Yasin Suresi

56. sure · Cüz 27

Vakıa Suresi سورة الواقعة

96 ayet · Mekkî · İniş sırası: 46

Ayetler Dinle Sure hakkında

Mekke'de inen Vâkıa suresi 96 ayettir. Kıyametin mutlaka gerçekleşeceğini, insanların o gün üç gruba ayrılacağını ve Allah'ın kudretini gösteren delilleri anlatır.

Vakıa Suresi Arapça, okunuşu ve meali

Göster

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

Bismillahir rahmanir rahim.

Bismillâhirrahmânirrahîm

  1. 1

    اِذَا وَقَعَتِ الْوَاقِعَةُۙ ﴿١﴾

    İza ve kaatil vakıah.

    Kıyamet koptuğu zaman,

  2. 2

    لَيْسَ لِوَقْعَتِهَا كَاذِبَةٌۢ ﴿٢﴾

    Leyse li vak'atiha kazibeh.

    ki onun oluşunu yalanlayacak hiçbir kimse yoktur;

  3. 3

    خَافِضَةٌ رَافِعَةٌۙ ﴿٣﴾

    Hafidatun rafiah.

    O, alçaltıcı, yükselticidir.

  4. 4

    اِذَا رُجَّتِ الْاَرْضُ رَجاًّۙ ﴿٤﴾

    İza ruccetil ardu recca.

    Yer şiddetle sarsıldığı zaman,

  5. 5

    وَبُسَّتِ الْجِبَالُ بَساًّۙ ﴿٥﴾

    Ve bussetil cibalu bessa.

    Dağlar parçaladığı zaman,

  6. 6

    فَكَانَتْ هَبَٓاءً مُنْبَثاًّۙ ﴿٦﴾

    Fe kanet hebaen mun bessa.

    dağılıp toz duman haline geldiği

  7. 7

    وَكُنْتُمْ اَزْوَاجاً ثَلٰثَةًۜ ﴿٧﴾

    Ve kuntum ezvacen selaseh.

    ve sizler de üç sınıf olduğunuz zaman,

  8. 8

    فَاَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِ مَٓا اَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِۜ ﴿٨﴾

    Fe ashabul meymeneti ma ashabul meymeneti.

    sağdakiler, ne mutlu o sağdakilere!

  9. 9

    وَاَصْحَابُ الْمَشْـَٔمَةِ مَٓا اَصْحَابُ الْمَشْـَٔمَةِۜ ﴿٩﴾

    Ve ashabul meş'emeti ma ashabul meş'emeti.

    Soldakiler, ne bahtsızdırlar onlar!

  10. 10

    وَالسَّابِقُونَ السَّابِقُونَۙ ﴿١٠﴾

    Ves sabikunes sabikun.

    (Hayırda) önde olanlar, (ecirde de) öndedirler.

  11. 11

    اُو۬لٰٓئِكَ الْمُقَرَّبُونَۚ ﴿١١﴾

    Ulaikel mukarrebun.

    İşte bunlar, (Allah'a) en yakın olanlardır.

  12. 12

    ف۪ي جَنَّاتِ النَّع۪يمِ ﴿١٢﴾

    Fi cennatin naim.

    Naîm cennetlerinde.

  13. 13

    ثُلَّةٌ مِنَ الْاَوَّل۪ينَۙ ﴿١٣﴾

    Sulletun minel evvelin.

    (Onların) çoğu önceki ümmetlerden,

  14. 14

    وَقَل۪يلٌ مِنَ الْاٰخِر۪ينَۜ ﴿١٤﴾

    Ve kalilun minel ahirin.

    birazı da sonrakilerdendir.

  15. 15

    عَلٰى سُرُرٍ مَوْضُونَةٍۙ ﴿١٥﴾

    Ala sururin mevdunetin.

    Cevherlerle işlenmiş tahtlar üzerindedir,

  16. 16

    مُتَّكِـ۪ٔينَ عَلَيْهَا مُتَقَابِل۪ينَ ﴿١٦﴾

    Muttekiine aleyha mutekabilin.

    karşılıklı olarak oturup yaslanırlar.

