ise bâtılın ta kendisidir. Allah, işte çok yüce, çok büyük olan da O'dur.

  63. 63

    اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ اَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءًۘ فَتُصْبِـحُ الْاَرْضُ مُخْضَرَّةًۜ اِنَّ اللّٰهَ لَط۪يفٌ خَب۪يرٌۚ ﴿٦٣﴾

    E lem tere ennallahe enzele mines semai maen fe tusbihul ardu muhdarreh, innallahe latifun habir.

    Görmedin mi, Allah, gökten yağmur indirdi de bu sayede yeryüzü yeşeriyor. Gerçekten Allah çok lütufkârdır, (her şeyden) haberdardır.

  64. 64

    لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَاِنَّ اللّٰهَ لَهُوَ الْغَنِيُّ الْحَم۪يدُ۟ ﴿٦٤﴾

    Lehu ma fis semavati ve ma fil ard, ve innallahe le huvel ganiyyul hamid.

    Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur. Hakikaten Allah, her şeyden müstağnî (zengin) olan yalnız O'dur; hamdolunmaya lâyıktır.

  65. 65

    اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ سَخَّرَ لَكُمْ مَا فِي الْاَرْضِ وَالْفُلْكَ تَجْر۪ي فِي الْبَحْرِ بِاَمْرِه۪ۜ وَيُمْسِكُ السَّمَٓاءَ اَنْ تَقَعَ عَلَى الْاَرْضِ اِلَّا بِاِذْنِه۪ۜ اِنَّ اللّٰهَ بِالنَّاسِ لَرَؤُ۫فٌ رَح۪يمٌ ﴿٦٥﴾

    E lem tere ennallahe sahhara lekum ma fil ardı vel fulke tecri fil bahri bi emrih, ve yumsikus semae en tekaa alel ardı illa bi iznih, innallahe bin nasi le raufun rahim.

    Görmedin mi, Allah, yerdeki eşyayı ve emri uyarınca denizde yüzen gemileri sizin hizmetinize verdi. Göğü de, kendi izni olmadıkça yer üzerine düşmekten korur. Çünkü Allah, insanlara çok şefkatli ve çok merhametlidir.

  66. 66

    وَهُوَ الَّـذ۪ٓي اَحْيَاكُمْۘ ثُمَّ يُم۪يتُكُمْ ثُمَّ يُحْي۪يكُمْۜ اِنَّ الْاِنْسَانَ لَكَفُورٌ ﴿٦٦﴾

    Ve huvellezi ahyakum summe yumitukum summe yuhyikum, innel insane le kefur.

    O, (önce) size hayat veren, sonra sizi öldürecek, sonra yine diriltecek olandır. Gerçekten insan, çok nankördür.

  67. 67

    لِكُلِّ اُمَّةٍ جَعَلْنَا مَنْسَكاً هُمْ نَاسِكُوهُ فَلَا يُنَازِعُنَّكَ فِي الْاَمْرِ وَادْعُ اِلٰى رَبِّكَۜ اِنَّكَ لَعَلٰى هُدًى مُسْتَق۪يمٍ ﴿٦٧﴾

    Li kulli ummetin cealna menseken hum nasikuhu fe la yunaziunneke fil emri ved'u ila rabbik, inneke le ala huden mustekim.

    Biz, her ümmet için, yapageldikleri bir takım ibadet tarzları koymuşuzdur. Bu itibarla, (ey Muhammed!) bu hususta seninle münakaşaya kalkışmasınlar. Rabbine davet et. Hiç şüphe yoktur ki, sen, dosdoğru bir yol üzerindesin.

  68. 68

    وَاِنْ جَادَلُوكَ فَقُلِ اللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا تَعْمَلُونَ ﴿٦٨﴾

    Ve in cadeluke fe kulillahu a'lemu bima ta'melun.

    Eğer seninle münakaşa ve mücâdeleye girişirlerse: «Allah yaptığınızı çok iyi bilmektedir» de.

  69. 69

    اَللّٰهُ يَحْكُمُ بَيْنَكُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ ف۪يمَا كُنْتُمْ ف۪يهِ تَخْتَلِفُونَ ﴿٦٩﴾

    Allahu yahkumu beynekum yevmel kıyameti fima kuntum fihi tahtelifun.

