Yasin Suresi

51. sure · Cüz 26

Zariyat Suresi سورة الذاريات

60 ayet · Mekkî · İniş sırası: 67

Ayetler Dinle Sure hakkında

Mekke'de inen Zâriyât suresi 60 ayettir. Âhiretin ve hesabın kesinliğini, takva sahiplerinin özelliklerini ve insanın yaratılış amacının Allah'a kulluk olduğunu anlatır.

Zariyat Suresi Arapça, okunuşu ve meali

Göster

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

Bismillahir rahmanir rahim.

Bismillâhirrahmânirrahîm

  1. 1

    وَالذَّارِيَاتِ ذَرْواًۙ ﴿١﴾

    Vez zariyati zerven.

    Savurarak esen,

  2. 2

    فَالْحَامِلَاتِ وِقْراًۙ ﴿٢﴾

    Fel hamilati vıkren.

    yağmur bulutlarını taşıyan,

  3. 3

    فَالْجَارِيَاتِ يُسْراًۙ ﴿٣﴾

    Fel cariyati yusren.

    gemileri kolayca yüzdüren

  4. 4

    فَالْمُقَسِّمَاتِ اَمْراًۙ ﴿٤﴾

    Fel mukassimati, emren.

    ve yağmurları taksim eden rüzgârlara yemin olsun ki

  5. 5

    اِنَّمَا تُوعَدُونَ لَصَادِقٌۙ ﴿٥﴾

    İnnema tuadune le sadikun.

    size vâdedilen, kesinlikle doğrudur

  6. 6

    وَاِنَّ الدّ۪ينَ لَوَاقِـعٌۜ ﴿٦﴾

    Ve inned dine le vakıu.

    ve ceza mutlaka vuku bulacaktır.

  7. 7

    وَالسَّمَٓاءِ ذَاتِ الْحُبُكِۙ ﴿٧﴾

    Ves semai zatil hubuki.

    İçinde yörüngeleri olan göğe andolsun ki

  8. 8

    اِنَّكُمْ لَف۪ي قَوْلٍ مُخْتَلِفٍۙ ﴿٨﴾

    İnnekum le fi kavlin muhtelifin.

    siz çelişkili sözler söylüyorsunuz.

  9. 9

    يُؤْفَكُ عَنْهُ مَنْ اُفِكَۜ ﴿٩﴾

    Yu'feku anhu men ufik.

    Ondan (Kur'an'dan veya imandan ancak) döndürülebilen döndürülür.

  10. 10

    قُتِلَ الْخَرَّاصُونَۙ ﴿١٠﴾

    Kutilel harrasune.

    Kahrolsun o koyu yalancılar!

  11. 11

    اَلَّذ۪ينَ هُمْ ف۪ي غَمْرَةٍ سَاهُونَۙ ﴿١١﴾

    Ellezine hum fi gamretin sahune.

    Onlar koyu bir cehalet içerisinde kalmış gafillerdir.

  12. 12

    يَسْـَٔلُونَ اَيَّانَ يَوْمُ الدّ۪ينِۜ ﴿١٢﴾

    Yes'elune eyyane yevmud din.

    Ceza gününün ne zaman olduğunu sorarlar.

  13. 13

    يَوْمَ هُمْ عَلَى النَّارِ يُفْتَنُونَ ﴿١٣﴾

    Yevme hum alen nari yuftenune.

    O gün onlar ateşe sokulacaklardır.

  14. 14

    ذُوقُوا فِتْنَتَكُمْۜ هٰذَا الَّذ۪ي كُنْتُمْ بِه۪ تَسْتَعْجِلُونَ ﴿١٤﴾

    Zuku fitnetekum, hazellezi kuntum bihi testa'cilun.

    Azabınızı tadın! Acele gelmesini beklediğiniz şey budur işte! (denir.)

  15. 15

    اِنَّ الْمُتَّق۪ينَ ف۪ي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍۙ ﴿١٥﴾

    İnnel muttekine fi cennatin ve uyunin.

