Yasin Suresi

Kur'an-ı Kerim · 29. cüz

29. Cüz (Tebâreke Cüzü)

Sayfa 563-582 · 431 ayet · 11 sure

Sureler: Mülk, Kalem, Hâkka, Mearic, Nuh, Cin, Müzzemmil, Müddessir, Kıyame, İnsan, Mürselat

Mushafta oku Ayetler Mukabele Sorular

29. cüz, Mülk Suresi'nin 1. ayetiyle başlar ve Mürselat Suresi'nin 50. ayetiyle biter. Mülk Suresi'nin ilk kelimesi “Tebâreke” olduğu için Tebâreke cüzü olarak bilinir. Aşağıda cüzün 431 ayetinin hepsi Arapça metni, Türkçe okunuşu ve mealiyle, sure sure sırasıyla yer alır.

29. Cüz, Kur'an-ı Kerim 563. sayfa

29. Cüz mushaf sayfalarında

29. Cüz mushafımızın 563. sayfasında başlar ve 582. sayfada biter (20 sayfa). Mukabeleyi sayfa sayfa mushaftan takip edebilirsiniz.

Mushafta aç

Göster

Mülk Suresi

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

Bismillahir rahmanir rahim.

Bismillâhirrahmânirrahîm

  1. 1

    تَبَارَكَ الَّذ۪ي بِيَدِهِ الْمُلْكُۘ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌۙ ﴿١﴾

    Tebarekellezi bi yedihil mulku ve huve ala kulli şey'in kadir.

    Mutlak hükümranlık elinde olan Allah, yüceler yücesidir ve O'nun her şeye gücü yeter.

  2. 2

    اَلَّذ۪ي خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيٰوةَ لِيَبْلُوَكُمْ اَيُّكُمْ اَحْسَنُ عَمَلاًۜ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْغَفُورُۙ ﴿٢﴾

    Ellezi halakal mevte vel hayate li yebluvekum eyyukum ahsenu amela, ve huvel azi zul gafur.

    O ki, hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır. O, mutlak galiptir, çok bağışlayıcıdır.

  3. 3

    اَلَّذ۪ي خَلَقَ سَبْعَ سَمٰوَاتٍ طِبَاقاًۜ مَا تَرٰى ف۪ي خَلْقِ الرَّحْمٰنِ مِنْ تَفَاوُتٍۜ فَارْجِعِ الْبَصَرَۙ هَلْ تَرٰى مِنْ فُطُورٍ ﴿٣﴾

    Ellezi halaka seb'a semavatin tibaka, ma tera fi halkır rahmani min tefavut, ferciıl basara hel tera min futur.

    O ki, birbiri ile âhenktar yedi göğü yaratmıştır. Rahmân olan Allah'ın yaratışında hiçbir uygunsuzluk göremezsin. Gözünü çevir de bir bak, bir yarık (çatlak) görebiliyor musun?

  4. 4

    ثُمَّ ارْجِعِ الْبَصَرَ كَرَّتَيْنِ يَنْقَلِبْ اِلَيْكَ الْبَصَرُ خَاسِئاً وَهُوَ حَس۪يرٌ ﴿٤﴾

    Summerciıl basara kerreteyni yenkalib ileykel basaru hasien ve huve hasir.

    Sonra gözünü, tekrar tekrar çevir bak; göz (aradığı bozukluğu bulmaktan) âciz ve bitkin halde sana dönecektir.

  5. 5

    وَلَقَدْ زَيَّنَّا السَّمَٓاءَ الدُّنْيَا بِمَصَاب۪يحَ وَجَعَلْنَاهَا رُجُوماً لِلشَّيَاط۪ينِ وَاَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَابَ السَّع۪يرِ ﴿٥﴾

    Ve lekad zeyyennes semaed dunya bi mesabiha ve cealnaha rucumen liş şeyatini ve a'tedna lehum azabes sair.

    Andolsun ki biz, (dünyaya) en yakın olan göğü kandillerle donattık. Bunları şeytanlara atış taneleri yaptık ve onlara alevli ateş azabını hazırladık.

  6. 6

    وَلِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِرَبِّهِمْ عَذَابُ جَهَنَّمَۜ وَبِئْسَ الْمَص۪يرُ ﴿٦﴾

    Ve lillezine keferu bi rabbihim azabu cehennem, ve bi'sel masir.

    Rablerini inkâr edenler için cehennem azabı vardır. O, ne kötü dönüştür!

  7. 7

    اِذَٓا اُلْقُوا ف۪يهَا سَمِعُوا لَهَا شَه۪يقاً وَهِيَ تَفُورُۙ ﴿٧﴾

    İza ulku fiha semiu leha şehikan ve hiye tefur.

    Oraya atıldıklarında, onun kaynarken çıkardığı uğultuyu işitirler.

  8. 8

    تَكَادُ تَمَيَّزُ مِنَ الْغَيْظِۜ كُلَّمَٓا اُلْقِيَ ف۪يهَا فَوْجٌ سَاَلَهُمْ خَزَنَتُهَٓا اَلَمْ يَأْتِكُمْ نَذ۪يرٌ ﴿٨﴾

    Tekadu temeyyezu minel gayz, kullema ulkıye fiha fevcun seelehum hazenetuha e lem ye'tikum nezir.

    Neredeyse cehennem öfkesinden çatlayacak! Her ne zaman oraya bir topluluk atılsa, onun bekçileri onlara: Size, (bu azap ile) korkutucu bir peygamber gelmemiş miydi? diye sorarlar.

  9. 9

    قَالُوا بَلٰى قَدْ جَٓاءَنَا نَذ۪يرٌ فَكَذَّبْنَا وَقُلْنَا مَا نَزَّلَ اللّٰهُ مِنْ شَيْءٍۚ اِنْ اَنْتُمْ اِلَّا ف۪ي ضَلَالٍ كَب۪يرٍ ﴿٩﴾

    Kalu bela kad caena nezirun fe kezzebna ve kulna ma nezzelallahu min şey'in entum illa fi dalalin kebir.

    Onlar şöyle cevap verirler: Evet, doğrusu bize, (bu azap ile) korkutan bir peygamber gelmişti; fakat biz (onu) yalan saymış ve: Allah'ın bir şey gönderdiği yok; siz olsa olsa büyük bir sapıklık içindesiniz! demiştik.

  10. 10

    وَقَالُوا لَوْ كُنَّا نَسْمَعُ اَوْ نَعْقِلُ مَا كُنَّا ف۪ٓي اَصْحَابِ السَّع۪يرِ ﴿١٠﴾

    Ve kalu lev kunna nesmeu ev na'kılu ma kunna fi ashabis sair.

    Ve: Şayet kulak vermiş veya aklımızı kullanmış olsaydık, (şimdi) şu alevli cehennemin mahkumları arasında olmazdık! diye ilâve ederler.

  11. 11

    فَاعْتَرَفُوا بِذَنْبِهِمْۚ فَسُحْقاً لِاَصْحَابِ السَّع۪يرِ ﴿١١﴾

    Fa'terefu bi zenbihim, fe suhkan li ashabis sair.

    Böylece günahlarını itiraf ederler. Artık (Allah'ın rahmetinden) uzak olsun, o alevli cehennemin mahkûmları !

  12. 12

    اِنَّ الَّذ۪ينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ بِالْغَيْبِ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَاَجْرٌ كَب۪يرٌ ﴿١٢﴾

    İnnellezine yahşevne rabbehum bil gaybi lehum magfiretun ve ecrun kebir.

    Fakat daha görmeden Rablerinden (azabından) korkanlara gelince, onlar için gerçekten hem bağışlanma hem de büyük mükâfat vardır.

  13. 13

    وَاَسِرُّوا قَوْلَكُمْ اَوِ اجْهَرُوا بِه۪ۜ اِنَّهُ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ ﴿١٣﴾

    Ve esirru kavlekum evicheru bih, innehu alimun bi zatis sudur.

    Sözünüzü ister gizleyin, ister açığa vurun; bilin ki O, kalplerin içindekini bilmektedir.

  14. 14

    اَلَا يَعْلَمُ مَنْ خَلَقَۜ وَهُوَ اللَّط۪يفُ الْخَب۪يرُ۟ ﴿١٤﴾

    Ela ya'lemu men halak, ve huvel latiful habir.

    Hiç yaratan bilmez mi? O, en ince işleri görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır.

  15. 15

    هُوَ الَّذ۪ي جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ ذَلُولاً فَامْشُوا ف۪ي مَنَاكِبِهَا وَكُلُوا مِنْ رِزْقِه۪ۜ وَاِلَيْهِ النُّشُورُ ﴿١٥﴾

    Huvellezi ceale lekumul arda zelulen femşu fi menakibiha ve kulu min rızkıh, ve ileyhin nuşur.

    Yeryüzünü size boyun eğdiren O'dur. Şu halde yerin omuzlarında (üzerinde) dolaşın ve Allah'ın rızkından yiyin. Dönüş ancak O'nadır.

  16. 16

    ءَاَمِنْتُمْ مَنْ فِي السَّمَٓاءِ اَنْ يَخْسِفَ بِكُمُ الْاَرْضَ فَاِذَا هِيَ تَمُورُۙ ﴿١٦﴾

    E emintum men fis semai en yahsife bikumul arda fe iza hiye temur.

    Semâda olanın (Allah'ın), sizi yere batırıvermeyeceğinden emin misiniz? O zaman yer sarsıldıkça sarsılır.

  17. 17

    اَمْ اَمِنْتُمْ مَنْ فِي السَّمَٓاءِ اَنْ يُرْسِلَ عَلَيْكُمْ حَاصِباًۜ فَسَتَعْلَمُونَ كَيْفَ نَذ۪يرِ ﴿١٧﴾

    Em emintum men fis semai en yursile aleykum hasıba fe se ta'lemune keyfe nezir.

    Yahut semâda olanın (Allah'ın) üzerinize taş yağdıran (bir fırtına) göndermeyeceğinden emin misiniz? İşte (bu) tehdidimin ne demek olduğunu yakında bileceksiniz!

  18. 18

    وَلَقَدْ كَذَّبَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَكَيْفَ كَانَ نَك۪يرِ ﴿١٨﴾

    Ve lekad kezzebellezine min kablihim fe keyfe kane nekir.

    Andolsun ki, onlardan öncekiler de (bunu) yalan saymışlardı; ama benim karşılık olarak verdiğim azap nasıl olmuştu!

  19. 19

    اَوَلَمْ يَرَوْا اِلَى الطَّيْرِ فَوْقَهُمْ صَٓافَّاتٍ وَيَقْبِضْنَۜ مَا يُمْسِكُهُنَّ اِلَّا الرَّحْمٰنُۜ اِنَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ بَص۪يرٌ ﴿١٩﴾

    E ve lem yerev ilet tayri fevkahum saffatin ve yakbıdn, ma yumsikuhunne iller rahman, innehu bi kulli şey'in basir.

    Üstlerinde kanatlarını aça kapata uçan kuşları (hiç) görmediler mi? Onları (havada) Rahmân olan Allah’tan başkası tutmuyor. Şüphesiz O her şeyi hakkıyla görmektedir.

  20. 20

    اَمَّنْ هٰذَا الَّذ۪ي هُوَ جُنْدٌ لَكُمْ يَنْصُرُكُمْ مِنْ دُونِ الرَّحْمٰنِۜ اِنِ الْكَافِرُونَ اِلَّا ف۪ي غُرُورٍۚ ﴿٢٠﴾

    Emmen hazellezi huve cundun lekum yensurukum min dunir rahman, inil kafirune illa fi gurur.

    Rahmân olan Allah’a karşı şu size yardım edecek askerleriniz hani kimlerdir? İnkârcılar ancak derin bir gaflet içinde bulunmaktadırlar.

  21. 21

    اَمَّنْ هٰذَا الَّذ۪ي يَرْزُقُكُمْ اِنْ اَمْسَكَ رِزْقَهُۚ بَلْ لَجُّوا ف۪ي عُتُوٍّ وَنُفُورٍ ﴿٢١﴾

    Emmen hazellezi yerzukukum in emseke rızkah, bel leccu fi utuvvin ve nufur.

    Allah size verdiği rızkı kesiverse, size rızık verebilecek olan kimdir? Hayır, onlar azgınlık ve nefrette direnip durmaktadırlar.

  22. 22

    اَفَمَنْ يَمْش۪ي مُكِباًّ عَلٰى وَجْهِه۪ٓ اَهْدٰٓى اَمَّنْ يَمْش۪ي سَوِياًّ عَلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ ﴿٢٢﴾

    E fe men yemşi mukibben ala vechihi ehda emmen yemşi seviyyen ala sıratın mustekim.

    Şimdi (düşünün bakalım), yüz üstü kapanarak yürüyen mi (varılacak) yere daha iyi erişir, yoksa doğru yolda düzgün yürüyen mi?

  23. 23

    قُلْ هُوَ الَّـذ۪ٓي اَنْشَاَكُمْ وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْاَبْصَارَ وَالْاَفْـِٔدَةَۜ قَل۪يلاً مَا تَشْكُرُونَ ﴿٢٣﴾

    Kul huvellezi enşeekum ve ceale lekumus sem'a vel ebsare vel ef'ideh, kalilen ma teşkurun.

    (Rasûlüm!) de ki: Sizi yaratan, size işitme duyusu, gözler ve kalpler veren O’dur. Ne az şükrediyorsunuz!

  24. 24

    قُلْ هُوَ الَّذ۪ي ذَرَاَكُمْ فِي الْاَرْضِ وَاِلَيْهِ تُحْشَرُونَ ﴿٢٤﴾

    Kul huvellezi zereekum fil ardı ve ileyhi tuhşerun.

    De ki: Sizi yeryüzünde çoğaltıp yayan O’dur; ancak O’nun huzuruna gelip toplanacaksınız.

  25. 25

    وَيَقُولُونَ مَتٰى هٰذَا الْوَعْدُ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ﴿٢٥﴾

    Ve yekulune meta hazel va'du in kuntum sadikin.

    «Doğru sözlü iseniz (söyleyin), bu tehdit hani ne zaman (gerçekleşecek)?» derler.

  26. 26

    قُلْ اِنَّمَا الْعِلْمُ عِنْدَ اللّٰهِۖ وَاِنَّمَٓا اَنَا۬ نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌ ﴿٢٦﴾

    Kul innemel ilmu indallahi ve innema ene nezirun mubin.

    De ki: O bilgi, ancak Allah’a mahsustur. Ben ise sadece apaçık bir uyarıcıyım .

  27. 27

    فَلَمَّا رَاَوْهُ زُلْفَةً س۪ٓيـَٔتْ وُجُوهُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَق۪يلَ هٰذَا الَّذ۪ي كُنْتُمْ بِه۪ تَدَّعُونَ ﴿٢٧﴾

    Fe lemma reevhu zulfeten siet vucuhullezine keferu ve kile hazellezi kuntum bihi teddeun.

    Ama onu (azabı) yakından gördükleri zaman, inkâr edenlerin yüzleri kararacak ve (kendilerine): İşte sizin isteyip durduğunuz budur! denecektir.

  28. 28

    قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ اَهْلَكَنِيَ اللّٰهُ وَمَنْ مَعِيَ اَوْ رَحِمَنَاۙ فَمَنْ يُج۪يرُ الْكَافِر۪ينَ مِنْ عَذَابٍ اَل۪يمٍ ﴿٢٨﴾

    Kul ereeytum in ehlekeniyallahu ve men maıye ev rahımena fe men yucirul kafirine min azabin elim.

    De ki: Allah beni ve beraberindekileri (sizin istediğiniz üzere) yok etse veya (öyle olmayıp da) bizi esirgese, (söyleyin bakalım) inkârcıları yakıcı azaptan kurtaracak kimdir?

  29. 29

    قُلْ هُوَ الرَّحْمٰنُ اٰمَنَّا بِه۪ وَعَلَيْهِ تَوَكَّلْنَاۚ فَسَتَعْلَمُونَ مَنْ هُوَ ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ ﴿٢٩﴾

    Kul huver rahmanu amenna bihi ve aleyhi tevekkelna, fe se ta'lemune men huve fi dalalin mubin.

    De ki: (Sizi imana davet ettiğimiz) O (Allah) çok esirgeyicidir; biz O'na iman etmiş ve sırf O'na güvenip dayanmışızdır. Siz kimin apaçık bir sapıklık içinde olduğunu yakında öğreneceksiniz!

  30. 30

    قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ اَصْبَحَ مَٓاؤُ۬كُمْ غَوْراً فَمَنْ يَأْت۪يكُمْ بِمَٓاءٍ مَع۪ينٍ ﴿٣٠﴾

    Kul e re'eytum in asbaha maukum gavren fe men ye'tikum bi main main.

    De ki: Suyunuz çekiliverse, söyleyin bakalım, size kim bir akar su getirebilir ?

Mülk Suresi sayfasında oku · Mülk Suresi'ni dinle

Kalem Suresi

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

Bismillahir rahmanir rahim.

Bismillâhirrahmânirrahîm

  1. 1

    نٓ وَالْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَۙ ﴿١﴾

    Nun vel kalemi ve ma yesturun.

    Nûn. Kaleme ve (kalem tutanların) yazdıklarına

  2. 2

    مَٓا اَنْتَ بِنِعْمَةِ رَبِّكَ بِمَجْنُونٍۚ ﴿٢﴾

    Ma ente bi ni'meti rabbike bi mecnun.

    andolsun ki (Rasûlüm), sen Rabbinin nimeti sayesinde mecnun değilsin.

  3. 3

    وَاِنَّ لَكَ لَاَجْراً غَيْرَ مَمْنُونٍۚ ﴿٣﴾

    Ve inne leke le ecren gayre memnun.

    Hiç şüphesiz senin için bitip tükenmeyen bir mükâfat vardır.

  4. 4

    وَاِنَّكَ لَعَلٰى خُلُقٍ عَظ۪يمٍ ﴿٤﴾

    Ve inneke le ala hulukın azim.

    Ve sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin.

  5. 5

    فَسَتُبْصِرُ وَيُبْصِرُونَۙ ﴿٥﴾

    Fe se tubsıru ve yubsırun.

    Yakında sen de göreceksin, onlar da.

  6. 6

    بِاَيِّكُمُ الْمَفْتُونُ ﴿٦﴾

    Bi eyyikumul meftun.

    Hanginizde delilik olduğunu.

  7. 7

    اِنَّ رَبَّكَ هُوَ اَعْلَمُ بِمَنْ ضَلَّ عَنْ سَب۪يلِه۪ۖ وَهُوَ اَعْلَمُ بِالْمُهْتَد۪ينَ ﴿٧﴾

    İnne rabbeke huve a'lemu bi men dalle an sebilihi ve huve a'lemu bil muhtedin.

    Doğrusu Rabbin, kendi yolundan sapan kişiyi en iyi bilendir, hidayete erenleri de en iyi bilen O'dur.

