15. sure · Cüz 14
Hicr Suresi سورة الحجر
99 ayet · Mekkî · İniş sırası: 54
Mekke'de inen Hicr suresi 99 ayettir. Kur'an'ın Allah tarafından korunduğunu bildirir; Hz. Âdem ile İblis kıssası ve helak edilen kavimlerin akıbeti üzerinden inkârcıları uyarır, Hz. Peygamber'i sabra çağırır.
Hicr Suresi Arapça, okunuşu ve meali
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Bismillahir rahmanir rahim.
Bismillâhirrahmânirrahîm
- 1
الٓـرٰ۠ تِلْكَ اٰيَاتُ الْكِتَابِ وَقُرْاٰنٍ مُب۪ينٍ ﴿١﴾
Elif lam ra tilke ayatul kitabi ve kur'anin mubin.
Elif. Lâm. Râ. Bunlar Kitab’ın ve apaçık bir Kur'an’ın âyetleridir.
- 2
رُبَمَا يَوَدُّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَوْ كَانُوا مُسْلِم۪ينَ ﴿٢﴾
Rubema yeveddullezine keferu lev kanu muslimin.
O küfredenler, (âhirette hesap için bir araya getirilip gerçekle karşılaşınca pişmanlık duyarlar ve) "Keşke müslüman olsaydık" derler.
- 3
ذَرْهُمْ يَأْكُلُوا وَيَتَمَتَّعُوا وَيُلْهِهِمُ الْاَمَلُ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ ﴿٣﴾
Zerhum ye'kulu ve yetemetteu ve yulhihimul emelu fe sevfe ya'lemun.
Onları bırak; yesinler, eğlensinler ve boş ümit onları oyalayadursun. (Kötü sonucu) yakında bilecekler!
- 4
وَمَٓا اَهْلَكْنَا مِنْ قَرْيَةٍ اِلَّا وَلَهَا كِتَابٌ مَعْلُومٌ ﴿٤﴾
Ve ma ehlekna min karyetin illa ve leha kitabun ma'lum.
Helâk ettiğimiz hiçbir ülke yoktur ki hakkında (bizce) bilinen bir yazgı olmasın.
- 5
مَا تَسْبِقُ مِنْ اُمَّةٍ اَجَلَهَا وَمَا يَسْتَأْخِرُونَ ﴿٥﴾
Ma tesbiku min ummetin eceleha ve ma yeste'hırun.
Hiçbir millet, ecelinin önüne geçemez ve onu geciktiremez.
- 6
وَقَالُوا يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ي نُزِّلَ عَلَيْهِ الذِّكْرُ اِنَّكَ لَمَجْنُونٌۜ ﴿٦﴾
Ve kalu ya eyyuhellezi nuzzile aleyhiz zikru inneke le mecnun.
Dediler ki: «Ey kendisine Kur’an indirilen (Muhammed)! Sen mutlaka bir mecnunsun!»
- 7
لَوْ مَا تَأْت۪ينَا بِالْمَلٰٓئِكَةِ اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِق۪ينَ ﴿٧﴾
Lev ma te'tina bil melaiketi in kunte minas sadıkin.
«Eğer doğru söyleyenlerden idiysen, bize melekleri getirmeliydin.»
- 8
مَا نُنَزِّلُ الْمَلٰٓئِكَةَ اِلَّا بِالْحَقِّ وَمَا كَانُٓوا اِذاً مُنْظَر۪ينَ ﴿٨﴾
Ma nunezzilul melaikete illa bil hakkı ve ma kanu izen munzarin.
Biz melekleri ancak hak ile indiririz. O zaman onlara mühlet verilmez.
- 9
اِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا الذِّكْرَ وَاِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ ﴿٩﴾
İnna nahnu nezzelnez zikre ve inna lehu le hafizun.
Kur'an'ı kesinlikle biz indirdik; elbette onu yine biz koruyacağız.
- 10
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ ف۪ي شِيَعِ الْاَوَّل۪ينَ ﴿١٠﴾
Ve le kad erselna min kablike fi şiyaıl evvelin.
Andolsun, senden önceki milletler arasında da elçiler gönderdik.
- 11
وَمَا يَأْت۪يهِمْ مِنْ رَسُولٍ اِلَّا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ ﴿١١﴾
Ve ma ye'tihim min resulin illa kanu bihi yestehziun.
Onlara bir peygamber gelmeye dursun, hemen onunla alay ederlerdi.
- 12
كَذٰلِكَ نَسْلُكُهُ ف۪ي قُلُوبِ الْمُجْرِم۪ينَۙ ﴿١٢﴾
Kezalike neslukuhu fi kulubil mucrimin.
İşte böylece biz onu, (şirki ve inkârcılığı) suçluların kalplerine böyle sokarız.