    Şüphesiz ki Allah'a isyandan sakınanlar, cennetlerde ve pınar başlarında bulunacaklar.

  16. 16

    اٰخِذ۪ينَ مَٓا اٰتٰيهُمْ رَبُّهُمْۜ اِنَّهُمْ كَانُوا قَبْلَ ذٰلِكَ مُحْسِن۪ينَۜ ﴿١٦﴾

    Ahizine ma atahum rabbuhum, innehum kanu kable zalike muhsinin.

    Rablerinin kendilerine verdiğini alarak. Kuşkusuz onlar, bundan önce dünyada güzel davrananlardı.

  17. 17

    كَانُوا قَل۪يلاً مِنَ الَّيْلِ مَا يَهْجَعُونَ ﴿١٧﴾

    Kanu kalilen minel leyli ma yehceun.

    Geceleri pek az uyurlardı.

  18. 18

    وَبِالْاَسْحَارِ هُمْ يَسْتَغْفِرُونَ ﴿١٨﴾

    Ve bil esharihum yestağfirune.

    Seher vakitlerinde de istiğfar ederlerdi.

  19. 19

    وَف۪ٓي اَمْوَالِهِمْ حَقٌّ لِلسَّٓائِلِ وَالْمَحْرُومِ ﴿١٩﴾

    Ve fi emvalihim hakkun lis saili vel mahrumi.

    Mallarında, muhtaç ve yoksullar için bir hak vardı.

  20. 20

    وَفِي الْاَرْضِ اٰيَاتٌ لِلْمُوقِن۪ينَۙ ﴿٢٠﴾

    Ve fil ardı ayatun lil mukınine.

    Kesin olarak inananlar için yeryüzünde âyetler vardır.

  21. 21

    وَف۪ٓي اَنْفُسِكُمْۜ اَفَلَا تُبْصِرُونَ ﴿٢١﴾

    Ve fi enfusikum, e fe la tubsirun.

    Kendi nefislerinizde de öyle. Görmüyor musunuz?

  22. 22

    وَفِي السَّمَٓاءِ رِزْقُكُمْ وَمَا تُوعَدُونَ ﴿٢٢﴾

    Ve fis semai rızkukum ve ma tuadun.

    Semada da rızkınız ve size vâdedilen başka şeyler vardır.

  23. 23

    فَوَرَبِّ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِ اِنَّهُ لَحَقٌّ مِثْلَ مَٓا اَنَّكُمْ تَنْطِقُونَ۟ ﴿٢٣﴾

    Fe ve rabbis semai vel ardı innehu le hakkun misle ma ennekum tentıkun.

    Göğün ve yerin Rabbine andolsun ki bu vaad, sizin konuşmanız gibi kesin ve gerçektir.

  24. 24

    هَلْ اَتٰيكَ حَد۪يثُ ضَيْفِ اِبْرٰه۪يمَ الْمُكْرَم۪ينَۢ ﴿٢٤﴾

    Hel etake hadisu dayfi ibrahimel mukremin.

    İbrahim'in ağırlanan misafirlerinin haberi sana geldi mi? (Bunlar meleklerdi.)

  25. 25

    اِذْ دَخَلُوا عَلَيْهِ فَقَالُوا سَلَاماًۜ قَالَ سَلَامٌۚ قَوْمٌ مُنْكَرُونَ ﴿٢٥﴾

    İz dehalu aleyhi fe kalu selama, kale selam, kavmun munkerun.

    Onlar İbrahim’in yanına girmişler, selam vermişlerdi. İbrahim de selamı almış, içinden, «Bunlar, yabancılar» demişti.

  26. 26

    فَرَاغَ اِلٰٓى اَهْلِه۪ فَجَٓاءَ بِعِجْلٍ سَم۪ينٍۙ ﴿٢٦﴾

    Fe raga ila ehlihi fe cae bi iclin seminin.

