Yasin Suresi

57. sure · Cüz 27

Hadid Suresi سورة الحديد

29 ayet · Medenî · İniş sırası: 94

Ayetler Dinle Sure hakkında

Medine'de inen Hadîd suresi 29 ayettir. Allah'ın sıfatlarını anlatır; müminleri iman etmeye, Allah yolunda harcamaya ve kalplerini Allah'ı anmakla yumuşatmaya çağırır.

Hadid Suresi Arapça, okunuşu ve meali

Göster

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

Bismillahir rahmanir rahim.

Bismillâhirrahmânirrahîm

  1. 1

    سَبَّحَ لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ ﴿١﴾

    Sebbeha lillahi ma fis semavati vel ard, ve huvel azizul hakim.

    Göklerde ve yerde bulunan her şey Allah'ı tesbih etmektedir. O, azîzdir, hakîmdir.

  2. 2

    لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ يُحْـي۪ وَيُم۪يتُۚ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ﴿٢﴾

    Lehu mulkus semavati vel ard, yuhyi ve yumit, ve huve ala kulli şey'in kadir.

    Göklerin ve yerin mülkü O'nundur. O, diriltir, öldürür. O, her şeye gücü yetendir.

  3. 3

    هُوَ الْاَوَّلُ وَالْاٰخِرُ وَالظَّاهِرُ وَالْبَاطِنُۚ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ ﴿٣﴾

    Huvel evvelu vel ahiru vez zahiru vel batın, ve huve bi kulli şey'in alim.

    O ilktir, sondur, zâhirdir, bâtındır. O, her şeyi hakkıyla bilendir .

  4. 4

    هُوَ الَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ ف۪ي سِتَّةِ اَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِۜ يَعْلَمُ مَا يَلِجُ فِي الْاَرْضِ وَمَا يَخْرُجُ مِنْهَا وَمَا يَنْزِلُ مِنَ السَّمَٓاءِ وَمَا يَعْرُجُ ف۪يهَاۜ وَهُوَ مَعَكُمْ اَيْنَ مَا كُنْتُمْۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرٌ ﴿٤﴾

    Huvellezi halakas semavati vel ardafisitteti eyyamin summesteva alel arş, a'lemu ma yelicu fil ardı ve ma yahrucu minha ve ma yenzilu mines semai ve ma ya'rucu fiha, ve huve meakum eyne ma kuntum, vallahu bi ma ta'melune basir.

    O, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra Arş’ın üzerine istiva edendir. Yere gireni ve ondan çıkanı, gökten ineni ve oraya yükseleni bilir. Nerede olsanız, O sizinle beraberdir. Allah yaptıklarınızı hakkıyla görendir.

  5. 5

    لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَاِلَى اللّٰهِ تُرْجَعُ الْاُمُورُ ﴿٥﴾

    Lehu mulkus semavati vel ard, ve ilallahi turceul umur.

    Göklerin ve yerin mülkü O'nundur. Bütün işler ancak O'na döndürülür.

  6. 6

    يُولِجُ الَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَيُولِجُ النَّهَارَ فِي الَّيْلِۜ وَهُوَ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ ﴿٦﴾

    Yulicul leyle fin nehari ve yulicun nehare fil leyl ve huve alimun bi zatis sudur.

    Geceyi gündüze katar, gündüzü de geceye katar. O, kalplerde olanı bilir.

  7. 7

    اٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِه۪ وَاَنْفِقُوا مِمَّا جَعَلَكُمْ مُسْتَخْلَف۪ينَ ف۪يهِۜ فَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مِنْكُمْ وَاَنْفَقُوا لَهُمْ اَجْرٌ كَب۪يرٌ ﴿٧﴾

    Aminu billahi ve resulihi ve enfiku mimma cealekum mustahlefine fih, fellezine amenu minkum ve enfeku lehum ecrun kebir.

    Allah'a ve Rasûlü’ne iman edin. Sizi, üzerinde tasarrufa yetkili kıldığı şeylerden harcayın. Sizden iman edip de (Allah rızası için) harcayan kimselere büyük mükâfat vardır.

