Kur'an-ı Kerim · 30. cüz
30. Cüz (Amme Cüzü)
Sayfa 583-606 · 564 ayet · 37 sure
Sureler: Nebe, Naziat, Abese, Tekvir, İnfitar, Mutaffifin, İnşikak, Büruc, Tarık, Ala, Gaşiye, Fecr, Beled, Şems, Leyl, Duha, İnşirah, Tin, Alak, Kadir, Beyyine, Zilzal, Adiyat, Karia, Tekasür, Asr, Hümeze, Fil, Kureyş, Maun, Kevser, Kafirun, Nasr, Tebbet, İhlas, Felak, Nas
30. cüz, Nebe Suresi'nin 1. ayetiyle başlar ve Nas Suresi'nin 6. ayetiyle biter. Nebe Suresi'nin ilk kelimesi “Amme” olduğu için Amme cüzü olarak bilinir. Namazlarda sık okunan kısa sureler bu cüzdedir. Aşağıda cüzün 564 ayetinin hepsi Arapça metni, Türkçe okunuşu ve mealiyle, sure sure sırasıyla yer alır.
30. Cüz mushaf sayfalarında
30. Cüz mushafımızın 583. sayfasında başlar ve 606. sayfada biter (24 sayfa). Mukabeleyi sayfa sayfa mushaftan takip edebilirsiniz.
Nebe Suresi
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Bismillahir rahmanir rahim.
Bismillâhirrahmânirrahîm
- 1
عَمَّ يَتَسَٓاءَلُونَۚ ﴿١﴾
Amme yetesaelun.
Birbirlerine neyi soruyorlar?
- 2
عَنِ النَّبَأِ الْعَظ۪يمِۙ ﴿٢﴾
Anin nebeil azim.
(İnanıp inanmamakta) büyük haberi mi?
- 3
اَلَّذ۪ي هُمْ ف۪يهِ مُخْتَلِفُونَۜ ﴿٣﴾
Ellezi hum fihi muhtelifun.
Ayrılığa düştükleri.
- 4
كَلَّا سَيَعْلَمُونَۙ ﴿٤﴾
Kella se ya'lemun.
Hayır! Anlayacaklar!
- 5
ثُمَّ كَلَّا سَيَعْلَمُونَ ﴿٥﴾
Summe kella se ya'lemun.
Yine hayır! Onlar anlayacaklar!
- 6
اَلَمْ نَجْعَلِ الْاَرْضَ مِهَاداًۙ ﴿٦﴾
E lem nec'alil arda mihada.
Biz, yeryüzünü bir döşek yapmadık mı?
- 7
وَالْجِبَالَ اَوْتَاداًۖ ﴿٧﴾
Vel cibale evtada.
Dağları da birer kazık.
- 8
وَخَلَقْنَاكُمْ اَزْوَاجاًۙ ﴿٨﴾
Ve halaknakum ezvaca.
Sizi çifter çifter yarattık.
- 9
وَجَعَلْنَا نَوْمَكُمْ سُبَاتاًۙ ﴿٩﴾
Ve cealna nevmekum subata.
Uykunuzu bir dinlenme kıldık.
- 10
وَجَعَلْنَا الَّيْلَ لِبَاساًۙ ﴿١٠﴾
Ve cealnel leyle libasa.
Geceyi bir örtü yaptık.
- 11
وَجَعَلْنَا النَّهَارَ مَعَاشاًۖ ﴿١١﴾
Ve cealnen nehare meaşa.
Gündüzü de çalışıp kazanma zamanı yaptık.
- 12
وَبَنَيْنَا فَوْقَـكُمْ سَبْعاً شِدَاداًۙ ﴿١٢﴾
Ve beneyna fevkakum seb'an şidada.
Üstünüzde yedi kat sağlam göğü bina ettik.
- 13
وَجَعَلْنَا سِرَاجاً وَهَّاجاًۖ ﴿١٣﴾
Ve cealna siracen vehhaca.
(Orada) alev alev yanan bir kandil yarattık.
- 14
وَاَنْزَلْنَا مِنَ الْمُعْصِرَاتِ مَٓاءً ثَجَّاجاًۙ ﴿١٤﴾
Ve enzelna minel mu'sırati maen seccaca.
