76. sure · Cüz 29
İnsan Suresi سورة الانسان
31 ayet · Medenî · İniş sırası: 98
Mekke'de mi Medine'de mi indiği hususunda farklı görüşler bulunan 31 ayetlik İnsan suresi, insanın yaratılışını ve imtihanını hatırlatır; Allah rızası için yoksulu, yetimi ve esiri doyuran iyilerin cennetteki nimetlerini anlatır.
İnsan Suresi Arapça, okunuşu ve meali
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Bismillahir rahmanir rahim.
Bismillâhirrahmânirrahîm
- 1
هَلْ اَتٰى عَلَى الْاِنْسَانِ ح۪ينٌ مِنَ الدَّهْرِ لَمْ يَكُنْ شَيْـٔاً مَذْكُوراً ﴿١﴾
Hel eta alel insani hinun mined dehri lem yekun şey'en mezkura.
İnsanın üzerinden, henüz kendisinin anılan bir şey olmadığı uzun bir süre geçmedi mi?
- 2
اِنَّا خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ مِنْ نُطْفَةٍ اَمْشَاجٍۗ نَبْتَل۪يهِ فَجَعَلْنَاهُ سَم۪يعاً بَص۪يراً ﴿٢﴾
İnna halaknel insane min nutfetin emşacin nebtelihi fe cealnahu semian basira.
Gerçek şu ki, biz insanı katışık bir nutfeden (erkek ve kadının dölünden) yarattık; onu imtihan edelim diye, kendisini işitir ve görür kıldık.
- 3
اِنَّا هَدَيْنَاهُ السَّب۪يلَ اِمَّا شَاكِراً وَاِمَّا كَفُوراً ﴿٣﴾
İnna hedeynahus sebile imma şakiren ve imma kefura.
Şüphesiz biz ona (doğru) yolu gösterdik. İster şükredici olsun ister nankör.
- 4
اِنَّٓا اَعْتَدْنَا لِلْـكَافِر۪ينَ سَلَاسِلَا۬ وَاَغْلَالاً وَسَع۪يراً ﴿٤﴾
İnna a'tedna lil kafirine selasile ve ağlalen ve seira.
Doğrusu biz, kâfirler için zincirler, demir halkalar ve alevli bir ateş hazırladık.
- 5
اِنَّ الْاَبْرَارَ يَشْرَبُونَ مِنْ كَأْسٍ كَانَ مِزَاجُهَا كَافُوراًۚ ﴿٥﴾
İnnel ebrara yeşrebune min ke'sin kane mizacuha kafura.
İyiler ise, kâfur katılmış bir kadehten (cennet şarabı) içerler.
- 6
عَيْناً يَشْرَبُ بِهَا عِبَادُ اللّٰهِ يُفَجِّرُونَهَا تَفْج۪يراً ﴿٦﴾
Aynen yeşrebu biha ibadullahi yufecciruneha tefcira.
(Bu,) Allah'ın has kullarının içtikleri ve akıttıkça akıttıkları bir pınardır.
- 7
يُوفُونَ بِالنَّذْرِ وَيَخَافُونَ يَوْماً كَانَ شَرُّهُ مُسْتَط۪يراً ﴿٧﴾
Yufune bin nezri ve yehafune yevmen kane şerruhu mustetira.
O kullar, şiddeti her yere yayılmış olan bir günden korkarak verdikleri sözü yerine getirirler.
- 8
وَيُطْعِمُونَ الطَّعَامَ عَلٰى حُبِّه۪ مِسْك۪يناً وَيَت۪يماً وَاَس۪يراً ﴿٨﴾
Ve yut'imunet taame ala hubbihi miskinen ve yetimen ve esira
Onlar, kendi canları çekmesine rağmen yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler.
- 9
اِنَّمَا نُطْعِمُكُمْ لِوَجْهِ اللّٰهِ لَا نُر۪يدُ مِنْكُمْ جَزَٓاءً وَلَا شُكُوراً ﴿٩﴾
İnnema nut'imukum li vechillahi la nuridu minkum cezaen ve la şukura.
«Biz sizi Allah rızası için doyuruyoruz; sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz.»
- 10
اِنَّا نَخَافُ مِنْ رَبِّنَا يَوْماً عَبُوساً قَمْطَر۪يراً ﴿١٠﴾
İnna nehafu min rabbina yevmen abusen kamtarira.