  17. 17

    يَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَانٌ مُخَلَّدُونَۙ ﴿١٧﴾

    Yetufu aleyhim vildanun muhalledun.

    Çevrelerinde, (hizmet için) ölümsüz gençler dolaşır;

  18. 18

    بِاَكْوَابٍ وَاَبَار۪يقَ وَكَأْسٍ مِنْ مَع۪ينٍۙ ﴿١٨﴾

    Bi ekvabin ve ebarika ve ke'sin min main.

    Maîn çeşmesinden doldurulmuş testiler, ibrikler ve kadehlerle.

  19. 19

    لَا يُصَدَّعُونَ عَنْهَا وَلَا يُنْزِفُونَۙ ﴿١٩﴾

    La yusaddeune anha ve la yunzifun.

    Bu şaraptan ne başları ağrıtılır, ne de akılları giderilir.

  20. 20

    وَفَاكِهَةٍ مِمَّا يَتَخَيَّرُونَۙ ﴿٢٠﴾

    Ve fakihetin mimma yetehayyerun.

    (Onlara) beğendikleri meyveler,

  21. 21

    وَلَحْمِ طَيْرٍ مِمَّا يَشْتَهُونَۜ ﴿٢١﴾

    Ve lahmi tayrin mimma yeştehun.

    Canlarının çektiği kuş etleri,

  22. 22

    وَحُورٌ ع۪ينٌۙ ﴿٢٢﴾

    Ve hurun inun.

    iri gözlü huriler,

  23. 23

    كَاَمْثَالِ اللُّؤْلُؤِ۬ الْمَكْنُونِۚ ﴿٢٣﴾

    Ke emsalil lu'luil meknun.

    saklı inciler gibi

  24. 24

    جَزَٓاءً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ﴿٢٤﴾

    Cezaen bi ma kanu ya'melun.

    yaptıklarına karşılık olarak (verilir).

  25. 25

    لَا يَسْمَعُونَ ف۪يهَا لَغْواً وَلَا تَأْث۪يماًۙ ﴿٢٥﴾

    La yesmeune fiha lagven ve la te'sima.

    Orada boş bir söz ve günaha sokan bir laf işitmezler.

  26. 26

    اِلَّا ق۪يلاً سَلَاماً سَلَاماً ﴿٢٦﴾

    İlla kilen selamen selama.

    Söylenen, yalnızca «selâm, selâm »dır.

  27. 27

    وَاَصْحَابُ الْيَم۪ينِ مَٓا اَصْحَابُ الْيَم۪ينِۜ ﴿٢٧﴾

    Ve ashabul yemini ma ashabul yemin.

    Sağdakiler, ne mutlu o sağdakilere (amel defteri sağdan verilenlere)!

  28. 28

    ف۪ي سِدْرٍ مَخْضُودٍۙ ﴿٢٨﴾

    Fi sidrin mahdud.

    Düzgün kiraz ağacı,

  29. 29

    وَطَلْحٍ مَنْضُودٍۙ ﴿٢٩﴾

    Ve talhın mendud.

    meyveleri salkım salkım dizili muz ağaçları,

  30. 30

    وَظِلٍّ مَمْدُودٍۙ ﴿٣٠﴾

    Ve zıllin memdud.

    uzamış gölgeler,

  31. 31

    وَمَٓاءٍ مَسْكُوبٍۙ ﴿٣١﴾

    Ve main meskub.

    çağlayarak akan sular,

  32. 32

    وَفَاكِهَةٍ كَث۪يرَةٍۙ ﴿٣٢﴾

    Ve fakihetin kesirah

    sayısız meyveler içindedirler;

  33. 33

    لَا مَقْطُوعَةٍ وَلَا مَمْنُوعَةٍۙ ﴿٣٣﴾

    La maktuatin ve la memnuah.

    Tükenmeyen ve yasaklanmayan,

  34. 34

    وَفُرُشٍ مَرْفُوعَةٍۜ ﴿٣٤﴾

    Ve furuşin merfuah.

    ve kabartılmış döşekler üstündedirler.

  35. 35

    اِنَّٓا اَنْشَأْنَاهُنَّ اِنْشَٓاءًۙ ﴿٣٥﴾

    İnna enşe'na hunne inşaa.