- 13
لَا يُؤْمِنُونَ بِه۪ وَقَدْ خَلَتْ سُنَّةُ الْاَوَّل۪ينَ ﴿١٣﴾
La yu'minune bihi ve kad halet sunnetul evvelin.
Öncekilerin başına gelenlerden ders almaları gerekirken onlar hâlâ buna (Kur'an'a) inanmıyorlar.
- 14
وَلَوْ فَتَحْنَا عَلَيْهِمْ بَاباً مِنَ السَّمَٓاءِ فَظَلُّوا ف۪يهِ يَعْرُجُونَۙ ﴿١٤﴾
Ve lev fetahna aleyhim baben mines semai fe zallu fihi ya'rucun.
Onlara gökten bir kapı açsak da oradan yukarı çıksalar,
- 15
لَقَالُٓوا اِنَّمَا سُكِّرَتْ اَبْصَارُنَا بَلْ نَحْنُ قَوْمٌ مَسْحُورُونَ۟ ﴿١٥﴾
Le kalu innema sukkiret ebsaruna bel nahnu kavmun meshurun.
yine de «Gözlerimiz boyandı, daha doğrusu bize büyü yapılmıştır» derler.
- 16
وَلَقَدْ جَعَلْنَا فِي السَّمَٓاءِ بُرُوجاً وَزَيَّنَّاهَا لِلنَّاظِر۪ينَۙ ﴿١٦﴾
Ve le kad cealna fis semai burucen ve zeyyennaha lin nazırin.
Gökte büyük yıldızlar yarattık ve onları bakanlar için süsledik.
- 17
وَحَفِظْنَاهَا مِنْ كُلِّ شَيْطَانٍ رَج۪يمٍۙ ﴿١٧﴾
Ve hafıznaha min kulli şeytanin recim.
Onları, taşlanmış (kovulmuş) her şeytandan koruduk.
- 18
اِلَّا مَنِ اسْتَرَقَ السَّمْعَ فَاَتْبَعَهُ شِهَابٌ مُب۪ينٌ ﴿١٨﴾
İlla menisterakas sem'a fe etbeahu şihabun mubin.
Ancak kulak hırsızlığı eden müstesna. Onun da peşine açık bir alev sütunu düşmüştür.
- 19
وَالْاَرْضَ مَدَدْنَاهَا وَاَلْقَيْنَا ف۪يهَا رَوَاسِيَ وَاَنْبَتْنَا ف۪يهَا مِنْ كُلِّ شَيْءٍ مَوْزُونٍ ﴿١٩﴾
Vel arda medednaha ve elkayna fiha revasiye ve enbetna fiha min kulli şey'in mevzun.
Yeri uzatıp yaydık, orada sabit dağlar yerleştirdik, yine orada miktarı ve ölçüsü belirli olan şeyler bitirdik.
- 20
وَجَعَلْنَا لَكُمْ ف۪يهَا مَعَايِشَ وَمَنْ لَسْتُمْ لَهُ بِرَازِق۪ينَ ﴿٢٠﴾
Ve cealna lekum fiha meayişe ve men lestum lehu bi razıkin.
Orada hem sizin için hem de rızıkları size ait olmayanlar için (gerekli) geçim vasıtaları yarattık.
- 21
وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا عِنْدَنَا خَزَٓائِنُهُۘ وَمَا نُنَزِّلُـهُٓ اِلَّا بِقَدَرٍ مَعْلُومٍ ﴿٢١﴾
Ve in min şey'in illa indena hazainuhu ve ma nunezziluhu illa bi kaderin ma'lum.
Her şeyin hâzineleri yalnız bizim yanımızdadır. Biz onu ancak belli bir ölçüyle indiririz.
- 22
وَاَرْسَلْنَا الرِّيَاحَ لَوَاقِـحَ فَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَسْقَيْنَاكُمُوهُۚ وَمَٓا اَنْتُمْ لَهُ بِخَازِن۪ينَ ﴿٢٢﴾
Ve erselner riyaha levakıha fe enzelna mines semai maen fe eskaynakumuh, ve ma entum lehu bi hazinin.
Bulut yüklü rüzgarları gönderdik de gökten su indirdik ve onunla sizi suladık. Yoksa siz suyu toplayamazdınız.
- 23
وَاِنَّا لَنَحْنُ نُحْـي۪ وَنُم۪يتُ وَنَحْنُ الْوَارِثُونَ ﴿٢٣﴾
Ve inna le nahnu nuhyi ve numitu ve nahnul varisun.
Şüphesiz biz diriltir ve biz öldürürüz! Ve her şeye biz vâris oluruz.
- 24
وَلَقَدْ عَلِمْنَا الْمُسْتَقْدِم۪ينَ مِنْكُمْ وَلَقَدْ عَلِمْنَا الْمُسْتَأْخِر۪ينَ ﴿٢٤﴾
Ve le kad alimnel mustakdimine minkum ve le kad alimnel muste'hırin.