    Hemen ailesinin yanına giderek semiz bir dana (kebabını) getirmiş,

  27. 27

    فَقَرَّبَهُٓ اِلَيْهِمْ قَالَ اَلَا تَأْكُلُونَۘ ﴿٢٧﴾

    Fe karrebehu ileyhim kale e la te'kulun.

    Onların önüne koyup «Yemez misiniz?» demişti.

  28. 28

    فَاَوْجَسَ مِنْهُمْ خ۪يفَةًۜ قَالُوا لَا تَخَفْۜ وَبَشَّرُوهُ بِغُلَامٍ عَل۪يمٍ ﴿٢٨﴾

    Fe evcese minhum hifeh, kalu la tehaf, ve beşşeruhu bi gulamin alim.

    Derken onlardan korkmaya başladı. «Korkma» dediler ve ona bilgin bir oğlan çocuğu müjdelediler.

  29. 29

    فَاَقْبَلَتِ امْرَاَتُهُ ف۪ي صَرَّةٍ فَصَكَّتْ وَجْهَهَا وَقَالَتْ عَجُوزٌ عَق۪يمٌ ﴿٢٩﴾

    Fe akbeletimreetuhu fi sarretin fe sakket vecheha ve kalet acuzun akimun.

    Karısı çığlık atarak geldi. Elini yüzüne çarparak: «Ben kısır bir kocakarıyım!» dedi.

  30. 30

    قَالُوا كَذٰلِكِۙ قَالَ رَبُّكِۜ اِنَّهُ هُوَ الْحَك۪يمُ الْعَل۪يمُ ﴿٣٠﴾

    Kalu kezaliki kale rabbuk, innehu huvel hakimul alimu.

    Onlar da "Rabbin böyle buyurdu; O, hikmet sahibidir ve her şeyi hakkıyla bilendir" demişlerdi.

  31. 31

    قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ اَيُّهَا الْمُرْسَلُونَ ﴿٣١﴾

    Kale fe ma hatbukum eyyuhel murselun.

    (İbrahim:) O halde işiniz nedir, ey elçiler? dedi.

  32. 32

    قَالُٓوا اِنَّٓا اُرْسِلْـنَٓا اِلٰى قَوْمٍ مُجْرِم۪ينَۙ ﴿٣٢﴾

    Kalu inna ursilna ila kavmin mucrimine.

    «Biz, dediler, suçlu bir kavme gönderildik.»

  33. 33

    لِنُرْسِلَ عَلَيْهِمْ حِجَارَةً مِنْ ط۪ينٍۙ ﴿٣٣﴾

    Li nursile aleyhim hıcareten min tinin.

    «Üzerlerine çamurdan taş yağdırmaya (geldik).»

  34. 34

    مُسَوَّمَةً عِنْدَ رَبِّكَ لِلْمُسْرِف۪ينَ ﴿٣٤﴾

    Musevvemeten inde rabbike lil musrifin.

    (Bu taşlar,) aşın gidenler için Rabbinin katında işaretlenmiş (taşlardır).

  35. 35

    فَاَخْرَجْنَا مَنْ كَانَ ف۪يهَا مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَۚ ﴿٣٥﴾

    Fe ahrecna men kane fiha minel mu'minin.

    Bunun üzerine orada bulunan müminleri çıkardık.

  36. 36

    فَمَا وَجَدْنَا ف۪يهَا غَيْرَ بَيْتٍ مِنَ الْمُسْلِم۪ينَۚ ﴿٣٦﴾

    Fe ma vecedna fiha gayre beytin minel muslimin.

    Zaten orada müslümanlardan, bir ev halkından başka kimse bulmadık.

  37. 37

    وَتَرَكْنَا ف۪يهَٓا اٰيَةً لِلَّذ۪ينَ يَخَافُونَ الْعَذَابَ الْاَل۪يمَۜ ﴿٣٧﴾

    Ve terekna fiha ayeten lillezine yahafunel azabel elim.

    Acı azaptan korkanlar için orada bir işaret bıraktık.