«Biz, çetin ve belâlı bir günde Rabbimizden (O'nun azabına uğramaktan) korkarız» (derler).
- 11
فَوَقٰيهُمُ اللّٰهُ شَرَّ ذٰلِكَ الْيَوْمِ وَلَقّٰيهُمْ نَضْرَةً وَسُرُوراًۚ ﴿١١﴾
Fe vekahumullahu şerra zalikel yevmi ve lakkahum nadreten ve surura.
İşte bu yüzden Allah onları o günün fenalığından esirger; (yüzlerine) parlaklık, (gönüllerine) sevinç verir.
- 12
وَجَزٰيهُمْ بِمَا صَبَرُوا جَنَّةً وَحَر۪يراًۙ ﴿١٢﴾
Ve cezahum bima saberu cenneten ve harira.
Sabretmelerine karşılık onlara cenneti ve (cennetteki) ipekleri lütfeder.
- 13
مُتَّكِـ۪ٔينَ ف۪يهَا عَلَى الْاَرَٓائِكِۚ لَا يَرَوْنَ ف۪يهَا شَمْساً وَلَا زَمْهَر۪يراًۚ ﴿١٣﴾
Muttekiine fiha alel eraik, la yeravne fiha şemsen ve la zemherira.
Orada koltuklara kurulmuş olarak bulunurlar; ne yakıcı sıcak görülür orada, ne de dondurucu soğuk.
- 14
وَدَانِيَةً عَلَيْهِمْ ظِلَالُهَا وَذُلِّلَتْ قُطُوفُهَا تَذْل۪يلاً ﴿١٤﴾
Ve daniyeten aleyhim zılaluha ve zullilet kutufuha tezlila.
(Cennet ağaçlarının) gölgeleri, üzerlerine sarkar; kolayca koparılabiIen meyveler istifadelerine sunulur.
- 15
وَيُطَافُ عَلَيْهِمْ بِاٰنِيَةٍ مِنْ فِضَّةٍ وَاَكْوَابٍ كَانَتْ قَوَار۪يرَاۙ ﴿١٥﴾
Ve yutafu aleyhim bi aniyetin min fıddatin ve ekvabin kanet kavarira.
Yanlarında, gümüş kaplar ve billur kâselerle, (billur gibi) şeffaf kupalarla dolaşılır ki, sâkiler bunu (cennet şarabını)
- 16
قَوَار۪يرَ مِنْ فِضَّةٍ قَدَّرُوهَا تَقْد۪يراً ﴿١٦﴾
Kavarira min fıddatin kadderuha takdira.
gümüş beyazlığında ölçüsünce tayin ve takdir ederler.
- 17
وَيُسْقَوْنَ ف۪يهَا كَأْساً كَانَ مِزَاجُهَا زَنْجَب۪يلاًۚ ﴿١٧﴾
Ve yuskavne fiha ke'sen kane mizacuha zencebila.
Onlara orada bir kâseden içirilir ki (bu şarabın) karışımında zencefil vardır.
- 18
عَيْناً ف۪يهَا تُسَمّٰى سَلْسَب۪يلاً ﴿١٨﴾
Aynen fiha tusemma selsebila.
(Bu şarap) orada bir pınardandır ki adına Selsebîl denir.
- 19
وَيَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَانٌ مُخَلَّدُونَۚ اِذَا رَاَيْتَهُمْ حَسِبْتَهُمْ لُؤْلُؤ۬اً مَنْثُوراً ﴿١٩﴾
Ve yetufu aleyhim vildanun muhalledun, iza reeytehum hasibtehum lu'luen mensura.
O insanların etrafında öyle ölümsüz genç nedimler dolaşır ki, onları gördüğünde, etrafa saçılıp dağılmış inciler sanırsın.
- 20
وَاِذَا رَاَيْتَ ثَمَّ رَاَيْتَ نَع۪يماً وَمُلْـكاً كَب۪يراً ﴿٢٠﴾
Ve iza reeyte semme reeyte naimen ve mulken kebira.
Ne yana bakarsan bak, (yığınla) nimet ye ulu bir saltanat görürsün.