  8. 8

    فَلَا تُطِعِ الْمُكَذِّب۪ينَ ﴿٨﴾

    Fe la tutııl mukezzibin.

    O halde, (hakikati) yalan sayanlara boyun eğme!

  9. 9

    وَدُّوا لَوْ تُدْهِنُ فَيُدْهِنُونَ ﴿٩﴾

    Veddu lev tudhinu fe yudhinun.

    Onlar isterler ki, sen yumuşak davranasın da onlar da sana yumuşak davransınlar.

  10. 10

    وَلَا تُطِـعْ كُلَّ حَلَّافٍ مَه۪ينٍۙ ﴿١٠﴾

    Ve la tutı' kulle hallafin mehin.

    (Rasûlüm!) Alabildiğine yemin eden, kimselerden hiçbirine, sakın boyun eğme.

  11. 11

    هَمَّازٍ مَشَّٓاءٍ بِنَم۪يمٍۙ ﴿١١﴾

    Hemmazin meşşain bi nemim.

    Aşağılık, daima kusur arayıp kınayan, durmadan lâf götürüp getiren,

  12. 12

    مَنَّاعٍ لِلْخَيْرِ مُعْتَدٍ اَث۪يمٍۙ ﴿١٢﴾

    Mennaın lil hayri mu'tedin esim.

    iyiliği hep engelleyen, mütecâviz, günaha dadanmış,

  13. 13

    عُتُلٍّ بَعْدَ ذٰلِكَ زَن۪يمٍۙ ﴿١٣﴾

    Utullin ba'de zalike zenim.

    kaba ve haşin, bütün bunlardan sonra bir de soysuzlukla damgalanmış

  14. 14

    اَنْ كَانَ ذَا مَالٍ وَبَن۪ينَۜ ﴿١٤﴾

    En kane za malin ve benin.

    mal ve oğulları vardır diye,

  15. 15

    اِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِ اٰيَاتُنَا قَالَ اَسَاط۪يرُ الْاَوَّل۪ينَ ﴿١٥﴾

    İza tutla aleyhi ayatuna kale esatirul evvelin.

    Ona âyetlerimiz okunduğu zaman o, ( öncekilerin masalları ) der.

  16. 16

    سَنَسِمُهُ عَلَى الْخُرْطُومِ ﴿١٦﴾

    Se nesimuhu alel hurtum.

    Biz yakında onun burnuna damga vuracağız (kibirini kırıp rezil edeceğiz)

  17. 17

    اِنَّا بَلَوْنَاهُمْ كَمَا بَلَوْنَٓا اَصْحَابَ الْجَنَّةِۚ اِذْ اَقْسَمُوا لَيَصْرِمُنَّهَا مُصْبِح۪ينَۙ ﴿١٧﴾

    İnna belevnahum ke ma belevna ashabel cenneh, iz aksemule yasri munneha musbihin.

    Biz, vaktiyle bahçe sahiplerine belâ verdiğimiz gibi, onlara da belâ verdik. Hani onlar (bahçe sahipleri), sabah olurken (kimse görmeden) onu (mahsullerini) devşireceklerine yemin etmişlerdi.

  18. 18

    وَلَا يَسْتَثْنُونَ ﴿١٨﴾

    Ve la yestesnun.

    Onlar istisna da etmiyorlardı.

  19. 19

    فَطَافَ عَلَيْهَا طَٓائِفٌ مِنْ رَبِّكَ وَهُمْ نَٓائِمُونَ ﴿١٩﴾

    Fe tafe aleyha taifun min rabbike ve hum naimun.

    Fakat onlar daha uykudayken Rabbinin katından (gönderilen) kuşatıcı bir âfet (ateş) bahçeyi sarıverdi de,

  20. 20

    فَاَصْبَحَتْ كَالصَّر۪يمِ ﴿٢٠﴾

    Fe asbahat kes sarim.

    bahçe kapkara kesildi.

  21. 21

    فَتَنَادَوْا مُصْبِح۪ينَۙ ﴿٢١﴾

    Fe tenadev musbihin.

    (Beri tarafta ise) onlar, sabah olurken, birbirlerine seslendiler.

  22. 22

    اَنِ اغْدُوا عَلٰى حَرْثِكُمْ اِنْ كُنْتُمْ صَارِم۪ينَ ﴿٢٢﴾

    Enıgdu ala harsikum in kuntum sarımin.

    Madem devşireceksiniz, hadi erkenden mahsûlünüzün başına gidin! diye

  23. 23

    فَانْطَلَقُوا وَهُمْ يَتَخَافَتُونَۙ ﴿٢٣﴾

    Fentaleku ve hum yetehafetun.

    fısıldaşa fısıldaşa yola koyuldular.

  24. 24

    اَنْ لَا يَدْخُلَنَّهَا الْيَوْمَ عَلَيْكُمْ مِسْك۪ينٌ ﴿٢٤﴾

    En la yedhulennehel yevme aleykum miskin.

    Derken: Aman, bugün orada hiçbir yoksul yanınıza sokulmasın! Diye.

  25. 25

    وَغَدَوْا عَلٰى حَرْدٍ قَادِر۪ينَ ﴿٢٥﴾

    Ve gadev ala hardin kadirin.

    (Evet, yoksullara yardıma) güçleri yettiği halde, onları yardımdan mahrum etmek niyet ve azmi ile erkenden yola düştüler.

  26. 26

    فَلَمَّا رَاَوْهَا قَالُٓوا اِنَّا لَضَٓالُّونَۙ ﴿٢٦﴾

    Fe lemma reevha kalu inna le dallun.

    Fakat bahçeyi gördüklerinde: Mutlaka yolumuzu şaşırmış olmalıyız! dediler.

  27. 27

    بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ ﴿٢٧﴾

    Bel nahnu mahrumun.

    Yok yok, doğrusu biz mahrum bırakılmışız!

  28. 28

    قَالَ اَوْسَطُهُمْ اَلَمْ اَقُلْ لَـكُمْ لَوْلَا تُسَبِّحُونَ ﴿٢٨﴾

    Kale evsatuhum e lem ekul lekum levla tusebbihun.

    İçlerinden en makul olanı şöyle dedi: Ben size «Rabbinizi tesbih etsenize» dememiş miydim?

  29. 29

    قَالُوا سُبْحَانَ رَبِّنَٓا اِنَّا كُنَّا ظَالِم۪ينَ ﴿٢٩﴾

    Kalu subhane rabbina inna kunna zalimin.

    Rabbimizi tesbih ederiz; doğrusu biz (kendi kendimize) yazık etmişiz, dediler.

  30. 30

    فَاَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ يَتَلَاوَمُونَ ﴿٣٠﴾

    Fe akbele ba'duhum ala ba'dın yetelavemun.

    Ardından, kabahati birbirlerine yüklemeye başladılar.

  31. 31

    قَالُوا يَا وَيْلَنَٓا اِنَّا كُنَّا طَاغ۪ينَ ﴿٣١﴾

    Kalu ya veylena inna kunna tagin.

    (Nihayet) şöyle dediler: Yazıklar olsun bize! Gerçekten biz azgın kişilermişiz.

  32. 32

    عَسٰى رَبُّنَٓا اَنْ يُبْدِلَنَا خَيْراً مِنْهَٓا اِنَّٓا اِلٰى رَبِّنَا رَاغِبُونَ ﴿٣٢﴾

    Asa rabbuna en yubdilena hayren minha inna ila rabbina ragıbun.

    Belki Rabbimiz bize bunun yerine daha iyisini verir. Çünkü biz (artık) Râbbimizi (O'nun hoşnutluğunu) arzuluyoruz.

  33. 33

    كَذٰلِكَ الْعَذَابُۜ وَلَعَذَابُ الْاٰخِرَةِ اَكْبَرُۢ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ۟ ﴿٣٣﴾

    Kezalikel azab, ve le azabul ahıreti ekber, lev kanu ya'lemun.

    İşte azap böyledir. Ahiret azabı ise elbette daha büyüktür. Keşke bilselerdi!

  34. 34

    اِنَّ لِلْمُتَّق۪ينَ عِنْدَ رَبِّهِمْ جَنَّاتِ النَّع۪يمِ ﴿٣٤﴾

    İnne lil muttekine ınde rabbihim cennatin naim.

    Şu da muhakkak ki, takvâ sahipleri için Rableri katında nimetleri bol cennetler vardır.

  35. 35

    اَفَنَجْعَلُ الْمُسْلِم۪ينَ كَالْمُجْرِم۪ينَۜ ﴿٣٥﴾

    E fe necalul muslimine kel mucrimin.

    Öyle ya, (Allah'a) teslimiyet gösterenleri , (o) günahkârlar gibi tutar mıyız hiç?

  36. 36

    مَا لَـكُمْ۠ كَيْفَ تَحْكُمُونَۚ ﴿٣٦﴾

    Ma lekum, keyfe tahkumun.

    Size ne oluyor? Ne biçim hüküm veriyorsunuz?

  37. 37

    اَمْ لَـكُمْ كِتَابٌ ف۪يهِ تَدْرُسُونَۙ ﴿٣٧﴾

    Em lekum kitabun fihi tedrusun.

    Yoksa size ait bir kitap var da, (bu bâtıl inanışları) onda mı okuyorsunuz?

  38. 38

    اِنَّ لَـكُمْ ف۪يهِ لَمَا تَخَيَّرُونَۚ ﴿٣٨﴾

    İnne lekum fihi lema tehayyerun.

    Onda, beğendiğiniz her şey sizin için mutlaka vardır (diye mi yazılı)?

  39. 39

    اَمْ لَـكُمْ اَيْمَانٌ عَلَيْنَا بَالِغَةٌ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِۙ اِنَّ لَـكُمْ لَمَا تَحْكُمُونَۚ ﴿٣٩﴾

    Em lekum eymanun aleyna baligatun ila yevmil kıyameti inne lekum lema tahkumun.

    Yoksa, «ne hükmederseniz mutlaka sizindir» diye sizin lehinize olarak tarafımızdan verilmiş, kıyamet gününe kadar geçerli kesin sözler mi var?

  40. 40

    سَلْهُمْ اَيُّهُمْ بِذٰلِكَ زَع۪يمٌۚۛ ﴿٤٠﴾

    Sel hum eyyuhum bi zalike zeim.

    Sor onlara: Bu iddiayı onların hangisi savunacak?

  41. 41

    اَمْ لَهُمْ شُرَكَٓاءُۚۛ فَلْيَأْتُوا بِشُرَكَٓائِهِمْ اِنْ كَانُوا صَادِق۪ينَ ﴿٤١﴾

    Em lehum şurekau, fel ye'tu bi şurekaihim in kanu sadikin.

    Yoksa ortakları mı var onların? Sözlerinde doğru iseler, hadi getirsinler ortaklarını!

  42. 42

    يَوْمَ يُكْشَفُ عَنْ سَاقٍ وَيُدْعَوْنَ اِلَى السُّجُودِ فَلَا يَسْتَط۪يعُونَۙ ﴿٤٢﴾

    Yevme yukşefu an sakın ve yud'avne iles sucudi fe la yestetiun.

    O gün incikler açılır ve secdeye davet edilirler; fakat buna güç getiremezler.

  43. 43

    خَاشِعَةً اَبْصَارُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌۜ وَقَدْ كَانُوا يُدْعَوْنَ اِلَى السُّجُودِ وَهُمْ سَالِمُونَ ﴿٤٣﴾

    Haşiaten ebsaruhum terhekuhum zilleh, ve kad kanu yud'avne iles sucudi ve hum salimun.

    Gözleri horluktan aşağı düşmüş bir halde kendilerini zillet bürür. Halbuki onlar, sapasağlam iken de secdeye davet ediliyorlardı (fakat yine secde etmiyorlardı).

  44. 44

    فَذَرْن۪ي وَمَنْ يُكَذِّبُ بِهٰذَا الْحَد۪يثِۜ سَنَسْتَدْرِجُهُمْ مِنْ حَيْثُ لَا يَعْلَمُونَۙ ﴿٤٤﴾

    Fe zerni ve men yukezzibu bi hazel hadis, se nestedricuhum min haysu la ya'lemun.

    (Rasûlüm!) Sen bu sözü (Kur'an'ı) yalan sayanı bana bırak (kendini üzme). Biz onları, bilmedikleri bir yönden yavaş yavaş azaba yaklaştıyoruz.

  45. 45

    وَاُمْل۪ي لَهُمْۜ اِنَّ كَيْد۪ي مَت۪ينٌ ﴿٤٥﴾

    Ve umli lehum, inne keydi metin.

    Onlara mühlet veriyorum. Doğrusu benim tuzağım çok sağlamdır!

  46. 46

    اَمْ تَسْـَٔلُهُمْ اَجْراً فَهُمْ مِنْ مَغْرَمٍ مُثْقَلُونَۚ ﴿٤٦﴾

    Em tes'eluhum ecren fe hum min magremin muskalun.

    Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da bu yüzden onlar ağır bir borç altında mı kalıyorlar?

  47. 47

    اَمْ عِنْدَهُمُ الْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَ ﴿٤٧﴾

    Em inde humul gaybu fehum yektubun.

    Yahut gaybın bilgisi onların nezdinde de, onlar mı (istedikleri gibi) yazıyorlar?

  48. 48

    فَاصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ وَلَا تَكُنْ كَصَاحِبِ الْحُوتِۢ اِذْ نَادٰى وَهُوَ مَكْظُومٌۜ ﴿٤٨﴾

    Fasbir li hukmi rabbike ve la tekun ke sahıbil hut, iz nada ve huve mekzum.

    Sen Rabbinin hükmünü sabırla bekle. Balık sahibi (Yunus) gibi olma. Hani o, dertli dertli Rabbine niyaz etmişti.

  49. 49

    لَوْلَٓا اَنْ تَدَارَكَهُ نِعْمَةٌ مِنْ رَبِّه۪ لَنُبِذَ بِالْعَرَٓاءِ وَهُوَ مَذْمُومٌ ﴿٤٩﴾

    Levla en tedarekehu ni'metun min rabbihi le nubize bil arai ve huve mezmum.

    Şayet Rabbinden ona bir nimet yetişmemiş olsaydı o, mutlaka, kınanacak bir halde ıssız bir diyara atılacaktı.

  50. 50

    فَاجْتَبٰيهُ رَبُّهُ فَجَعَلَهُ مِنَ الصَّالِح۪ينَ ﴿٥٠﴾

    Fectebahu rabbuhu fe cealehu mines salihin.

    Fakat ardından, Rabbi onu seçti (vahiy verdi) ve onu sâlihlerden kıldı.

  51. 51

    وَاِنْ يَكَادُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَيُزْلِقُونَكَ بِاَبْصَارِهِمْ لَمَّا سَمِعُوا الذِّكْرَ وَيَقُولُونَ اِنَّهُ لَمَجْنُونٌۢ ﴿٥١﴾

    Ve in yekadullezine keferu le yuzlikuneke bi ebsarihim lemma semiuz zikra ve yekulune innehu le mecnun.

    İnkâr edenler Zikr'i (Kur'an ı) işittikleri zaman, neredeyse seni gözleriyle devirivereceklerdi. Hâlâ da (kin ve hasetlerinden:) «Hiç şüphe yok o bir delidir» derler.

  52. 52

    وَمَا هُوَ اِلَّا ذِكْرٌ لِلْعَالَم۪ينَ ﴿٥٢﴾

    Ve ma huve illa zikrun lil alemin.

    Oysa o (Kuran), âlemler için ancak bir öğüttür.

Kalem Suresi sayfasında oku · Kalem Suresi'ni dinle

Hâkka Suresi

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

Bismillahir rahmanir rahim.

Bismillâhirrahmânirrahîm

  1. 1

    اَلْحَٓاقَّةُۙ ﴿١﴾

    El hakkah.

    Gerçekleşecek olan;

  2. 2

    مَا الْحَٓاقَّةُۚ ﴿٢﴾

    Mel hakkah.

    (Evet) nedir o gerçekleşecek olan?

  3. 3

    وَمَٓا اَدْرٰيكَ مَا الْحَٓاقَّةُۜ ﴿٣﴾

    Ve ma edrake mel hakkah.

    Gerçekleşecek olanın (kıyametin) ne olduğunu sen nereden bileceksin?

  4. 4

    كَذَّبَتْ ثَمُودُ وَعَادٌ بِالْقَارِعَةِ ﴿٤﴾

    Kezzebet semudu ve adun bil kariah.

    Semûd ve Ad kavimleri, kapılarını çalacak felâketi (kıyameti) yalan saymışlardı.

  5. 5

    فَاَمَّا ثَمُودُ فَاُهْلِكُوا بِالطَّاغِيَةِ ﴿٥﴾

    Fe emma semudu fe uhliku bit tagıyeh.

    Semûd'a gelince: Onlar pek zorlu (bir sarsıntı) ile helâk edildiler.

  6. 6

    وَاَمَّا عَادٌ فَاُهْلِكُوا بِر۪يحٍ صَرْصَرٍ عَاتِيَةٍۙ ﴿٦﴾

    Ve emma adun fe uhliku bi rihın sarsarin atiyeh.

    Ad kavmi ise, uğultulu, kasıp kavuran bir fırtına ile mahvedildiler.

  7. 7

    سَخَّرَهَا عَلَيْهِمْ سَبْعَ لَيَالٍ وَثَمَانِيَةَ اَيَّامٍۙ حُسُوماً فَتَرَى الْقَوْمَ ف۪يهَا صَرْعٰىۙ كَاَنَّهُمْ اَعْجَازُ نَخْلٍ خَاوِيَةٍۚ ﴿٧﴾

    Sehhareha aleyhim seb'a leyalin ve semaniyete eyyamin husumen fe terel kavme fiha sar'a ke ennehum a'cazu nahlin haviyeh.

    Allah onu, ardarda yedi gece, sekiz gün onların üzerine musallat etti. Öyle ki (eğer orada olsaydın), o kavmi, içi boş hurma kütükleri gibi oracıkta yere serilmiş halde görürdün.

  8. 8

    فَهَلْ تَرٰى لَهُمْ مِنْ بَاقِيَةٍ ﴿٨﴾

    Fe hel tera lehum min bakıyeh.

    Şimdi sen, onlardan, orada kalmış herhangi bir şey görüyor musun?

  9. 9

    وَجَٓاءَ فِرْعَوْنُ وَمَنْ قَبْلَهُ وَالْمُؤْتَفِكَاتُ بِالْخَاطِئَةِۚ ﴿٩﴾

    Ve cae fir'avnu ve men kablehu vel mu'tefikatu bil hatıeh.

    Firavun, ondan öncekiler ve altı üstüne getirilen beldeler halkı (Lût kavmi) hep o günahı (şirki) işlediler.

