Yasin Suresi

19. sure · Cüz 16

Meryem Suresi سورة مريم

98 ayet · Mekkî · İniş sırası: 44

Ayetler Dinle Sure hakkında

Mekke'de inen Meryem suresi 98 ayettir. Hz. Zekeriyyâ, Hz. Yahyâ, Hz. Meryem ve Hz. Îsâ başta olmak üzere peygamberlerin kıssalarıyla Allah'ın rahmetini ve birliğini anlatır; Allah'a çocuk isnat edilmesini kesin bir dille reddeder.

Meryem Suresi Arapça, okunuşu ve meali

Göster

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

Bismillahir rahmanir rahim.

Bismillâhirrahmânirrahîm

  1. 1

    كٓـهٰيٰعٓصٓۜ ﴿١﴾

    Kaf, ha, ya, ayn, sad.

    Kâf. Hâ. Yâ. Ayn. Sâd.

  2. 2

    ذِكْرُ رَحْمَتِ رَبِّكَ عَبْدَهُ زَكَرِيَّاۚ ﴿٢﴾

    Zikru rahmeti rabbike abdehu zekeriyya.

    (Bu) Rabbinin, Zekeriyya kuluna rahmetinin anılmasıdır.

  3. 3

    اِذْ نَادٰى رَبَّهُ نِدَٓاءً خَفِياًّ ﴿٣﴾

    İz nada rabbehu nidaen hafiyya.

    Hani o, gizli bir sesle Rabbine niyaz etmişti:

  4. 4

    قَالَ رَبِّ اِنّ۪ي وَهَنَ الْعَظْمُ مِنّ۪ي وَاشْتَعَلَ الرَّأْسُ شَيْباً وَلَمْ اَكُنْ بِدُعَٓائِكَ رَبِّ شَقِياًّ ﴿٤﴾

    Kale rabbi inni ve henel azmu minni veştealer re'su şeyben ve lem ekun bi duaike rabbi şakıyya.

    Rabbim! dedi, benden (vücudumdan), kemiklerim zayıfladı, saçım başım ağardı ve ben, Rabbim, sana (ettiğim) dua sayesinde hiç bedbaht olmadım.

  5. 5

    وَاِنّ۪ي خِفْتُ الْمَوَالِيَ مِنْ وَرَٓاء۪ي وَكَانَتِ امْرَاَت۪ي عَاقِراً فَهَبْ ل۪ي مِنْ لَدُنْكَ وَلِياًّۚ ﴿٥﴾

    Ve inni hıftul mevaliye min verai ve kanetimreeti akıran feheb li min ledunke veliyya.

    "Doğrusu ben, (din hususunda üzerlerine düşeni yapmayacaklarından) arkamdan gelecek ve işin başına geçecek olan yakınlarımdan korkuyorum. Karım da kısırlaştı. Sen kendi katından bana (yerime geçecek) bir oğul ver.

  6. 6

    يَرِثُن۪ي وَيَرِثُ مِنْ اٰلِ يَعْقُوبَۗ وَاجْعَلْهُ رَبِّ رَضِياًّ ﴿٦﴾

    Yerisuni ve yerisu min ali ya'kube vec'alhu rabbi radıyya.

    Ki o bana vâris olsun; Ya’kub hanedanına da vâris olsun. Rabbim, onu rızana lâyık kıl!

  7. 7

    يَا زَكَرِيَّٓا اِنَّـا نُـبَشِّرُكَ بِغُـلَامٍۨ اسْـمُهُ يَحْيٰىۙ لَمْ نَجْعَلْ لَهُ مِنْ قَبْلُ سَمِياًّ ﴿٧﴾

    Ya zekeriyya inna nubeşşiruke bi gulaminismuhu yahya lem nec'al lehu min kablu semiyya.

    (Allah şöyle buyurdu:) Ey Zekeriyya! Biz sana bir oğul müjdeleriz ki, onun adı Yahya’dır. Daha önce ona kimseyi adaş yapmadık.

  8. 8

    قَالَ رَبِّ اَنّٰى يَكُونُ ل۪ي غُلَامٌ وَكَانَتِ امْرَاَت۪ي عَاقِراً وَقَدْ بَلَغْتُ مِنَ الْكِبَرِ عِتِياًّ ﴿٨﴾

    Kale rabbi enna yekunu li gulamun ve kanetimreeti akıran ve kad belagtu minel kiberi ıtiyya.

    Zekeriyya: Rabbim! dedi, karım kısır olduğu, ben de ihtiyarlığın son sınırına vardığım halde, benim nasıl oğlum olabilir?

  9. 9

    قَالَ كَذٰلِكَۚ قَالَ رَبُّكَ هُوَ عَلَيَّ هَيِّنٌ وَقَدْ خَلَقْتُكَ مِنْ قَبْلُ وَلَمْ تَكُ شَيْـٔاً ﴿٩﴾

    Kale kezalik, kale rabbuke huve aleyye heyyinun ve kad halaktuke min kablu ve lem teku şey'a.

    Allah: Öyledir, dedi; Rabbin: O bana kolaydır. Daha önce, sen hiçbir şey değilken seni de yaratmıştım, buyurdu.

  10. 10

    قَالَ رَبِّ اجْعَلْ ل۪ٓي اٰيَةًۜ قَالَ اٰيَتُكَ اَلَّا تُكَلِّمَ النَّاسَ ثَلٰثَ لَيَالٍ سَوِياًّ ﴿١٠﴾

    Kale rabbic'al li ayeh, kale ayetuke ella tukellimen nase selase leyalin seviyya.

    O: Rabbim! dedi, (çocuğum olacağına dair) bana bir işaret ver. Allah: Sana işaret, sapasağlam olduğun halde üç gün insanlarla konuşamamandır, buyurdu.

  11. 11

    فَخَرَجَ عَلٰى قَوْمِه۪ مِنَ الْمِحْرَابِ فَاَوْحٰٓى اِلَيْهِمْ اَنْ سَبِّحُوا بُكْرَةً وَعَشِياًّ ﴿١١﴾

    Fe harece ala kavmihi minel mihrabi fe evha ileyhim en sebbihu bukreten ve aşiyya.

    Bunun üzerine Zekeriyya, mabetten kavminin karşısına çıkarak onlara: «Sabah akşam tesbihte bulunun» diye işaret verdi.

  12. 12

    يَا يَحْيٰى خُذِ الْكِتَابَ بِقُوَّةٍۜ وَاٰتَيْنَاهُ الْحُكْمَ صَبِياًّۙ ﴿١٢﴾

    Ya yahya huzil kitabe bi kuvveh, ve ateynahul hukme sabiyya.