    Allah kıyamet gününde, ihtilâf etmekte olduğunuz konulara dair aranızda hüküm verecektir.

  70. 70

    اَلَمْ تَعْلَمْ اَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا فِي السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِۜ اِنَّ ذٰلِكَ ف۪ي كِتَابٍۜ اِنَّ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَس۪يرٌ ﴿٧٠﴾

    E lem ta'lem ennallahe ya'lemu ma fis semai vel ard, inne zalike fi kitab, inne zalike alallahi yesir.

    Bilmez misin ki, Allah, yerde ve gökte ne varsa bilir? Bu, bir kitapta (levhi mahfuzda) mevcuttur. Bu (eşya ve olayların bilgisine sahip olmak), Allah için çok kolaydır.

  71. 71

    وَيَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِه۪ سُلْطَاناً وَمَا لَيْسَ لَهُمْ بِه۪ عِلْمٌۜ وَمَا لِلظَّالِم۪ينَ مِنْ نَص۪يرٍ ﴿٧١﴾

    Ve ya'budune min dunillahi ma lem yunezzil bihi sultanen ve ma leyse lehum bihi ılm, ve ma liz zalimine min nasir.

    Onlar, Allah’ı bırakıp, Allah'ın kendisine hiçbir delil indirmediği, kendilerinin dahi hakkında bilgi sahibi olmadıkları şeylere tapıyorlar. Zalimlerin hiç yardımcısı yoktur.

  72. 72

    وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ تَعْرِفُ ف۪ي وُجُوهِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا الْمُنْكَرَۜ يَكَادُونَ يَسْطُونَ بِالَّذ۪ينَ يَتْلُونَ عَلَيْهِمْ اٰيَاتِنَاۜ قُلْ اَفَاُنَبِّئُكُمْ بِشَرٍّ مِنْ ذٰلِكُمْۜ اَلنَّارُۜ وَعَدَهَا اللّٰهُ الَّذ۪ينَ كَفَرُواۜ وَبِئْسَ الْمَص۪يرُ۟ ﴿٧٢﴾

    Ve iza tutla aleyhim ayatuna beyyinatin ta'rifu fi vucuhillezine keferul munker, yekadune yestune billezine yetlune aleyhim ayatina, kul e fe unebbiukum bi şerrin min zalikum, en nar, vaadehallahullezine keferu, ve bi'sel masir.

    Âyetlerimiz açık açık kendilerine okunduğunda, kâfirlerin suratlarında hoşnutsuzluk sezersin. Onlar, kendilerine âyetlerimizi okuyanların neredeyse üzerlerine saldırırlar. De ki: Size bundan (bu öfke ve huzursuzluğunuzdan) daha kötüsünü bildireyim mi? Cehennem! Allah, onu kâfirlere (ceza olarak) bildirdi. O, ne kötü sondur!

  73. 73

    يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ ضُرِبَ مَثَلٌ فَاسْتَمِعُوا لَهُۜ اِنَّ الَّذ۪ينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ لَنْ يَخْلُقُوا ذُبَاباً وَلَوِ اجْتَمَعُوا لَهُۜ وَاِنْ يَسْلُبْهُمُ الذُّبَابُ شَيْـٔاً لَا يَسْتَنْقِذُوهُ مِنْهُۜ ضَعُفَ الطَّالِبُ وَالْمَطْلُوبُ ﴿٧٣﴾

    Ya eyyuhen nasu duribe meselun festemiu leh, innellezine ted'une min dunillahi len yahluku zubaben ve levictemeu leh, ve in yeslubhumuz zubabu şey'en la yestenkızuhu minh, daufat talibu vel matlub.

    Ey insanlar! (Size) bir misal verildi; şimdi onu dinleyin: Allah'ı bırakıp da yalvardıklarınız (taptıklarınız) bunun için bir araya gelseler bile bir sineği dahi yaratamazlar. Sinek onlardan bir şey kapsa, bunu ondan geri de alamazlar. İsteyen de âciz, kendinden istenen de!