    Gerçekten biz hurileri apayrı biçimde yeni yarattık.

  36. 36

    فَجَعَلْنَاهُنَّ اَبْكَاراًۙ ﴿٣٦﴾

    Fe cealna hunne ebkaran.

    Onları, eşlerine bâkireler kıldık.

  37. 37

    عُـرُباً اَتْـرَاباًۙ ﴿٣٧﴾

    Uruben etraba.

    Düşkün ve yaşıt.

  38. 38

    لِاَصْحَـابِ الْيَم۪ينِۜ ۟ ﴿٣٨﴾

    Li ashabil yemin.

    Bütün bunlar sağdakiler içindir.

  39. 39

    ثُلَّةٌ مِنَ الْاَوَّل۪ينَۙ ﴿٣٩﴾

    Sulletun minel evvelin.

    Bunların birçoğu önceki ümmetlerdendir.

  40. 40

    وَثُلَّةٌ مِنَ الْاٰخِر۪ينَۜ ﴿٤٠﴾

    Ve sulletun minel ahırin.

    Birçoğu da sonrakilerdendir.

  41. 41

    وَاَصْحَابُ الشِّمَالِۙ مَٓا اَصْحَابُ الشِّمَالِۜ ﴿٤١﴾

    Ve ashabuş şimali ma ashabuş şimal.

    Soldakiler; ne yazık o soldakilere (amel defteri soldan verilenlere)!

  42. 42

    ف۪ي سَمُومٍ وَحَم۪يمٍۙ ﴿٤٢﴾

    Fi semumin ve hamim.

    İçlerine işleyen bir ateş ve kaynar su içinde,

  43. 43

    وَظِلٍّ مِنْ يَحْمُومٍۙ ﴿٤٣﴾

    Ve zıllin min yahmum.

    kapkara dumandan bir gölge altındadırlar,

  44. 44

    لَا بَارِدٍ وَلَا كَر۪يمٍ ﴿٤٤﴾

    La baridin ve la kerim.

    serin ve hoş olmayan.

  45. 45

    اِنَّهُمْ كَانُوا قَبْلَ ذٰلِكَ مُتْرَف۪ينَۚ ﴿٤٥﴾

    İnnehum kanu kable zalike mutrefin.

    Çünkü onlar bundan önce varlık içinde sefahete dalmışlardı.

  46. 46

    وَكَانُوا يُصِرُّونَ عَلَى الْحِنْثِ الْعَظ۪يمِۚ ﴿٤٦﴾

    Ve kanu yusirrune alel hınsil azim.

    Büyük günahı işlemekte direnir dururlardı.

  47. 47

    وَكَانُوا يَقُولُونَ اَئِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَاباً وَعِظَاماً ءَاِنَّا لَمَبْعُوثُونَۙ ﴿٤٧﴾

    Ve kanu yekulune e iza mitna ve kunna turaben ve iza men e inna le meb'usun.

    Ve diyorlardı ki: Biz öldükten, toprak ve kemik yığını haline geldikten sonra, biz mi bir daha diriltileceğiz?

  48. 48

    اَوَاٰبَٓاؤُ۬نَا الْاَوَّلُونَ ﴿٤٨﴾

    E ve abaunel evvelun.

    Önceki atalarımız da mı?

  49. 49

    قُلْ اِنَّ الْاَوَّل۪ينَ وَالْاٰخِر۪ينَۙ ﴿٤٩﴾

    Kul innel evveline vel ahirin.

    De ki: Hem öncekiler hem de sonrakiler,

  50. 50

    لَمَجْمُوعُونَ اِلٰى م۪يقَاتِ يَوْمٍ مَعْلُومٍ ﴿٥٠﴾

    Le mecmuune ila mikati yevmin ma'lum.

    belli bir günün belli vaktinde mutlaka toplanacaklardır!

  51. 51

    ثُمَّ اِنَّكُمْ اَيُّهَا الضَّٓالُّونَ الْمُكَذِّبُونَۙ ﴿٥١﴾

    Summe innekum eyyuhed dallunel mukezzibun.