Andolsun biz, sizden önce gelip geçenleri de biliriz, geri kalanları da biliriz.
- 25
وَاِنَّ رَبَّكَ هُوَ يَحْشُرُهُمْۜ اِنَّهُ حَك۪يمٌ عَل۪يمٌ۟ ﴿٢٥﴾
Ve inne rabbeke huve yahşuruhum, innehu hakimun alim.
Şüphesiz hepsini de haşredecek (kıyâmette toplayacak) olan Rabbindir; çünkü O, hikmet sahibidir; her şeyi hakkıyla bilendir.
- 26
وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ مِنْ صَلْصَالٍ مِنْ حَمَأٍ مَسْنُونٍۚ ﴿٢٦﴾
Ve le kad halaknel insane min salsalin min hamein mesnun.
Andolsun biz insanı, (pişmiş) kuru bir çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan yarattık.
- 27
وَالْجَٓانَّ خَلَقْنَاهُ مِنْ قَبْلُ مِنْ نَارِ السَّمُومِ ﴿٢٧﴾
Vel canne halaknahu min kablu min naris semum.
Cinleri de daha önce zehirli ateşten yaratmıştık.
- 28
وَاِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلٰٓئِكَةِ اِنّ۪ي خَالِقٌ بَشَراً مِنْ صَلْصَالٍ مِنْ حَمَأٍ مَسْنُونٍ ﴿٢٨﴾
Ve iz kale rabbuke lil melaiketi inni halikun beşeren min salsalin min hamein mesnun.
Hani Rabbin meleklere demişti ki: «Ben kupkuru bir çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan bir insan yaratacağım.»
- 29
فَاِذَا سَوَّيْتُهُ وَنَفَخْتُ ف۪يهِ مِنْ رُوح۪ي فَقَعُوا لَهُ سَاجِد۪ينَ ﴿٢٩﴾
Fe iza sevveytuhu ve nefahtu fihi min ruhi fekau lehu sacidin.
«Ona şekil verdiğim ve ona ruhumdan üflediğim zaman, siz hemen onun için secdeye kapanın!»
- 30
فَسَجَدَ الْمَلٰٓئِكَةُ كُلُّهُمْ اَجْمَعُونَۙ ﴿٣٠﴾
Fe secedel melaiketu kulluhum ecmaun.
Meleklerin hepsi de hemen secde ettiler.
- 31
اِلَّٓا اِبْل۪يسَۜ اَبٰٓى اَنْ يَكُونَ مَعَ السَّاجِد۪ينَ ﴿٣١﴾
İlla iblis, eba en yekune meas sacidin.
Fakat İblis hariç! O, secde edenlerle beraber olmaktan kaçındı.
- 32
قَالَ يَٓا اِبْل۪يسُ مَا لَكَ اَلَّا تَكُونَ مَعَ السَّاجِد۪ينَ ﴿٣٢﴾
Kale ya iblisu ma leke ella tekune meas sacidin.
(Allah:) Ey İblis! Secde edenlerle beraber olmayışının sebebi nedir? dedi.
- 33
قَالَ لَمْ اَكُنْ لِاَسْجُدَ لِبَشَرٍ خَلَقْتَهُ مِنْ صَلْصَالٍ مِنْ حَمَأٍ مَسْنُونٍ ﴿٣٣﴾
Kale lem ekun li escude li beşerin halaktehu min salsalin min hamein mesnun.
(İblis:) Ben kuru bir çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan yarattığın bir insana secde edecek değilim, dedi.
- 34
قَالَ فَاخْرُجْ مِنْهَا فَاِنَّكَ رَج۪يمٌ ﴿٣٤﴾
Kale fahruc minha fe inneke recim.
Allah şöyle buyurdu: Öyle ise oradan çık! Artık kovuldun!
- 35
وَاِنَّ عَلَيْكَ اللَّعْنَةَ اِلٰى يَوْمِ الدّ۪ينِ ﴿٣٥﴾
Ve inne aleykel la'nete ila yevmid din.
Muhakkak ki kıyamet gününe kadar lânet senin üzerine olacaktır!
- 36
قَالَ رَبِّ فَاَنْظِرْن۪ٓي اِلٰى يَوْمِ يُبْعَثُونَ ﴿٣٦﴾
Kale rabbi fe enzırni ila yevmi yub'asun.
(İblis:) Rabbim! Öyle ise, (varlıkların) tekrar dirileceği güne kadar bana mühlet ver, dedi.
- 37
قَالَ فَاِنَّكَ مِنَ الْمُنْظَر۪ينَۙ ﴿٣٧﴾
Kale fe inneke minel munzarin.
Allah: Sen kendilerine mühlet verilenlerdensin, buyurdu.