  8. 8

    وَمَا لَكُمْ لَا تُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِۚ وَالرَّسُولُ يَدْعُوكُمْ لِتُؤْمِنُوا بِرَبِّكُمْ وَقَدْ اَخَذَ م۪يثَاقَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَ ﴿٨﴾

    Ve ma lekum la tu'minune billah, ver resulu yed'ukum li tu'minu bi rabbikum ve kad e haze misakakum in kuntum mu'minin.

    Peygamber sizi, Rabbinize iman etmeye çağırdığı halde niçin Allah’a inanmıyorsunuz? Halbuki O, sizden kesin söz de almıştı. Eğer inanırsanız.

  9. 9

    هُوَ الَّذ۪ي يُنَزِّلُ عَلٰى عَبْدِه۪ٓ اٰيَاتٍ بَيِّنَاتٍ لِيُخْرِجَكُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِۜ وَاِنَّ اللّٰهَ بِكُمْ لَرَؤُ۫فٌ رَح۪يمٌ ﴿٩﴾

    Huvellezi yunezzilu ala abdihi ayatin beyyinatin li yuhricekum minez zulumati ilen nur, ve innellahe bikum le raufun rahim.

    Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kuluna apaçık âyetler indiren O'dur. Şüphesiz Allah, size karşı çok şefkatli, çok merhametlidir.

  10. 10

    وَمَا لَكُمْ اَلَّا تُنْفِقُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ وَلِلّٰهِ م۪يرَاثُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ لَا يَسْتَو۪ي مِنْكُمْ مَنْ اَنْفَقَ مِنْ قَبْلِ الْفَتْحِ وَقَاتَلَۜ اُو۬لٰٓئِكَ اَعْظَمُ دَرَجَةً مِنَ الَّذ۪ينَ اَنْفَقُوا مِنْ بَعْدُ وَقَاتَلُواۜ وَكُلاًّ وَعَدَ اللّٰهُ الْحُسْنٰىۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يرٌ۟ ﴿١٠﴾

    Ve ma lekum ella tunfiku fi sebilillahi, ve lillahi mirasus semavati vel ard, la yestevi minkum men enfeka min kablil fethi ve katel, ulaike a'zamu dereceten minellezine enfeku min ba'du ve katelu ve kullen ve adallahul husna, vallahu bi ma ta'melune habir.

    Ne oluyor size ki, Allah yolunda harcamıyorsunuz? Halbuki göklerin ve yerin mirası Allah’ındır. Elbette içinizden, fetihten önce harcayan ve savaşanlar, daha sonra harcayıp savaşanlarla eşit değildir. Onların derecesi, sonradan infak eden ve savaşanlardan daha yüksektir. Bununla beraber Allah hepsine de en güzel olanı vâdetmiştir. Allah'ın yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.

  11. 11

    مَنْ ذَا الَّذ۪ي يُقْرِضُ اللّٰهَ قَرْضاً حَسَناً فَيُضَاعِفَهُ لَهُ وَلَهُٓ اَجْرٌ كَر۪يمٌۚ ﴿١١﴾

    Men zellezi yukridullahe kardan hasenen fe yudaifehu lehu ve lehu ecrun kerim.

    Kim Allah'a güzel bir ödünç verecek olursa, Allah da onun karşılığını kat kat verir ve ayrıca onun çok değerli bir mükâfatı da vardır.

  12. 12

    يَوْمَ تَرَى الْمُؤْمِن۪ينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ يَسْعٰى نُورُهُمْ بَيْنَ اَيْد۪يهِمْ وَبِاَيْمَانِهِمْ بُشْرٰيكُمُ الْيَوْمَ جَنَّاتٌ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۜ ذٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُۚ ﴿١٢﴾

    Yevme terel mu'minine vel mu'minati yes'a nuruhum beyne eydihim ve bi eymanihim buşrakumul yevme cennatun tecri min tahtihel enharu halidine fih, zalike huvel fevzul azim.

    Mümin erkeklerle mümin kadınları, önlerinden ve sağlarından, (amellerinin) nurları aydınlatıp giderken gördüğün günde, (onlara): «Müjdeniz, zemininden ırmaklar akan ve içlerinde ebedî kalacağınız cennetlerdir.» denilir. İşte büyük kurtuluş budur.