    «Ey Yahya! Kitab'a (Tevrat'a) vargücünle sarıl!» (dedik) ve henüz çocuk iken ona (ilim ve) hikmet verdik.

  13. 13

    وَحَنَاناً مِنْ لَدُنَّا وَزَكٰوةًۜ وَكَانَ تَقِياًّۙ ﴿١٣﴾

    Ve hananen min ledunna ve zekah, ve kane tekıyya.

    Tarafımızdan ona kalp yumuşaklığı ve temizlik de (verdik). O, çok sakınan bir kimse idi.

  14. 14

    وَبَراًّ بِوَالِدَيْهِ وَلَمْ يَكُنْ جَبَّاراً عَصِياًّ ﴿١٤﴾

    Ve berren bi valideyhi ve lem yekun cebbaren asıyya.

    Anababasına çok iyi davranırdı; o, isyankar bir zorba değildi .

  15. 15

    وَسَلَامٌ عَلَيْهِ يَوْمَ وُلِدَ وَيَوْمَ يَمُوتُ وَيَوْمَ يُبْعَثُ حَياًّ۟ ﴿١٥﴾

    Ve selamun aleyhi yevme vulide ve yevme yemutu ve yevme yub'asu hayya.

    Doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak kabirden kaldırılacağı gün ona selam olsun!

  16. 16

    وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ مَرْيَمَۢ اِذِ انْتَبَذَتْ مِنْ اَهْلِهَا مَكَاناً شَرْقِياًّۙ ﴿١٦﴾

    Vezkur fil kitabı meryem, izintebezet min ehliha mekanen şarkıyya.

    (Rasûlüm!) Kitapta Meryem'i de an. Hani o, ailesinden ayrılarak doğu tarafında bir yere çekilmişti.

  17. 17

    فَاتَّخَذَتْ مِنْ دُونِهِمْ حِجَاباً فَاَرْسَلْـنَٓا اِلَيْهَا رُوحَنَا فَتَمَثَّلَ لَهَا بَشَراً سَوِياًّ ﴿١٧﴾

    Fettehazet min dunihim hicaben fe erselna ileyha ruhana fe temessele leha beşeren seviyya.

    Meryem, onlarla kendi arasına bir perde çekmişti. Derken, biz ona ruhumuzu gönderdik de o, kendisine tastamam bir insan şeklinde göründü.

  18. 18

    قَالَتْ اِنّ۪ٓي اَعُوذُ بِالرَّحْمٰنِ مِنْكَ اِنْ كُنْتَ تَقِياًّ ﴿١٨﴾

    Kalet inni euzu bir rahmani minke in kunte tekıyya.

    Meryem ona şöyle demişti: Eğer Allah'tan sakınan bir kimse isen, senden Rahmân'a sığınırım.

  19. 19

    قَالَ اِنَّـمَٓا اَنَا۬ رَسُولُ رَبِّكِۗ لِاَهَبَ لَكِ غُلَاماً زَكِياًّ ﴿١٩﴾

    Kale innema ene resulu rabbiki li ehebe leki gulamen zekiyya.

    Melek: Ben, yalnızca, sana tertemiz bir erkek çocuk bağışlamam için Rabbinin bir elçisiyim, dedi.

  20. 20

    قَالَتْ اَنّٰى يَكُونُ ل۪ي غُلَامٌ وَلَمْ يَمْسَسْن۪ي بَشَرٌ وَلَمْ اَكُ بَغِياًّ ﴿٢٠﴾

    Kalet enna yekunu li gulamun ve lem yemsesni beşerun ve lem eku bagıyya.

    Meryem: Bana bir insan eli değmediği, iffetsiz de olmadığım halde benim nasıl çocuğum olabilir? dedi.

  21. 21

    قَالَ كَذٰلِكِۚ قَالَ رَبُّكِ هُوَ عَلَيَّ هَيِّنٌۚ وَلِنَجْعَلَـهُٓ اٰيَةً لِلنَّاسِ وَرَحْمَةً مِنَّاۚ وَكَانَ اَمْراً مَقْضِياًّ ﴿٢١﴾

    Kale kezalik, kale rabbuki huve aleyye heyyin, ve li nec'alehu ayeten lin nasi ve rahmeten minna, ve kane emren makdıyya.

    Melek: Öyledir, dedi; (zira) Rabbin buyurdu ki: Bu bana kolaydır. Çünkü biz, onu insanlara bir delil ve kendimizden bir rahmet kılacağız. Bu, hüküm ve karara bağlanmış (ezelde olup bitmiş) bir iş idi.

  22. 22

    فَحَمَلَتْهُ فَانْتَبَذَتْ بِه۪ مَكَاناً قَصِياًّ ﴿٢٢﴾

    Fe hamelethu fentebezet bihi mekanen kasıyya.

    Meryem ona hamile kaldı. Bunun üzerine onunla (karnındaki çocukla) uzak bir yere çekildi.

  23. 23

    فَاَجَٓاءَهَا الْمَخَاضُ اِلٰى جِذْعِ النَّخْلَةِۚ قَالَتْ يَا لَيْتَن۪ي مِتُّ قَبْلَ هٰذَا وَكُنْتُ نَسْياً مَنْسِياًّ ﴿٢٣﴾

    Fe ecae hel mehadu ila ciz'ın nahleh, kalet ya leyteni mittu kable haza ve kuntu nesyen mensiyya.

    Doğum sancısı onu bir hurma ağacına (dayanmaya) sevketti. «Keşke, dedi, bundan önce ölseydim de unutulup gitseydim!»

  24. 24

    فَنَادٰيهَا مِنْ تَحْتِهَٓا اَلَّا تَحْزَن۪ي قَدْ جَعَلَ رَبُّكِ تَحْتَكِ سَرِياًّ ﴿٢٤﴾

    Fe nadaha min tahtiha ella tahzeni kad ceale rabbuki tahteki seriyya.

    Aşağısından (İsa yahut melek) ona şöyle seslendi: «Tasalanma! Rabbin senin alt yanında bir su arkı vücuda getirmiştir.»

  25. 25

    وَهُزّ۪ٓي اِلَيْكِ بِجِذْعِ النَّخْلَةِ تُسَاقِطْ عَلَيْكِ رُطَباً جَنِياًّۘ ﴿٢٥﴾

    Ve huzzi ileyki bi ciz'ın nahleti tusakıt aleyki rutaben ceniyya.

    «Hurma dalını kendine doğru silkele ki, üzerine taze, olgun hurma dökülsün.»