  10. 10

    فَعَصَوْا رَسُولَ رَبِّهِمْ فَاَخَذَهُمْ اَخْذَةً رَابِيَةً ﴿١٠﴾

    Fe asav resule rabbihim fe ehazehum ahzeten rabiyeh.

    Böylece Rablerinin peygamberlerine karşı geldiler, O da onları pek şiddetli bir şekilde yakalayıverdi.

  11. 11

    اِنَّا لَمَّا طَغَا الْمَٓاءُ حَمَلْنَاكُمْ فِي الْجَارِيَةِۙ ﴿١١﴾

    İnna lemma tagal mau hamelnakum fil cariyeh.

    Şüphesiz, su bastığı vakit sizi gemide biz taşıdık;

  12. 12

    لِنَجْعَلَهَا لَكُمْ تَذْكِرَةً وَتَعِيَهَٓا اُذُنٌ وَاعِيَةٌ ﴿١٢﴾

    Li nec'aleha lekum tezkireten ve teıyeha uzunun vaıyeh.

    onu sizin için bir ibret ve öğüt yapalım ve belleyici kulaklar onu bellesin diye.

  13. 13

    فَاِذَا نُفِخَ فِي الصُّورِ نَفْخَةٌ وَاحِدَةٌۙ ﴿١٣﴾

    Fe iza nufiha fis suri nefhatun vahıdeh.

    Artık Sûr'a bir defa üflendiği,

  14. 14

    وَحُمِلَتِ الْاَرْضُ وَالْجِبَالُ فَدُكَّتَا دَكَّةً وَاحِدَةً ﴿١٤﴾

    Ve humiletil ardu vel cibalu fe dukketa dekketen vahıdeh.

    yeryüzü ve dağlar kaldırılıp birbirine tek çarpışla çarpılıp darmadağın edildiği zaman,

  15. 15

    فَيَوْمَئِذٍ وَقَعَتِ الْوَاقِعَةُۙ ﴿١٥﴾

    Fe yevme izin vekaatil vakıah.

    işte o gün olacak olur (kıyamet kopar).

  16. 16

    وَانْشَقَّتِ السَّمَٓاءُ فَهِيَ يَوْمَئِذٍ وَاهِيَةٌۙ ﴿١٦﴾

    Ven şakkatis semau fe hiye yevme izin vahiyeh.

    Gök de yarılır ve artık o gün o, çökmeye yüz tutar.

  17. 17

    وَالْمَلَكُ عَلٰٓى اَرْجَٓائِهَاۜ وَيَحْمِلُ عَرْشَ رَبِّكَ فَوْقَهُمْ يَوْمَئِذٍ ثَمَانِيَةٌۜ ﴿١٧﴾

    Vel meleku ala ercaiha, ve yahmilu arşe rabbike fevkahum yevme izin semaniyeh.

    Melekler onun (göğün) etrafındadır. O gün Rabbinin arşını, bunların da üstünde sekiz (melek) yüklenir.

  18. 18

    يَوْمَئِذٍ تُعْرَضُونَ لَا تَخْفٰى مِنْكُمْ خَافِيَةٌ ﴿١٨﴾

    Yevme izin tu'radune la tahfa minkum hafiyeh.

    (Ey insanlar!) O gün (hesap için) huzura alınırsınız; size ait hiçbir sır gizli kalmaz.

  19. 19

    فَاَمَّا مَنْ اُو۫تِيَ كِتَابَهُ بِيَم۪ينِه۪ فَيَقُولُ هَٓاؤُ۬مُ اقْرَؤُ۫ا كِتَابِيَهْۚ ﴿١٩﴾

    Fe emma men utiye kitabehu bi yeminihi fe yekulu haumukreu kitabiyeh.

    Kitabı sağ tarafından verilen: "Alın, kitabımı okuyun;

  20. 20

    اِنّ۪ي ظَنَنْتُ اَنّ۪ي مُلَاقٍ حِسَابِيَهْۚ ﴿٢٠﴾

    İnni zanentu enniy mülakın hısabiyeh.

    doğrusu ben, hesabımla karşılaşacağımı zaten biliyordum," der.

  21. 21

    فَهُوَ ف۪ي ع۪يشَةٍ رَاضِيَةٍۙ ﴿٢١﴾

    Fe huve fi işetin radıyeh.

    Hoşnut kalacağı bir hayat içindedir.

  22. 22

    ف۪ي جَنَّةٍ عَالِيَةٍۙ ﴿٢٢﴾

    Fi cennetin aliyeh.

    Artık yüce bir cennette

  23. 23

    قُطُوفُهَا دَانِيَةٌ ﴿٢٣﴾

    Kutufuha daniyeh.

    o, meyveleri sarkmış,

  24. 24

    كُلُوا وَاشْرَبُوا هَن۪ٓيـٔاً بِمَٓا اَسْلَفْتُمْ فِي الْاَيَّامِ الْخَالِيَةِ ﴿٢٤﴾

    Kulu veşrebu henien bima esleftum fil eyyamil haliyeh.

    (Onlara denir ki:) Geçmiş günlerde işlediklerinize (iyi amellerinize) karşılık, âfiyetle yiyin, için.

  25. 25

    وَاَمَّا مَنْ اُو۫تِيَ كِتَابَهُ بِشِمَالِه۪ فَيَقُولُ يَا لَيْتَن۪ي لَمْ اُو۫تَ كِتَابِيَهْۚ ﴿٢٥﴾

    Ve emma men utiye kitabehu bi şimalihi fe yekulu ya leyteni lem ute kitabiyeh.

    Kitabı sol tarafından verilene gelince, o: Keşke, der, bana kitabım verilmeseydi de,

  26. 26

    وَلَمْ اَدْرِ مَا حِسَابِيَهْۚ ﴿٢٦﴾

    Ve lem edri ma hısabiyeh.

    hesabımın ne olduğunu bilmeseydim!

  27. 27

    يَا لَيْتَهَا كَانَتِ الْقَاضِيَةَۚ ﴿٢٧﴾

    Ya leyteha kanetil kadiyeh.

    Keşke onunla (ölümümle) her iş olup bitseydi!

  28. 28

    مَٓا اَغْنٰى عَنّ۪ي مَالِيَهْۚ ﴿٢٨﴾

    Ma agna anni maliyeh.

    Malım bana hiç fayda sağlamadı;

  29. 29

    هَلَكَ عَنّ۪ي سُلْطَانِيَهْۚ ﴿٢٩﴾

    Heleke anni sultaniyeh.

    saltanatım da benden (koptu), yok olup gitti.

  30. 30

    خُذُوهُ فَغُلُّوهُۙ ﴿٣٠﴾

    Huzuhu fe gulluh.

    Onu yakalayın da, (ellerini boynuna) bağlayın;

  31. 31

    ثُمَّ الْجَح۪يمَ صَلُّوهُۙ ﴿٣١﴾

    Summel cahime salluh.

    sonra alevli ateşe atın onu!

  32. 32

    ثُمَّ ف۪ي سِلْسِلَةٍ ذَرْعُهَا سَبْعُونَ ذِرَاعاً فَاسْلُكُوهُۜ ﴿٣٢﴾

    Summe fi silsiletin zer'uha seb'une ziraan feslukuh.

    Sonra da onu yetmiş arşın uzunluğunda bir zincir içinde oraya sokun!

  33. 33

    اِنَّهُ كَانَ لَا يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ الْعَظ۪يمِۙ ﴿٣٣﴾

    İnnehu kane la yu'minu billahil azim.

    Çünkü o, ulu Allah'a iman etmezdi,

  34. 34

    وَلَا يَحُضُّ عَلٰى طَعَامِ الْمِسْك۪ينِۜ ﴿٣٤﴾

    Ve la yahuddu ala taamil miskin.

    Yoksulu doyurmaya teşvik etmezdi.

  35. 35

    فَلَيْسَ لَهُ الْيَوْمَ هٰهُنَا حَم۪يمٌۙ ﴿٣٥﴾

    Fe leyse lehul yevme hahuna hamim.

    Bu sebeple, bugün burada onun candan bir dostu yoktur.

  36. 36

    وَلَا طَعَامٌ اِلَّا مِنْ غِسْل۪ينٍۙ ﴿٣٦﴾

    Ve la taamun illa min gıslin.

    Kanlı irinden başka yiyeceği de yoktur.

  37. 37

    لَا يَأْكُلُهُٓ اِلَّا الْخَاطِؤُ۫نَ۟ ﴿٣٧﴾

    La ye'kuluhu illel hatiun.

    Ancak günahkârların yediği...

  38. 38

    فَلَٓا اُقْسِمُ بِمَا تُبْصِرُونَۙ ﴿٣٨﴾

    Fe la uksımu bima tubsırun.

    Görebildikleriniz üzerine yemin ederim ki

  39. 39

    وَمَا لَا تُبْصِرُونَۙ ﴿٣٩﴾

    Ve ma la tubsırun.

    ve göremedikleriniz.

  40. 40

    اِنَّهُ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَر۪يمٍۚ ﴿٤٠﴾

    İnnehu le kavlu resulun kerimin.

    Hiç şüphesiz o (Kur'an), çok şerefli bir elçinin sözüdür.

  41. 41

    وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَاعِرٍۜ قَل۪يلاً مَا تُـؤْمِنُونَۙ ﴿٤١﴾

    Ve ma huve bi kavli şairin, kalilin ma tu'minun.

    Ve o, bir şair sözü değildir. Ne de az iman ediyorsunuz!

  42. 42

    وَلَا بِقَوْلِ كَاهِنٍۜ قَل۪يلاً مَا تَذَكَّرُونَۜ ﴿٤٢﴾

    Ve la bi kavli kahin, kalilen ma tezekkerun.

    Bir kâhin sözü de değildir (o). Ne de az düşünüyorsunuz!

  43. 43

    تَنْز۪يلٌ مِنْ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ ﴿٤٣﴾

    Tenzilun min rabbil alemin.

    (O), âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.

  44. 44

    وَلَوْ تَقَوَّلَ عَلَيْنَا بَعْضَ الْاَقَاو۪يلِۙ ﴿٤٤﴾

    Ve lev tekavvele aleyna ba'dal ekavil.

    Eğer o (Muhammed) bize atfen bazı sözler uydurmuş olsaydı,

  45. 45

    لَاَخَذْنَا مِنْهُ بِالْيَم۪ينِۙ ﴿٤٥﴾

    Le ehazna minhu bil yemin.

    elbette onu kıskıvrak yakalardık.

  46. 46

    ثُمَّ لَقَطَعْنَا مِنْهُ الْوَت۪ينَۘ ﴿٤٦﴾

    Summe le kata'na minhul vetin.

    Sonra onun can damarını koparırdık (onu yaşatmazdık).

  47. 47

    فَمَا مِنْكُمْ مِنْ اَحَدٍ عَنْهُ حَاجِز۪ينَ ﴿٤٧﴾

    Fe ma minkum min ehadin anhu hacizin.

    Hiçbiriniz buna mâni de olamazdınız.

  48. 48

    وَاِنَّهُ لَتَذْكِرَةٌ لِلْمُتَّق۪ينَ ﴿٤٨﴾

    Ve innehu le tezkiretun lil muttekin.

    Doğrusu o (Kur'an), takvâ sahipleri için bir öğüttür.

  49. 49

    وَاِنَّا لَنَعْلَمُ اَنَّ مِنْكُمْ مُكَذِّب۪ينَ ﴿٤٩﴾

    Ve inna le na'lemu enne minkum mukezzibin.

    İçinizde (onu) yalan sayanlar bulunduğunu şüphesiz bilmekteyiz.

  50. 50

    وَاِنَّهُ لَحَسْرَةٌ عَلَى الْـكَافِر۪ينَ ﴿٥٠﴾

    Ve innehu le hasretun alel kafirin.

    Muhakkak o, kâfirler için bir iç yarasıdır

  51. 51

    وَاِنَّهُ لَحَقُّ الْيَق۪ينِ ﴿٥١﴾

    Ve innehu le hakk'ul yakin.

    ve o, gerçekten kat'î bilginin ta kendisidir.

  52. 52

    فَسَبِّحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظ۪يمِ ﴿٥٢﴾

    Fe sebbıh bismi rabbikel azim.

    O halde,Yüce Rabbinin adını yüceltip noksanlıklardan tenzih et.

Hâkka Suresi sayfasında oku · Hâkka Suresi'ni dinle

Mearic Suresi

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

Bismillahir rahmanir rahim.

Bismillâhirrahmânirrahîm

  1. 1

    سَاَلَ سَٓائِلٌ بِعَذَابٍ وَاقِعٍۙ ﴿١﴾

    Se ele sailun bi azabin vakı'n.

    Birisi, gelecek azabı istedi!

  2. 2

    لِلْـكَافِر۪ينَ لَيْسَ لَهُ دَافِعٌۙ ﴿٢﴾

    Lil kafirine leyse lehu dafi'.

    İnkârcılara olan ve hiç kimsenin savamayacağı,

  3. 3

    مِنَ اللّٰهِ ذِي الْمَعَارِجِۜ ﴿٣﴾

    Minallahi zil mearic.

    yükselme derecelerinin sahibi olan Allah katından

  4. 4

    تَعْرُجُ الْمَلٰٓئِكَةُ وَالرُّوحُ اِلَيْهِ ف۪ي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ خَمْس۪ينَ اَلْفَ سَنَةٍۚ ﴿٤﴾

    Ta'rucul melaiketu ver ruhu ileyhi fi yevmin kane mikdaruhu hamsine elfe seneh.

    Melekler ve Rûh (Cebrail), oraya, miktarı (dünya senesi ile) ellibin yıl olan bir günde yükselip çıkar.

  5. 5

    فَاصْبِرْ صَبْراً جَم۪يلاً ﴿٥﴾

    Fasbir sabren cemila.

    (Rasûlüm!) Şimdi sen güzelce sabret.

  6. 6

    اِنَّهُمْ يَرَوْنَهُ بَع۪يداًۙ ﴿٦﴾

    İnnehum yerevnehu baida.

    Doğrusu onlar, o azabı (ihtimalden) uzak görüyorlar.

  7. 7

    وَنَرٰيهُ قَر۪يباًۜ ﴿٧﴾

    Ve nerahu kariba.

    Biz ise onu yakın görmekteyiz.

  8. 8

    يَوْمَ تَكُونُ السَّمَٓاءُ كَالْمُهْلِۙ ﴿٨﴾

    Yevme tekunus semau kel muhl.

    O gün gökyüzü, erimiş maden gibi olur.

  9. 9

    وَتَكُونُ الْجِبَالُ كَالْعِهْنِۙ ﴿٩﴾

    Ve tekunul cibalu kel ıhn.

    Dağlar da atılmış yüne döner.

  10. 10

    وَلَا يَسْـَٔلُ حَم۪يمٌ حَم۪يماًۚ ﴿١٠﴾

    Ve la yes'elu hamimun hamima.

    Dost, dostu sormaz.

  11. 11

    يُبَصَّرُونَهُمْۜ يَوَدُّ الْمُجْرِمُ لَوْ يَفْتَد۪ي مِنْ عَذَابِ يَوْمِئِذٍ بِبَن۪يهِۙ ﴿١١﴾

    Yubassarunehum yeveddul mucrimu lev yeftedi min azabi yevmi izin bi benih.

    Günahkâr kimse ister ki, o günün azabından (kurtuluş için), oğullarını, hepsini fidye olarak versin de

  12. 12

    وَصَاحِبَتِه۪ وَاَخ۪يهِۙ ﴿١٢﴾

    Ve sahıbetihi ve ahih.

    karısını, kardeşini,

  13. 13

    وَفَص۪يلَتِهِ الَّت۪ي تُـْٔو۪يهِۙ ﴿١٣﴾

    Ve fasiletihilleti tu'vih.

    kendisini koruyup barındıran

  14. 14

    وَمَنْ فِي الْاَرْضِ جَم۪يعاًۙ ثُمَّ يُنْج۪يهِۙ ﴿١٤﴾

    Ve men fil ardı cemi'an summe yuncih.

    tüm ailesini ve yeryüzünde kim varsa, tek kendini kurtarsın.

  15. 15

    كَلَّاۜ اِنَّهَا لَظٰىۙ ﴿١٥﴾

    Kella, inneha leza.

    Fakat ne mümkün! Bilinmeli ki, o (cehennem) alevlenen bir ateştir.

  16. 16

    نَزَّاعَةً لِلشَّوٰىۚ ﴿١٦﴾

    Nezzaaten liş şeva.

    Derileri kavurup soyar.

  17. 17

    تَدْعُوا مَنْ اَدْبَرَ وَتَوَلّٰىۙ ﴿١٧﴾

    Ted'u men edbera ve tevella.

    Yüz çevirip geri dönen, kimseyi (kendine) çağırır!

  18. 18

    وَجَمَعَ فَاَوْعٰى ﴿١٨﴾

    Ve cemea fe ev'a.

    (servet) toplayıp yığan.

  19. 19

    اِنَّ الْاِنْسَانَ خُلِقَ هَلُوعاًۙ ﴿١٩﴾

    İnnel insane hulika helua.

    Gerçekten insan, pek hırslı (ve sabırsız) yaratılmıştır.

  20. 20

    اِذَا مَسَّهُ الشَّرُّ جَزُوعاًۙ ﴿٢٠﴾

    İza messehuş şerru cezua.

    Kendisine fenalık dokunduğunda sızlanır, feryat eder.

  21. 21

    وَاِذَا مَسَّهُ الْخَيْرُ مَنُوعاًۙ ﴿٢١﴾

    Ve iza messehul hayru menua.

    Ona imkân verildiğinde ise pinti kesilir.

  22. 22

    اِلَّا الْمُصَلّ۪ينَۙ ﴿٢٢﴾

    İllel musallin.

    Ancak şunlar öyle değildir: Namaz kılanlar,

  23. 23

    اَلَّذ۪ينَ هُمْ عَلٰى صَلَاتِهِمْ دَٓائِمُونَۖ ﴿٢٣﴾

    Ellezine hum ala salatihim daimun.

    ki onlar namazlarında devamlıdırlar (ihmal göstermezler);

  24. 24

    وَالَّذ۪ينَ ف۪ٓي اَمْوَالِهِمْ حَقٌّ مَعْلُومٌۙ ﴿٢٤﴾

    Vellezine fi emvalihim hakkun ma'lum.

    mallarında, kalmışa belli bir hak tanıyanlar;

  25. 25

    لِلسَّٓائِلِ وَالْمَحْرُومِۖ ﴿٢٥﴾

    Lis saili vel mahrum.

    isteyene ve (isteyemediği için) mahrum,

  26. 26

    وَالَّذ۪ينَ يُصَدِّقُونَ بِيَوْمِ الدّ۪ينِۖ ﴿٢٦﴾

    Vellezine yusaddikune bi yevmid din.

    ceza (ve hesap) gününün doğruluğuna inananlar;

  27. 27

    وَالَّذ۪ينَ هُمْ مِنْ عَذَابِ رَبِّهِمْ مُشْفِقُونَۚ ﴿٢٧﴾

    Vellezine hum min azabi rabbihim muşfikun.