  13. 13

    يَوْمَ يَقُولُ الْمُنَافِقُونَ وَالْمُنَافِقَاتُ لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا انْظُرُونَا نَقْتَبِسْ مِنْ نُورِكُمْ ق۪يلَ ارْجِعُوا وَرَٓاءَكُمْ فَالْتَمِسُوا نُوراًۜ فَضُرِبَ بَيْنَهُمْ بِسُورٍ لَهُ بَابٌۜ بَاطِنُهُ ف۪يهِ الرَّحْمَةُ وَظَاهِرُهُ مِنْ قِبَلِهِ الْعَذَابُۜ ﴿١٣﴾

    Yevme yekulul munafikune vel munafikatu lillezine amenunzuruna naktebis min nurikum, kilerci'u veraekum fel temisu nura, fe duribe beynehum bi surin lehu bab, batınuhu fihir rahmetu ve zahiruhu min kıbelihil azab.

    Münafık erkeklerle münafık kadınların, müminlere: Bizi bekleyin, nurunuzdan bir parça ışık alalım, diyeceği günde kendilerine: Arkanıza dönün de bir ışık arayın! denilir. Nihayet onların arasına, içinde rahmet, dışında azap bulunan kapılı bir sur çekilir.

  14. 14

    يُنَادُونَهُمْ اَلَمْ نَكُنْ مَعَكُمْۜ قَالُوا بَلٰى وَلٰكِنَّكُمْ فَـتَنْتُمْ اَنْفُسَكُمْ وَتَرَبَّصْتُمْ وَارْتَبْتُمْ وَغَرَّتْكُمُ الْاَمَانِيُّ حَتّٰى جَٓاءَ اَمْرُ اللّٰهِ وَغَرَّكُمْ بِاللّٰهِ الْغَرُورُ ﴿١٤﴾

    Yunadunehum e lem nekun meakum, kalu bela ve lakinnekum fe tentum enfusekum ve terebbastum vertebtum ve garret kumul emaniyyu hatta cae emrullahi ve garrekum billahil garur.

    Münafıklar onlara: Biz sizinle beraber değil miydik? diye seslenirler. (Müminler de) derler ki: Evet ama, siz kendi başınızı belaya soktunuz; fırsat beklediniz; şüpheye düştünüz ve kuruntular sizi aldattı. O çok aldatan (şeytan) sizi, Allah hakkında bile aldattı. Nihayet Allah'ın emri gelip çattı!

  15. 15

    فَالْيَوْمَ لَا يُؤْخَذُ مِنْكُمْ فِدْيَةٌ وَلَا مِنَ الَّذ۪ينَ كَفَرُواۜ مَأْوٰيكُمُ النَّارُۜ هِيَ مَوْلٰيكُمْۜ وَبِئْسَ الْمَص۪يرُ ﴿١٥﴾

    Fel yevme la yu'hazu minkum fid yetun ve la minellezine keferu, me'vakumun nar, hiye mevlakum, ve bi'sel masir.

    Bugün artık ne sizden ne de inkâr edenlerden bedel kabul edilir, varacağınız yer ateştir. Size yaraşan odur. Ne kötü bir dönüş yeridir!

  16. 16

    اَلَمْ يَأْنِ لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَنْ تَخْشَعَ قُلُوبُهُمْ لِذِكْرِ اللّٰهِ وَمَا نَزَلَ مِنَ الْحَقِّۙ وَلَا يَكُونُوا كَالَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلُ فَطَالَ عَلَيْهِمُ الْاَمَدُ فَقَسَتْ قُلُوبُهُمْۜ وَكَث۪يرٌ مِنْهُمْ فَاسِقُونَ ﴿١٦﴾

    E lem ye'ni lillezine amenu en tahşea kulubuhum li zikrillahi ve ma nezele minel hakkı ve la yekunu kellezine utul kitabe min kablu fe tale aleyhimul emedu fe kaset kulubuhum, ve kesirun minhum fasikun.

    İman edenlerin Allah'ı anma ve O'ndan inen Kur’an sebebiyle kalplerinin ürpermesi zamanı daha gelmedi mi? Onlar daha önce kendilerine kitap verilenler gibi olmasınlar. Onların üzerinden uzun zaman geçti de kalpleri katılaştı. Onlardan bir çoğu yoldan çıkmış kimselerdir.