  26. 26

    فَكُل۪ي وَاشْرَب۪ي وَقَرّ۪ي عَيْناًۚ فَاِمَّا تَرَيِنَّ مِنَ الْبَشَرِ اَحَداًۙ فَقُول۪ٓي اِنّ۪ي نَذَرْتُ لِلرَّحْمٰنِ صَوْماً فَلَنْ اُكَلِّمَ الْيَوْمَ اِنْسِياًّۚ ﴿٢٦﴾

    Fe kuli veşrabi ve karri ayna, fe imma terayinne minel beşeri ehaden fe kuli inni nezertu lir rahmani savmen fe len ukellimel yevme insiyya.

    «Ye, iç. Gözün aydın olsun! Eğer insanlardan birini görürsen de ki: Ben, Rahmân'a oruç adadım; artık bugün hiçbir insanla konuşmayacağım.»

  27. 27

    فَاَتَتْ بِه۪ قَوْمَهَا تَحْمِلُهُۜ قَالُوا يَا مَرْيَمُ لَقَدْ جِئْتِ شَيْـٔاً فَرِياًّ ﴿٢٧﴾

    Fe etet bihi kavmeha tahmiluh, kalu ya meryemu lekad ci'ti şey'en feriyya.

    Nihayet onu (kucağında) taşıyarak kavmine getirdi. Dediler ki: Ey Meryem! Hakikaten sen iğrenç bir şey yaptın!

  28. 28

    يَٓا اُخْتَ هٰرُونَ مَا كَانَ اَبُوكِ امْرَاَ سَوْءٍ وَمَا كَانَتْ اُمُّكِ بَغِياًّۚ ﴿٢٨﴾

    Ya uhte harune ma kane ebukimrae sev'in ve ma kanet ummuki begıyya.

    Ey Harun'un kız kardeşi! Senin baban kötü bir insan değildi; annen de iffetsiz değildi.

  29. 29

    فَاَشَارَتْ اِلَيْهِ۠ قَالُوا كَيْفَ نُكَلِّمُ مَنْ كَانَ فِي الْمَهْدِ صَبِياًّ ﴿٢٩﴾

    Fe eşaret ileyh, kalu keyfe nukellimu men kane fil mehdi sabiyya.

    Bunun üzerine Meryem çocuğu gösterdi. «Biz, dediler, beşikteki bir çocuk ile nasıl konuşuruz?»

  30. 30

    قَالَ اِنّ۪ي عَبْدُ اللّٰهِ۠ اٰتَانِيَ الْكِتَابَ وَجَعَلَن۪ي نَبِياًّۙ ﴿٣٠﴾

    Kale inni abdullah, ataniyel kitabe ve cealeni nebiyya.

    Çocuk şöyle dedi: «Ben, Allah'ın kuluyum. O, bana Kitab'ı verdi ve beni peygamber yaptı.»

  31. 31

    وَجَعَلَن۪ي مُبَارَكاً اَيْنَ مَا كُنْتُۖ وَاَوْصَان۪ي بِالصَّلٰوةِ وَالزَّكٰوةِ مَا دُمْتُ حَياًّۖ ﴿٣١﴾

    Ve cealeni mubareken eyne ma kuntu ve evsani bis salati vez zekati ma dumtu hayya.

    «Nerede olursam olayım, O beni mübarek kıldı; yaşadığım sürece bana namazı ve zekâtı emretti.»

  32. 32

    وَبَراًّ بِوَالِدَت۪يۘ وَلَمْ يَجْعَلْن۪ي جَبَّاراً شَقِياًّ ﴿٣٢﴾

    Ve berren bi valideti ve lem yec'alni cebbaren şakıyya.

    «Beni anneme saygılı kıldı; beni bedbaht bir zorba yapmadı.»

  33. 33

    وَالسَّلَامُ عَلَيَّ يَوْمَ وُلِدْتُ وَيَوْمَ اَمُوتُ وَيَوْمَ اُبْعَثُ حَياًّ ﴿٣٣﴾

    Ves selamu aleyye yevme vulidtu ve yevme emutu ve yevme ub'asu hayya.

    «Doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak kabirden kaldırılacağım gün selâmet (esenlik) banadır.»

  34. 34

    ذٰلِكَ ع۪يسَى ابْنُ مَرْيَمَۚ قَوْلَ الْحَقِّ الَّذ۪ي ف۪يهِ يَمْتَرُونَ ﴿٣٤﴾

    Zalike isebnu meryem, kavlel hakkıllezi fihi yemterun.

    İşte Meryem oğlu İsa budur; şüphe ettikleri hususta biz bunu gerçek bir söz olarak söylüyoruz.

  35. 35

    مَا كَانَ لِلّٰهِ اَنْ يَتَّخِذَ مِنْ وَلَدٍۙ سُبْحَانَهُۜ اِذَا قَضٰٓى اَمْراً فَاِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُۜ ﴿٣٥﴾

    Ma kane lillahi en yettehıze min veledin subhaneh, iza kada emren fe innema yekulu lehu kun fe yekun.

    Allah'ın bir evlât edinmesi, olur şey değildir. O, bundan münezzehtir. Bir işe hükmettiği zaman, ona sadece «Ol!» der ve hemen olur.

  36. 36

    وَاِنَّ اللّٰهَ رَبّ۪ي وَرَبُّكُمْ فَاعْبُدُوهُۜ هٰذَا صِرَاطٌ مُسْتَق۪يمٌ ﴿٣٦﴾

    Ve innallahe rabbi ve rabbukum fa'buduh, haza sıratun mustekim.

    (İsa şunu da söyledi:) Muhakkak ki Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyle ise O'na kulluk ediniz. İşte doğru yol budur.

  37. 37

    فَاخْتَلَفَ الْاَحْزَابُ مِنْ بَيْنِهِمْۚ فَوَيْلٌ لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ مَشْهَدِ يَوْمٍ عَظ۪يمٍ ﴿٣٧﴾

    Fahtelefel ahzabu min beynihim, fe veylun lillezine keferu min meşhedi yevmin azim.

    Sonra gruplar kendi aralarında ayrılığa düştüler. Büyük güne şahit olunduğu zamanda vay o kâfirlerin haline!

  38. 38

    اَسْمِعْ بِهِمْ وَاَبْصِرْۙ يَوْمَ يَأْتُونَنَاۚ لٰكِنِ الظَّالِمُونَ الْيَوْمَ ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ ﴿٣٨﴾

    Esmi' bihim ve ebsır yevme ye'tunena lakiniz zalimunel yevme fi dalalin mubin.

    Onlar, bizim huzurumuza çıkacakları gün (başlarına gelecek olanları) ne iyi duyarlar ve ne iyi görürler (bir görsen)! Fakat o zalimler bugün açık bir sapıklık içindedirler.