- 38
اِلٰى يَوْمِ الْوَقْتِ الْمَعْلُومِ ﴿٣٨﴾
İla yevmil vaktil ma'lum.
Bilinen bir vakte kadar.
- 39
قَالَ رَبِّ بِمَٓا اَغْوَيْتَن۪ي لَاُزَيِّنَنَّ لَهُمْ فِي الْاَرْضِ وَلَاُغْوِيَنَّهُمْ اَجْمَع۪ينَۙ ﴿٣٩﴾
Kale rabbi bi ma agveyteni le uzeyyinenne lehum fil ardı ve le ugviyennehum ecmein.
(İblis) dedi ki: Rabbim! beni azdırmana karşılık ben de yeryüzünde onlara (günahları) süsleyeceğim ve onların hepsini mutlaka azdıracağım!
- 40
اِلَّا عِبَادَكَ مِنْهُمُ الْمُخْلَص۪ينَ ﴿٤٠﴾
İlla ıbadeke minhumul muhlasin.
Ancak onlardan ihlâslı kulların müstesna.
- 41
قَالَ هٰذَا صِرَاطٌ عَلَيَّ مُسْتَق۪يمٌ ﴿٤١﴾
Kale haza sıratun aleyye mustekim.
(Allah) şöyle buyurdu: «İşte bana varan dosdoğru yol budur.»
- 42
اِنَّ عِبَاد۪ي لَيْسَ لَكَ عَلَيْهِمْ سُلْطَانٌ اِلَّا مَنِ اتَّبَعَكَ مِنَ الْغَاو۪ينَ ﴿٤٢﴾
İnne ıbadi leyse leke aleyhim sultanun illa menittebeake minel gavin.
«Şüphesiz kullarım üzerinde senin bir hakimiyetin yoktur. Ancak azgınlardan sana uyanlar müstesna.»
- 43
وَاِنَّ جَهَنَّمَ لَمَوْعِدُهُمْ اَجْمَع۪ينَۙ ﴿٤٣﴾
Ve inne cehenneme le mev'ıduhum ecmain.
Muhakkak cehennem, onların hepsine vâdolunan yerdir.
- 44
لَهَا سَبْعَةُ اَبْوَابٍۜ لِكُلِّ بَابٍ مِنْهُمْ جُزْءٌ مَقْسُومٌ۟ ﴿٤٤﴾
Leha seb'atu ebvab, likulli babin minhum cuz'un maksum.
Cehennemin yedi kapısı vardır. Onlardan her kapı için birer grup ayrılmıştır.
- 45
اِنَّ الْمُتَّق۪ينَ ف۪ي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍۜ ﴿٤٥﴾
İnnel muttekine fi cennatin ve uyun.
(Allah'ın azabından korkup rahmetine sığınan) takvâ sahipleri, mutlaka cennetlerde ve pınar başlarında olacaklar.
- 46
اُدْخُلُوهَا بِسَلَامٍ اٰمِن۪ينَ ﴿٤٦﴾
Udhuluha bi selamin aminin.
«Oraya emniyet ve selâmetle girin» (denilir, onlara).
- 47
وَنَزَعْنَا مَا ف۪ي صُدُورِهِمْ مِنْ غِلٍّ اِخْوَاناً عَلٰى سُرُرٍ مُتَقَابِل۪ينَ ﴿٤٧﴾
Ve neza'na ma fi sudurihim min gıllin ıhvanen ala sururin mutekabilin.
Biz, onların gönüllerindeki kini söküp attık; onlar artık köşkler üzerinde karşı karşıya oturan kardeşler olacaklar.
- 48
لَا يَمَسُّهُمْ ف۪يهَا نَصَبٌ وَمَا هُمْ مِنْهَا بِمُخْرَج۪ينَ ﴿٤٨﴾
La yemessuhum fiha nasabun ve ma hum minha bi muhrecin.
Onlara orada hiçbir yorgunluk gelmeyecek ve onlar, oradan çıkarılmayacaklardır.
- 49
نَبِّئْ عِبَاد۪ٓي اَنّ۪ٓي اَنَا الْغَفُورُ الرَّح۪يمُۙ ﴿٤٩﴾
Nebbi' ibadi enni enel gafurur rahim.
(Rasûlüm!) Kullarıma, benim, çok bağışlayıcı ve pek esirgeyici olduğumu haber ver.
- 50
وَاَنَّ عَذَاب۪ي هُوَ الْعَذَابُ الْاَل۪يمُ ﴿٥٠﴾
Ve enne azabi huvel azabul elim.
Benim azabımın elem verici bir azap olduğunu da bildir.
- 51
وَنَبِّئْهُمْ عَنْ ضَيْفِ اِبْرٰه۪يمَۢ ﴿٥١﴾
Ve nebbi'hum an dayfi ibrahim.