  74. 74

    مَا قَدَرُوا اللّٰهَ حَقَّ قَدْرِه۪ۜ اِنَّ اللّٰهَ لَقَوِيٌّ عَز۪يزٌ ﴿٧٤﴾

    Ma kaderullahe hakka kadrih, innallahe le kaviyyun aziz.

    Onlar, (Bu âciz putları Allah'a ortak koşmak suretiyle) Allah'ın kadrini hakkıyla bilemediler. Hiç şüphesiz Allah, çok kuvvetlidir, çok üstündür.

  75. 75

    اَللّٰهُ يَصْطَف۪ي مِنَ الْمَلٰٓئِكَةِ رُسُلاً وَمِنَ النَّاسِۜ اِنَّ اللّٰهَ سَم۪يعٌ بَص۪يرٌۚ ﴿٧٥﴾

    Allahu yastafi minel melaiketi rusulen ve minen nas, innallahe semiun basir.

    Allah, meleklerden de insanlardan da elçiler seçmiştir. Allah, şüphesiz hakkıyla işitendir; hakkıyla görendir.

  76. 76

    يَعْلَمُ مَا بَيْنَ اَيْد۪يهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْۜ وَاِلَى اللّٰهِ تُرْجَعُ الْاُمُورُ ﴿٧٦﴾

    Ya'lemu ma beyne eydihim ve ma halfehum, ve ilallahi turceul umur.

    Onların önlerindekini de, arkalarındakini de (yaptıklarını da, yapacaklarını da) bilir. Bütün işler Allah’a döndürülür.

  77. 77

    يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا ارْكَعُوا وَاسْجُدُوا وَاعْبُدُوا رَبَّكُمْ وَافْعَلُوا الْخَيْرَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَۚ ﴿٧٧﴾

    Ya eyyuhellezine amenurkeu vescudu va'budu rabbekum vef'alul hayre leallekum tuflihun.

    Ey iman edenler! Rükû edin; secdeye kapanın; Rabbinize ibadet edin; hayır işleyin ki kurtuluşa eresiniz.

  78. 78

    وَجَاهِدُوا فِي اللّٰهِ حَقَّ جِهَادِه۪ۜ هُوَ اجْتَبٰيكُمْ وَمَا جَعَلَ عَلَيْكُمْ فِي الدّ۪ينِ مِنْ حَرَجٍۜ مِلَّةَ اَب۪يكُمْ اِبْرٰه۪يمَۜ هُوَ سَمّٰيكُمُ الْمُسْلِم۪ينَ مِنْ قَبْلُ وَف۪ي هٰذَا لِيَكُونَ الرَّسُولُ شَه۪يداً عَلَيْكُمْ وَتَكُونُوا شُهَدَٓاءَ عَلَى النَّاسِۚ فَاَق۪يمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُوا الزَّكٰوةَ وَاعْتَصِمُوا بِاللّٰهِۜ هُوَ مَوْلٰيكُمْۚ فَنِعْمَ الْمَوْلٰى وَنِعْمَ النَّص۪يرُ ﴿٧٨﴾

    Ve cahidu fillahi hakka cihadih, huvectebakum ve ma ceale aleykum fid dini min harac, millete ebikum ibrahim, huve semmakumul muslimine min kablu ve fi haza li yekuner resulu şehiden aleykum ve tekunu şuhedae alen nas, fe ekimus salate ve atuz zekate va'tesımu billah, huve mevlakum, fe ni'mel mevla ve ni'men nasir.

    Allah uğrunda, hakkını vererek cihad edin. O, sizi seçti; din hususunda üzerinize hiçbir zorluk yüklemedi; babanız İbrahim'in dininde (de böyleydi). Daha önceki kitaplarda ve bu Kitapta, Peygamberin size şâhid olması, sizin de diğer insanlara şâhit olmanız için, sizi müslüman diye isimlendirmiştir. Bu itibarla namazı dosdoğru kılın; zekâtı verin ve Allah'a sımsıkı sarılın. O sizin mevlânızdır. O, ne güzel bir mevlâ ve ne güzel bir yardımcıdır.