  39. 39

    وَاَنْذِرْهُمْ يَوْمَ الْحَسْرَةِ اِذْ قُضِيَ الْاَمْرُۚ وَهُمْ ف۪ي غَفْلَةٍ وَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ ﴿٣٩﴾

    Ve enzirhum yevmel hasreti iz kudıyel emr, ve hum fi gafletin ve hum la yu'minun.

    (Rasûlüm!) Sen onları pişmanlık ve üzüntü günü hakkında uyar. Çünkü onlar bir gafletin içine dalmış oldukları halde ve henüz iman etmemişken (bakarsın) iş olup bilmiştir.

  40. 40

    اِنَّا نَحْنُ نَرِثُ الْاَرْضَ وَمَنْ عَلَيْهَا وَاِلَيْنَا يُرْجَعُونَ۟ ﴿٤٠﴾

    İnna nahnu nerisul arda ve men aleyha ve ileyna yurceun.

    Yeryüzüne ve onun üzerindekilere ancak biz vâris oluruz (her şey gider, biz kalırız) ve onlar ancak bize döndürülürler.

  41. 41

    وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ اِبْرٰه۪يمَۜ اِنَّهُ كَانَ صِدّ۪يقاً نَبِياًّ ﴿٤١﴾

    Vezkur fil kitabi ibrahim, innehu kane sıddikan nebiyya.

    Kitap'ta İbrahim'i an. Zira o, sıdkı bütün bir peygamberdi.

  42. 42

    اِذْ قَالَ لِاَب۪يهِ يَٓا اَبَتِ لِمَ تَعْبُدُ مَا لَا يَسْمَعُ وَلَا يُبْصِرُ وَلَا يُغْن۪ي عَنْكَ شَيْـٔاً ﴿٤٢﴾

    İz kale li ebihi, ya ebeti lime ta'budu ma la yesmau ve la yubsıru ve la yugni anke şey'a.

    Bir zaman o babasına dedi ki: Babacığım! Duymayan, görmeyen ve sana hiçbir fayda sağlamayan bir şeye niçin taparsın?

  43. 43

    يَٓا اَبَتِ اِنّ۪ي قَدْ جَٓاءَن۪ي مِنَ الْعِلْمِ مَا لَمْ يَأْتِكَ فَاتَّبِعْن۪ٓي اَهْدِكَ صِرَاطاً سَوِياًّ ﴿٤٣﴾

    Ya ebeti inni kad caeni minel ilmi ma lem ye'tike fettebi'ni ehdike sıratan seviyya.

    Babacığım! Hakikaten sana gelmeyen bir ilim bana geldi. Öyle ise bana uy ki, seni doğru yola çıkarayım.

  44. 44

    يَٓا اَبَتِ لَا تَعْبُدِ الشَّيْطَانَۜ اِنَّ الشَّيْطَانَ كَانَ لِلرَّحْمٰنِ عَصِياًّ ﴿٤٤﴾

    Ya ebeti la ta'budiş şeytan, inneş şeytane kane lir rahmani asıyya.

    Babacığım! Şeytana kulluk etme! Çünkü şeytan, Rahmân'a (çok merhametli olan Allah'a) âsi oldu.

  45. 45

    يَٓا اَبَتِ اِنّ۪ٓي اَخَافُ اَنْ يَمَسَّكَ عَذَابٌ مِنَ الرَّحْمٰنِ فَتَكُونَ لِلشَّيْطَانِ وَلِياًّ ﴿٤٥﴾

    Ya ebeti inni ehafu en yemesseke azabun miner rahmani fe tekune liş şeytani veliyya.

    "Ey babacığım! Ben, Rahmân'dan gelecek bir azabın sana da dokunmasından korkuyorum. Bu takdirde Cehennem'de de şeytana dost olursun.

  46. 46

    قَالَ اَرَاغِبٌ اَنْتَ عَنْ اٰلِهَت۪ي يَٓا اِبْرٰه۪يمُۚ لَئِنْ لَمْ تَنْتَهِ۬ لَاَرْجُمَنَّكَ وَاهْجُرْن۪ي مَلِياًّ ﴿٤٦﴾

    Kale e ragıbun ente an aliheti ya ibrahim, lein lem tentehi le ercumenneke vehcurni meliyya.

    Babası ise, ona şöyle demişti: "Ey İbrâhim! Benim ilâhlarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer bundan vazgeçmezsen seni muhakkak taşlarım. Benden uzun bir müddet uzaklaş."

  47. 47

    قَالَ سَلَامٌ عَلَيْكَۚ سَاَسْتَغْفِرُ لَكَ رَبّ۪يۜ اِنَّهُ كَانَ ب۪ي حَفِياًّ ﴿٤٧﴾

    Kale selamun aleyk, se estagfiru leke rabbi, innehu kane bi hafiyya.

    İbrahim: Selâm sana (esen kal) dedi, Rabbimden senin için mağfiret dileyeceğim. Çünkü O bana karşı çok lütufkârdır.

  48. 48

    وَاَعْتَزِلُكُمْ وَمَا تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَاَدْعُوا رَبّ۪يۘ عَسٰٓى اَلَّٓا اَكُونَ بِدُعَٓاءِ رَبّ۪ي شَقِياًّ ﴿٤٨﴾

    Ve a'tezilukum ve ma ted'une min dunillahi ve ed'u rabbi, asa ella ekune bi duai rabbi şakıyya.

    Sizden de, Allah'ın dışında taptığınız şeylerden de uzaklaşıyor ve Rabbime yalvarıyorum. Umulur ki (senin için) Rabbime dua etmemle bedbaht (emeği boşa gitmiş) olmam.

  49. 49

    فَلَمَّا اعْتَزَلَهُمْ وَمَا يَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِۙ وَهَبْنَا لَـهُٓ اِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَۜ وَكُلاًّ جَعَلْنَا نَبِياًّ ﴿٤٩﴾

    Fe lemma'tezelehum ve ma ya'budune min dunillahi vehebna lehu ishaka ve ya'kub ve kullen cealna nebiyya.

    Nihayet İbrahim onlardan ve Allah'tan başka taptıkları şeylerden uzaklaşıp bir tarafa çekildiği zaman biz ona İshak ve Yâ’kub’u bağışladık ve her birini peygamber yaptık.

  50. 50

    وَوَهَبْنَا لَهُمْ مِنْ رَحْمَتِنَا وَجَعَلْنَا لَهُمْ لِسَانَ صِدْقٍ عَلِياًّ۟ ﴿٥٠﴾

    Ve vehebna lehum min rahmetina ve cealna lehum lisane sıdkın aliyya.

    Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk ve onlar için üstün güzel övgüler kıldık.

  51. 51

    وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ مُوسٰىۘ اِنَّهُ كَانَ مُخْلَصاً وَكَانَ رَسُولاً نَبِياًّ ﴿٥١﴾

    Vezkur fil kitabi musa, innehu kane muhlesan ve kane resulen nebiyya.