  38. 38

    وَف۪ي مُوسٰٓى اِذْ اَرْسَلْنَاهُ اِلٰى فِرْعَوْنَ بِسُلْطَانٍ مُب۪ينٍ ﴿٣٨﴾

    Ve fi musa iz erselnahu ila fir'avne bi sultanin mubinin.

    Musa'da da (ibretler vardır). Onu apaçık bir delil ile Firavun'a göndermiştik.

  39. 39

    فَتَوَلّٰى بِرُكْنِه۪ وَقَالَ سَاحِرٌ اَوْ مَجْنُونٌ ﴿٣٩﴾

    Fe tevella bi ruknihi ve kale sahırun ev mecnunun.

    Firavun ordusuyla birlikte yüz çevirmiş: «O, bir büyücüdür veya bir delidir» demişti.

  40. 40

    فَاَخَذْنَاهُ وَجُنُودَهُ فَنَبَذْنَاهُمْ فِي الْيَمِّ وَهُوَ مُل۪يمٌۜ ﴿٤٠﴾

    Fe ehaznahu ve cunudehu fe nebeznahum fil yemmi ve huve mulim.

    Nihayet onu da ordularını da yakalayıp denize attık, bu sırada kendini kınayıp duruyordu.

  41. 41

    وَف۪ي عَادٍ اِذْ اَرْسَلْنَا عَلَيْهِمُ الرّ۪يحَ الْعَق۪يمَۚ ﴿٤١﴾

    Ve fi adin iz erselna aleyhimur rihal akim.

    Âd kavminde de (ibretler vardır). Onlara kasıp kavuran rüzgârı göndermiştik.

  42. 42

    مَا تَذَرُ مِنْ شَيْءٍ اَتَتْ عَلَيْهِ اِلَّا جَعَلَتْهُ كَالرَّم۪يمِۜ ﴿٤٢﴾

    Ma tezeru min şey'in etet aleyhi illa cealethu ker remim.

    Üzerinden geçtiği şeyi canlı bırakmıyor, onu kül edip savuruyordu.

  43. 43

    وَف۪ي ثَمُودَ اِذْ ق۪يلَ لَهُمْ تَمَتَّعُوا حَتّٰى ح۪ينٍ ﴿٤٣﴾

    Ve fi semude iz kile lehum temetteu hatta hinin.

    Semûd kavminde de (ibretler vardır). Onlara: Bir süreye kadar faydalanın, denmişti.

  44. 44

    فَعَتَوْا عَنْ اَمْرِ رَبِّهِمْ فَاَخَذَتْهُمُ الصَّاعِقَةُ وَهُمْ يَنْظُرُونَ ﴿٤٤﴾

    Fe atev an emri rabbihim fe ehazethumus saikatu ve hum yanzurun.

    Rablerinin emrine karşı geldiler. Bu yüzden, bakıp dururlarken onları yıldırım çarpıverdi.

  45. 45

    فَمَا اسْتَطَاعُوا مِنْ قِيَامٍ وَمَا كَانُوا مُنْتَصِر۪ينَۙ ﴿٤٥﴾

    Fe mestetau min kıyamin ve ma kanu muntesirine.

    Ayağa kalkacak güçleri kalmamış, yardım edenleri de olmamıştı.

  46. 46

    وَقَوْمَ نُوحٍ مِنْ قَبْلُۜ اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْماً فَاسِق۪ينَ۟ ﴿٤٦﴾

    Ve kavme nuhın min kabl, inne hum kanu kavmen fasıkin.

    Bunlardan önce de Nuh kavmini helâk etmiştik. Çünkü onlar yoldan çıkmış bir toplum idiler.

  47. 47

    وَالسَّمَٓاءَ بَنَيْنَاهَا بِاَيْدٍ وَاِنَّا لَمُوسِعُونَ ﴿٤٧﴾

    Ves semae beneynaha bi eydin ve inna le musiun.

    Göğü kendi ellerimizle biz kurduk ve biz (onu) elbette genişleticiyiz.