Hac Suresi Dinle

Sure hakkında

Sure, Hz. İbrâhim'e insanları hacca çağırmasının emredildiği 27. ayet başta olmak üzere hac ibadetiyle ilgili ayetlerinden dolayı bu adı almıştır. 78 ayettir ve mushafın yirmi ikinci suresidir. Yaygın nüzul sıralamalarından birinde Medenî kabul edilerek 103. sırada yer alır.

Surenin Mekkî mi Medenî mi olduğu konusunda âlimler arasında görüş ayrılığı vardır. Bir kısmı Mekkî, bir kısmı Medenî saymış; pek çok âlim ise surenin hem Mekke'de hem Medine'de inen ayetler ihtiva ettiğini söylemiştir. Nitekim surede bir yandan Mekkî surelerde öne çıkan tevhid ve ahiret konuları işlenirken, öte yandan savaş izni gibi Medine dönemine ait konular da yer alır.

Nüzulü

Hac suresinin ayetlerinin farklı zamanlarda indiği kabul edilir. Kıyametin dehşetini ve ahireti anlatan bölümlerin Mekke'de, savaş izni veren ayetlerin ise hicretten sonra indiği görüşü yaygındır. İbn Abbas'tan gelen rivayetlere göre "Kendilerine savaş açılan müminlere, zulme uğradıkları için savaş izni verildi" anlamındaki 39. ayet, savaş konusunda inen ilk ayettir.

Buhârî ve Müslim'in naklettiğine göre Ebû Zer, "Bunlar, Rableri hakkında tartışan iki gruptur" anlamındaki 19. ayetin, Bedir Savaşı'nda teke tek çarpışan Hz. Hamza, Hz. Ali ve Ubeyde b. Hâris ile müşriklerden Utbe, Şeybe ve Velîd hakkında indiğine yemin etmiştir.

Konusu

Sure, insanları Rablerine karşı gelmekten sakınmaya çağırarak başlar ve kıyametin, emziren annenin çocuğunu unutacağı kadar dehşetli sarsıntısını tasvir eder. İnsanın topraktan, sonra ana rahminde aşama aşama yaratılışı ve kuru toprağın yağmurla canlanması öldükten sonra dirilmenin delili olarak sunulur. Allah'a kıyıda köşede, çıkarına göre kulluk edenler eleştirilir; göklerde ve yerde olanların Allah'a secde ettiği bildirilir.

Hz. İbrâhim'e Kâbe'nin yerinin gösterilmesi, insanları hacca çağırmasının emredilmesi, hac ibadetleri, kurban ve Allah'ın şiarlarına saygı anlatılır. Kurbanların etlerinin ve kanlarının değil, takvanın Allah'a ulaşacağı vurgulanır.

Zulme uğrayan müminlere savaş izni verilir. Asıl körlüğün gözlerde değil kalplerde olduğu, Rabbin katında bir günün insanların saydığı bin yıl gibi olduğu bildirilir. Putların bir sinek bile yaratamayacağı misaliyle şirkin anlamsızlığı gösterilir. Sure, müminleri rükû ve secdeye, Allah yolunda hakkıyla cihada çağırır; Allah'ın onları "Müslümanlar" diye adlandırdığını hatırlatarak namaz ve zekât emriyle sona erer.

Fazileti

Hac suresinin iki secde ayeti ihtiva etmesiyle ilgili bir rivayet bilinmektedir. Tirmizî ve Ebû Dâvûd'un Ukbe b. Âmir'den naklettiğine göre Ukbe, Hz. Peygamber'e Hac suresinin içinde iki secde bulunmakla üstün kılınıp kılınmadığını sormuş, o da olumlu cevap vermiştir. Tirmizî, bu hadisin senedinin kuvvetli olmadığını belirtmiştir.

Fakihler bu konuda farklı görüşlere sahiptir: Şâfiî ve Hanbelî mezheplerine göre surede iki tilâvet secdesi vardır. Hanefî ve Mâlikî mezheplerine göre ise yalnızca 18. ayette tilâvet secdesi yapılır; 77. ayetteki secde emri, namazdaki secdeyi ifade eder.

Sure bilgileri Yasin Suresi uygulaması için hazırlanmıştır.