    (Rasûlüm!) Kitap'ta Musa'yı da an. Gerçekten o ihlâs sahibi idi ve hem rasûl, hem de nebî idi.

  52. 52

    وَنَادَيْنَاهُ مِنْ جَانِبِ الطُّورِ الْاَيْمَنِ وَقَرَّبْنَاهُ نَجِياًّ ﴿٥٢﴾

    Ve nadeynahu min canibit turil eymeni ve karrebnahu neciyya.

    Ona Tûr'un sağ tarafından seslendik ve onu, fısıldaşan kimse kadar (kendimize) yaklaştırdık.

  53. 53

    وَوَهَبْنَا لَهُ مِنْ رَحْمَتِنَٓا اَخَاهُ هٰرُونَ نَبِياًّ ﴿٥٣﴾

    Ve vehebna lehu min rahmetina ehahu harune nebiyya.

    Rahmetimizin bir sonucu olarak ona kardeşi Harun'u bir peygamber olarak armağan ettik.

  54. 54

    وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ اِسْمٰع۪يلَۘ اِنَّهُ كَانَ صَادِقَ الْوَعْدِ وَكَانَ رَسُولاً نَبِياًّۚ ﴿٥٤﴾

    Vezkur fil kitabi ismaile innehu kane sadıkal va'di ve kane resulen nebiyya.

    (Rasûlüm!) Kitap'ta İsmail'i de an. Gerçekten o, sözüne sâdıktı, rasûl ve nebî idi.

  55. 55

    وَكَانَ يَأْمُرُ اَهْلَهُ بِالصَّلٰوةِ وَالزَّكٰوةِۖ وَكَانَ عِنْدَ رَبِّه۪ مَرْضِياًّ ﴿٥٥﴾

    Ve kane ye'muru ehlehu bis salati vez zekati ve kane inde rabbihi mardıyya.

    Ailesine namazı ve zekâtı emrederdi; Rabbi nezdinde de hoşnutluk kazanmış bir kimse idi.

  56. 56

    وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ اِدْر۪يسَۘ اِنَّهُ كَانَ صِدّ۪يقاً نَبِياًّۗ ﴿٥٦﴾

    Vezkur fil kitabi idrise innehu kane sıddikan nebiyya.

    Kitapta İdris’i de an. Hakikaten o, pek doğru bir insan, bir peygamberdi.

  57. 57

    وَرَفَعْنَاهُ مَكَاناً عَلِياًّ ﴿٥٧﴾

    Ve refa'nahu mekanen aliyya.

    Biz, onu üstün bir makama yükseltmiştik.

  58. 58Secde ayeti

    اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ اَنْعَمَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ مِنَ النَّبِيّ۪نَ مِنْ ذُرِّيَّةِ اٰدَمَ وَمِمَّنْ حَمَلْنَا مَعَ نُوحٍۘ وَمِنْ ذُرِّيَّةِ اِبْرٰه۪يمَ وَاِسْرَٓائ۪لَ وَمِمَّنْ هَدَيْنَا وَاجْتَبَيْنَاۜ اِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُ الرَّحْمٰنِ خَرُّوا سُجَّداً وَبُكِياًّ ﴿٥٨﴾

    Ulaikellezine en'amallahu aleyhim minen nebiyyine min zurriyyeti ademe ve mimmen hamelna mea nuhin ve min zurriyyeti ibrahime ve israile ve mimmen hedeyna vectebeyna, iza tutla aleyhim ayatur rahmani harru succeden ve bukiyya.

    İşte bunlar, Allah'ın kendilerine nimetler verdiği peygamberlerden, Âdem'in soyundan, Nuh ile birlikte (gemide) taşıdıklarımızdan, İbrahim ve İsrail (Ya'kub) 'in soyundan, doğruya ulaştırdığımız ve seçkin kıldığımız kimselendendir. Onlara, çok merhametli olan Allah'ın âyetleri okunduğunda ağlayarak secdeye kapanırlardı.

  59. 59

    فَخَلَفَ مِنْ بَعْدِهِمْ خَلْفٌ اَضَاعُوا الصَّلٰوةَ وَاتَّبَعُوا الشَّهَوَاتِ فَسَوْفَ يَلْقَوْنَ غَياًّۙ ﴿٥٩﴾

    Fe halefe min ba'dihim halfun edaus salate vettebeuş şehevati fe sevfe yelkavne gayya.

    Nihayet onların peşinden öyle bir nesil geldi ki, bunlar namazı bıraktılar; nefislerinin arzularına uydular. Bu yüzden ileride sapıklıklarının cezasını çekecekler.

  60. 60

    اِلَّا مَنْ تَابَ وَاٰمَنَ وَعَمِلَ صَالِحاً فَاُو۬لٰٓئِكَ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ وَلَا يُظْلَمُونَ شَيْـٔاًۙ ﴿٦٠﴾

    İlla men tabe ve amene ve amile salihan fe ulaike yedhulunel cennete ve la yuzlemune şey'a.

    Ancak tevbe eden, iman eden ve iyi davranışta bulunan kimseler hariçtir. Bunlar, hiçbir haksızlığa uğratılmaksızın cennete,

  61. 61

    جَنَّاتِ عَدْنٍۨ الَّت۪ي وَعَدَ الرَّحْمٰنُ عِبَادَهُ بِالْغَيْبِۜ اِنَّهُ كَانَ وَعْدُهُ مَأْتِياًّ ﴿٦١﴾

    Cennati adninilleti vaader rahmanu ibadehu bil gayb, innehu kane va'duhu me'tiyya.

    çok merhametli olan Allah'ın, kullarına gıyaben vâdettiği Adn cennetlerine girecekler. Şüphesiz O'nun vaadi yerini bulacaktır.

  62. 62

    لَا يَسْمَعُونَ ف۪يهَا لَغْواً اِلَّا سَلَاماًۜ وَلَهُمْ رِزْقُهُمْ ف۪يهَا بُكْرَةً وَعَشِياًّ ﴿٦٢﴾

    La yesmeune fiha lagven illa selama, ve lehum rızkuhum fiha bukreten ve aşiyya.

    Orada boş söz değil, hoş söz duyarlar. Ve orada, sabah akşam kendilerine ait rızıkları vardır.

  63. 63

    تِلْكَ الْجَنَّةُ الَّت۪ي نُورِثُ مِنْ عِبَادِنَا مَنْ كَانَ تَقِياًّ ﴿٦٣﴾

    Tilkel cennetulleti nurisu min ibadina men kane takıyya.

    Kullarımızdan, takvâ sahibi kimseleri mirasçı kıldığımız cennet işte budur.