    Sonra siz ey sapıklar, yalancılar!

  52. 52

    لَاٰكِلُونَ مِنْ شَجَرٍ مِنْ زَقُّومٍۙ ﴿٥٢﴾

    Le akilune min şecerin min zakkumin.

    Elbette bir ağaçtan, zakkum ağacından yiyeceksiniz.

  53. 53

    فَمَالِـؤُ۫نَ مِنْهَا الْبُطُونَۚ ﴿٥٣﴾

    Fe ma liune minhel butun.

    Karınlarınızı ondan dolduracaksınız.

  54. 54

    فَشَارِبُونَ عَلَيْهِ مِنَ الْحَم۪يمِۚ ﴿٥٤﴾

    Fe şaribune aleyhi minel hamim.

    Üstüne de kaynar sudan içeceksiniz.

  55. 55

    فَشَارِبُونَ شُرْبَ الْه۪يمِۜ ﴿٥٥﴾

    Fe şaribune şurbel him.

    Susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz.

  56. 56

    هٰذَا نُزُلُهُمْ يَوْمَ الدّ۪ينِۜ ﴿٥٦﴾

    Haza nuzuluhum yevmed din.

    İşte ceza gününde onlara sunulacak ziyafet budur!

  57. 57

    نَحْنُ خَلَقْنَاكُمْ فَلَوْلَا تُصَدِّقُونَ۟ ﴿٥٧﴾

    Nahnu halaknakum fe lev la tusaddikun.

    Sizi biz yarattık. Tasdik etmeniz gerekmez mi?

  58. 58

    اَفَرَاَيْتُمْ مَا تُمْنُونَۜ ﴿٥٨﴾

    E fe reeytum ma tumnun.

    Söyleyin öyleyse, (rahimlere) döktüğünüz meni nedir?

  59. 59

    ءَاَنْتُمْ تَخْلُقُونَهُٓ اَمْ نَحْنُ الْخَالِقُونَ ﴿٥٩﴾

    E entum tahlukunehu em nahnul halikun.

    Onu siz mi yaratıyorsunuz yoksa yaratan biz miyiz?

  60. 60

    نَحْنُ قَدَّرْنَا بَيْنَكُمُ الْمَوْتَ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوق۪ينَۙ ﴿٦٠﴾

    Nahnu kadderna beynekumul mevte ve ma nahnu bi mes- bukin.

    Aranızda ölümü takdir eden biziz ve biz, önüne geçilebileceklerden değiliz.

  61. 61

    عَلٰٓى اَنْ نُبَدِّلَ اَمْثَالَكُمْ وَنُنْشِئَكُمْ ف۪ي مَا لَا تَعْلَمُونَ ﴿٦١﴾

    Ala en nubeddile emsalekum ve nunşiekum fi ma la ta'lemun.

    Böylece sizin yerinize benzerlerinizi getirelim ve sizi bilmediğiniz bir âlemde tekrar var edelim diye (ölümü takdir ettik).

  62. 62

    وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ النَّشْاَةَ الْاُو۫لٰى فَلَوْلَا تَذَكَّرُونَ ﴿٦٢﴾

    Ve lekad alimtumunneş etel ula fe lev la tezekkerun.

    Andolsun, ilk yaratılışı bildiniz. Düşünüp ibret almanız gerekmez mi?

  63. 63

    اَفَرَاَيْتُمْ مَا تَحْرُثُونَۜ ﴿٦٣﴾

    E fe reeytum ma tahrusun.

    Şimdi bana, ektiğinizi haber verin.

  64. 64

    ءَاَنْتُمْ تَزْرَعُونَهُٓ اَمْ نَحْنُ الزَّارِعُونَ ﴿٦٤﴾

    E entum tezre unehu em nahnuz zariun.

    Onu siz mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren biz miyiz?

  65. 65

    لَوْ نَشَٓاءُ لَجَعَلْنَاهُ حُطَاماً فَظَلْتُمْ تَفَكَّهُونَ ﴿٦٥﴾

    Lev neşau le cealnahu hutamen fe zaltum tefekkehun.

    Dileseydik onu kuru bir çöp yapardık da şaşar kalırdınız.