- 21
عَالِيَهُمْ ثِيَابُ سُنْدُسٍ خُضْرٌ وَاِسْتَبْرَقٌۘ وَحُلُّٓوا اَسَاوِرَ مِنْ فِضَّةٍۚ وَسَقٰيهُمْ رَبُّهُمْ شَرَاباً طَهُوراً ﴿٢١﴾
Aliyehum siyabu sundusin hudrun ve istebrakun ve hullu esavira min fıddah, ve sekahum rabbuhum şaraben tahura.
Üzerlerinde yeşil ipekten ince ve kalın elbiseler vardır; gümüş bilezikler takınmışlardır. Rableri onlara tertemiz bir içki içirir.
- 22
اِنَّ هٰذَا كَانَ لَـكُمْ جَزَٓاءً وَكَانَ سَعْيُكُمْ مَشْكُوراً۟ ﴿٢٢﴾
İnne haza kane lekum cezaen ve kane sa'yukum meşkura.
(Onlara şöyle denir:) Bu, sizin için bir mükâfattır. Sizin gayretiniz karşılığını bulmuştur.
- 23
اِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا عَلَيْكَ الْقُرْاٰنَ تَنْز۪يلاًۚ ﴿٢٣﴾
İnna nahnu nezzelna aleykel kur'ane tenzila.
(Rasûlüm!) Kur'an'ı sana biz, evet biz indirdik.
- 24
فَاصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ وَلَا تُطِعْ مِنْهُمْ اٰثِماً اَوْ كَفُوراًۚ ﴿٢٤﴾
Fasbir li hukmi rabbike ve la tutı'minhum asimen ev kefura.
Artık Rabbinin hükmüne (boyun eğip)sabret; onlardan hiçbir günahkâra, yahut hiçbir nanköre boyun eğme.
- 25
وَاذْكُرِ اسْمَ رَبِّكَ بُكْرَةً وَاَص۪يلاًۚ ﴿٢٥﴾
Vezkurisme rabbike bukreten ve asila.
Sabah akşam Rabbinin ismini yâdet.
- 26
وَمِنَ الَّيْلِ فَاسْجُدْ لَهُ وَسَبِّحْهُ لَيْلاً طَو۪يلاً ﴿٢٦﴾
Ve minel leyli fescud lehu ve sebbihhu leylen tavila.
Gecenin bir kısmında O'na secde et; gecenin uzun bir bölümünde de O'nu tesbih et.
- 27
اِنَّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ يُحِبُّونَ الْعَاجِلَةَ وَيَذَرُونَ وَرَٓاءَهُمْ يَوْماً ثَق۪يلاً ﴿٢٧﴾
İnne haulai yuhıbbunel acilete ve yezerune veraehum yevmen sekila.
Şu insanlar, çarçabuk geçen dünyayı seviyorlar da önlerindeki çetin bir günü (ahireti) ihmal ediyorlar.
- 28
نَحْنُ خَلَقْنَاهُمْ وَشَدَدْنَٓا اَسْرَهُمْۚ وَاِذَا شِئْنَا بَدَّلْـنَٓا اَمْثَالَهُمْ تَبْد۪يلاً ﴿٢٨﴾
Nahnu halaknahum ve şededna esrehum, ve iza şi'na beddelna emsalehum tebdila.
Onları biz yarattık; onların yaratılışını sapasağlam yaptık. Dilediğimizde (kendilerini yok eder) yerlerine benzerlerini getiririz.
- 29
اِنَّ هٰذِه۪ تَذْكِرَةٌۚ فَمَنْ شَٓاءَ اتَّخَذَ اِلٰى رَبِّه۪ سَب۪يلاً ﴿٢٩﴾
İnne hazihi tezkireh, fe men şaettehaze ila rabbihi sebila.
Şüphesiz ki bu bir öğüttür. Artık dileyen Rabbine bir yol tutar.
- 30
وَمَا تَشَٓاؤُ۫نَ اِلَّٓا اَنْ يَشَٓاءَ اللّٰهُۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَل۪يماً حَك۪يماًۗ ﴿٣٠﴾
Ve ma teşaune illa en yeşaallah, innallahe kane alimen hakima.
Sizler ancak Rabbinizin dilemesi (izin vermesi) sayesinde (bir şeyi) dileyebilirsiniz. Şüphesiz Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir.