  64. 64

    وَمَا نَتَنَزَّلُ اِلَّا بِاَمْرِ رَبِّكَۚ لَهُ مَا بَيْنَ اَيْد۪ينَا وَمَا خَلْفَنَا وَمَا بَيْنَ ذٰلِكَۚ وَمَا كَانَ رَبُّكَ نَسِياًّۚ ﴿٦٤﴾

    Ve ma netenezzelu illa bi emri rabbik, lehu ma beyne eydina ve ma halfena ve ma beyne zalik, ve ma kane rabbuke nesiyya.

    Biz ancak Rabbinin emri ile ineriz. Önümüzde, arkamızda ve bunlar arasında olan her şey O'na aittir. Senin Rabbin unutkan değildir.

  65. 65

    رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا فَاعْبُدْهُ وَاصْطَبِرْ لِعِبَادَتِه۪ۜ هَلْ تَعْلَمُ لَهُ سَمِياًّ۟ ﴿٦٥﴾

    Rabbus semavati vel ardı ve ma beynehuma fa'budhu vastabir li ibadetih, hel ta'lemu lehu semiyya.

    (O) göklerin, yerin ve ikisi arasındaki şeylerin Rabbidir. Şu halde O'na kulluk et; O’na kulluk etmek için sabırlı ve metânetli ol. O'nun bir adaşı (benzeri) olduğunu biliyor musun? (Asla benzeri yoktur).

  66. 66

    وَيَقُولُ الْاِنْسَانُ ءَاِذَا مَا مِتُّ لَسَوْفَ اُخْرَجُ حَياًّ ﴿٦٦﴾

    Ve yekulul insanu e iza ma mittu le sevfe uhracu hayya.

    İnsan der ki: «Öldüğüm zaman sahi diri olarak (kabrimden) çıkarılacak mıyım?»

  67. 67

    اَوَلَا يَذْكُرُ الْاِنْسَانُ اَنَّا خَلَقْنَاهُ مِنْ قَبْلُ وَلَمْ يَكُ شَيْـٔاً ﴿٦٧﴾

    E ve la yezkurul insanu enna halaknahu min kablu ve lem yeku şey'a.

    İnsan düşünmez mi ki, daha önce o hiçbir şey olmadığı halde biz kendisini yaratmışızdır ?

  68. 68

    فَوَرَبِّكَ لَنَحْشُرَنَّهُمْ وَالشَّيَاط۪ينَ ثُمَّ لَنُحْضِرَنَّهُمْ حَوْلَ جَهَنَّمَ جِثِياًّۚ ﴿٦٨﴾

    Fe ve rabbike le nahşurennehum veş şeyatine summe le nuhdırannehum havle cehenneme cisiyya.

    Öyle ise, Rabbine andolsun ki, muhakkak surette onları şeytanlarla birlikte mahşerde toplayacağız; sonra onları diz üstü çökmüş vaziyette cehennemin çevresinde hazır bulunduracağız.

  69. 69

    ثُمَّ لَنَنْزِعَنَّ مِنْ كُلِّ ش۪يعَةٍ اَيُّهُمْ اَشَدُّ عَلَى الرَّحْمٰنِ عِتِياًّۚ ﴿٦٩﴾

    Summe le nenzianne min kulli şiatin eyyuhum eşeddu aler rahmani ıtiyya.

    Sonra her milletten, Rahman olan Allah'a en çok âsi olanlar hangileri ise çekip ayıracağız.

  70. 70

    ثُمَّ لَنَحْنُ اَعْلَمُ بِالَّذ۪ينَ هُمْ اَوْلٰى بِهَا صِلِياًّ ﴿٧٠﴾

    Summe le nahnu a'lemu billezine hum evla biha sıliyya.

    Sonra, orayı boylamaya daha çok müstahak olanları elbette biz daha iyi biliriz.

  71. 71

    وَاِنْ مِنْكُمْ اِلَّا وَارِدُهَاۚ كَانَ عَلٰى رَبِّكَ حَتْماً مَقْضِياًّۚ ﴿٧١﴾

    Ve in minkum illa variduha, kane ala rabbike hatmen makdıyya.

    İçinizden, oraya uğramayacak hiçbir kimse yoktur. Bu, Rabbin için kesinleşmiş bir hükümdür.

  72. 72

    ثُمَّ نُنَجِّي الَّذ۪ينَ اتَّقَوْا وَنَذَرُ الظَّالِم۪ينَ ف۪يهَا جِثِياًّ ﴿٧٢﴾

    Summe nuneccillezinettekav ve nezeruz zalimine fiha cisiyya.

    Sonra biz, Allah'tan sakınanları kurtarırız; zalimleri de diz üstü çökmüş olarak orada bırakırız .

  73. 73

    وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ قَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُٓواۙ اَيُّ الْفَر۪يقَيْنِ خَيْرٌ مَقَاماً وَاَحْسَنُ نَدِياًّ ﴿٧٣﴾

    Ve iza tutla aleyhim ayatuna beyyinatin kalellezine keferu lillezine amenu eyyul ferikayni hayrun makamen ve ahsenu nediyya.

    Kendilerine âyetlerimiz ayan beyan okunduğu zaman inkâr edenler, iman edenlere: İki topluluktan hangisinin (hangimizin) mevki ve makamı daha iyi, meclis ve topluluğu daha güzeldir? dediler.

  74. 74

    وَكَمْ اَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنْ قَرْنٍ هُمْ اَحْسَنُ اَثَاثاً وَرِءْياً ﴿٧٤﴾

    Ve kem ehlekna kablehum min karnin hum ahsenu esasen ve ri'ya.

    Onlardan önce de, eşya ve görünüş bakımından daha güzel olan nice nesiller helâk ettik.

  75. 75

    قُلْ مَنْ كَانَ فِي الضَّلَالَةِ فَلْيَمْدُدْ لَهُ الرَّحْمٰنُ مَداًّۚ حَتّٰٓى اِذَا رَاَوْا مَا يُوعَدُونَ اِمَّا الْعَذَابَ وَاِمَّا السَّاعَةَۜ فَسَيَعْلَمُونَ مَنْ هُوَ شَرٌّ مَكَاناً وَاَضْعَفُ جُنْداً ﴿٧٥﴾

    Kul men kane fid dalaleti fel yemdud lehur rahmanu medda, hatta iza raev ma yuadune immel azabe ve immes saah, fe se ya'lemune men huve şerrun mekanen ve ad'afu cunda.

    (Ey Muhammed!) De ki: "Sapıklık içinde olan bir kimseye, Rahman, belirli bir süre tanısa bile, kendilerine vadolunanı ya azâp, ya da kıyamet olarak gördükleri zaman, kimin yerinin daha kötü ve kimin taraftarının daha zayıf olduğunu öğreneceklerdir."