    Rablerinin azabından korkanlar,

  28. 28

    اِنَّ عَذَابَ رَبِّهِمْ غَيْرُ مَأْمُونٍۚ ﴿٢٨﴾

    İnne azabe rabbihim gayru me'mun.

    ki Rablerinin azabı(na karşı) emin olunamaz;

  29. 29

    وَالَّذ۪ينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَافِظُونَۙ ﴿٢٩﴾

    Vellezine hum li furucihim hafizun.

    ırzlarını koruyanlar,

  30. 30

    اِلَّا عَلٰٓى اَزْوَاجِهِمْ اَوْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُمْ فَاِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُوم۪ينَۚ ﴿٣٠﴾

    İlla ala ezvacihim ev ma meleket eymanuhum fe innehum gayru melumin.

    ancak eşlerine ve cariyelerine karşı müstesna; çünkü onlar kınanmaz.

  31. 31

    فَمَنِ ابْتَغٰى وَرَٓاءَ ذٰلِكَ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْعَادُونَۚ ﴿٣١﴾

    Fe menibtega verae zalike fe ulaike humul adun.

    Bundan öteye (geçmek) isteyenler ise, onlar taşkınların ta kendileridir.

  32. 32

    وَالَّذ۪ينَ هُمْ لِاَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَۖ ﴿٣٢﴾

    Vellezine hum li emanatihim ve ahdihim raun.

    Emanetlerine ve ahitlerine riayet edenler;

  33. 33

    وَالَّذ۪ينَ هُمْ بِشَهَادَاتِهِمْ قَٓائِمُونَۖ ﴿٣٣﴾

    Vellezine hum bi şehadatihim kaimun.

    Şahitliklerini (dosdoğru) yapanlar;

  34. 34

    وَالَّذ۪ينَ هُمْ عَلٰى صَلَاتِهِمْ يُحَافِظُونَۜ ﴿٣٤﴾

    Vellezine hum ala salatihim yuhafizun.

    Namazlarını koruyanlar;

  35. 35

    اُو۬لٰٓئِكَ ف۪ي جَنَّاتٍ مُكْرَمُونَۜ ۟ ﴿٣٥﴾

    Ulaike fi cennatin mukremun.

    işte bunlar, cennetlerde ağırlanırlar.

  36. 36

    فَمَالِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا قِبَلَكَ مُهْطِع۪ينَۙ ﴿٣٦﴾

    Fe ma lillezine keferu kıbeleke muhtıin.

    (Rasûlüm!) O kâfirlere ne oluyor ki, sana doğru koşuyorlar.

  37. 37

    عَنِ الْيَم۪ينِۙ وَعَنِ الشِّمَالِ عِز۪ينَ ﴿٣٧﴾

    Anil yemini ve aniş şimali ızin.

    Bölük bölük sağından ve solundan.

  38. 38

    اَيَطْمَعُ كُلُّ امْرِئٍ مِنْهُمْ اَنْ يُدْخَلَ جَنَّةَ نَع۪يمٍۙ ﴿٣٨﴾

    E yatmeu kullumriin minhum en yudhale cennete naim.

    Onlardan her biri nimet cennetine sokulacağını mı umuyor?

  39. 39

    كَلَّاۜ اِنَّا خَلَقْنَاهُمْ مِمَّا يَعْلَمُونَ ﴿٣٩﴾

    Kella, inna halaknahum mimma ya'lemun.

    Hayır (hiç ummasınlar!) Şüphesiz biz onları, kendilerinin de bildikleri şeyden yarattık (fakat ibret almadılar, imana gelmediler).

  40. 40

    فَلَٓا اُقْسِمُ بِرَبِّ الْمَشَارِقِ وَالْمَغَارِبِ اِنَّا لَقَادِرُونَۙ ﴿٤٠﴾

    Fe la uksimu bi rabbil meşarikı vel megaribi inna le kadirun.

    Şu halde (işin gerçeği) öyle (umdukları gibi) değil! Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki, bizim gücümüz yeter.

  41. 41

    عَلٰٓى اَنْ نُبَدِّلَ خَيْراً مِنْهُمْۙ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوق۪ينَ ﴿٤١﴾

    Ala en nubeddile hayren minhum ve ma nahnu bi mesbukin.

    Şüphesiz onların yerine daha hayırlılarını getirmeye elbette kadiriz ve kimse bizim önümüze geçemez.

  42. 42

    فَذَرْهُمْ يَخُوضُوا وَيَلْعَبُوا حَتّٰى يُلَاقُوا يَوْمَهُمُ الَّذ۪ي يُوعَدُونَۙ ﴿٤٢﴾

    Fe zerhum yehudu ve yel'abu hatta yulaku yevme humullezi yuadun.

    Ama sen onları (şimdilik) bırak da, tehdit edildikleri günlerine kavuşuncaya dek dalsınlar, oynayadursunlar.

  43. 43

    يَوْمَ يَخْرُجُونَ مِنَ الْاَجْدَاثِ سِرَاعاً كَاَنَّهُمْ اِلٰى نُصُبٍ يُوفِضُونَۙ ﴿٤٣﴾

    Yevme yahrucune minel ecdasi siraan ke ennehum ila nusubin yufidun.

    O gün onlar, sanki dikili bir şeye koşuyorlar gibi, bir halde kabirlerinden fırlaya fırlaya çıkarlar.

  44. 44

    خَاشِعَةً اَبْصَارُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌۜ ذٰلِكَ الْيَوْمُ الَّذ۪ي كَانُوا يُوعَدُونَ ﴿٤٤﴾

    Haşi'aten ebsaruhum terhekuhum zilleh, zalikel yevmullezi kanu yuadun.

    Gözleri horluktan aşağı düşmüş ve kendileri zillete bürünmüş. İşte bu, onların tehdit edilegeldikleri gündür!

Mearic Suresi sayfasında oku · Mearic Suresi'ni dinle

Nuh Suresi

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

Bismillahir rahmanir rahim.

Bismillâhirrahmânirrahîm

  1. 1

    اِنَّٓا اَرْسَلْنَا نُوحاً اِلٰى قَوْمِه۪ٓ اَنْ اَنْذِرْ قَوْمَكَ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَأْتِيَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ ﴿١﴾

    İnna erselna nuhan ila kavmihi en enzir kavmeke min kabli en ye'tiyehum azabun elim.

    Kendilerine yakıcı bir azap gelmeden önce kavmini uyar, diye Nuh'u kendi kavmine gönderdik.

  2. 2

    قَالَ يَا قَوْمِ اِنّ۪ي لَـكُمْ نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌۙ ﴿٢﴾

    Kale ya kavmi inni lekum nezirun mubin.

    Nuh şöyle dedi: Ey kavmim! Şüpheniz olmasın ki, ben sizi, apaçık uyaran bir kimseyim.

  3. 3

    اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ وَاتَّقُوهُ وَاَط۪يعُونِۙ ﴿٣﴾

    Eni'budullahe vettekuhu ve etiun.

    «Allah’a kulluk edin; O'na karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin ki,

  4. 4

    يَغْفِرْ لَـكُمْ مِنْ ذُنُوبِكُمْ وَيُؤَخِّرْكُمْ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّىۜ اِنَّ اَجَلَ اللّٰهِ اِذَا جَٓاءَ لَا يُؤَخَّرُۢ لَوْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ ﴿٤﴾

    Yagfir lekum min zunubikum ve yuahhırkum ila ecelin musemma, inne ecelallahi iza cae la yuahhar, lev kuntum ta'lemun.

    Allah bir kısım günahlarınızı bağışlasın ve sizi belli bir vâdeye kadar tehir etsin (muahaze etmeden yaşatsın)» diyerek bilinmeli ki Allah’ın tayin ettiği vâde gelince, artık o ertelenmez. Keşke bilseydiniz!

  5. 5

    قَالَ رَبِّ اِنّ۪ي دَعَوْتُ قَوْم۪ي لَيْلاً وَنَهَاراًۙ ﴿٥﴾

    Kale rabbi inni deavtu kavmi leylen ve nehara.

    (Sonra Nuh:) Rabbim! dedi, doğrusu ben kavmimi gece gündüz (imana) davet ettim;

  6. 6

    فَلَمْ يَزِدْهُمْ دُعَٓاء۪ٓي اِلَّا فِرَاراً ﴿٦﴾

    Fe lem yezidhum duai illa firara.

    Fakat benim davetim, ancak kaçmalarını arttırdı.

  7. 7

    وَاِنّ۪ي كُلَّمَا دَعَوْتُهُمْ لِتَغْفِرَ لَهُمْ جَعَلُٓوا اَصَابِعَهُمْ ف۪ٓي اٰذَانِهِمْ وَاسْتَغْشَوْا ثِيَابَهُمْ وَاَصَرُّوا وَاسْتَكْبَرُوا اسْتِكْبَاراًۚ ﴿٧﴾

    Ve inni kullema deavtuhum li tagfire lehum cealu esabiahum fi azanihim vestagşev siyabehum ve esarru vestekberustikbara.

    Gerçekten de, (imana gelmeleri ve böylece) günahlarını bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, (beni görmemek için) elbiselerine büründüler, ayak dirediler, kibirlendikçe kibirlendiler.

  8. 8

    ثُمَّ اِنّ۪ي دَعَوْتُهُمْ جِهَاراًۙ ﴿٨﴾

    Summe inni deavtuhum cihara.

    Sonra, ben kendilerine haykırarak davette bulundum.

  9. 9

    ثُمَّ اِنّ۪ٓي اَعْلَنْتُ لَهُمْ وَاَسْرَرْتُ لَهُمْ اِسْرَاراًۙ ﴿٩﴾

    Summe inni a'lentu lehum ve esrartu lehum israra.

    Sonra, onlarla hem açıktan açığa hem de gizli gizli konuştum.

  10. 10

    فَقُلْتُ اسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ اِنَّهُ كَانَ غَفَّاراًۙ ﴿١٠﴾

    Fe kul tustagfıru rabbekum innehu kane gaffara.

    Dedim ki: Rabbinizden mağfiret dileyin; çünkü O çok bağışlayıcıdır.

  11. 11

    يُرْسِلِ السَّمَٓاءَ عَلَيْكُمْ مِدْرَاراًۙ ﴿١١﴾

    Yursilis semae aleykum midrara.

    (Mağfiret dileyin ki,) üzerinize gökten bol bol yağmur indirsin,

  12. 12

    وَيُمْدِدْكُمْ بِاَمْوَالٍ وَبَن۪ينَ وَيَجْعَلْ لَكُمْ جَنَّاتٍ وَيَجْعَلْ لَكُمْ اَنْهَاراًۜ ﴿١٢﴾

    Ve yumdidkum biemvalin ve benine ve yec'al lekum cennatin ve yec'al lekum enhara.

    Mallarınızı ve oğullarınızı çoğaltsın, size bahçeler ihsan etsin, sizin için ırmaklar akıtsın.

  13. 13

    مَا لَكُمْ لَا تَرْجُونَ لِلّٰهِ وَقَاراًۚ ﴿١٣﴾

    Ma lekum la tercune lillahi vekara.

    Size ne oluyor ki, Allah'a büyüklüğü yakıştıramıyorsunuz?

  14. 14

    وَقَدْ خَلَقَكُمْ اَطْوَاراً ﴿١٤﴾

    Ve kad halakakum etvara.

    Oysa, sizi türlü merhalelerden geçirerek O yaratmıştır.

  15. 15

    اَلَمْ تَرَوْا كَيْفَ خَلَقَ اللّٰهُ سَبْعَ سَمٰوَاتٍ طِبَاقاًۙ ﴿١٥﴾

    E lem terev keyfe halakallahu seb'a semavatin tıbaka.

    Görmediniz mi, Allah yedi göğü birbiriyle ahenktar olarak nasıl yaratmış!

  16. 16

    وَجَعَلَ الْقَمَرَ ف۪يهِنَّ نُوراً وَجَعَلَ الشَّمْسَ سِرَاجاً ﴿١٦﴾

    Ve cealel kamere fihinne nuren ve cealeş şemse siraca.

    Onların içinde ayı bir nûr kılmış, güneşi de bir kandil kılmıştır.

  17. 17

    وَاللّٰهُ اَنْبَتَكُمْ مِنَ الْاَرْضِ نَبَاتاًۙ ﴿١٧﴾

    Vallahu enbetekum minel ardı nebata.

    Allah, sizi de yerden ot (bitirir) gibi bitirmiştir.

  18. 18

    ثُمَّ يُع۪يدُكُمْ ف۪يهَا وَيُخْرِجُكُمْ اِخْرَاجاً ﴿١٨﴾

    Summe yuidukum fiha ve yuhricukum ihraca.

    Sonra sizi yine oraya döndürecek ve sizi yeniden çıkaracaktır.

  19. 19

    وَاللّٰهُ جَعَلَ لَـكُمُ الْاَرْضَ بِسَاطاًۙ ﴿١٩﴾

    Vallahu ceale lekumul arda bisata.

    Allah, yeryüzünü sizin için bir sergi yapmıştır.

  20. 20

    لِتَسْلُكُوا مِنْهَا سُبُلاً فِجَاجاً۟ ﴿٢٠﴾

    Li tesluku minha subulen ficaca.

    Onda geniş yollar edinip dolaşabilesiniz diye.

  21. 21

    قَالَ نُوحٌ رَبِّ اِنَّهُمْ عَصَوْن۪ي وَاتَّبَعُوا مَنْ لَمْ يَزِدْهُ مَالُهُ وَوَلَدُهُٓ اِلَّا خَسَاراًۚ ﴿٢١﴾

    Kale nuhun rabbi innehum asavni vettebeu men lem yezidhu maluhu ve veleduhu illa hasara.

    (Öğütlerinin fayda vermemesi üzerine) Nuh: Rabbim! dedi, doğrusu bunlar bana karşı geldiler de, malı ve çocuğu kendi ziyanını arttırmaktan başka işe yaramayan kimseye uydular.

  22. 22

    وَمَكَرُوا مَكْراً كُبَّاراًۚ ﴿٢٢﴾

    Ve mekeru mekren kubbara.

    Bunlar da, büyük hileler, büyük desiseler kurdular!

  23. 23

    وَقَالُوا لَا تَذَرُنَّ اٰلِهَتَكُمْ وَلَا تَذَرُنَّ وَداًّ وَلَا سُوَاعاًۙ وَلَا يَغُوثَ وَيَعُوقَ وَنَسْراًۚ ﴿٢٣﴾

    Ve kalu la tezerunne alihetekum ve la tezerrunne vedden ve la suvaan ve la yeguse ve yeuka ve nesra.

    Ve dediler ki: Sakın ilâhlarınızı bırakmayın; hele Ved'den, Suvâ'dan, Yeğûs'tan, Ye'ûk'tan ve Nesr'den asla vazgeçmeyin!

  24. 24

    وَقَدْ اَضَلُّوا كَث۪يراًۚ وَلَا تَزِدِ الظَّالِم۪ينَ اِلَّا ضَلَالاً ﴿٢٤﴾

    Ve kad edallu kesira, ve la tezidiz zalimine illa dalala.

    (Böylece) onlar gerçekten birçoklarını saptırdılar. (Rabbim!) Sen de bu zalimlerin ancak şaşkınlıklarını arttır!

  25. 25

    مِمَّا خَط۪ٓيـَٔاتِهِمْ اُغْرِقُوا فَاُدْخِلُوا نَاراً فَلَمْ يَجِدُوا لَهُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اَنْصَاراً ﴿٢٥﴾

    Mimma hatiatihim ugriku fe udhılu naran fe lem yecıdu lehum min dunillahi ensara.

    Bunlar, günahları yüzünden suda boğuldular, ardından da ateşe sokuldular ve o zaman Allah'a karşı yardımcılar da bulamadılar.

  26. 26

    وَقَالَ نُوحٌ رَبِّ لَا تَذَرْ عَلَى الْاَرْضِ مِنَ الْكَافِر۪ينَ دَيَّاراً ﴿٢٦﴾

    Ve kale nuhun rabbi la tezer alel ardı minel kafirine deyyara.

    Nuh: «Rabbim! dedi, yeryüzünde kâfirlerden hiç kimseyi bırakma!»

  27. 27

    اِنَّكَ اِنْ تَذَرْهُمْ يُضِلُّوا عِبَادَكَ وَلَا يَلِدُٓوا اِلَّا فَاجِراً كَفَّاراً ﴿٢٧﴾

    İnneke in tezerhum yudıllu ıbadeke ve la yelidu illa faciren keffara.

    «Çünkü sen onları bırakırsan kullarını saptırırlar; yalnız ahlâksız, nankör (insanlar) doğururlar (yetiştirirler).»

  28. 28

    رَبِّ اغْفِرْ ل۪ي وَلِوَالِدَيَّ وَلِمَنْ دَخَلَ بَيْتِيَ مُؤْمِناً وَلِلْمُؤْمِن۪ينَ وَالْمُؤْمِنَاتِۜ وَلَا تَزِدِ الظَّالِم۪ينَ اِلَّا تَبَاراً ﴿٢٨﴾

    Rabbigfirli ve li valideyye ve li men dehale beytiye mu'minen ve lil mu'minine vel mu'minat ve la tezidiz zalimine illa tebara.

    «Rabbim! Beni, ana-babamı, iman etmiş olarak evime girenleri, iman eden erkekleri ve iman eden kadınları bağışla, zalimlerin de ancak helâkini arttır.»

Nuh Suresi sayfasında oku · Nuh Suresi'ni dinle

Cin Suresi

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

Bismillahir rahmanir rahim.

Bismillâhirrahmânirrahîm

  1. 1

    قُلْ اُو۫حِيَ اِلَيَّ اَنَّهُ اسْتَمَعَ نَفَرٌ مِنَ الْجِنِّ فَقَالُٓوا اِنَّا سَمِعْنَا قُرْاٰناً عَجَباًۙ ﴿١﴾

    Kul uhıye ileyye ennehustemea neferun minel cinni fe kalu inna semi'na kur'anen aceba.

    (Rasûlüm!) De ki: Cinlerden bir topluluğun (benim okuduğum Kur'an'ı) dinleyip de şöyle söyledikleri bana vahyolunmuştur: "Hârikulâde güzel bir Kur’an dinledik."

  2. 2

    يَهْد۪ٓي اِلَى الرُّشْدِ فَاٰمَنَّا بِه۪ۜ وَلَنْ نُشْرِكَ بِرَبِّنَٓا اَحَداًۙ ﴿٢﴾

    Yehdi iler ruşdi fe amenna bih, ve len nuşrike bi rabbina ehada.