  17. 17

    اِعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ يُحْـيِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۜ قَدْ بَيَّنَّا لَكُمُ الْاٰيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ ﴿١٧﴾

    İ'lemu ennellahe yuhyil arda ba'de mevtiha, kad beyyenna lekumul ayati leallekum ta'kılun.

    Bilin ki Allah, ölümünden sonra yeryüzünü canlandırıyor. Düşünesiniz diye gerçekten, size âyetleri açıkladık.

  18. 18

    اِنَّ الْمُصَّدِّق۪ينَ وَالْمُصَّدِّقَاتِ وَاَقْرَضُوا اللّٰهَ قَرْضاً حَسَناً يُضَاعَفُ لَهُمْ وَلَهُمْ اَجْرٌ كَر۪يمٌ ﴿١٨﴾

    İnnel mussaddikine vel mussaddikati ve akradullahe kardan hasenen yudaafu lehum ve lehum ecrun kerim.

    Sadaka veren erkeklere ve sadaka veren kadınlara ve Allah'a güzel bir ödünç verenlere, verdiklerinin karşılığı kat kat ödenir ve onlara değerli bir mükâfat vardır.

  19. 19

    وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا بِاللّٰهِ وَرُسُلِـه۪ٓ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الصِّدّ۪يقُونَۗ وَالشُّهَدَٓاءُ عِنْدَ رَبِّهِمْۜ لَهُمْ اَجْرُهُمْ وَنُورُهُمْۜ وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَٓا اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَح۪يمِ۟ ﴿١٩﴾

    Vellezine amenu billahi ve rusulihi ulaike humus sıddikune veş şuhedau inde rabbihim, lehum ecruhum ve nuruhum, vellezine keferu ve kezzebu bi ayatina ulaike ashabul cahim.

    Allah'a ve peygamberlerine iman edenler, (evet) işte onlar, Rableri yanında sözü özü doğru olanlar ve şehitlik mertebesine erenlerdir. Onların mükâfatları ve nûrları vardır. İnkâr edip de âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, onlar da cehennemin adamlarıdır.

  20. 20

    اِعْلَمُٓوا اَنَّمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَز۪ينَةٌ وَتَفَاخُرٌ بَيْنَكُمْ وَتَكَاثُرٌ فِي الْاَمْوَالِ وَالْاَوْلَادِۜ كَمَثَلِ غَيْثٍ اَعْجَبَ الْكُفَّارَ نَبَاتُهُ ثُمَّ يَه۪يجُ فَتَرٰيهُ مُصْفَراًّ ثُمَّ يَكُونُ حُطَاماًۜ وَفِي الْاٰخِرَةِ عَذَابٌ شَد۪يدٌۙ وَمَغْفِرَةٌ مِنَ اللّٰهِ وَرِضْوَانٌۜ وَمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَٓا اِلَّا مَتَاعُ الْغُرُورِ ﴿٢٠﴾

    İ'lemu ennemel hayatud dunya leibun ve lehvun ve zinetun ve tefahurun beynekum ve tekasurun fil emvali vel evlad, ke meseli gaysin a'cebel kuffare nebatuhu summe yehicu fe terahu musferren summe yekunu hutama, ve fil ahıreti azabun şedidun ve magfiretun minallahi ve rıdvan, ve mel hayatud dunya illa metaul gurur.

    Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun, eğlence, bir süs, aranızda bir övünme ve daha çok mal ve evlât sahibi olma isteğinden ibarettir. Tıpkı bir yağmur gibidir ki, bitirdiği ziraatçilerin hoşuna gider. Sonra kurur da sen onun sapsarı olduğunu görürsün; sonra da çer çöp olur. Ahirette ise çetin bir azap vardır. Yine orada Allah’ın mağfireti ve rızası vardır. Dünya hayatı aldatıcı bir geçimlikten başka bir şey değildir.

  21. 21

    سَابِقُٓوا اِلٰى مَغْفِرَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا كَعَرْضِ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِۙ اُعِدَّتْ لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا بِاللّٰهِ وَرُسُلِه۪ۜ ذٰلِكَ فَضْلُ اللّٰهِ يُؤْت۪يهِ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ ذُوالْفَضْلِ الْعَظ۪يمِ ﴿٢١﴾

    Sabiku ila magfiretin min rabbikum ve cennetin arduha keardıs semai vel ardı uıddet lillezine amenu billahi ve rusulih, zalike fadlullahi yu'tihi men yeşau, vallahu zul fadlil azim.