  66. 66

    اِنَّا لَمُغْرَمُونَۙ ﴿٦٦﴾

    İnna le mugremun.

    «Doğrusu borç altına girdik.

  67. 67

    بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ ﴿٦٧﴾

    Bel nahnu mahrumun.

    Daha doğrusu, biz yoksul kaldık» (derdiniz).

  68. 68

    اَفَرَاَيْتُمُ الْمَٓاءَ الَّذ۪ي تَشْرَبُونَۜ ﴿٦٨﴾

    E fe reeytumul maellezi teşrebun.

    Ya içtiğiniz suya ne dersiniz?

  69. 69

    ءَاَنْتُمْ اَنْزَلْتُمُوهُ مِنَ الْمُزْنِ اَمْ نَحْنُ الْمُنْزِلُونَ ﴿٦٩﴾

    E entum enzeltumuhu minel muzni em nahnul munzilun.

    Buluttan onu siz mi indirdiniz, yoksa indiren biz miyiz?

  70. 70

    لَوْ نَشَٓاءُ جَعَلْنَاهُ اُجَاجاً فَلَوْلَا تَشْكُرُونَ ﴿٧٠﴾

    Lev neşau cealnahu ucacen fe levla teşkurun.

    Dileseydik onu tuzlu yapardık. Şükretmeniz gerekmez mi?

  71. 71

    اَفَرَاَيْتُمُ النَّارَ الَّت۪ي تُورُونَۜ ﴿٧١﴾

    E fe reeytumun narelleti turun.

    Söyleyin şimdi bana, tutuşturmakta olduğunuz ateşi,

  72. 72

    ءَاَنْتُمْ اَنْشَأْتُمْ شَجَرَتَـهَٓا اَمْ نَحْنُ الْمُنْشِؤُ۫نَ ﴿٧٢﴾

    E entum enşe'tum şecereteha em nahnul munşiun.

    onun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratan biz miyiz?

  73. 73

    نَحْنُ جَعَلْنَاهَا تَذْكِرَةً وَمَتَاعاً لِلْمُقْو۪ينَۚ ﴿٧٣﴾

    Nahnu cealnaha tezkireten ve metaan lil mukvin.

    Biz onu bir ibret ve çölden gelip geçenlerin istifadesi için yarattık.

  74. 74

    فَسَبِّحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظ۪يمِ۟ ﴿٧٤﴾

    Fe sebbih bismi rabbikel azim.

    Öyleyse Yüce Rabbinin adıyla tesbih et.

  75. 75

    فَلَٓا اُقْسِمُ بِمَوَاقِـعِ النُّجُومِۙ ﴿٧٥﴾

    Fe la uksimu bi mevakiin nucum.

    Hayır! Yıldızların yerlerine yemin ederim ki,

  76. 76

    وَاِنَّهُ لَقَسَمٌ لَوْ تَعْلَمُونَ عَظ۪يمٌۙ ﴿٧٦﴾

    Ve innehu le kasemun lev ta'lemune azim.

    Bilirseniz, gerçekten bu, büyük bir yemindir.

  77. 77

    اِنَّهُ لَقُرْاٰنٌ كَر۪يمٌۙ ﴿٧٧﴾

    İnnehu le kur'anun kerim.

    Değerli bir Kur'an'dır.

  78. 78

    ف۪ي كِتَابٍ مَكْنُونٍۙ ﴿٧٨﴾

    Fi kitabin meknun.

    Şüphesiz bu, korunmuş bir kitapta bulunan

  79. 79

    لَا يَمَسُّهُٓ اِلَّا الْمُطَهَّرُونَۜ ﴿٧٩﴾

    La yemessuhu illel mutahherun.

    Ona ancak temizlenenler dokunabilir.

  80. 80

    تَنْز۪يلٌ مِنْ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ ﴿٨٠﴾

    Tenzilun min rabbil alemin.

    O, âlemlerin Rabbinden indirilmiştir.

  81. 81

    اَفَبِهٰذَا الْحَد۪يثِ اَنْتُمْ مُدْهِنُونَۙ ﴿٨١﴾

    E fe bi hazel hadisi entum mudhinun.