    Gerçekten biz, doğru yola ileten de ona iman ettik. (Artık) kimseyi Rabbimize asla ortak koşmayacağız.

  3. 3

    وَاَنَّهُ تَعَالٰى جَدُّ رَبِّنَا مَا اتَّخَذَ صَاحِبَةً وَلَا وَلَداًۙ ﴿٣﴾

    Ve ennehu teala ceddu rabbina mettehaze sahıbeten ve la veleda.

    Hakikat şu ki, Rabbimizin şânı çok yücedir. O, ne eş ne de çocuk edinmiştir.

  4. 4

    وَاَنَّهُ كَانَ يَقُولُ سَف۪يهُنَا عَلَى اللّٰهِ شَطَطاًۙ ﴿٤﴾

    Ve ennehu kane yekulu sefihuna alallahi şetata.

    Doğrusu bizim beyinsiz olanımız (iblis veya azgın cinler), Allah hakkında pek aşırı yalanlar uyduruyormuş.

  5. 5

    وَاَنَّا ظَنَنَّٓا اَنْ لَنْ تَقُولَ الْاِنْسُ وَالْجِنُّ عَلَى اللّٰهِ كَذِباًۙ ﴿٥﴾

    Ve enna zanenna en len tekulel insu vel cinnu alallahi keziba.

    Halbuki biz, gerek insanlar gerekse cinler Allah hakkında asla yalan söylemezler, sanmıştık.

  6. 6

    وَاَنَّهُ كَانَ رِجَالٌ مِنَ الْاِنْسِ يَعُوذُونَ بِرِجَالٍ مِنَ الْجِنِّ فَزَادُوهُمْ رَهَقاًۙ ﴿٦﴾

    Ve ennehu kane ricalun minel insi yeuzune bi ricalin minel cinni fe zaduhum reheka.

    Şu da gerçek ki, insanlardan bazı kimseler, cinlerden bazı kimselere sığınırlardı da, onların taşkınlıklarını arttırırlardı.

  7. 7

    وَاَنَّهُمْ ظَنُّوا كَمَا ظَنَنْتُمْ اَنْ لَنْ يَبْعَثَ اللّٰهُ اَحَداًۙ ﴿٧﴾

    Ve ennehum zannu kema zanentum en len yeb'asallahu ehada.

    Onlar da sizin sandığınız gibi, Allah’ın hiç kimseyi tekrar diriltmeyeceğini sanmışlardı.

  8. 8

    وَاَنَّا لَمَسْنَا السَّمَٓاءَ فَوَجَدْنَاهَا مُلِئَتْ حَرَساً شَد۪يداً وَشُهُباًۙ ﴿٨﴾

    Ve enna le mesnes semae fe vecednaha muliet haresen şediden ve şuhuba.

    Doğrusu biz (cinler), göğü yokladık, fakat onu sert bekçilerle, alev huzmeleriyle doldurulmuş bulduk.

  9. 9

    وَاَنَّا كُنَّا نَقْعُدُ مِنْهَا مَقَاعِدَ لِلسَّمْعِۜ فَمَنْ يَسْتَمِعِ الْاٰنَ يَجِدْ لَهُ شِهَاباً رَصَداًۙ ﴿٩﴾

    Ve enna kunna nak'udu minha mekaıde lis sem'i fe men yestemiıl ane yecid lehu şihaben rasada.

    Halbuki, (daha önce) biz onun bazı kısımlarında (haber) dinlemek için oturacak yerler (bulup) oturuyorduk; fakat şimdi kim dinlemek isterse, kendisini gözetleyen bir alev huzmesi buluyor.

  10. 10

    وَاَنَّا لَا نَدْر۪ٓي اَشَرٌّ اُر۪يدَ بِمَنْ فِي الْاَرْضِ اَمْ اَرَادَ بِهِمْ رَبُّهُمْ رَشَداًۙ ﴿١٠﴾

    Ve enna la nedri eşerrun uride bi men fil ardı em erade bi him rabbuhum reşeda.

    Bilmiyoruz, yeryüzündekilere kötülük mü murat edildi, yoksa Rableri onlara bir hayır mı diledi ?

  11. 11

    وَاَنَّا مِنَّا الصَّالِحُونَ وَمِنَّا دُونَ ذٰلِكَۜ كُنَّا طَرَٓائِقَ قِدَداًۙ ﴿١١﴾

    Ve enna minnes salihune ve minna dune zalik, kunna taraika kıdeda.

    Gerçekten biz, kimimiz sâlih kişiler, kimimiz ise bunlardan aşağıda olmak üzere türlü türlü yollar tutmuştuk.

  12. 12

    وَاَنَّا ظَنَنَّٓا اَنْ لَنْ نُعْجِزَ اللّٰهَ فِي الْاَرْضِ وَلَنْ نُعْجِزَهُ هَرَباًۙ ﴿١٢﴾

    Ve enna zanenna en len nu'cizallahe fil ardı ve len nu'cizehu hereba.

    (Artık) şu gerçeği şüphesiz anladık ki, biz yeryüzünde bulunsak da Allah'ı âciz bırakamayacağız, başka yere kaçmakla da elinden kurtulamayacağız.

  13. 13

    وَاَنَّا لَمَّا سَمِعْنَا الْهُدٰٓى اٰمَنَّا بِه۪ۜ فَمَنْ يُؤْمِنْ بِرَبِّه۪ فَلَا يَخَافُ بَخْساً وَلَا رَهَقاًۙ ﴿١٣﴾

    Ve enna lemma semi'nel huda amenna bih, fe men yu'min bi rabbihi fe la yehafu bahsen ve la reheka.

    Doğrusu biz, o hidayeti (Kur'an'ı) işitince ona iman ettik. Kim Rabbine iman ederse, artık ne bir (ecrinin) eksikliğe uğratılmasından ne de haksızlık edilmesinden korkar.

  14. 14

    وَاَنَّا مِنَّا الْمُسْلِمُونَ وَمِنَّا الْقَاسِطُونَۜ فَمَنْ اَسْلَمَ فَاُو۬لٰٓئِكَ تَحَرَّوْا رَشَداً ﴿١٤﴾

    Ve enna minnel muslimune ve minnel kasitun, fe men esleme fe ulaike teharrev reşeda.

    İçimizde, (Allah’a) teslimiyet gösterenler de var, hak yoldan sapanlar da var. Teslimiyet gösteren kimseler, doğru yolu arayanlardır.

  15. 15

    وَاَمَّا الْقَاسِطُونَ فَكَانُوا لِجَهَنَّمَ حَطَباًۙ ﴿١٥﴾

    Ve emmel kasitune fe kanu li cehenneme hataba.

    Hak yoldan sapanlara gelince, onlar cehenneme odun olmuşlardır.

  16. 16

    وَاَنْ لَوِ اسْتَقَامُوا عَلَى الطَّر۪يقَةِ لَاَسْقَيْنَاهُمْ مَٓاءً غَدَقاًۙ ﴿١٦﴾

    Ve en levistekamu alet tarikati le eskaynahum maen gadeka.

    Şayet doğru yolda gitselerdi, onlara bol su verirdik.

  17. 17

    لِنَفْتِنَهُمْ ف۪يهِۚ وَمَنْ يُعْرِضْ عَنْ ذِكْرِ رَبِّه۪ يَسْلُكْهُ عَذَاباً صَعَداًۙ ﴿١٧﴾

    Li neftinehum fih, ve men yu'rıd an zikri rabbihi yeslukhu azaben saada.

    Bu hususta kendilerini denememiz için kim Rabbinin zikrinden yüz çevirirse, (Rabbin) onu gitgide artan çetin bir azaba uğratır.

  18. 18

    وَاَنَّ الْمَسَاجِدَ لِلّٰهِ فَلَا تَدْعُوا مَعَ اللّٰهِ اَحَداًۙ ﴿١٨﴾

    Ve ennel mesacide lillahi fe la ted'u maallahi ehada.

    Mescidler şüphesiz Allah’ındır. O halde, Allah ile birlikte kimseye yalvarmayın (ve kulluk etmeyin).

  19. 19

    وَاَنَّهُ لَمَّا قَامَ عَبْدُ اللّٰهِ يَدْعُوهُ كَادُوا يَكُونُونَ عَلَيْهِ لِبَداًۜ۟ ﴿١٩﴾

    Ve ennehu lemma kame abdullahi yeduhu kadu yekunune aleyhi libeda.

    Allah'ın kulu, O'na yalvarmaya (namaza) kalkınca, neredeyse onun etrafında keçe gibi birbirlerine geçeceklerdi.

  20. 20

    قُلْ اِنَّمَٓا اَدْعُوا رَبّ۪ي وَلَٓا اُشْرِكُ بِه۪ٓ اَحَداً ﴿٢٠﴾

    Kul innema ed'u rabbi ve la uşriku bihi ehada.

    (Rasûlüm!) de ki: Ben ancak Rabbime yalvarırım ve O'na kimseyi ortak koşmam.

  21. 21

    قُلْ اِنّ۪ي لَٓا اَمْلِكُ لَكُمْ ضَراًّ وَلَا رَشَداً ﴿٢١﴾

    Kul inni la emliku lekum darren ve la reşeda.

    De ki: Doğrusu ben (kendi başıma) size ne zarar verme ne de fayda sağlama gücüne sahibim.

  22. 22

    قُلْ اِنّ۪ي لَنْ يُج۪يرَن۪ي مِنَ اللّٰهِ اَحَدٌ وَلَنْ اَجِدَ مِنْ دُونِه۪ مُلْتَحَداًۙ ﴿٢٢﴾

    Kul inni len yucireni minallahi ehadun ve len ecide min dunihi multehada.

    De ki: Gerçekten (bana bir kötülük dilerse) Allah'a karşı beni kimse himaye edemez, O'ndan başka sığınacak kimse de bulamam.

  23. 23

    اِلَّا بَلَاغاً مِنَ اللّٰهِ وَرِسَالَاتِه۪ۜ وَمَنْ يَعْصِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ فَاِنَّ لَهُ نَارَ جَهَنَّمَ خَالِد۪ينَ ف۪يهَٓا اَبَداًۜ ﴿٢٣﴾

    İlla belagan minallahi ve risalatih, ve men ya'sıllahe ve resulehu fe inne lehu nare cehenneme halidine fiha ebeda.

    (Benim yaptığım) ancak Allah katından olanı, O'nun gönderdiklerini tebliğdir. Artık kim Allah ve Rasûlüne karşı gelirse, bilsin ki ona, (kendi gibilerle birlikte) içinde ebedî kalacakları cehennem ateşi vardır.

  24. 24

    حَتّٰٓى اِذَا رَاَوْا مَا يُوعَدُونَ فَسَيَعْلَمُونَ مَنْ اَضْعَفُ نَاصِراً وَاَقَلُّ عَدَداً ﴿٢٤﴾

    Hatta iza reev ma yuadune fe se ya'lemune men ad'afu nasıren ve ekallu adeda.

    Sonunda, tehdit edilip durduklarını (azabı, kıyameti) gördükleri zaman, kim yardımcı olma bakımından daha güçsüz ve sayıca daha az imiş, bileceklerdir.

  25. 25

    قُلْ اِنْ اَدْر۪ٓي اَقَر۪يبٌ مَا تُوعَدُونَ اَمْ يَجْعَلُ لَهُ رَبّ۪ٓي اَمَداً ﴿٢٥﴾

    Kul in edri e karibun ma tuadune em yec'alu lehu rabbi emeda.

    De ki: Tehdit edilegeldiğiniz (azap), yakın mıdır, yoksa Rabbim onun için uzun bir süre mi koyar, ben bilmem.

  26. 26

    عَالِمُ الْغَيْبِ فَلَا يُظْهِرُ عَلٰى غَيْبِه۪ٓ اَحَداًۙ ﴿٢٦﴾

    Alimul gaybi fe la yuzhiru ala gaybihi ehada.

    O bütün görülmeyenleri bilir. Sırlarına kimseyi muttali kılmaz;

  27. 27

    اِلَّا مَنِ ارْتَضٰى مِنْ رَسُولٍ فَاِنَّهُ يَسْلُكُ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِه۪ رَصَداًۙ ﴿٢٧﴾

    İlla menirteda min resulin fe innehu yesluku min beyni yedeyhi ve min halfihi rasada.

    ancak, (bildirmeyi) dilediği peygamber bunun dışındadır. Çünkü O, bunun önünden ve ardından gözcüler salar.

  28. 28

    لِيَعْلَمَ اَنْ قَدْ اَبْلَغُوا رِسَالَاتِ رَبِّهِمْ وَاَحَاطَ بِمَا لَدَيْهِمْ وَاَحْصٰى كُلَّ شَيْءٍ عَدَداً ﴿٢٨﴾

    Li ya'leme en kad eblegu rısalati rabbihim ve ehata bima ledeyhim ve ahsa kulle şey'in adeda.

    Ki böylece onların (peygamberlerin), Rablerinin gönderdiklerini hakkıyla tebliğ ettiklerini bilsin. (Allah) onların nezdinde olup bitenleri çepeçevre kuşatmış ve her şeyi bir bir saymıştır (kaydetmiştir).

Cin Suresi sayfasında oku · Cin Suresi'ni dinle

Müzzemmil Suresi

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

Bismillahir rahmanir rahim.

Bismillâhirrahmânirrahîm

  1. 1

    يَٓا اَيُّهَا الْمُزَّمِّلُۙ ﴿١﴾

    Ya eyyuhel muzzemmil.

    Ey örtünüp bürünen (Rasûlüm)!

  2. 2

    قُمِ الَّيْلَ اِلَّا قَل۪يلاًۙ ﴿٢﴾

    Kumil leyle illa kalila.

    Birazı hariç, geceleri kalk namaz kıl.

  3. 3

    نِصْفَهُٓ اَوِ انْقُصْ مِنْهُ قَل۪يلاًۙ ﴿٣﴾

    Nısfehu evinkus minhu kalila.

    (Gecenin) yarısını (kıl). Yahut bunu biraz azalt

  4. 4

    اَوْ زِدْ عَلَيْهِ وَرَتِّلِ الْقُرْاٰنَ تَرْت۪يلاًۜ ﴿٤﴾

    Ey zid aleyhi ve rettilil kur'ane tertila.

    ya da çoğalt ve Kur’an'ı tane tane oku.

  5. 5

    اِنَّا سَنُلْق۪ي عَلَيْكَ قَوْلاً ثَق۪يلاًۜ ﴿٥﴾

    İnna se nulki aleyke kavlen sekila.

    Doğrusu biz sana (taşıması) ağır bir söz vahyedeceğiz.

  6. 6

    اِنَّ نَاشِئَةَ الَّيْلِ هِيَ اَشَدُّ وَطْـٔاً وَاَقْوَمُ ق۪يلاًۜ ﴿٦﴾

    İnne naşietel leyli hiye eşeddu vat'en ve akvemu kila.

    Şüphesiz gece kalkışı, (kalp ve uzuvlar arasında) tam bir uyuma ve sağlam bir kıraata daha elverişlidir.

  7. 7

    اِنَّ لَكَ فِي النَّهَارِ سَبْحاً طَو۪يلاًۜ ﴿٧﴾

    İnne leke fin nehari sebhan tavila.

    Zira gündüz vakti, sana uzun bir meşguliyet var.

  8. 8

    وَاذْكُرِ اسْمَ رَبِّكَ وَتَبَتَّلْ اِلَيْهِ تَبْت۪يلاًۜ ﴿٨﴾

    Vezkurisme rabbike ve tebettel ileyhi tebtila.

    Rabbinin adını an. Bütün varlığınla O’na yönel.

  9. 9

    رَبُّ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ فَاتَّخِذْهُ وَك۪يلاً ﴿٩﴾

    Rabbul meşrıkı vel magribi la ilahe illa huve fettehızhu vekila.

    O, doğunun da batının da Rabbidir. O'ndan başka ilâh yoktur. Öyleyse yalnız O'nun himayesine sığın.

  10. 10

    وَاصْبِرْ عَلٰى مَا يَقُولُونَ وَاهْجُرْهُمْ هَجْراً جَم۪يلاً ﴿١٠﴾

    Vasbir ala ma yekulune vehcurhum hecren cemila.

    Onların (müşriklerin) söylediklerine katlan ve onlardan güzellikle ayrıl .

  11. 11

    وَذَرْن۪ي وَالْمُكَذِّب۪ينَ اُو۬لِي النَّعْمَةِ وَمَهِّلْهُمْ قَل۪يلاً ﴿١١﴾

    Ve zerni vel mukezzibine ulin na'meti ve mehhilhum kalila.

    Nimet içinde yüzen o yalancıları bana bırak ve onlara biraz mühlet ver.

  12. 12

    اِنَّ لَدَيْنَٓا اَنْكَالاً وَجَح۪يماًۙ ﴿١٢﴾

    İnne ledeyna enkalen ve cahima.

    Hiç şüphesiz bizim nezdimizde (onlar için hazırlanmış) boyunduruklar, yakıcı bir ateş vardır.

  13. 13

    وَطَعَاماً ذَا غُصَّةٍ وَعَذَاباً اَل۪يماً ﴿١٣﴾

    Ve taamen za gussatin ve azaben elima.

    Boğazdan geçmez bir yiyecek ve elem verici bir azap.

  14. 14

    يَوْمَ تَرْجُفُ الْاَرْضُ وَالْجِبَالُ وَكَانَتِ الْجِبَالُ كَث۪يباً مَه۪يلاً ﴿١٤﴾

    Yevme tercuful ardu vel cibalu ve kanetil cibalu kesiben mehila.

    O gün (kıyamet günü) yeryüzü ve dağlar sarsılır, dağlar çöküntü ile akıp giden kum yığınına döner.

  15. 15

    اِنَّٓا اَرْسَلْنَٓا اِلَيْكُمْ رَسُولاً شَاهِداً عَلَيْكُمْ كَمَٓا اَرْسَلْنَٓا اِلٰى فِرْعَوْنَ رَسُولاًۜ ﴿١٥﴾

    İnna erselna ileykum resulen şahiden aleykum kema erselna ila fir'avne resula.

    Nasıl Firavun’a bir elçi göndermiş idiysek doğrusu size de, hakkınızda şahitlik edecek bir peygamber gönderdik.

  16. 16

    فَعَصٰى فِرْعَوْنُ الرَّسُولَ فَاَخَذْنَاهُ اَخْذاً وَب۪يلاً ﴿١٦﴾

    Fe asa fir'avnur resule fe ehaznahu ahzen vebila.

    Ama Firavun o peygambere karşı gelmiş, biz de onu ağır ve çetin bir şekilde muaheze etmiştik.

  17. 17

    فَـكَيْفَ تَتَّقُونَ اِنْ كَفَرْتُمْ يَوْماً يَجْعَلُ الْوِلْدَانَ ش۪يباًۗ ﴿١٧﴾

    Fe keyfe tettekune in kefertum yevmen yec'alul vildane şiba.