Onlara İbrahim'in misafirlerinden (meleklerden) de haber ver.
- 52
اِذْ دَخَلُوا عَلَيْهِ فَقَالُوا سَلَاماًۜ قَالَ اِنَّا مِنْكُمْ وَجِلُونَ ﴿٥٢﴾
İz dehalu aleyhi fe kalu selama, kale inna minkum vecilun.
Onun yanına girdikleri zaman, «selam» dediler. (İbrahim:) Biz sizden çekiniyoruz, dedi.
- 53
قَالُوا لَا تَوْجَلْ اِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَامٍ عَل۪يمٍ ﴿٥٣﴾
Kalu la tevcel inna nubeşşiruke bi gulamin alim.
Dediler ki: Korkma; biz sana bilgin bir oğul müjdeliyoruz.
- 54
قَالَ اَبَشَّرْتُمُون۪ي عَلٰٓى اَنْ مَسَّنِيَ الْكِبَرُ فَبِمَ تُبَشِّرُونَ ﴿٥٤﴾
Kale e beşşertumuni ala en messeniyel kiberu fe bime tubeşşirun.
(İbrahim:) Bana ihtiyarlık çökmesine rağmen beni müjdeliyor musunuz? Beni ne ile müjdeliyorsunuz? dedi.
- 55
قَالُوا بَشَّرْنَاكَ بِالْحَقِّ فَلَا تَكُنْ مِنَ الْقَانِط۪ينَ ﴿٥٥﴾
Kalu beşşernake bil hakkı fe la tekun minel kanıtin.
Sana gerçeği müjdeledik, sakın ümitsizliğe düşenlerden olma! dediler.
- 56
قَالَ وَمَنْ يَقْنَطُ مِنْ رَحْمَةِ رَبِّه۪ٓ اِلَّا الضَّٓالُّونَ ﴿٥٦﴾
Kale ve men yaknetu min rahmeti rabbihi illad dallun.
(İbrahim:) dedi ki: Rabbinin rahmetinden, sapıklardan başka kim ümit keser?
- 57
قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ اَيُّهَا الْمُرْسَلُونَ ﴿٥٧﴾
Kale fe ma hatbukum eyyuhel murselun.
«Ey elçiler! (Başka) ne işiniz var?» dedi.
- 58
قَالُٓوا اِنَّٓا اُرْسِلْـنَٓا اِلٰى قَوْمٍ مُجْرِم۪ينَۙ ﴿٥٨﴾
Kalu inna ursilna ila kavmin mucrimin.
Dediler ki: «Biz, suçlu bir topluma (onları helâk etmeye) gönderildik.»
- 59
اِلَّٓا اٰلَ لُوطٍۜ اِنَّا لَمُنَجُّوهُمْ اَجْمَع۪ينَۙ ﴿٥٩﴾
İlla ale lut, inna le muneccuhum ecma'in.
«Ancak Lût ailesi hariç. Onların hepsini kurtaracağız.»
- 60
اِلَّا امْرَاَتَهُ قَدَّرْنَٓاۙ اِنَّهَا لَمِنَ الْغَابِر۪ينَ۟ ﴿٦٠﴾
İllemre'etehu kadderna inneha le minel gabirin.
«(Fakat Lût'un) karısı müstesna; biz onun geri kalanlardan olmasını takdir ettik.»
- 61
فَلَمَّا جَٓاءَ اٰلَ لُوطٍۨ الْمُرْسَلُونَۙ ﴿٦١﴾
Fe lemma cae ale lutınil murselun.
Elçiler Lût âilesine gelince,
- 62
قَالَ اِنَّكُمْ قَوْمٌ مُنْكَرُونَ ﴿٦٢﴾
Kale innekum kavmun munkerun.
Lût onlara: «Hakikaten siz tanınmayan kimselersiniz» dedi.
- 63
قَالُوا بَلْ جِئْنَاكَ بِمَا كَانُوا ف۪يهِ يَمْتَرُونَ ﴿٦٣﴾
Kalu bel ci'nake bi ma kanu fihi yemterun.
Dediler ki: «Bilakis, biz sana, onların şüphe etmekte oldukları şeyi (azabı ve helâkı) getirdik.
- 64
وَاَتَيْنَاكَ بِالْحَقِّ وَاِنَّا لَصَادِقُونَ ﴿٦٤﴾
Ve eteynake bil hakkı ve inna le sadikun.
Sana gerçeği getirdik; biz, hakikaten doğru söyleyenleriz.
- 65
فَاَسْرِ بِاَهْلِكَ بِقِطْعٍ مِنَ الَّيْلِ وَاتَّبِـعْ اَدْبَارَهُمْ وَلَا يَلْتَفِتْ مِنْكُمْ اَحَدٌ وَامْضُوا حَيْثُ تُؤْمَرُونَ ﴿٦٥﴾
Fe esri bi ehlike bi kıt'ın minel leyli vettebı' edbarehum ve la yeltefit minkum ehadun vamdu haysu tu'merun.