    Şimdi siz, bu sözü mü küçümsüyorsunuz?

  82. 82

    وَتَجْعَلُونَ رِزْقَـكُمْ اَنَّكُمْ تُكَذِّبُونَ ﴿٨٢﴾

    Ve tec'alune rızkakum ennekum tukezzibun.

    Allah’ın verdiği rızka karşı şükrü, onu yalanlamakla mı yerine getiriyorsunuz?

  83. 83

    فَلَوْلَٓا اِذَا بَلَغَتِ الْحُلْقُومَۙ ﴿٨٣﴾

    Fe lev la iza belegatil hulkume.

    Hele can boğaza dayandığı zaman,

  84. 84

    وَاَنْتُمْ ح۪ينَئِذٍ تَنْظُرُونَۙ ﴿٨٤﴾

    Ve entum hine izin tenzurun.

    O vakit siz bakar durursunuz.

  85. 85

    وَنَحْنُ اَقْرَبُ اِلَيْهِ مِنْكُمْ وَلٰـكِنْ لَا تُبْصِرُونَ ﴿٨٥﴾

    Ve nahnu akrabu ileyhi minkum ve lakin la tubsirun

    (O anda) biz ona sizden daha yakınız, ama göremezsiniz.

  86. 86

    فَلَوْلَٓا اِنْ كُنْتُمْ غَيْرَ مَد۪ين۪ينَۙ ﴿٨٦﴾

    Fe lev la in kuntum gayre medinin.

    Madem ki ceza görmeyecekmişsiniz,

  87. 87

    تَرْجِعُونَـهَٓا اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ﴿٨٧﴾

    Terciuneha in kuntum sadikin.

    Onu (canı) geri çevirsenize, şayet iddianızda doğru iseniz!

  88. 88

    فَاَمَّٓا اِنْ كَانَ مِنَ الْمُقَرَّب۪ينَۙ ﴿٨٨﴾

    Fe emma in kane minel mukarrebine.

    Fakat (ölen kişi Allah'a) yakın olanlardan ise,

  89. 89

    فَرَوْحٌ وَرَيْحَانٌ وَجَنَّتُ نَع۪يمٍ ﴿٨٩﴾

    Fe revhun ve reyhanun ve cennetu naim.

    ona rahatlık, güzel rızık ve Naîm cenneti vardır.

  90. 90

    وَاَمَّٓا اِنْ كَانَ مِنْ اَصْحَابِ الْيَم۪ينِۙ ﴿٩٠﴾

    Ve emma in kane min ashabil yemin.

    Eğer o sağdakilerden ise,

  91. 91

    فَسَلَامٌ لَكَ مِنْ اَصْحَابِ الْيَم۪ينِ ﴿٩١﴾

    Fe selamun leke min ashabil yemin.

    «Ey sağdaki! Sana selam olsun!»

  92. 92

    وَاَمَّٓا اِنْ كَانَ مِنَ الْمُكَذِّب۪ينَ الضَّٓالّ۪ينَۙ ﴿٩٢﴾

    Ve emma in kane minel mukezzibined dallin.

    Ama yalanlayan sapıklardan ise,

  93. 93

    فَنُزُلٌ مِنْ حَم۪يمٍۙ ﴿٩٣﴾

    Fe nuzulun min hamim.

    İşte ona da kaynar sudan bir ziyafet vardır!

  94. 94

    وَتَصْلِيَةُ جَح۪يمٍۙ ﴿٩٤﴾

    Ve tasliyetu cahim.

    Ve (onun sonu) cehenneme atılmaktır.

  95. 95

    اِنَّ هٰذَا لَهُوَ حَقُّ الْيَق۪ينِۚ ﴿٩٥﴾

    İnne haza le huve hakkul yakin.

    Şüphesiz ki bu, kesin gerçektir.

  96. 96

    فَسَبِّـحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظ۪يمِ ﴿٩٦﴾

    Fe sebbih bismi rabbikel azim.

    O halde Yüce Rabbinin adıyla tesbîh et.