    Peki inkâr ederseniz, çocukları ak saçlı ihtiyarlara çevirecek o günden kendinizi nasıl koruyabileceksiniz?

  18. 18

    اَلسَّمَٓاءُ مُنْفَطِرٌ بِه۪ۜ كَانَ وَعْدُهُ مَفْعُولاً ﴿١٨﴾

    Es semau munfatırun bih, kane va'duhu mef'ula.

    Gökyüzü bile onunla (o günün dehşetiyle) yarılacaktır. Allah'ın vaadi mutlaka yerine gelir.

  19. 19

    اِنَّ هٰذِه۪ تَذْكِرَةٌۚ فَمَنْ شَٓاءَ اتَّخَذَ اِلٰى رَبِّه۪ سَب۪يلاً۟ ﴿١٩﴾

    İnne hazihi tezkirah, fe men şaettehaze ila rabbihi sebila.

    İşte bu (anlatılanlar), şüphesiz bir öğüttür. Artık kim dilerse Rabbine (varan) bir yol tutar.

  20. 20

    اِنَّ رَبَّكَ يَعْلَمُ اَنَّكَ تَقُومُ اَدْنٰى مِنْ ثُلُثَيِ الَّيْلِ وَنِصْفَهُ وَثُلُثَهُ وَطَٓائِفَةٌ مِنَ الَّذ۪ينَ مَعَكَۜ وَاللّٰهُ يُقَدِّرُ الَّيْلَ وَالنَّهَارَۜ عَلِمَ اَنْ لَنْ تُحْصُوهُ فَتَابَ عَلَيْكُمْ فَاقْرَؤُ۫ا مَا تَيَسَّرَ مِنَ الْقُرْاٰنِۜ عَلِمَ اَنْ سَيَكُونُ مِنْكُمْ مَرْضٰىۙ وَاٰخَرُونَ يَضْرِبُونَ فِي الْاَرْضِ يَبْتَغُونَ مِنْ فَضْلِ اللّٰهِۙ وَاٰخَرُونَ يُقَاتِلُونَ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِۘ فَاقْرَؤُ۫ا مَا تَيَسَّرَ مِنْهُۙ وَاَق۪يمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُوا الزَّكٰوةَ وَاَقْرِضُوا اللّٰهَ قَرْضاً حَسَناًۜ وَمَا تُقَدِّمُوا لِاَنْفُسِكُمْ مِنْ خَيْرٍ تَجِدُوهُ عِنْدَ اللّٰهِ هُوَ خَيْراً وَاَعْظَمَ اَجْراًۜ وَاسْتَغْفِرُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ﴿٢٠﴾

    İnne rabbeke ya'lemu enneke tekumu edna min suluseyil leyli ve nısfehu ve sulusehu ve taifetun minellezine meak, vallahu yukaddirul leyle ven nehar, alime en len tuhsuhu fe tabe aleykum, fakreu ma teyessere minel kur'an, alime en seyekunu minkum merda ve aharune yadribune fil'ardı yebtegune min fadlillahi ve aharune yukatilune fi sebilillahi fakreu ma teyessere minhu ve ekimus salate ve atuz zekate ve akridullahe kardan hasena, ve ma tukaddimu li enfusikum min hayrin teciduhu indallahi huve hayren ve a'zame ecra, vestagfirullah, innellahe gafurun rahim.

    (Rasûlüm!) Senin, gecenin üçte ikisine yakın kısmını, (bazen) yarısını, (bazen de) üçte birini yatmadan (ibadetle) geçirdiğini ve beraberinde bulunanlardan bir topluluğun da (böyle yaptığını) Rabbin elbette biliyor. Gece ve gündüzü (içinde olup bitenleri iyiden iyiye) ölçüp biçen ancak Allah'tır. O sizin, bunu sayamayacağınızı bildiği için, sizi bağışladı. Artık, Kur’an'dan kolayınıza geleni okuyun. Allah bilmektedir ki, içinizde hastalar bulunacak, bir kısmınız Allah'ın lütfundan (rızık) aramak üzere yeryüzünde yol tepecekler, diğer bir kısmınız da Allah yolunda çarpışacaklardır. O halde Kur'an’dan kolayınıza geleni okuyun. Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin, Allah'a gönül hoşluğuyla ödünç verin. Kendiniz için önden (dünyada iken) ne iyilik hazırlarsanız Allah katında onu bulursunuz; hem de daha üstün ve mükâfatça daha büyük olmak üzere. Allah'tan mağfiret dileyin, şüphesiz Allah çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir.

Müzzemmil Suresi sayfasında oku · Müzzemmil Suresi'ni dinle

Müddessir Suresi

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

Bismillahir rahmanir rahim.

Bismillâhirrahmânirrahîm

  1. 1

    يَٓا اَيُّهَا الْمُدَّثِّرُۙ ﴿١﴾

    Ya eyyuhel muddessir.

    Ey bürünüp sarınan (Rasûlüm)!

  2. 2

    قُمْ فَاَنْذِرْۙ ﴿٢﴾

    Kum fe enzir.

    Kalk ve (insanları) uyar.

  3. 3

    وَرَبَّكَ فَـكَبِّرْۙ ﴿٣﴾

    Ve rabbeke fe kebbir.

    Sadece Rabbini büyük tanı.

  4. 4

    وَثِيَابَكَ فَطَهِّرْۙ ﴿٤﴾

    Ve siyabeke fe tahhir.

    Elbiseni tertemiz tut.

  5. 5

    وَالرُّجْزَ فَاهْجُرْۙ ﴿٥﴾

    Verrucze fehcur.

    Kötü şeyleri terket.

  6. 6

    وَلَا تَمْنُنْ تَسْتَكْثِرُۙ ﴿٦﴾

    Ve la temnun testeksir.

    Yaptığın iyiliği çok görerek başa kakma.

  7. 7

    وَلِرَبِّكَ فَاصْبِرْۜ ﴿٧﴾

    Ve li rabbike fasbir.

    Rabbinin rızasına ermek için sabret.

  8. 8

    فَاِذَا نُقِرَ فِي النَّاقُورِۙ ﴿٨﴾

    Fe iza nukıre fin naku.

    O Sûr'a üfürüldüğü zaman var ya,

  9. 9

    فَذٰلِكَ يَوْمَئِذٍ يَوْمٌ عَس۪يرٌۙ ﴿٩﴾

    Fe zalike yevme izin yevmun asi.

    İste o gün zorlu bir gündür.

  10. 10

    عَلَى الْـكَافِر۪ينَ غَيْرُ يَس۪يرٍ ﴿١٠﴾

    Alel kafirine gayru yesir.

    Kâfirler için (hiç de) kolay değildir.

  11. 11

    ذَرْن۪ي وَمَنْ خَلَقْتُ وَح۪يداًۙ ﴿١١﴾

    Zerni ve men halaktu vahida.

    Tek olarak yaratıp, o kimseyi bana bırak!

  12. 12

    وَجَعَلْتُ لَهُ مَالاً مَمْدُوداًۙ ﴿١٢﴾

    Ve ce'altu lehu malen memduda.

    Kendisine geniş servet

  13. 13

    وَبَن۪ينَ شُهُوداًۙ ﴿١٣﴾

    Ve benine şuhuda.

    ve gözü önünde duran oğullar verdiğim,

  14. 14

    وَمَهَّدْتُ لَهُ تَمْه۪يداًۙ ﴿١٤﴾

    Ve mehhedtu lehu temhida.

    kendisi için (nimetleri önüne) serdikçe serdiğim

  15. 15

    ثُمَّ يَطْمَعُ اَنْ اَز۪يدَۗ ﴿١٥﴾

    Summe yatmau en ezid.

    üstelik o (nimetlerimi) daha da arttırmamı umuyor.

  16. 16

    كَلَّاۜ اِنَّهُ كَانَ لِاٰيَاتِنَا عَن۪يداًۜ ﴿١٦﴾

    Kella, innehu kane li ayatina anida.

    Asla (ummasın)! Çünkü o, bizim âyetlerimize karşı alabildiğine inatçıdır.

  17. 17

    سَاُرْهِقُهُ صَعُوداًۜ ﴿١٧﴾

    Se urhikuhu sauda.

    Ben onu sarp bir yokuşa sardıracağım!

  18. 18

    اِنَّهُ فَـكَّرَ وَقَدَّرَۙ ﴿١٨﴾

    İnnehu fekkere ve kadder.

    Zira o, düşündü taşındı, ölçtü biçti.

  19. 19

    فَقُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَۙ ﴿١٩﴾

    Fe kutile keyfe kadder.

    Canı çıkasıca, ne biçim ölçtü biçti!

  20. 20

    ثُمَّ قُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَۙ ﴿٢٠﴾

    Summe kutile keyfe kadder.

    Sonra, canı çıkasıca tekrar (ölçtü biçti); nasıl ölçtü biçtiyse!

  21. 21

    ثُمَّ نَظَرَۙ ﴿٢١﴾

    Summe nazar.

    Sonra baktı.

  22. 22

    ثُمَّ عَبَسَ وَبَسَرَۙ ﴿٢٢﴾

    Summe abese ve beser.

    Sonra kaşlarını çattı, suratını astı.

  23. 23

    ثُمَّ اَدْبَرَ وَاسْتَكْبَرَۙ ﴿٢٣﴾

    Summe edbere vestekber.

    En sonunda, kibirini yenemeyip sırt çevirdi.

  24. 24

    فَقَالَ اِنْ هٰذَٓا اِلَّا سِحْرٌ يُؤْثَرُۙ ﴿٢٤﴾

    Fe kale in haza illa sihrun yu'ser.

    De: «Bu (Kur'an) dedi, olsa olsa (sihirbazlardan öğrenilip) nakledilen bir sihirdir.

  25. 25

    اِنْ هٰذَٓا اِلَّا قَوْلُ الْبَشَرِۜ ﴿٢٥﴾

    İn haza illa kavlul beşer.

    Bu, insan sözünden başka bir şey değil.»

  26. 26

    سَاُصْل۪يهِ سَقَرَ ﴿٢٦﴾

    Se uslihi sekar.

    Ben onu sekara (cehenneme) sokacağım.

  27. 27

    وَمَٓا اَدْرٰيكَ مَا سَقَرُۜ ﴿٢٧﴾

    Ve ma edrake ma sekar.

    Sen biliyor musun sekar nedir?

  28. 28

    لَا تُبْق۪ي وَلَا تَذَرُۚ ﴿٢٨﴾

    La tubki ve la tezer.

    Hem (bütün bedeni helâk eder, hiçbir şey) bırakmaz, hem (eski hale getirip tekrar azap etmekten) vazgeçmez o.

  29. 29

    لَـوَّاحَةٌ لِلْبَشَرِۚ ﴿٢٩﴾

    Levvahatun lil beşer.

    İnsanın derisini kavurur.

  30. 30

    عَلَيْهَا تِسْعَةَ عَشَرَۜ ﴿٣٠﴾

    Aleyha tis'ate aşer.

    Üzerinde on dokuz (muhafız melek) vardır.

  31. 31

    وَمَا جَعَلْنَٓا اَصْحَابَ النَّارِ اِلَّا مَلٰٓئِكَةًۖ وَمَا جَعَلْنَا عِدَّتَهُمْ اِلَّا فِتْنَةً لِلَّذ۪ينَ كَـفَرُواۙ لِيَسْتَيْقِنَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْـكِتَابَ وَيَزْدَادَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا ا۪يمَاناً وَلَا يَرْتَابَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْـكِتَابَ وَالْمُؤْمِنُونَۙ وَلِيَقُولَ الَّذ۪ينَ ف۪ي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ وَالْـكَافِرُونَ مَاذَٓا اَرَادَ اللّٰهُ بِهٰذَا مَثَلاًۜ كَذٰلِكَ يُضِلُّ اللّٰهُ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَـهْد۪ي مَنْ يَشَٓاءُۜ وَمَا يَعْلَمُ جُنُودَ رَبِّكَ اِلَّا هُوَۜ وَمَا هِيَ اِلَّا ذِكْرٰى لِلْبَشَرِ۟ ﴿٣١﴾

    Ve ma cealna ashaben nari illa melaiketen ve ma cealna ıddetehum illa fitneten lillezine keferu li yesteykınellezine utul kitabe ve yezdadellezine amenu imanen ve la yertabellezine utul kitabe vel mu'minune, ve li yekulellezine fi kulubihim maradun vel kafirune maza eradallahu bi haza mesela, kezalike yudıllullahu men yeşau ve yehdi men yeşa, ve ma ya'lemu cunude rabbike illa hu, ve ma hiye illa zikra lil beşer.

    Biz cehennemin işlerine bakmakla ancak melekleri görevlendirmişizdir. Onların sayısını da inkârcılar için sadece bir imtinan (vesilesi) yaptık ki, böylelikle, kendilerine kitap verilenler iyiden iyiye öğrensin, iman edenlerin imanını arttırsın; hem kendilerine kitap verilenler hem müminler şüpheye düşmesinler, kalplerinde hastalık bulunanlar ve kâfirler de: «Allah bu misalle ne demek istemiştir ki?» desinler. İşte Allah böylece, dilediğini sapıklıkta bırakır, dilediğini doğru yola eriştirir. Rabbinin ordularını, kendisinden başkası bilmez. Bu ise, insanlık için ancak bir öğüttür.

  32. 32

    كَلَّا وَالْقَمَرِۙ ﴿٣٢﴾

    Kella vel kamer.

    Hayır hayır (öğüt almazlar). Aya andolsun ki,

  33. 33

    وَالَّيْلِ اِذْ اَدْبَرَۙ ﴿٣٣﴾

    Vel leyli iz edber.

    Dönüp gitmekte olan geceye,

  34. 34

    وَالصُّبْحِ اِذَٓا اَسْفَرَۙ ﴿٣٤﴾

    Ves subhı iza esfer.

    ağarmakta olan sabaha andolsun ki,

  35. 35

    اِنَّهَا لَاِحْدَى الْـكُبَرِۙ ﴿٣٥﴾

    İnneha le ıhdel kuber.

    O (cehennem), büyük musibetlerden biridir.

  36. 36

    نَذ۪يراً لِلْبَشَرِۙ ﴿٣٦﴾

    Neziren lil beşer.

    İnsanlık için, uyarıcı.

  37. 37

    لِمَنْ شَٓاءَ مِنْكُمْ اَنْ يَتَقَدَّمَ اَوْ يَتَاَخَّرَۜ ﴿٣٧﴾

    Li men şae minkum en yetekaddeme ev yeteahhar.

    Sizden ileri gitmek ya da geri kalmak isteyen kimseler için.

  38. 38

    كُلُّ نَفْسٍ بِمَا كَسَبَتْ رَه۪ينَةٌۙ ﴿٣٨﴾

    Kullu nefsin bima kesebet rehineh.

    Her nefis, kazandığına karşılık bir rehindir,

  39. 39

    اِلَّٓا اَصْحَابَ الْيَم۪ينِۜۛ ﴿٣٩﴾

    İlla ashabel yemin.

    ancak sağdakiler başka.

  40. 40

    ف۪ي جَنَّاتٍۜۛ يَتَسَٓاءَلُونَۙ ﴿٤٠﴾

    Fi cennat, yetesaelun.

    Onlar cennetler içindedir. Uzaktan uzağa sorarlar.

  41. 41

    عَنِ الْمُجْرِم۪ينَۙ ﴿٤١﴾

    Anil mucrimin.

    Günahkârlara:

  42. 42

    مَا سَلَـكَكُمْ ف۪ي سَقَرَ ﴿٤٢﴾

    Ma selekekum fi sekar.

    Sizi şu yakıcı ateşe sokan nedir? diye

  43. 43

    قَالُوا لَمْ نَكُ مِنَ الْمُصَلّ۪ينَۙ ﴿٤٣﴾

    Kalu lem neku minel musallin.

    Onlar şöyle cevap verirler: Biz namaz kılanlardan değildik,

  44. 44

    وَلَمْ نَكُ نُطْعِمُ الْمِسْك۪ينَۙ ﴿٤٤﴾

    Ve lem neku nut'ımul miskin.

    yoksulu doyurmuyorduk,

  45. 45

    وَكُنَّا نَخُوضُ مَعَ الْخَٓائِض۪ينَۙ ﴿٤٥﴾

    Ve kunna nehudu maal haidin.

    (Bâtıla) dalanlarla birlikte dalıyorduk,

  46. 46

    وَكُنَّا نُكَذِّبُ بِيَوْمِ الدّ۪ينِۙ ﴿٤٦﴾

    Ve kunna nukezzibu bi yevmid din.

    Ceza gününü de yalan sayıyorduk,

  47. 47

    حَتّٰٓى اَتٰينَا الْيَق۪ينُۜ ﴿٤٧﴾

    Hatta etanel yakin.

    sonunda bize ölüm geldi çattı.

  48. 48

    فَمَا تَنْفَعُهُمْ شَفَاعَةُ الشَّافِع۪ينَۜ ﴿٤٨﴾

    Fe ma tenfeuhum şefaatuş şafiin.

    Artık şefaatçilerin şefaati onlara fayda vermez.

  49. 49

    فَمَا لَهُمْ عَنِ التَّذْكِرَةِ مُعْرِض۪ينَۙ ﴿٤٩﴾

    Fe ma lehum anit tezkireti mu'rıdin.

    Böyle iken onlara ne oluyor ki, yüz çeviriyorlar?

  50. 50

    كَاَنَّهُمْ حُمُرٌ مُسْتَنْفِرَةٌۙ ﴿٥٠﴾

    Ke ennehum humurun mustenfireth.

    Âdeta yaban eşekleri gibi (hâlâ) öğütten,

  51. 51

    فَرَّتْ مِنْ قَسْوَرَةٍۜ ﴿٥١﴾

    Ferret min kasvereh.

    arslandan ürküp kaçan.

  52. 52

    بَلْ يُر۪يدُ كُلُّ امْرِئٍ مِنْهُمْ اَنْ يُؤْتٰى صُحُفاً مُنَشَّرَةًۙ ﴿٥٢﴾

    Bel yuridu kullumriin minhum en yu'ta suhufen muneşşereh .

    Daha doğrusu onlardan her biri, kendisine, (önünde) açılmış sahifeler (İlâhî vahiy) verilmesini istiyor.

  53. 53

    كَلَّاۜ بَلْ لَا يَخَافُونَ الْاٰخِرَةَۜ ﴿٥٣﴾

    Kella, bel la yuhafunel ahıreh.

    Hayır! Aslında onlar ahiretten korkmuyorlar.

  54. 54

    كَلَّٓا اِنَّهُ تَذْكِرَةٌۚ ﴿٥٤﴾

    Kella innehu tezkireh.

    Asla (düşündükleri gibi değil)! Bilsinler ki bu, gerçekten bir ikazdır!