Gecenin bir bölümünde aile fertlerini yola çıkar, sen de arkalarından yürü. Sizden hiç kimse, sakın dönüp de ardına bakmasın, istenen yere gidin.»
- 66
وَقَضَيْنَٓا اِلَيْهِ ذٰلِكَ الْاَمْرَ اَنَّ دَابِرَ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ مَقْطُوعٌ مُصْبِح۪ينَ ﴿٦٦﴾
Ve kadayna ileyhi zalikel emre enne dabire haulai maktuun musbihin.
Ona (Lût'a) şu hükmümüzü vahyettik: «Sabaha çıkarlarken mutlaka onların ardı kesilmiş olacaktır.»
- 67
وَجَٓاءَ اَهْلُ الْمَد۪ينَةِ يَسْتَبْشِرُونَ ﴿٦٧﴾
Ve cae ehlul medineti yestebşirun.
Şehir halkı, birbirlerini kutlayarak, (meleklerin yanına) geldiler.
- 68
قَالَ اِنَّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ ضَيْف۪ي فَلَا تَفْضَحُونِۙ ﴿٦٨﴾
Kale inne haulai dayfi fe la tefdahun.
(Lût) onlara «Bunlar benim misafirimdir. Sakın beni utandırmayın; dedi.
- 69
وَاتَّقُوا اللّٰهَ وَلَا تُخْزُونِ ﴿٦٩﴾
Vettekullahe ve la tuhzun.
Allah’tan korkun, beni rezil etmeyin!»
- 70
قَالُٓوا اَوَلَمْ نَنْهَكَ عَنِ الْعَالَم۪ينَ ﴿٧٠﴾
Kalu e ve lem nenheke anil alemin.
Kavmi de Lût'a şöyle demişlerdi: "Seni âlemlerden (birini misafir etmekten) menetmemiş miydik?
- 71
قَالَ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ بَنَات۪ٓي اِنْ كُنْتُمْ فَاعِل۪ينَۜ ﴿٧١﴾
Kale haulai benati in kuntum failin.
(Lût:) İşte kızlarım! (Düşündüğünüzü) yapacaksanız (onlarla evlenin), dedi.
- 72
لَعَمْرُكَ اِنَّهُمْ لَف۪ي سَكْرَتِهِمْ يَعْمَهُونَ ﴿٧٢﴾
Le amruke innehum le fi sekretihim ya'mehun.
(Rasûlüm!) Hayatın hakkı için onlar, sarhoşlukları içinde bocalıyorlardı.
- 73
فَاَخَذَتْهُمُ الصَّيْحَةُ مُشْرِق۪ينَۙ ﴿٧٣﴾
Fe ehazethumus sayhatu muşrikin.
Güneş doğarken onları o korkunç ses yakaladı.
- 74
فَجَعَلْنَا عَالِيَهَا سَافِلَهَا وَاَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ حِجَارَةً مِنْ سِجّ۪يلٍۜ ﴿٧٤﴾
Fe cealna aliyeha safileha ve emterna aleyhim hıcareten min siccil.
Böylece ülkelerinin üstünü altına getirdik. Üzerlerine de balçıktan pişirilmiş taşlar yağdırdık.
- 75
اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِلْمُتَوَسِّم۪ينَ ﴿٧٥﴾
İnne fi zalike le ayatin lil mutevessimin .
İşte bunda ibret alanlar için işaretler vardır.
- 76
وَاِنَّهَا لَبِسَب۪يلٍ مُق۪يمٍ ﴿٧٦﴾
Ve inneha le bi sebilin mukim.
Onlar hâla gözler önünde duran bir yol üzerindedirler.
- 77
اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِلْمُؤْمِن۪ينَۜ ﴿٧٧﴾
İnne fi zalike le ayeten lil mu'minin.
Hakikaten bunda iman edenler için bir ibret vardır.
- 78
وَاِنْ كَانَ اَصْحَابُ الْاَيْكَةِ لَظَالِم۪ينَۙ ﴿٧٨﴾
Ve in kane ashabul eyketi le zalimin .
Eyke halkı da gerçekten zalim idiler..
- 79
فَانْتَقَمْنَا مِنْهُمْۢ وَاِنَّهُمَا لَبِاِمَامٍ مُب۪ينٍۜ۟ ﴿٧٩﴾
Fentekamna minhum, ve innehuma le bi imamin mubin.
Biz onlardan da intikam aldık. İkisi de (Eyke ve Medyen) açık bir yol üzerindedir.
- 80
وَلَقَدْ كَذَّبَ اَصْحَابُ الْحِجْرِ الْمُرْسَل۪ينَۙ ﴿٨٠﴾
Ve le kad kezzebe ashabul hıcril murselin.