  48. 48

    وَالْاَرْضَ فَرَشْنَاهَا فَنِعْمَ الْمَاهِدُونَ ﴿٤٨﴾

    Vel arda fereşnaha fe ni'mel mahidun.

    Yeri de döşedik. (Bak) ne güzel döşeyiciyiz!

  49. 49

    وَمِنْ كُلِّ شَيْءٍ خَلَقْنَا زَوْجَيْنِ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ ﴿٤٩﴾

    Ve min kulli şey'in halakna zevceyni leallekum tezekkerun.

    Her şeyden de çift çift yarattık ki, düşünüp öğüt alasınız.

  50. 50

    فَفِرُّٓوا اِلَى اللّٰهِۜ اِنّ۪ي لَكُمْ مِنْهُ نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌۚ ﴿٥٠﴾

    Fe firru ilallah, inni lekum minhu nezirun mubin.

    O halde Allah’a koşun. Çünkü ben, size O'nun katından (gelmiş) açık bir uyarıcıyım.

  51. 51

    وَلَا تَجْعَلُوا مَعَ اللّٰهِ اِلٰهاً اٰخَرَۜ اِنّ۪ي لَكُمْ مِنْهُ نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌ ﴿٥١﴾

    Ve la tec'alu meallahi ilahen ahar, inni lekum minhu nezirun mubin.

    "Allah ile beraber bir başkasını ilah kılmayın. Ben, sizin için O'nun tarafından gönderilen apaçık bir uyarıcıyım."

  52. 52

    كَذٰلِكَ مَٓا اَتَى الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ مِنْ رَسُولٍ اِلَّا قَالُوا سَاحِرٌ اَوْ مَجْنُونٌ ﴿٥٢﴾

    Kezalike ma etellezine min kablihim min resulin illa kalu sahırun ev mecnun.

    İşte böylece, onlardan öncekilere herhangi bir peygamber geldiğinde hemen: "O, bir büyücüdür veya delidir," dediler.

  53. 53

    اَتَوَاصَوْا بِه۪ۚ بَلْ هُمْ قَوْمٌ طَاغُونَ ﴿٥٣﴾

    E tevasav bih, bel hum kavmun tagun.

    Bunu (nesilden nesile) birbirlerine vasiyet mi ettiler? Doğrusu onlar azgın bir topluluktur.

  54. 54

    فَتَوَلَّ عَنْهُمْ فَمَٓا اَنْتَ بِمَلُومٍۘ ﴿٥٤﴾

    Fe tevelle anhum fe ma ente bi melum.

    Artık onlara aldırma. (Davete uymamalarından dolayı) sen kınanacak değilsin.

  55. 55

    وَذَكِّرْ فَاِنَّ الذِّكْرٰى تَنْفَعُ الْمُؤْمِن۪ينَ ﴿٥٥﴾

    Ve zekkir fe innez zikra tenfeul mu'minin.

    Sen yine de öğüt ver. Çünkü öğüt müminlere fayda verir.

  56. 56

    وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْاِنْسَ اِلَّا لِيَعْبُدُونِ ﴿٥٦﴾

    Ve ma halaktul cinne vel inse illa li ya'budun.

    Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.

  57. 57

    مَٓا اُر۪يدُ مِنْهُمْ مِنْ رِزْقٍ وَمَٓا اُر۪يدُ اَنْ يُطْعِمُونِ ﴿٥٧﴾

    Ma uridu minhum min rızkın ve ma uridu en yut'imuni.

    Ben onlardan rızık istemiyorum. Beni doyurmalarını da istemiyorum.

  58. 58

    اِنَّ اللّٰهَ هُوَ الرَّزَّاقُ ذُوالْقُوَّةِ الْمَت۪ينُ ﴿٥٨﴾

    İnnallahe huver rezzaku zul kuvvetil metin.

    Şüphesiz rızık veren, güç ve kuvvet sahibi olan ancak Allah'tır.