    Rabbinizden bir mağfirete; Allah’a ve peygamberlerine iman edenler için hazırlanmış olup genişliği gökle yerin genişliği kadar olan cennete koşuşun. İşte bu, Allah'ın lütfudur ki onu dilediğine verir. Allah büyük lütuf sahibidir.

  22. 22

    مَٓا اَصَابَ مِنْ مُص۪يبَةٍ فِي الْاَرْضِ وَلَا ف۪ٓي اَنْفُسِكُمْ اِلَّا ف۪ي كِتَابٍ مِنْ قَبْلِ اَنْ نَبْرَاَهَاۜ اِنَّ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَس۪يرٌۚ ﴿٢٢﴾

    Ma esabe min musibetin fil ardı ve la fi enfusikum illa fi kitabin min kabli en nebreeha, inne zalike alallahi yesir.

    Yeryüzünde vuku bulan ve sizin başınıza gelen herhangi bir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce, bir kitapta yazılmış olmasın. Şüphesiz bu, Allah'a göre kolaydır.

  23. 23

    لِكَيْلَا تَأْسَوْا عَلٰى مَا فَاتَكُمْ وَلَا تَفْرَحُوا بِمَٓا اٰتٰيكُمْۜ وَاللّٰهُ لَا يُحِبُّ كُلَّ مُخْتَالٍ فَخُورٍۙ ﴿٢٣﴾

    Li keyla te'sev ala ma fatekum ve la tefrehu bi ma atakum, vallahu la yuhıbbu kulle muhtalin fehur.

    (Allah bunu) elinizden çıkana üzülmeyesiniz ve Allah’ın size verdiği nimetlerle şımarmayasınız diye açıklamaktadır. Çünkü Allah, kendini beğenip böbürlenen kimseleri sevmez.

  24. 24

    اَلَّذ۪ينَ يَبْخَلُونَ وَيَأْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبُخْلِۜ وَمَنْ يَتَوَلَّ فَاِنَّ اللّٰهَ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَم۪يدُ ﴿٢٤﴾

    Ellezine yebhalune ve ye'murunen nase bil buhl, ve men yetevelle feinnellahe huvel ganiyyul hamid.

    Onlar cimrilik edip insanlara da cimriliği emrederler. Kim yüz çevirirse şüphesiz ki Allah zengindir (onun malına muhtaç değildir), hamde lâyıktır.

  25. 25

    لَقَدْ اَرْسَلْنَا رُسُلَنَا بِالْبَيِّنَاتِ وَاَنْزَلْنَا مَعَهُمُ الْكِتَابَ وَالْم۪يزَانَ لِيَقُومَ النَّاسُ بِالْقِسْطِۚ وَاَنْزَلْنَا الْحَد۪يدَ ف۪يهِ بَأْسٌ شَد۪يدٌ وَمَنَافِعُ لِلنَّاسِ وَلِيَعْلَمَ اللّٰهُ مَنْ يَنْصُرُهُ وَرُسُلَهُ بِالْغَيْبِۜ اِنَّ اللّٰهَ قَوِيٌّ عَز۪يزٌ۟ ﴿٢٥﴾

    Lekad erselna rusulena bil beyyinati ve enzelna meahumul kitabe vel mizane li yekumen nasu bil kıst, ve enzelnel hadide fihi be'sun şedidun ve menafiu lin nasi ve li ya'lemallahu men yensuruhu ve rusulehu bil gayb, innellahe kaviyyun aziz.

    Andolsun biz peygamberlerimizi açık delillerle gönderdik ve insanların adaleti yerine getirmeleri için beraberlerinde kitabı ve mizanı indirdik. Biz demiri de indirdik ki onda büyük bir kuvvet ve insanlar için faydalar vardır. Bu, Allah'ın, dinine ve peygamberlerine gayba inanarak yardım edenleri belirlemesi içindir. Şüphesiz Allah kuvvetlidir, daima üstündür.