Andolsun, Hicr halkı da peygamberleri yalanlamıştı.
- 81
وَاٰتَيْنَاهُمْ اٰيَاتِنَا فَكَانُوا عَنْهَا مُعْرِض۪ينَۙ ﴿٨١﴾
Ve ateynahum ayatina fe kanu anha mu'rıdin.
Biz onlara mucizelerimizi vermiştik; fakat onlardan yüz çevirmişlerdi.
- 82
وَكَانُوا يَنْحِتُونَ مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتاً اٰمِن۪ينَ ﴿٨٢﴾
Ve kanu yanhıtune minel cibali buyuten aminin.
Onlar, dağlardan emniyet içinde kalacakları evler oyarlardı.
- 83
فَاَخَذَتْهُمُ الصَّيْحَةُ مُصْبِح۪ينَۙ ﴿٨٣﴾
Fe ehazethumus sayhatu musbıhin.
Onları da sabaha çıkarlarken o korkunç ses yakaladı.
- 84
فَمَٓا اَغْنٰى عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَكْسِبُونَۜ ﴿٨٤﴾
Fe ma agna anhum ma kanu yeksibun.
Kazanmış oldukları şeyler, (başlarına geleni) onlardan savamamıştı.
- 85
وَمَا خَلَقْنَا السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَٓا اِلَّا بِالْحَقِّۜ وَاِنَّ السَّاعَةَ لَاٰتِيَةٌ فَاصْفَحِ الصَّفْحَ الْجَم۪يلَ ﴿٨٥﴾
Ve ma halaknes semavati vel arda ve ma beynehuma illa bil hakk, ve innes saate le atiyetun fasfehıs safhal cemil.
Biz gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri ancak hak ile yarattık. O saat (kıyamet), mutlaka gelecektir. Şimdilik onlara güzel muamele et.
- 86
اِنَّ رَبَّكَ هُوَ الْخَلَّاقُ الْعَل۪يمُ ﴿٨٦﴾
İnne rabbeke huvel hallakul alim.
Şüphesiz Rabbin hakkıyla yaratan pek iyi bilendir.
- 87
وَلَقَدْ اٰتَيْنَاكَ سَبْعاً مِنَ الْمَثَان۪ي وَالْقُرْاٰنَ الْعَظ۪يمَ ﴿٨٧﴾
Ve le kad ateynake seb'an minel mesani vel kur'anel azim.
Andolsun ki, biz sana tekrarlanan yedi âyeti ve Yüce Kur'an'ı verdik.
- 88
لَا تَمُدَّنَّ عَيْنَيْكَ اِلٰى مَا مَتَّعْنَا بِه۪ٓ اَزْوَاجاً مِنْهُمْ وَلَا تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَاخْفِضْ جَنَاحَكَ لِلْمُؤْمِن۪ينَ ﴿٨٨﴾
La temuddenne ayneyke ila ma metta'na bihi ezvacen minhum ve la tahzen aleyhim vahfıd cenahake lil mu'minin.
Onlardan bazı sınıflara verdiğimiz dünyalığa gözlerini dikme; onlara da üzülme. Mü'minleri ise, kanatların altına al (onlara karşı alçak gönüllü ol).
- 89
وَقُلْ اِنّ۪ٓي اَنَا النَّذ۪يرُ الْمُب۪ينُۚ ﴿٨٩﴾
Ve kul inni enen nezirul mubin.
De ki: Şüphesiz ben apaçık bir uyarıcıyım.
- 90
كَمَٓا اَنْزَلْنَا عَلَى الْمُقْتَسِم۪ينَۙ ﴿٩٠﴾
Ke ma enzelna alel muktesimin.
Nitekim biz, (Kur'an'ı) kısımlara ayıranlara (onu bölük pörçük edenlere) azabı indirmişizdir.
- 91
اَلَّذ۪ينَ جَعَلُوا الْقُرْاٰنَ عِض۪ينَ ﴿٩١﴾
Ellezine cealul kur'ane ıdin.
Onlar, Kur'an'ı bölüp ayıranlardır.
- 92
فَوَرَبِّكَ لَنَسْـَٔلَنَّهُمْ اَجْمَع۪ينَۙ ﴿٩٢﴾
Fe ve rabbike le nes'elennehum ecmain.
Rabbin hakkı için, mutlaka onların hepsini sorguya çekeceğiz.
- 93
عَمَّا كَانُوا يَعْمَلُونَ ﴿٩٣﴾
Amma kanu ya'melun.
Yaptıklarından dolayı.
- 94
فَاصْدَعْ بِمَا تُؤْمَرُ وَاَعْرِضْ عَنِ الْمُشْرِك۪ينَ ﴿٩٤﴾
Fasda' bi ma tu'meru ve a'rıd anil muşrikin.