  55. 55

    فَمَنْ شَٓاءَ ذَكَرَهُۜ ﴿٥٥﴾

    Fe men şae zekereh.

    Dileyen ondan (düşünüp) öğüt alır.

  56. 56

    وَمَا يَذْكُرُونَ اِلَّٓا اَنْ يَشَٓاءَ اللّٰهُۜ هُوَ اَهْلُ التَّقْوٰى وَاَهْلُ الْمَغْفِرَةِ ﴿٥٦﴾

    Ve ma yezkurune illa en yeşaallah, huve ehlut takva ve ehlul magfireh.

    Bununla beraber, Allah dilemeksizin onlar öğüt alamazlar. Sakınılmaya lâyık olan da O'dur, mağfiret sahibi de O’dur.

Müddessir Suresi sayfasında oku · Müddessir Suresi'ni dinle

Kıyame Suresi

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

Bismillahir rahmanir rahim.

Bismillâhirrahmânirrahîm

  1. 1

    لَٓا اُقْسِمُ بِيَوْمِ الْقِيٰمَةِۙ ﴿١﴾

    La uksimu bi yevmil kıyameh.

    Kıyamet gününe yemin ederim.

  2. 2

    وَلَٓا اُقْسِمُ بِالنَّفْسِ اللَّوَّامَةِ ﴿٢﴾

    Ve la uksimu bin nefsil levvameh.

    Kendini kınayan (pişmanlık duyan) nefse yemin ederim (diriltilip hesaba çekileceksiniz).

  3. 3

    اَيَحْسَبُ الْاِنْسَانُ اَلَّنْ نَجْمَعَ عِظَامَهُۜ ﴿٣﴾

    E yahsebul insanu ellen necmea ıza meh.

    İnsan, kendisinin kemiklerini biraraya toplayamayacağımızı mı sanır?

  4. 4

    بَلٰى قَادِر۪ينَ عَلٰٓى اَنْ نُسَوِّيَ بَنَانَهُ ﴿٤﴾

    Bela kadirine ala en nusevviye bena neh.

    Evet, bizim, onun parmak uçlarını bile aynen eski haline getirmeye gücümüz yeter.

  5. 5

    بَلْ يُر۪يدُ الْاِنْسَانُ لِيَفْجُرَ اَمَامَهُۚ ﴿٥﴾

    Bel yuridul insanu li yefcure emameh.

    Fakat insan önündekini (kıyameti) yalanlamak ister.

  6. 6

    يَسْـَٔلُ اَيَّانَ يَوْمُ الْقِيٰمَةِۜ ﴿٦﴾

    Yes'elu eyyane yevmul kıyameh.

    «Kıyamet günü ne zamanmış?» diye sorar.

  7. 7

    فَاِذَا بَرِقَ الْبَصَرُۙ ﴿٧﴾

    Fe iza berikal basar.

    İşte, göz kamaştığı,

  8. 8

    وَخَسَفَ الْقَمَرُۙ ﴿٨﴾

    Ve hasefel kamer.

    ay tutulduğu,

  9. 9

    وَجُمِعَ الشَّمْسُ وَالْقَمَرُۙ ﴿٩﴾

    Ve cumiaş şemsu vel kamer.

    güneşle ay biraraya getirildiği zaman!

  10. 10

    يَقُولُ الْاِنْسَانُ يَوْمَئِذٍ اَيْنَ الْمَفَرُّۚ ﴿١٠﴾

    Yekulul insanu yevme izin eynel meferr.

    O gün insan, «Kaçacak yer neresi!» diyecektir.

  11. 11

    كَلَّا لَا وَزَرَۚ ﴿١١﴾

    Kella la vezer.

    Hayır, hayır! (Kaçıp) sığınacak yer yoktur!

  12. 12

    اِلٰى رَبِّكَ يَوْمَئِذٍۨ الْمُسْتَقَرُّۜ ﴿١٢﴾

    İla rabbike yevme izinil mustekar.

    O gün varıp durulacak yer, sadece Rabbinin huzurudur.

  13. 13

    يُنَبَّؤُا الْاِنْسَانُ يَوْمَئِذٍ بِمَا قَدَّمَ وَاَخَّرَۜ ﴿١٣﴾

    Yunebbeul insanu yevme izin bima kaddeme ve ahhar.

    O gün insana, ileri götürdüğü ve geri bıraktığı ne varsa bildirilir.

  14. 14

    بَلِ الْاِنْسَانُ عَلٰى نَفْسِه۪ بَص۪يرَةٌۙ ﴿١٤﴾

    Belil insanu ala nefsihi basireth.

    Artık insan, kendi kendinin şahididir.

  15. 15

    وَلَوْ اَلْقٰى مَعَاذ۪يرَهُۜ ﴿١٥﴾

    Ve lev elka meazireh.

    İsterse özürlerini sayıp döksün.

  16. 16

    لَا تُحَرِّكْ بِه۪ لِسَانَكَ لِتَعْجَلَ بِه۪ۜ ﴿١٦﴾

    La tuharrik bihi lisaneke li ta'cele bihi.

    (Rasûlüm!) onu (vahyi) çarçabuk almak için dilini kımıldatma.

  17. 17

    اِنَّ عَلَيْنَا جَمْعَهُ وَقُرْاٰنَهُۚ ﴿١٧﴾

    İnne aleyna cem'ahu ve kur'anehu.

    Şüphesiz onu, toplamak (senin kalbine yerleştirmek) ve onu okutmak bize aittir.

  18. 18

    فَاِذَا قَرَأْنَاهُ فَاتَّبِعْ قُرْاٰنَهُۚ ﴿١٨﴾

    Fe iza kara'nahu fettebi'kur'anehu.

    O halde, biz onu okuduğumuz zaman, sen onun okunuşunu takip et.

  19. 19

    ثُمَّ اِنَّ عَلَيْنَا بَيَانَهُۜ ﴿١٩﴾

    Summe inne aleyna beyanehu.

    Sonra şüphen olmasın ki, onu açıklamak da bize aittir.

  20. 20

    كَلَّا بَلْ تُحِبُّونَ الْعَاجِلَةَۙ ﴿٢٠﴾

    Kella bel tuhıbbunel acileh.

    Hayır! Doğrusu siz, çarçabuk geçeni (dünya hayatını ve nimetlerini) seviyor,

  21. 21

    وَتَذَرُونَ الْاٰخِرَةَۜ ﴿٢١﴾

    Ve tezerunel ahıreh.

    ahireti bırakıyorsunuz.

  22. 22

    وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَاضِرَةٌۙ ﴿٢٢﴾

    Vucuhun yevme izin nadıreh.

    Yüzler vardır ki, o gün ışıl ışıl parıldayacaktır.

  23. 23

    اِلٰى رَبِّهَا نَاظِرَةٌۚ ﴿٢٣﴾

    İla rabbiha nazıreh.

    Rablerine bakacaklardır (O’nu göreceklerdir).

  24. 24

    وَوُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ بَاسِرَةٌۙ ﴿٢٤﴾

    Ve vucuhun yevme izin basireth.

    Yüzler de vardır ki, o gün buruşacaktır;

  25. 25

    تَظُنُّ اَنْ يُفْعَلَ بِهَا فَاقِرَةٌۜ ﴿٢٥﴾

    Tezunnu en yuf'ale biha fakıreh.

    Kendilerinin, bel kemiklerini kıran bir felâkete uğratılacağını sezeceklerdir.

  26. 26

    كَلَّٓا اِذَا بَلَغَتِ التَّرَاقِيَۙ ﴿٢٦﴾

    Kella iza belegatit terakıy.

    Artık gözünüzü açın! Ne zaman ki can köprücük kemiğine dayanır,

  27. 27

    وَق۪يلَ مَنْ۔ رَاقٍۙ ﴿٢٧﴾

    Ve kile men rak.

    «Tedavi edebilecek kimdir?» denir.

  28. 28

    وَظَنَّ اَنَّهُ الْفِرَاقُۙ ﴿٢٨﴾

    Ve zanne ennehul firak.

    (Can çekişen) bunun gerçek bir ayrılış olduğunu anlar.

  29. 29

    وَالْتَفَّتِ السَّاقُ بِالسَّاقِۙ ﴿٢٩﴾

    Velteffetis saku bis sak.

    Ve bacak bacağa dolaşır.

  30. 30

    اِلٰى رَبِّكَ يَوْمَئِذٍۨ الْمَسَاقُۜ‌۟ ﴿٣٠﴾

    İla rabbike yevme izinil mesak.

    İşte o gün sevkedilecek yer, sadece Rabbinin huzurudur.

  31. 31

    فَلَا صَدَّقَ وَلَا صَلّٰىۙ ﴿٣١﴾

    Fe la saddeka ve la salla.

    İşte o, (Peygamber'in getirdiğini) doğru kabul etmemiş, namaz da kılmamıştı.

  32. 32

    وَلٰـكِنْ كَذَّبَ وَتَوَلّٰىۙ ﴿٣٢﴾

    Ve lakin kezzebe ve tevella.

    Aksine yalan saymış ve yüz çevirmişti.

  33. 33

    ثُمَّ ذَهَبَ اِلٰٓى اَهْلِه۪ يَتَمَطّٰىۜ ﴿٣٣﴾

    Summe zehebe ila ehlihi yetemetta.

    Sonra da çalım sata sata yürüyerek kendi ehline (taraftarlarına) gitmişti.

  34. 34

    اَوْلٰى لَكَ فَاَوْلٰىۙ ﴿٣٤﴾

    Evla leke fe evla.

    Lâyıktır (o azap) sana, lâyık!

  35. 35

    ثُمَّ اَوْلٰى لَكَ فَاَوْلٰىۜ ﴿٣٥﴾

    Summe evla leke fe evla.

    Evet, lâyıktır sana ( o azap) lâyık!

  36. 36

    اَيَحْسَبُ الْاِنْسَانُ اَنْ يُتْرَكَ سُدًىۜ ﴿٣٦﴾

    E yahsebul'insanu en yutreke suda.

    İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır!

  37. 37

    اَلَمْ يَكُ نُطْفَةً مِنْ مَنِيٍّ يُمْنٰىۙ ﴿٣٧﴾

    E lem yeku nutfeten min meni yin yumna.

    O, (döl yatağına) akıtılan meninin içinden bir nutte (sperm) değil miydi?

  38. 38

    ثُمَّ كَانَ عَلَقَةً فَخَلَقَ فَسَوّٰىۙ ﴿٣٨﴾

    Summe kane alakaten fe halaka fe sevva.

    Sonra bu, alaka (aşılanmış yumurta) olmuş, derken Allah onu (insan biçiminde) yaratıp şekillendirmişti.

  39. 39

    فَجَعَلَ مِنْهُ الزَّوْجَيْنِ الذَّكَرَ وَالْاُنْثٰىۜ ﴿٣٩﴾

    Fe ceale minhuz zevceyniz zekere vel unsa.

    Ondan da iki eşi, yani erkek ve dişiyi var etmişti.

  40. 40

    اَلَيْسَ ذٰلِكَ بِقَادِرٍ عَلٰٓى اَنْ يُحْيِيَ الْمَوْتٰى ﴿٤٠﴾

    E leyse zalike bi kadirin ala en yuhyiyel mevta.

    Peki (bunları yapan) Allah’ın, ölüleri tekrar diriltmeye gücü yetmez mi?

Kıyame Suresi sayfasında oku · Kıyame Suresi'ni dinle

İnsan Suresi

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

Bismillahir rahmanir rahim.

Bismillâhirrahmânirrahîm

  1. 1

    هَلْ اَتٰى عَلَى الْاِنْسَانِ ح۪ينٌ مِنَ الدَّهْرِ لَمْ يَكُنْ شَيْـٔاً مَذْكُوراً ﴿١﴾

    Hel eta alel insani hinun mined dehri lem yekun şey'en mezkura.

    İnsanın üzerinden, henüz kendisinin anılan bir şey olmadığı uzun bir süre geçmedi mi?

  2. 2

    اِنَّا خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ مِنْ نُطْفَةٍ اَمْشَاجٍۗ نَبْتَل۪يهِ فَجَعَلْنَاهُ سَم۪يعاً بَص۪يراً ﴿٢﴾

    İnna halaknel insane min nutfetin emşacin nebtelihi fe cealnahu semian basira.

    Gerçek şu ki, biz insanı katışık bir nutfeden (erkek ve kadının dölünden) yarattık; onu imtihan edelim diye, kendisini işitir ve görür kıldık.

  3. 3

    اِنَّا هَدَيْنَاهُ السَّب۪يلَ اِمَّا شَا‌كِراً وَاِمَّا كَفُوراً ﴿٣﴾

    İnna hedeynahus sebile imma şakiren ve imma kefura.

    Şüphesiz biz ona (doğru) yolu gösterdik. İster şükredici olsun ister nankör.

  4. 4

    اِنَّٓا اَعْتَدْنَا لِلْـكَافِر۪ينَ سَلَاسِلَا۬ وَاَغْلَالاً وَسَع۪يراً ﴿٤﴾

    İnna a'tedna lil kafirine selasile ve ağlalen ve seira.

    Doğrusu biz, kâfirler için zincirler, demir halkalar ve alevli bir ateş hazırladık.

  5. 5

    اِنَّ الْاَبْرَارَ يَشْرَبُونَ مِنْ كَأْسٍ كَانَ مِزَاجُهَا كَافُوراًۚ ﴿٥﴾

    İnnel ebrara yeşrebune min ke'sin kane mizacuha kafura.

    İyiler ise, kâfur katılmış bir kadehten (cennet şarabı) içerler.

  6. 6

    عَيْناً يَشْرَبُ بِهَا عِبَادُ اللّٰهِ يُفَجِّرُونَهَا تَفْج۪يراً ﴿٦﴾

    Aynen yeşrebu biha ibadullahi yufecciruneha tefcira.

    (Bu,) Allah'ın has kullarının içtikleri ve akıttıkça akıttıkları bir pınardır.

  7. 7

    يُوفُونَ بِالنَّذْرِ وَيَخَافُونَ يَوْماً كَانَ شَرُّهُ مُسْتَط۪يراً ﴿٧﴾

    Yufune bin nezri ve yehafune yevmen kane şerruhu mustetira.

    O kullar, şiddeti her yere yayılmış olan bir günden korkarak verdikleri sözü yerine getirirler.

  8. 8

    وَيُطْعِمُونَ الطَّعَامَ عَلٰى حُبِّه۪ مِسْك۪يناً وَيَت۪يماً وَاَس۪يراً ﴿٨﴾

    Ve yut'imunet taame ala hubbihi miskinen ve yetimen ve esira

    Onlar, kendi canları çekmesine rağmen yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler.

  9. 9

    اِنَّمَا نُطْعِمُكُمْ لِوَجْهِ اللّٰهِ لَا نُر۪يدُ مِنْكُمْ جَزَٓاءً وَلَا شُكُوراً ﴿٩﴾

    İnnema nut'imukum li vechillahi la nuridu minkum cezaen ve la şukura.

    «Biz sizi Allah rızası için doyuruyoruz; sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz.»

  10. 10

    اِنَّا نَخَافُ مِنْ رَبِّنَا يَوْماً عَبُوساً قَمْطَر۪يراً ﴿١٠﴾

    İnna nehafu min rabbina yevmen abusen kamtarira.

    «Biz, çetin ve belâlı bir günde Rabbimizden (O'nun azabına uğramaktan) korkarız» (derler).

  11. 11

    فَوَقٰيهُمُ اللّٰهُ شَرَّ ذٰلِكَ الْيَوْمِ وَلَقّٰيهُمْ نَضْرَةً وَسُرُوراًۚ ﴿١١﴾

    Fe vekahumullahu şerra zalikel yevmi ve lakkahum nadreten ve surura.

    İşte bu yüzden Allah onları o günün fenalığından esirger; (yüzlerine) parlaklık, (gönüllerine) sevinç verir.

  12. 12

    وَجَزٰيهُمْ بِمَا صَبَرُوا جَنَّةً وَحَر۪يراًۙ ﴿١٢﴾

    Ve cezahum bima saberu cenneten ve harira.

    Sabretmelerine karşılık onlara cenneti ve (cennetteki) ipekleri lütfeder.

  13. 13

    مُتَّكِـ۪ٔينَ ف۪يهَا عَلَى الْاَرَٓائِكِۚ لَا يَرَوْنَ ف۪يهَا شَمْساً وَلَا زَمْهَر۪يراًۚ ﴿١٣﴾

    Muttekiine fiha alel eraik, la yeravne fiha şemsen ve la zemherira.

    Orada koltuklara kurulmuş olarak bulunurlar; ne yakıcı sıcak görülür orada, ne de dondurucu soğuk.

  14. 14

    وَدَانِيَةً عَلَيْهِمْ ظِلَالُهَا وَذُلِّلَتْ قُطُوفُهَا تَذْل۪يلاً ﴿١٤﴾

    Ve daniyeten aleyhim zılaluha ve zullilet kutufuha tezlila.

    (Cennet ağaçlarının) gölgeleri, üzerlerine sarkar; kolayca koparılabiIen meyveler istifadelerine sunulur.

  15. 15

    وَيُطَافُ عَلَيْهِمْ بِاٰنِيَةٍ مِنْ فِضَّةٍ وَاَكْوَابٍ كَانَتْ قَوَار۪يرَاۙ ﴿١٥﴾

    Ve yutafu aleyhim bi aniyetin min fıddatin ve ekvabin kanet kavarira.

    Yanlarında, gümüş kaplar ve billur kâselerle, (billur gibi) şeffaf kupalarla dolaşılır ki, sâkiler bunu (cennet şarabını)

  16. 16

    قَوَار۪يرَ مِنْ فِضَّةٍ قَدَّرُوهَا تَقْد۪يراً ﴿١٦﴾

    Kavarira min fıddatin kadderuha takdira.

    gümüş beyazlığında ölçüsünce tayin ve takdir ederler.

  17. 17

    وَيُسْقَوْنَ ف۪يهَا كَأْساً كَانَ مِزَاجُهَا زَنْجَب۪يلاًۚ ﴿١٧﴾

    Ve yuskavne fiha ke'sen kane mizacuha zencebila.

    Onlara orada bir kâseden içirilir ki (bu şarabın) karışımında zencefil vardır.

  18. 18

    عَيْناً ف۪يهَا تُسَمّٰى سَلْسَب۪يلاً ﴿١٨﴾

    Aynen fiha tusemma selsebila.

    (Bu şarap) orada bir pınardandır ki adına Selsebîl denir.

  19. 19

    وَيَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَانٌ مُخَلَّدُونَۚ اِذَا رَاَيْتَهُمْ حَسِبْتَهُمْ لُؤْلُؤ۬اً مَنْثُوراً ﴿١٩﴾

    Ve yetufu aleyhim vildanun muhalledun, iza reeytehum hasibtehum lu'luen mensura.