  76. 76

    وَيَز۪يدُ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اهْتَدَوْا هُدًىۜ وَالْبَاقِيَاتُ الصَّالِحَاتُ خَيْرٌ عِنْدَ رَبِّكَ ثَوَاباً وَخَيْرٌ مَرَداًّ ﴿٧٦﴾

    Ve yezidullahullezinehtedev huda, vel bakıyatus salihatu hayrun inde rabbike sevaben ve hayrun meredda.

    Oysa doğru yolda olanların hidayetini Allah daha da artıracaktır. Sevabı kalacak olan iyi ameller, Rabbın katında sevâb yönünden daha hayırlıdır; netice olarak da daha iyidir.

  77. 77

    اَفَرَاَيْتَ الَّذ۪ي كَفَرَ بِاٰيَاتِنَا وَقَالَ لَاُو۫تَيَنَّ مَالاً وَوَلَداًۜ ﴿٧٧﴾

    E fe raeytellezi kefere bi ayatina ve kale le uteyenne malen ve veleda.

    (Rasûlüm!) Âyetlerimizi inkâr eden ve «Muhakkak suretle bana mal ve evlât verilecek» diyen adamı gördün mü?

  78. 78

    اَطَّـلَعَ الْغَيْبَ اَمِ اتَّخَذَ عِنْدَ الرَّحْمٰنِ عَهْداًۙ ﴿٧٨﴾

    Ettalaal gaybe emittehaze inder rahmani ahda.

    O, gaybı mı bildi, yoksa Allah’ın katından bir söz mü aldı?

  79. 79

    كَلَّاۜ سَنَكْتُبُ مَا يَقُولُ وَنَمُدُّ لَهُ مِنَ الْعَذَابِ مَداًّۙ ﴿٧٩﴾

    Kella, se nektubu ma yekulu ve nemuddu lehu minel azabi medda.

    Kesinlikle hayır! Biz onun söylediğini yazacağız ve azabını uzattıkça uzatacağız.

  80. 80

    وَنَرِثُهُ مَا يَقُولُ وَيَأْت۪ينَا فَرْداً ﴿٨٠﴾

    Ve nerisuhu ma yekulu ve ye'tina ferda.Ve onun söylediği şeylere, Biz varis olacağız. Ve o, Bize fert olarak gelecek.

    Onun dediğine biz vâris oluruz, (malı ve evlâdı bize kalır); kendisi de bize yapayalnız gelir.

  81. 81

    وَاتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ اٰلِهَةً لِيَكُونُوا لَهُمْ عِزاًّۙ ﴿٨١﴾

    Vettehazu min dunillahi aliheten li yekunu lehum ızza.

    Onlar, kendilerine bir itibar ve kuvvet (vesilesi) olsun diye Allah’tan başka tanrılar edindiler.

  82. 82

    كَلَّاۜ سَيَكْفُرُونَ بِعِبَادَتِهِمْ وَيَكُونُونَ عَلَيْهِمْ ضِداًّ۟ ﴿٨٢﴾

    Kella, se yekfurune bi ibadetihim ve yekunune aleyhim dıdda.

    Hayır, hayır! (Taptıkları), onların ibadetlerini tanımayacaklar ve onlara hasım olacaklar.

  83. 83

    اَلَمْ تَرَ اَنَّٓا اَرْسَلْنَا الشَّيَاط۪ينَ عَلَى الْكَافِر۪ينَ تَؤُزُّهُمْ اَزاًّۙ ﴿٨٣﴾

    E lem tere enna erselneş şeyatine alel kafirine teuzzuhum ezza.

    (Rasûlüm!) Görmedin mi? Biz, kâfirlerin üzerine, kendilerini iyice (isyankârlığa) sevkeden şeytanları gönderdik.

  84. 84

    فَلَا تَعْجَلْ عَلَيْهِمْۜ اِنَّمَا نَعُدُّ لَهُمْ عَداًّۚ ﴿٨٤﴾

    Fe la ta'cel aleyhim, innema neuddu lehum adda.

    Öyle ise onlar hakkında acele etme. Biz onlar için (günlerini) teker teker sayıyoruz.

  85. 85

    يَوْمَ نَحْشُرُ الْمُتَّق۪ينَ اِلَى الرَّحْمٰنِ وَفْداًۙ ﴿٨٥﴾

    Yevme nahşurul muttekine iler rahmani vefda.

    Takvâ sahiplerini heyet halinde çok merhametli olan Allah’ın huzurunda topladığımız,

  86. 86

    وَنَسُوقُ الْمُجْرِم۪ينَ اِلٰى جَهَنَّمَ وِرْداًۢ ﴿٨٦﴾

    Ve nesukul mucrimine ila cehenneme virda.

    günahkârları da susuz olarak cehenneme sürdüğümüz gün,

  87. 87

    لَا يَمْلِكُونَ الشَّفَاعَةَ اِلَّا مَنِ اتَّخَذَ عِنْدَ الرَّحْمٰنِ عَهْداًۢ ﴿٨٧﴾

    La yemlikuneş şefaate illa menittehaze inder rahmani ahda.

    Rahmân nezdinde söz ve izin alandan başkalarının şefâata güçleri yetmeyecektir.

  88. 88

    وَقَالُوا اتَّخَذَ الرَّحْمٰنُ وَلَداًۜ ﴿٨٨﴾

    Ve kaluttehazer rahmanu veleda.

    «Rahmân çocuk edindi» dediler.

  89. 89

    لَقَدْ جِئْتُمْ شَيْـٔاً اِداًّۙ ﴿٨٩﴾

    Lekad ci'tum şey'en idda.

    Hakikaten siz, pek çirkin bir şey ortaya attınız.

  90. 90

    تَكَادُ السَّمٰوَاتُ يَتَفَطَّرْنَ مِنْهُ وَتَنْشَقُّ الْاَرْضُ وَتَخِرُّ الْجِبَالُ هَداًّۙ ﴿٩٠﴾

    Tekadus semavatu yetefattarne minhu ve tenşakkul ardu ve tehırrul cibalu hedda.

    Bundan dolayı, neredeyse gökler çatlayacak, yer yarılacak, dağlar yıkılıp düşecektir!

  91. 91

    اَنْ دَعَوْا لِلرَّحْمٰنِ وَلَداًۚ ﴿٩١﴾

    En deav lir rahmani veleda.

    Rahmân'a çocuk isnadında bulunmaları yüzünden.

  92. 92

    وَمَا يَنْبَغ۪ي لِلرَّحْمٰنِ اَنْ يَتَّخِذَ وَلَداًۜ ﴿٩٢﴾

    Ve ma yenbagi lir rahmani en yettehıze veleda.