Sana emrolunanı açıkça söyle ve ortak koşanlardan yüz çevir!
- 95
اِنَّا كَفَيْنَاكَ الْمُسْتَهْزِء۪ينَۙ ﴿٩٥﴾
İnna kefeynakel mustehziin.
(Seninle) alay edenlere karşı biz sana yeteriz.
- 96
اَلَّذ۪ينَ يَجْعَلُونَ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهاً اٰخَرَۚ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ ﴿٩٦﴾
Ellezine yec'alune meallahi ilahen ahar, fe sevfe ya'lemun.
Onlar Allah ile beraber başka bir tanrı edinenlerdir. (Kimin doğru olduğunu) yakında bilecekler!
- 97
وَلَقَدْ نَعْلَمُ اَنَّكَ يَض۪يقُ صَدْرُكَ بِمَا يَقُولُونَۙ ﴿٩٧﴾
Ve le kad na'lemu enneke yadiku sadruke bi ma yekulun.
Onların söyledikleri şeyler yüzünden senin canının sıkıldığını andolsun biliyoruz.
- 98
فَسَبِّـحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَكُنْ مِنَ السَّاجِد۪ينَۙ ﴿٩٨﴾
Fe sebbih bi hamdi rabbike ve kun mines sacidin.
Sen şimdi Rabbini hamd ile tesbih et ve secde edenlerden ol!
- 99
وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتّٰى يَأْتِيَكَ الْيَق۪ينُ ﴿٩٩﴾
Va'bud rabbeke hatta ye'tiyekel yakin.
Ve sana yakîn (ölüm) gelinceye kadar Rabbine ibadet et!
Hicr Suresi Dinle
Sure hakkında
Hicr, Hicaz bölgesinin kuzeyinde, Medine ile Tebük arasında bulunan ve Semûd kavminin yaşadığı yerin adıdır. Sure bu adı, Hicr halkının peygamberleri yalanladığını bildiren 80. ayetten alır. Mekke'de inmiştir ve 99 ayettir. Mushafın on beşinci suresidir; yaygın nüzul sıralamasında 54. sırada yer alır.
"Elif Lâm Râ" harfleriyle başlar. Kur'an'ı Allah'ın indirdiğini ve onu yine Allah'ın koruyacağını bildiren 9. ayet bu surededir. Ayrıca 87. ayette Hz. Peygamber'e "tekrarlanan yedi ayet" ile yüce Kur'an'ın verildiği hatırlatılır; âlimlerin çoğu "tekrarlanan yedi ayet"ten maksadın Fâtiha suresi olduğunu söylemiştir.
Nüzulü
Hicr suresi Mekke döneminde, müşriklerin Kur'an'la ve Hz. Peygamber'le açıkça alay ettikleri bir dönemde inmiştir. İnkârcılar ona "Ey kendisine zikir indirilen! Sen kesinlikle delisin" diyor, doğru söylüyorsa melekler getirmesini istiyorlardı.
Surenin inişine sebep olarak gösterilen belirli bir olay nakledilmemektedir. Ayetler bu alaylara karşı Hz. Peygamber'i teselli eder; alay edenlere karşı Allah'ın ona yeteceğini bildirir ve ona emrolunduğu şeyi açıkça bildirmesini emreder. Bazı müfessirler, "Sana emrolunanı açıkça bildir" anlamındaki 94. ayeti İslâm'a davetin açıktan yapılmasıyla ilişkilendirmiştir.
Konusu
Sure, inkârcıların bir gün Müslüman olmayı arzu edeceklerini bildirerek başlar ve onların alaylarına değinir. Kur'an'ı indirenin ve onu koruyacak olanın Allah olduğu vurgulanır. Göklerdeki burçlar, korunan gök, rüzgârlar, yağmur ve her şeyin hazinelerinin Allah katında olduğu, O'nun kudretinin delilleri olarak sayılır.
İnsanın kuru bir çamurdan yaratılışı, meleklerin secde etmesi, İblis'in kibirle secdeden kaçınması ve insanları saptıracağına dair yemini anlatılır; ancak Allah'ın ihlaslı kulları üzerinde onun hiçbir gücü olmayacağı bildirilir. Cehennemin yedi kapısı ve takva sahiplerinin cennetteki hâli tasvir edilir.
Hz. İbrâhim'e gelen misafir melekler, Hz. Lût'un kavminin helaki, Eyke halkı ve Hicr halkının akıbeti kısaca anlatılır. Sure, Hz. Peygamber'e verilen "tekrarlanan yedi ayet"i hatırlatır; ona müminlere şefkatle davranmasını, tebliğe devam etmesini ve kesin olan ölüm gelinceye kadar Rabbine kulluk etmesini emrederek sona erer.
Fazileti
Sure bilgileri Yasin Suresi uygulaması için hazırlanmıştır.