  59. 59

    فَاِنَّ لِلَّذ۪ينَ ظَلَمُوا ذَنُوباً مِثْلَ ذَنُوبِ اَصْحَابِهِمْ فَلَا يَسْتَعْجِلُونِ ﴿٥٩﴾

    Fe inne lillezine zalemu zenuben misle zenubi ashabihim fe la yesta'ciluni.

    Muhakkak ki bu zulmedenlerin de, geçmişlerinin payı gibi (azaptan) bir payları vardır! O halde acele etmesinler!

  60. 60

    فَوَيْلٌ لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ يَوْمِهِمُ الَّذ۪ي يُوعَدُونَ ﴿٦٠﴾

    Fe veylun lillezine keferu min yevmihimullezi yuadun.

    Başlarına gelecek (acı) günlerinden dolayı vay o kâfirlerin haline!

Zariyat Suresi Dinle

Sure hakkında

Sure adını, ilk ayette geçen ve "tozutup savuranlar" anlamına gelen "ez-zâriyât" kelimesinden alır; müfessirlerin çoğuna göre bununla rüzgârlar kastedilmektedir.

Sure Mekke'de inmiştir ve 60 ayettir. Mushafta 51. sırada bulunur; 26. cüzde başlar ve 27. cüzde devam eder. İniş sırasına göre 67. suredir. Hz. İbrâhim'e misafir olarak gelen meleklerin kıssası ve göğün kudretle bina edilip genişletildiğini bildiren 47. ayet bu surededir. Cinlerin ve insanların ancak Allah'a kulluk etmeleri için yaratıldığını bildiren 56. ayet ise surenin en çok bilinen ayetidir.

Nüzulü

Sure, Mekke döneminde, müşriklerin âhiret ve hesap konusunda çelişkili sözler söylediği, Hz. Peygamber'i sihirbaz ya da mecnun diye nitelediği bir dönemde inmiştir. Ayetlerde inkârcıların bu tutumunun önceki kavimlerin peygamberlerine karşı sergiledikleri tavrın bir tekrarı olduğu, sanki bunu birbirlerine tavsiye etmişler gibi aynı sözleri söyledikleri ifade edilir.

Sureye özgü, kaynaklarda yaygın kabul görmüş belirli bir iniş sebebi bilinmemektedir. Surenin sonlarına doğru Hz. Peygamber'e inkârcılardan yüz çevirmesi, ancak öğüt vermeyi sürdürmesi söylenir; çünkü öğüt müminlere fayda verir.

Konusu

Sure, rüzgârlar, yük taşıyan bulutlar, kolayca akıp giden gemiler ve işleri paylaştıran meleklere yeminle başlar; vadedilenin doğru ve hesabın mutlaka gerçekleşeceği bildirilir. Bu konuda çelişkiye düşenlerin akıbeti anlatılır.

Takva sahiplerinin nitelikleri sayılır: Geceleri az uyurlar, seher vakitlerinde bağışlanma dilerler ve mallarında isteyen ile yoksul kalan için bir hak bulunur. Yeryüzünde ve insanın kendi nefsinde kesin inananlar için ayetler olduğu, rızkın gökte bulunduğu vurgulanır. Ardından Hz. İbrâhim'in misafirleri olan meleklerin ona bir oğul müjdelemesi ve Lût kavmini helâk etmeye gönderilmeleri anlatılır. Firavun, Âd, Semûd ve Nûh kavminin akıbetleri kısaca hatırlatılır. Göğün kudretle bina edildiği ve genişletildiği, her şeyin çift yaratıldığı bildirilir; insanlar Allah'a koşmaya çağrılır. Cinlerin ve insanların ancak Allah'a kulluk etmeleri için yaratıldığı, Allah'ın onlardan rızık beklemediği, rızık verenin O olduğu belirtilir. Sure, inkârcıların vadedildikleri gündeki hâline dair bir uyarıyla sona erer.

Fazileti

Sure bilgileri Yasin Suresi uygulaması için hazırlanmıştır.