    Halbuki çocuk edinmek Rahmân’ın şanına yakışmaz.

  93. 93

    اِنْ كُلُّ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ اِلَّٓا اٰتِي الرَّحْمٰنِ عَبْداًۜ ﴿٩٣﴾

    İn kullu men fis semavati vel ardı illa atir rahmani abda.

    Göklerde ve yerde olan herkes istisnasız kul olarak Rahmân’a gelecektir.

  94. 94

    لَقَدْ اَحْصٰيهُمْ وَعَدَّهُمْ عَداًّۜ ﴿٩٤﴾

    Lekad ahsahum ve addehum adda.

    O, bunların hepsini kuşatmış ve sayılarını tesbit etmiştir.

  95. 95

    وَكُلُّهُمْ اٰت۪يهِ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ فَرْداً ﴿٩٥﴾

    Ve kulluhum atihi yevmel kıyameti ferda.

    Bunların hepsi de kıyamet gününde O'nun huzuruna tek başına (yapayalnız) gelecektir.

  96. 96

    اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ سَيَجْعَلُ لَهُمُ الرَّحْمٰنُ وُداًّ ﴿٩٦﴾

    İnnellezine amenu ve amilus salihati se yec'alu lehumur rahmanu vudda.

    İman edip de sâlih ameller işleyenlere gelince, onlar için Rahmân (çok merhametli olan Allah), (gönüllerde) bir sevgi yaratacaktır.

  97. 97

    فَاِنَّمَا يَسَّرْنَاهُ بِلِسَانِكَ لِتُبَشِّرَ بِهِ الْمُتَّق۪ينَ وَتُنْذِرَ بِه۪ قَوْماً لُداًّ ﴿٩٧﴾

    Fe innema yessernahu bi lisanike li tubeşşire bihil muttekine ve tunzire bihi kavmen ludda.

    (Ey Muhammed!) Allah'tan sakınanları müjdelemen ve düşman bir kavmi de korkutman için Kur'an'ı senin dilinde indirerek kolaylaştırdık.

  98. 98

    وَكَمْ اَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنْ قَرْنٍۜ هَلْ تُحِسُّ مِنْهُمْ مِنْ اَحَدٍ اَوْ تَسْمَعُ لَهُمْ رِكْزاً ﴿٩٨﴾

    Ve kem ehlekna kablehum min karn, hel tuhıssu minhum min ehadin ev tesmeu lehum rikza.

    Biz, onlardan önce nice nesilleri helâk ettik. Sen, onlardan herhangi birinden (bir varlık emâresi) hissediyor veya onlara ait cılız bir ses işitiyor musun?

Meryem Suresi Dinle

Sure hakkında

Sure, Hz. Îsâ'nın annesi Hz. Meryem'in adını taşır; onun Hz. Îsâ'yı dünyaya getirişi 16-34. ayetlerde anlatılır. Hz. Meryem, Kur'an'da adı açıkça zikredilen tek kadındır. Sure Mekke'de inmiştir ve 98 ayettir. Mushafın on dokuzuncu suresidir; yaygın nüzul sıralamasında 44. sırada yer alır.

"Kâf Hâ Yâ Ayn Sâd" harfleriyle başlar. Allah'ın "Rahmân" ismi bu surede sıkça tekrarlanır ve sure baştan sona Allah'ın kullarına olan rahmetini öne çıkarır. Peygamberlerin anıldığı bölümün sonundaki 58. ayette tilâvet secdesi bulunur.

Nüzulü

Meryem suresi Mekke döneminin ilk yarısında, peygamberliğin beşinci yılı civarında gerçekleşen Habeşistan hicretinden önce inmiştir. Siyer kaynaklarında nakledildiğine göre Mekkeli müşrikler Habeşistan'a sığınan Müslümanları geri getirmek için Necâşî'ye elçi gönderince Hz. Ca'fer b. Ebû Tâlib, Necâşî'nin huzurunda bu surenin baş tarafını okumuş; Necâşî ve yanındakiler ağlamış, Necâşî Müslümanları teslim etmeyi reddetmiştir. Bu olay Ahmed b. Hanbel'in Müsned'inde Ümmü Seleme'den de nakledilir.

Bu rivayet surenin erken bir dönemde indiğini gösterir. Müslümanların az sayıda ve baskı altında olduğu bu yıllarda sure, Hz. Îsâ ve annesi hakkındaki doğru inancı ortaya koymuş ve Ehl-i Kitap'la ilk temaslarda önemli bir rol oynamıştır.

Konusu

Sure, Hz. Zekeriyyâ'nın yaşlılığında Rabbine gizlice yaptığı dua ve ona Hz. Yahyâ'nın müjdelenmesiyle başlar. Ardından Hz. Meryem'e meleğin gelişi, babasız olarak Hz. Îsâ'ya hamile kalması, doğum sancısıyla bir hurma ağacına sığınması ve beşikteki Hz. Îsâ'nın kendisinin Allah'ın kulu ve peygamberi olduğunu söyleyerek annesini aklaması anlatılır. Allah'ın çocuk edinmekten münezzeh olduğu vurgulanır.

Hz. İbrâhim'in putlara tapan babasını nazik bir dille tevhide davet etmesi aktarılır; Hz. Mûsâ, Hz. Hârûn, Hz. İsmâil ve Hz. İdrîs övgüyle anılır. Sonradan gelen ve namazı terk edip arzularına uyan nesiller uyarılır.

Öldükten sonra dirilmeyi inkâr edenlere cevap verilir, kıyamet ve hesap sahneleri tasvir edilir. "Rahmân çocuk edindi" sözünün, neredeyse göklerin yarılmasına yol açacak kadar ağır bir iddia olduğu bildirilir. Sure, iman edip salih amel işleyenler için Rahmân'ın gönüllerde bir sevgi var edeceği müjdesiyle ve geçmiş nesillerin akıbetine dikkat çekilerek sona erer.

Fazileti

Meryem suresine özgü sahih ve yaygın bir fazilet rivayeti bilinmemektedir. Buhârî'nin naklettiğine göre Abdullah b. Mes'ûd; Benî İsrâîl (İsrâ), Kehf, Meryem, Tâhâ ve Enbiyâ surelerini ilk dönemin seçkin sureleri arasında saymış ve bunların ilk dönemlerde öğrenip ezberlediği surelerden olduğunu belirtmiştir.

Necâşî'nin huzurunda bu surenin okunması ve dinleyenleri derinden etkilemesi de surenin İslâm tarihindeki yeri bakımından sıkça hatırlatılır.

Sure bilgileri Yasin Suresi uygulaması için hazırlanmıştır.