    O insanların etrafında öyle ölümsüz genç nedimler dolaşır ki, onları gördüğünde, etrafa saçılıp dağılmış inciler sanırsın.

  20. 20

    وَاِذَا رَاَيْتَ ثَمَّ رَاَيْتَ نَع۪يماً وَمُلْـكاً كَب۪يراً ﴿٢٠﴾

    Ve iza reeyte semme reeyte naimen ve mulken kebira.

    Ne yana bakarsan bak, (yığınla) nimet ye ulu bir saltanat görürsün.

  21. 21

    عَالِيَهُمْ ثِيَابُ سُنْدُسٍ خُضْرٌ وَاِسْتَبْرَقٌۘ وَحُلُّٓوا اَسَاوِرَ مِنْ فِضَّةٍۚ وَسَقٰيهُمْ رَبُّهُمْ شَرَاباً طَهُوراً ﴿٢١﴾

    Aliyehum siyabu sundusin hudrun ve istebrakun ve hullu esavira min fıddah, ve sekahum rabbuhum şaraben tahura.

    Üzerlerinde yeşil ipekten ince ve kalın elbiseler vardır; gümüş bilezikler takınmışlardır. Rableri onlara tertemiz bir içki içirir.

  22. 22

    اِنَّ هٰذَا كَانَ لَـكُمْ جَزَٓاءً وَكَانَ سَعْيُكُمْ مَشْكُوراً۟ ﴿٢٢﴾

    İnne haza kane lekum cezaen ve kane sa'yukum meşkura.

    (Onlara şöyle denir:) Bu, sizin için bir mükâfattır. Sizin gayretiniz karşılığını bulmuştur.

  23. 23

    اِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا عَلَيْكَ الْقُرْاٰنَ تَنْز۪يلاًۚ ﴿٢٣﴾

    İnna nahnu nezzelna aleykel kur'ane tenzila.

    (Rasûlüm!) Kur'an'ı sana biz, evet biz indirdik.

  24. 24

    فَاصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ وَلَا تُطِعْ مِنْهُمْ اٰثِماً اَوْ كَفُوراًۚ ﴿٢٤﴾

    Fasbir li hukmi rabbike ve la tutı'minhum asimen ev kefura.

    Artık Rabbinin hükmüne (boyun eğip)sabret; onlardan hiçbir günahkâra, yahut hiçbir nanköre boyun eğme.

  25. 25

    وَاذْكُرِ اسْمَ رَبِّكَ بُكْرَةً وَاَص۪يلاًۚ ﴿٢٥﴾

    Vezkurisme rabbike bukreten ve asila.

    Sabah akşam Rabbinin ismini yâdet.

  26. 26

    وَمِنَ الَّيْلِ فَاسْجُدْ لَهُ وَسَبِّحْهُ لَيْلاً طَو۪يلاً ﴿٢٦﴾

    Ve minel leyli fescud lehu ve sebbihhu leylen tavila.

    Gecenin bir kısmında O'na secde et; gecenin uzun bir bölümünde de O'nu tesbih et.

  27. 27

    اِنَّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ يُحِبُّونَ الْعَاجِلَةَ وَيَذَرُونَ وَرَٓاءَهُمْ يَوْماً ثَق۪يلاً ﴿٢٧﴾

    İnne haulai yuhıbbunel acilete ve yezerune veraehum yevmen sekila.

    Şu insanlar, çarçabuk geçen dünyayı seviyorlar da önlerindeki çetin bir günü (ahireti) ihmal ediyorlar.

  28. 28

    نَحْنُ خَلَقْنَاهُمْ وَشَدَدْنَٓا اَسْرَهُمْۚ وَاِذَا شِئْنَا بَدَّلْـنَٓا اَمْثَالَهُمْ تَبْد۪يلاً ﴿٢٨﴾

    Nahnu halaknahum ve şededna esrehum, ve iza şi'na beddelna emsalehum tebdila.

    Onları biz yarattık; onların yaratılışını sapasağlam yaptık. Dilediğimizde (kendilerini yok eder) yerlerine benzerlerini getiririz.

  29. 29

    اِنَّ هٰذِه۪ تَذْكِرَةٌۚ فَمَنْ شَٓاءَ اتَّخَذَ اِلٰى رَبِّه۪ سَب۪يلاً ﴿٢٩﴾

    İnne hazihi tezkireh, fe men şaettehaze ila rabbihi sebila.

    Şüphesiz ki bu bir öğüttür. Artık dileyen Rabbine bir yol tutar.

  30. 30

    وَمَا تَشَٓاؤُ۫نَ اِلَّٓا اَنْ يَشَٓاءَ اللّٰهُۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَل۪يماً حَك۪يماًۗ ﴿٣٠﴾

    Ve ma teşaune illa en yeşaallah, innallahe kane alimen hakima.

    Sizler ancak Rabbinizin dilemesi (izin vermesi) sayesinde (bir şeyi) dileyebilirsiniz. Şüphesiz Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir.

  31. 31

    يُدْخِلُ مَنْ يَشَٓاءُ ف۪ي رَحْمَتِه۪ۜ وَالظَّالِم۪ينَ اَعَدَّ لَهُمْ عَذَاباً اَل۪يماً ﴿٣١﴾

    Yudhilu men yeşau fi rahmetih, vez zalimine eadde lehum azaben elima.

    O, dilediğini rahmetine dahil eder. Zalimlere gelince, onlar için elem verici bir azap hazırlamıştır.

İnsan Suresi sayfasında oku · İnsan Suresi'ni dinle

Mürselat Suresi

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

Bismillahir rahmanir rahim.

Bismillâhirrahmânirrahîm

  1. 1

    وَالْمُرْسَلَاتِ عُرْفاًۙ ﴿١﴾

    Vel murselati urfa.

    Yemin olsun, (iyiliklerle) birbiri peşinden gönderilenlere;

  2. 2

    فَالْعَاصِفَاتِ عَصْفاًۙ ﴿٢﴾

    Fel asıfati asfa.

    Şiddetle eserek (zararlıları) savurup atanlara;

  3. 3

    وَالنَّاشِرَاتِ نَشْراًۙ ﴿٣﴾

    Vennaşirati neşren.

    (Hakikat ve hayırları) yaydıkça yayanlara;

  4. 4

    فَالْفَارِقَاتِ فَرْقاًۙ ﴿٤﴾

    Fel farikati ferka.

    (Hak ile batılı) birbirinden iyice ayıranlara;

  5. 5

    فَالْمُلْقِيَاتِ ذِكْراًۙ ﴿٥﴾

    Fel mulkıyati zikra.

    öğüt telkin edenlere;

  6. 6

    عُذْراً اَوْ نُذْراًۙ ﴿٦﴾

    Uzren ev nuzra.

    (Allah'a yönelenleri) arıtmak, (kötüleri) sakındırmak için.

  7. 7

    اِنَّمَا تُوعَدُونَ لَوَاقِعٌۜ ﴿٧﴾

    İnnema tuadune levakı'.

    Bilin ki size vadolunan şey gerçekleşecek!

  8. 8

    فَاِذَا النُّجُومُ طُمِسَتْۙ ﴿٨﴾

    Fe izen nucumu tumiset.

    Yıldızların ışığı söndürüldüğü,

  9. 9

    وَاِذَا السَّمَٓاءُ فُرِجَتْۙ ﴿٩﴾

    Ve izes semau furicet.

    gökkubbe yarıldığı,

  10. 10

    وَاِذَا الْجِبَالُ نُسِفَتْۙ ﴿١٠﴾

    Ve izel cibalu nusifet.

    dağlar ufalanıp savrulduğu

  11. 11

    وَاِذَا الرُّسُلُ اُقِّتَتْۜ ﴿١١﴾

    Ve izer rusulu ukkıtet.

    ve peygamberlerin (ümmetleri hakkında şahitlik) vakti tayin edildiği zaman (artık kıyamet kopmuştur).

  12. 12

    لِاَيِّ يَوْمٍ اُجِّلَتْۜ ﴿١٢﴾

    Li eyyi yevmin uccilet.

    (Bu alâmetler) hangi vakte ertelenmiştir?

  13. 13

    لِيَوْمِ الْفَصْلِۚ ﴿١٣﴾

    Li yevmil fasl.

    Hüküm gününe.

  14. 14

    وَمَٓا اَدْرٰيكَ مَا يَوْمُ الْفَصْلِۜ ﴿١٤﴾

    Ve ma edrake ma yevmul fasl.

    (Rasûlüm!) Hüküm gününün ne olduğunu sen nereden bileceksin! (O gün insanlar amellerine göre Cennet yahut Cehennem'e sevkedilirler)

  15. 15

    وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ ﴿١٥﴾

    Veylun yevmeizin lil mukezzibin.

    O gün (Peygamber'i ve ahireti) yalan sayanların vay haline!

  16. 16

    اَلَمْ نُهْلِكِ الْاَوَّل۪ينَۜ ﴿١٦﴾

    E lem nuhlikil evvelin.

    Biz, (bunlar gibi inkârcı olan) öncekileri helâk etmedik mi?

  17. 17

    ثُمَّ نُتْبِعُهُمُ الْاٰخِر۪ينَ ﴿١٧﴾

    Summe nutbiuhumul ahırin.

    Sonra arkadakileri de onların ardına takacağız.

  18. 18

    كَذٰلِكَ نَفْعَلُ بِالْمُجْرِم۪ينَ ﴿١٨﴾

    Kezalike nef'alu bil mucrimin.

    İşte biz suçlulara böyle yaparız!

  19. 19

    وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ ﴿١٩﴾

    Veylun yevmeizin lil mukezzibin.

    O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!

  20. 20

    اَلَمْ نَخْلُقْكُمْ مِنْ مَٓاءٍ مَه۪ينٍۙ ﴿٢٠﴾

    E lem nahlukkum min main mehin.

    (Ey insanlar!) Biz sizi dayanıksız bir sudan yaratmadık mı?

  21. 21

    فَجَعَلْنَاهُ ف۪ي قَرَارٍ مَك۪ينٍۙ ﴿٢١﴾

    Fe cealnahu fi kararin mekin.

    İşte o suyu, sağlam bir yere yerleştirdik.

  22. 22

    اِلٰى قَدَرٍ مَعْلُومٍۙ ﴿٢٢﴾

    İla kaderin ma'lum.

    Belli bir süreye kadar…

  23. 23

    فَقَدَرْنَاۗ فَنِعْمَ الْقَادِرُونَ ﴿٢٣﴾

    Fe kaderna fe ni'mel kadirun.

    Biz buna güç yetirmişizdir. Ve bizim gücümüz ne büyüktür!

  24. 24

    وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ ﴿٢٤﴾

    Veylun yevmeizin lil mukezzibin.

    O gün (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!

  25. 25

    اَلَمْ نَجْعَلِ الْاَرْضَ كِفَاتاًۙ ﴿٢٥﴾

    E lem nec'alil arda kifata.

    Biz, yeryüzünü toplanma yeri yapmadık mı?

  26. 26

    اَحْيَٓاءً وَاَمْوَاتاًۙ ﴿٢٦﴾

    Ahyaen ve emvata.

    Dirilere ve ölülere.

  27. 27

    وَجَعَلْنَا ف۪يهَا رَوَاسِيَ شَامِخَاتٍ وَاَسْقَيْنَاكُمْ مَٓاءً فُرَاتاًۜ ﴿٢٧﴾

    Ve cealna fiha revasiye şamihatin ve eskaynakum maen furata.

    Yeryüzünde haşmetli dağlar yarattık, sizlere tatlı sular içirdik.

  28. 28

    وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ ﴿٢٨﴾

    Veylun yevmeizin lil mukezzibin.

    O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!

  29. 29

    اِنْطَلِقُٓوا اِلٰى مَا كُنْتُمْ بِه۪ تُكَذِّبُونَۚ ﴿٢٩﴾

    İntaliku ila ma kuntum bihi tukezzibun.

    (İnkarcılara o gün şöyle denilir:) yalan sayageldiğiniz azaba doğru gidin!

  30. 30

    اِنْطَلِقُٓوا اِلٰى ظِلٍّ ذ۪ي ثَلٰثِ شُعَبٍۙ ﴿٣٠﴾

    İntaliku ila zıllin zi selasi şuab.

    Üç kola ayrılmış, (ama) bir gölgeye gidin.

  31. 31

    لَا ظَل۪يلٍ وَلَا يُغْن۪ي مِنَ اللَّهَبِۜ ﴿٣١﴾

    La zalilin ve la yugni minel leheb.

    Ne gölgelendiren, ne de alevden koruyan.

  32. 32

    اِنَّهَا تَرْم۪ي بِشَرَرٍ كَالْقَصْرِۚ ﴿٣٢﴾

    İnneha termi bi şerarin kel kasr.

    O, saray gibi kocaman kıvılcım saçar.

  33. 33

    كَاَنَّهُ جِمَالَتٌ صُفْرٌۜ ﴿٣٣﴾

    Ke ennehu cimaletun sufr.

    Her bir kıvılcım, sanki birer sarı deve gibidir.

  34. 34

    وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ ﴿٣٤﴾

    Veylun yevmeizin lil mukezzibin.

    O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!

  35. 35

    هٰذَا يَوْمُ لَا يَنْطِقُونَۙ ﴿٣٥﴾

    Haza yevmu la yentıkun.

    Bu, (kâfirlerin) konuşamayacağı bir gündür.

  36. 36

    وَلَا يُؤْذَنُ لَهُمْ فَيَعْتَذِرُونَ ﴿٣٦﴾

    Ve la yu'zenu lehum fe ya'tezirun.

    Onlara izin de verilmez ki (sözde) mazeretlerini beyan etsinler.

  37. 37

    وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ ﴿٣٧﴾

    Veylun yevmeizin lil mukezzibin.

    O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!

  38. 38

    هٰذَا يَوْمُ الْفَصْلِۚ جَمَعْنَاكُمْ وَالْاَوَّل۪ينَ ﴿٣٨﴾

    Haza yevmul fasl, cema'nakum vel evvelin.

    (O zaman şöyle denir:) Bu, ayırım günüdür. Sizi ve sizden öncekileri bir araya getirdik.

  39. 39

    فَاِنْ كَانَ لَكُمْ كَيْدٌ فَك۪يدُونِ ﴿٣٩﴾

    Fe in kane lekum keydun fe kidun.

    (Azaptan kurtulmanız için) bir hileniz varsa, gösterin bana hilenizi!

  40. 40

    وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ۟ ﴿٤٠﴾

    Veylun yevmeizin lil mukezzibin.

    O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!

  41. 41

    اِنَّ الْمُتَّق۪ينَ ف۪ي ظِلَالٍ وَعُيُونٍۙ ﴿٤١﴾

    İnnel muttekine fi zılalin ve uyun.

    Şüphesiz (o gün) takvâ sahipleri, gölgeliklerde ve pınar başlarında,

  42. 42

    وَفَوَاكِهَ مِمَّا يَشْتَهُونَۜ ﴿٤٢﴾

    Ve fevakihe mimma yeştehun.

    canlarının çektiğinden çeşit çeşit meyveler (arasında olacaklardır.)

  43. 43

    كُلُوا وَاشْرَبُوا هَن۪ٓيـٔاً بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ﴿٤٣﴾

    Kulu veşrebu henien bima kuntum ta'melun.

    (Kendilerine:) «İşlediklerinizin karşılığı olarak şimdi âfîyetle yiyin için» (denir).

  44. 44

    اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ ﴿٤٤﴾

    İnna kezalike neczil muhsinin.

    İşte, biz iyilik yapanları böyle mükâfatlandırırız.

  45. 45

    وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ ﴿٤٥﴾

    Veylun yevmeizin lil mukezzibin.

    O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!

  46. 46

    كُلُوا وَتَمَتَّعُوا قَل۪يلاً اِنَّكُمْ مُجْرِمُونَ ﴿٤٦﴾

    Kulu ve temetteu kalilen innekum mucrimun.

    (Ey inkârcılar!) yiyiniz, (dünyadan) faydalanınız biraz! Gerçek şu ki, sizler suçlusunuz!

  47. 47

    وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ ﴿٤٧﴾

    Veylun yevmeizin lil mukezzibin.

    O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!

  48. 48

    وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمُ ارْكَعُوا لَا يَرْكَعُونَ ﴿٤٨﴾

    Ve iza kile lehumurkeu la yerkeun.

    Onlar, kendilerine: «Allah'ın huzurunda eğilin!» denildiği vakit eğilmezler.

  49. 49

    وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ ﴿٤٩﴾

    Veylun yevmeizin lil mukezzibin.

    O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!

  50. 50

    فَبِاَيِّ حَد۪يثٍ بَعْدَهُ يُؤْمِنُونَ ﴿٥٠﴾

    Fe bi eyyi hadisin ba'dehu yu'minun.

    Onlar artık bundan (Kur'an'dan) sonra hangi söze inanacaklar?

Mürselat Suresi sayfasında oku · Mürselat Suresi'ni dinle

Ramazan Mukabelesinde 29. Cüz

Diyanet takvimine göre 2027 Ramazanı 8 Şubat Pazartesi başlar; Ramazan Bayramı 9 Mart Salı günüdür. Her gün bir cüz okunduğunda 29. cüz Ramazan'ın 29. günü (8 Mart 2027 Pazartesi) okunur. 2027 Ramazanı 29 gün sürdüğü için aynı gün 30. cüz de okunur ve hatim tamamlanır.

Mukabele, Ramazan ayında bir hafızın Kur'an-ı Kerim'i okuması, dinleyenlerin de mushaftan takip etmesidir. Her gün bir cüz okunarak ay boyunca Kur'an-ı Kerim baştan sona okunur; buna hatim denir.

Ramazan 2027 mukabele takvimi

29. Cüz Hakkında Sık Sorulan Sorular

29. cüz kaç sayfa?

29. cüz mushafımızda 20 sayfadır: 563-582. sayfalar.

29. cüzde hangi sureler var?

29. cüzde Mülk, Kalem, Hâkka, Mearic, Nuh, Cin, Müzzemmil, Müddessir, Kıyame, İnsan ve Mürselat sureleri yer alır.

29. cüz nerede başlar, nerede biter?

29. cüz Mülk Suresi'nin 1. ayetiyle başlar, Mürselat Suresi'nin 50. ayetiyle biter. Mushafımızda 563. sayfada başlar, 582. sayfada biter.

29. cüz kaç ayettir?

29. cüzde 431 ayet vardır.

29. cüzü okumak ne kadar sürer?

29. cüz, Mişari Alafasi'nin okuyuşuyla yaklaşık 59 dakika sürer. Okuyuşun hızına göre bu süre değişir.

Ramazan 2027'de 29. cüz hangi gün okunur?

Her gün bir cüz okunursa 29. cüz Ramazan'ın 29. günü (8 Mart 2027 Pazartesi) okunur. Ramazan 29 gün sürdüğü için aynı gün 30. cüz de okunur.