  26. 26

    وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا نُوحاً وَاِبْرٰه۪يمَ وَجَعَلْنَا ف۪ي ذُرِّيَّتِهِمَا النُّبُوَّةَ وَالْكِتَابَ فَمِنْهُمْ مُهْتَدٍۚ وَكَث۪يرٌ مِنْهُمْ فَاسِقُونَ ﴿٢٦﴾

    Ve lekad erselna nuhan ve ibrahime ve cealna fi zurriyyetihimen nubuvvete vel kitabe fe minhum muhted, ve kesirun minhum fasikun.

    Andolsun ki biz, Nuh’u ve İbrahim'i gönderdik, peygamberliği de kitabı da onların soyuna verdik. Onlardan (insanlardan) kimi doğru yoldadır; içlerinden birçoğu da yoldan çıkmışlardır.

  27. 27

    ثُمَّ قَفَّيْنَا عَلٰٓى اٰثَارِهِمْ بِرُسُلِنَا وَقَفَّيْنَا بِع۪يسَى ابْنِ مَرْيَمَ وَاٰتَيْنَاهُ الْاِنْج۪يلَ وَجَعَلْنَا ف۪ي قُلُوبِ الَّذ۪ينَ اتَّبَعُوهُ رَأْفَةً وَرَحْمَةًۜ وَرَهْبَانِيَّةًۨ ابْتَدَعُوهَا مَا كَتَبْنَاهَا عَلَيْهِمْ اِلَّا ابْتِغَٓاءَ رِضْوَانِ اللّٰهِ فَمَا رَعَوْهَا حَقَّ رِعَايَـتِهَاۚ فَاٰتَيْنَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مِنْهُمْ اَجْرَهُمْۚ وَكَث۪يرٌ مِنْهُمْ فَاسِقُونَ ﴿٢٧﴾

    Summe kaffeyna ala asarihim bi rusulina ve kaffeyna bi'isebni meryeme ve ateynahul incile ve cealna fi kulubillezinet tebeuhu re'feten ve rahmeh, ve rahbaniyyetenibtedeuha ma ketebnaha aleyhim illebtigae rıdvanillahi fe ma reavha hakka riayetiha, fe ateynellezine amenu minhum ecrehum, ve kesirun minhum fasikun.

    Sonra bunların izinden ardarda peygamberlerimizi gönderdik. Meryem oğlu İsa'yı da arkalarından gönderdik, ona İncil'i verdik; ona uyanların kalplerine şefkat ve merhamet vermiştik. Uydurdukları ruhbanlığa gelince, onu biz yazmadık. Fakat kendileri Allah rızasını kazanmak için yaptılar. Ama buna da gereği gibi uymadılar. Biz de onlardan iman edenlere mükâfatlarını verdik. İçlerinden çoğu da yoldan çıkmışlardır.

  28. 28

    يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَاٰمِنُوا بِرَسُولِه۪ يُؤْتِكُمْ كِفْلَيْنِ مِنْ رَحْمَتِه۪ وَيَجْعَلْ لَكُمْ نُوراً تَمْشُونَ بِه۪ وَيَغْفِرْ لَكُمْۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌۙ ﴿٢٨﴾

    Ya eyyuhellezine amenut tekullahe ve aminu bi resulihi yu'tikum kifleyni min rahmetihi ve yec'al lekum nuren temşune bihi ve yagfir lekum, vallahu gafurun rahim.

    Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve Peygamberine iman edin ki O, size rahmetinden iki kat versin ve size ışığında yürüyeceğiniz bir nûr lütfetsin; sizi bağışlasın. Allah, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.

  29. 29

    لِئَلَّا يَعْلَمَ اَهْلُ الْكِتَابِ اَلَّا يَقْدِرُونَ عَلٰى شَيْءٍ مِنْ فَضْلِ اللّٰهِ وَاَنَّ الْفَضْلَ بِيَدِ اللّٰهِ يُؤْت۪يهِ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ ذُوالْفَضْلِ الْعَظ۪يمِ ﴿٢٩﴾

    Li ella ya'leme ehlul kitabi ella yakdirune ala şey'in min fadlillahi ve ennel fadle bi yedillahi yu'tihi men yeşau, vallahu zul fadlil azim.

    Böylece kitap ehli, Allah'ın lütfundan hiçbir şey elde edemeyeceklerini bilsinler. Lütuf bütünüyle Allah’ın elindedir, onu dilediğine bahşeder. Allah, büyük lütuf sahibidir.