Vakıa Suresi Dinle

Sure hakkında

Sure adını, ilk ayette geçen ve "mutlaka vuku bulacak olay" anlamına gelen "el-vâkıa" kelimesinden alır; bu kelime kıyametin isimlerinden biridir.

Sure Mekke'de inmiştir ve 96 ayettir. Mushafta 56. sırada bulunur ve 27. cüzde yer alır; iniş sırasına göre 46. suredir. Kur'an'a ancak temizlenmiş olanların dokunabileceğini bildiren 79. ayet bu surededir. Birçok müfessir bu ayetteki "temizlenmiş olanlar" ile melekleri anlamış; fıkıh âlimlerinin çoğu ise konuyla ilgili hadislerle birlikte bu ayeti, abdestsiz olarak mushafa dokunulmaması gerektiği görüşünün dayanakları arasında saymıştır.

Nüzulü

Sure, Mekke döneminde, müşriklerin kıyameti ve ölümden sonra dirilişi inkâr ettiği bir dönemde inmiştir. Ayetlerde inkârcıların "Biz ölüp toprak ve kemik olduktan sonra mı diriltileceğiz? Önceki atalarımız da mı?" sözleri aktarılarak bu itiraza cevap verilir.

Müslim'in İbn Abbas'tan naklettiği bir rivayete göre Hz. Peygamber döneminde yağmur yağdığında bazı insanlar bunu Allah'ın lütfu olarak görürken bazıları "Falan yıldızın doğuşu doğru çıktı" demiş; bunun üzerine yıldızların düştüğü yerlere yemin edilen 75. ayetten, "Size verilen rızka şükredeceğiniz yerde onu vereni mi yalanlıyorsunuz?" anlamındaki 82. ayete kadar olan kısım inmiştir.

Konusu

Sure, kıyametin kopacağı ve onun gerçekleşmesini kimsenin yalanlayamayacağı haberiyle başlar; o günün kimini alçaltıp kimini yükselteceği, yerin sarsılıp dağların toz hâline geleceği bildirilir. İnsanların o gün üç gruba ayrılacağı anlatılır: Allah'a yakın kılınan öncüler (sâbikûn), sağ taraftakiler ve sol taraftakiler. Her grubun âhiretteki hâli ayrıntılı olarak tasvir edilir.

Ardından ölümden sonra dirilişi inkâr edenlere, Allah'ın kudretini gösteren deliller üzerinde düşünmeleri için sorular yöneltilir: Kendi yaratılışları, ektikleri tohum, içtikleri su ve yaktıkları ateş. Yıldızların düştüğü yerlere yemin edilerek Kur'an'ın korunmuş bir kitapta bulunan şerefli bir kitap olduğu, ona ancak temizlenmiş olanların dokunabileceği bildirilir. Can boğaza geldiğinde kimsenin onu geri çeviremeyeceği hatırlatılır. Ölen kişinin, ait olduğu gruba göre karşılaşacağı akıbet anlatılır. Sure, bunun kesin bir gerçek olduğunu bildirip yüce Rabbin adını tesbih etmeyi emrederek sona erer.

Fazileti

Vâkıa suresinin fazileti hakkında halk arasında en yaygın olan rivayet, Abdullah b. Mes'ûd'dan nakledilen "Kim her gece Vâkıa suresini okursa ona asla yoksulluk isabet etmez" sözüdür. Bu rivayeti Beyhakî gibi muhaddisler nakletmiştir; ancak senedinde kimliği tam bilinmeyen râviler bulunduğu için birçok hadis âlimi onu zayıf kabul etmiştir.

Tirmizî'nin naklettiği bir rivayette ise Hz. Ebû Bekir, Hz. Peygamber'e saçlarının ağardığını söyleyince o, "Beni Hûd, Vâkıa, Mürselât, Amme yetesâelûn ve İze'ş-şemsü küvvirat sureleri ihtiyarlattı" buyurmuştur; Tirmizî bu rivayeti hasen garîb olarak değerlendirir. Rivayet, kıyamet sahnelerini anlatan bu surelerin Hz. Peygamber üzerindeki derin etkisini gösterir.

Sure bilgileri Yasin Suresi uygulaması için hazırlanmıştır.