- 31
يُدْخِلُ مَنْ يَشَٓاءُ ف۪ي رَحْمَتِه۪ۜ وَالظَّالِم۪ينَ اَعَدَّ لَهُمْ عَذَاباً اَل۪يماً ﴿٣١﴾
Yudhilu men yeşau fi rahmetih, vez zalimine eadde lehum azaben elima.
O, dilediğini rahmetine dahil eder. Zalimlere gelince, onlar için elem verici bir azap hazırlamıştır.
İnsan Suresi Dinle
Sure hakkında
Sure, adını ilk ayette geçen “insan” kelimesinden alır: “İnsanın üzerinden, henüz anılmaya değer bir şey değilken uzun bir zaman geçmedi mi?” Aynı ayette geçen “dehr” (zaman) kelimesinden dolayı “Dehr suresi”, ilk kelimelerinden dolayı da “Hel etâ” suresi diye anılır.
31 ayettir. Mushaf sıralamasında 76. sure olup 29. cüzde yer alır. İndiği yer konusunda âlimler arasında görüş ayrılığı vardır: Bir kısmı Mekke'de, bir kısmı Medine'de indiğini söylemiş, bazıları da bir bölümünün Mekkî, bir bölümünün Medenî olduğunu belirtmiştir. Burada esas alınan tertipte Medenî kabul edilmiş ve nüzul sırasında 98. sure olarak gösterilmiştir.
Nüzulü
Surenin indiği yer ve zaman hakkındaki görüş ayrılığı, ayetlerin üslubu ve içeriğiyle ilgilidir. Ahiret nimetlerini ve yaratılışı anlatan ritmik ayetleri sebebiyle Mekkî olduğunu düşünenler bulunduğu gibi, sekizinci ayette esirlere yemek yedirmekten söz edilmesini Medine dönemine işaret olarak değerlendirenler de vardır.
Surenin belirli bir olay üzerine indiğine dair kaynaklarda bazı rivayetler zikredilmişse de bunların sağlamlığı hadis âlimlerince tartışmalı bulunmuştur. Bu sebeple sure, ayetlerin genel bağlamı içinde, insanı yaratılış amacını düşünmeye ve karşılık beklemeden iyilik yapmaya çağıran bir öğüt olarak okunur.
Konusu
Sure, insanın üzerinden henüz anılmaya değer bir şey olmadığı uzun bir zamanın geçtiğini hatırlatarak başlar. Allah'ın insanı imtihan etmek için karışık bir damla sudan yarattığı, onu işiten ve gören kıldığı, ona yolu gösterdiği; insanın ise ya şükreden ya da nankör olduğu bildirilir. İnkârcılar için zincirler, bukağılar ve alevli bir ateş hazırlandığı haber verilir.
Ardından iyilerin adaklarını yerine getirdikleri, kötülüğü her yeri saran bir günden korktukları ve yemeğe duydukları sevgiye rağmen onu yoksula, yetime ve esire yedirdikleri anlatılır. Onlar “Sizi sadece Allah rızası için doyuruyoruz; sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz” derler. Bunun karşılığı olarak cennetteki gölgeler, meyveler, gümüş kaplar, zencefil katılmış içecekler, Selsebîl pınarı ve ipek elbiseler tasvir edilir.
Son bölümde Hz. Peygamber'e Rabbinin hükmüne sabretmesi, sabah akşam O'nun adını anması ve geceleyin secde edip O'nu tesbih etmesi öğütlenir. Allah dilemedikçe insanların dileyemeyeceği bildirilir.
Fazileti
Buhârî ve Müslim'de Ebû Hüreyre'den nakledildiğine göre Hz. Peygamber cuma günü sabah namazında birinci rekâtta Secde suresini, ikinci rekâtta ise “Hel etâ ale'l-insân” diye başlayan bu sureyi okurdu. Aynı uygulama Müslim'de İbn Abbas'tan da rivayet edilmiştir.
Bu rivayetlere dayanarak âlimler, cuma sabahı namazında bu iki surenin okunmasını müstehap görmüşlerdir. Bazı âlimler, bu iki surenin insanın yaratılışını, dirilişi ve ahireti hatırlatmasının, Hz. Âdem'in yaratıldığı ve kıyametin kopacağı gün olarak bildirilen cuma günüyle uyumuna dikkat çekmişlerdir.
Sure bilgileri Yasin Suresi uygulaması için hazırlanmıştır.