Hadid Suresi Dinle

Sure hakkında

Sure adını, 25. ayette geçen ve "demir" anlamına gelen "hadîd" kelimesinden alır; bu ayette Allah'ın, içinde büyük bir güç ve insanlar için faydalar bulunan demiri indirdiği bildirilir.

Sure Medine'de inmiştir ve 29 ayettir. Mushafta 57. sırada bulunur ve 27. cüzde yer alır; iniş sırasına göre 94. suredir. "Sebbaha" ya da "yüsebbihu" (tesbih eder) fiiliyle başlayan ve "Müsebbihât" diye anılan surelerin mushaftaki ilkidir. Allah'ın Evvel, Âhir, Zâhir ve Bâtın olduğunu bildiren üçüncü ayet, Allah'ın isimlerine dair en çok bilinen ayetlerdendir.

Nüzulü

Sure, Medine döneminde, Müslümanların hem canlarıyla hem mallarıyla büyük fedakârlık göstermesi gereken bir zamanda inmiştir. 10. ayette fetihten önce harcayıp savaşanlarla sonra harcayıp savaşanların bir olmadığı belirtilir; müfessirlerin çoğu buradaki fethi Mekke'nin fethi, bazıları ise Hudeybiye Antlaşması olarak açıklamıştır.

Müslim'de Abdullah b. Mes'ûd'un, "Müslüman olmamızla, 'İman edenlerin kalplerinin Allah'ı anmak için yumuşamasının zamanı gelmedi mi?' ayetiyle uyarılmamız arasında ancak dört yıl vardı" dediği nakledilir. Bu rivayete dayanarak bazı âlimler surenin bir kısmının daha erken bir dönemde indiğini düşünmüştür; ancak âlimlerin çoğu sureyi Medenî kabul eder.

Konusu

Sure, göklerde ve yerde olanların Allah'ı tesbih ettiğini bildirerek başlar; mülkün O'na ait olduğu, O'nun Evvel, Âhir, Zâhir ve Bâtın olduğu, gökleri ve yeri altı günde yarattığı ve nerede olunursa olunsun insanlarla beraber olduğu vurgulanır.

Ardından Allah'a ve Resûlü'ne iman etmeye, Allah'ın emanet olarak verdiği maldan harcamaya çağrılır; Allah'a güzel bir borç verenin karşılığının kat kat verileceği müjdelenir. Kıyamet günü müminlerin nurlarının önlerinde ve sağlarında koşacağı, münafıkların ise onlardan nur istedikleri ve aralarına bir sur çekileceği tasvir edilir. Müminlere, kalplerinin Allah'ı anmakla yumuşaması gerektiği hatırlatılır. Dünya hayatının oyun, eğlence, süs, övünme ve mal-evlat yarışından ibaret olduğu, yağmurla yeşerip sonra kuruyan bitkiye benzediği anlatılır. Her musibetin önceden bir kitapta yazılı olduğu, böylece kaybedilene üzülüp verilenle şımarılmaması gerektiği bildirilir. Peygamberlerin, insanlar adaleti ayakta tutsun diye kitap ve mizanla gönderildiği, demirin de indirildiği anlatılır. Îsâ'ya uyanların sonradan ruhbanlığı ortaya çıkardığı hatırlatılır. Sure, Allah'tan korkup Peygamber'e iman edenlere rahmetinden iki kat pay ve nur verileceğini bildirerek sona erer.

Fazileti

Tirmizî, Ebû Dâvûd ve Nesâî'nin İrbâz b. Sâriye'den naklettiği bir rivayete göre Hz. Peygamber, uyumadan önce tesbih fiiliyle başlayan ve "Müsebbihât" denilen sureleri okur ve "Bunlarda bin ayetten daha hayırlı bir ayet vardır" buyururdu. Hadîd suresi bu surelerin mushaftaki ilkidir. Tirmizî bu rivayeti "hasen garîb" olarak nitelendirmiştir.

Söz konusu ayetin hangisi olduğu hadiste belirtilmemiştir. Bazı âlimler bunun, Hadîd suresinin "O, Evvel'dir, Âhir'dir, Zâhir'dir, Bâtın'dır ve O her şeyi bilendir" anlamındaki üçüncü ayeti olabileceğini söylemiştir.

Sure bilgileri Yasin Suresi uygulaması için hazırlanmıştır.