Üst üste yığılıp sıkışan bulutlardan şarıl şarıl akan sular indirdik.
- 15
لِنُخْرِجَ بِه۪ حَباًّ وَنَبَاتاًۙ ﴿١٥﴾
Li nuhrice bihi habben ve nebata.
Size tohumlar, bitkiler; (ağaçları) yetiştirmek için,
- 16
وَجَنَّاتٍ اَلْفَافاًۜ ﴿١٦﴾
Ve cennatin elfafa.
sarmaş dolaş olmuş bağlar ve bahçeler yetiştirmek için.
- 17
اِنَّ يَوْمَ الْفَصْلِ كَانَ م۪يقَاتاًۙ ﴿١٧﴾
İnne yevmel faslı kane mikata.
Şüphesiz hüküm günü vakit olarak belirlenmiştir.
- 18
يَوْمَ يُنْفَخُ فِي الصُّورِ فَتَأْتُونَ اَفْوَاجاًۙ ﴿١٨﴾
Yevme yunfehu fis suri fe te'tune efvaca.
Sûr'a üflendiği gün, bölük bölük Allah’a gelirsiniz;
- 19
وَفُتِحَتِ السَّمَٓاءُ فَـكَانَتْ اَبْوَاباًۙ ﴿١٩﴾
Ve futihatis semau fe kanet ebvaba.
gökyüzü açılır ve orada pek çok kapılar oluşur,
- 20
وَسُيِّرَتِ الْجِبَالُ فَـكَانَتْ سَرَاباًۜ ﴿٢٠﴾
Ve suyyiretil cibalu fe kanet seraba.
dağlar yürütülür, serap haline gelir.
- 21
اِنَّ جَهَنَّمَ كَانَتْ مِرْصَاداًۙ ﴿٢١﴾
İnne cehenneme kanet mirsada.
Şüphesiz, cehennem pusuda beklemektedir.
- 22
لِلطَّاغ۪ينَ مَاٰباًۙ ﴿٢٢﴾
Lit tagine meaba.
Azgınların barınağı olacak,
- 23
لَابِث۪ينَ ف۪يهَٓا اَحْقَاباًۚ ﴿٢٣﴾
Labisine fiha ahkaba.
(Azgınlar) orada çağlar boyu kalırlar,
- 24
لَا يَذُوقُونَ ف۪يهَا بَرْداً وَلَا شَرَاباًۙ ﴿٢٤﴾
La yezukune fiha berden ve la şeraba.
orada bir serinlik ya da (susuzluk gideren) bir içecek tatmazlar,
- 25
اِلَّا حَم۪يماً وَغَسَّاقاًۙ ﴿٢٥﴾
İlla hamimen ve gassaka.
kaynar su ve irin tadarlar.
- 26
جَزَٓاءً وِفَاقاً ﴿٢٦﴾
Cezaen vifaka.
Ancak (dünyada yaptıklarına) uygun karşılık olarak.
- 27
اِنَّهُمْ كَانُوا لَا يَرْجُونَ حِسَاباًۙ ﴿٢٧﴾
İnnehum kanu la yercune hısaba.
Çünkü onlar hesap gününü (geleceğini) ummazlardı.
- 28
وَكَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا كِذَّاباًۜ ﴿٢٨﴾
Ve kezzebu bi ayatina kizzaba.
Bizim âyetlerimizi yalanladıkça yalanlamışlardı.
- 29
وَكُلَّ شَيْءٍ اَحْصَيْنَاهُ كِتَاباً ﴿٢٩﴾
Ve kulle şey'in ahsaynahu kitaba.
Biz ise her şeyi bir kitapta sayıp yazmışızdır.
- 30
فَذُوقُوا فَلَنْ نَز۪يدَكُمْ اِلَّا عَذَاباً۟ ﴿٣٠﴾
Fe zuku felen nezidekum illa azaba.
Tadın! Bundan sonra yalnızca azabınızı arttıracağız.
- 31
اِنَّ لِلْمُتَّق۪ينَ مَفَازاًۙ ﴿٣١﴾
İnne lil muttekine mefaza.
Şüphesiz takvâ sahipleri için umulanı buldukları yer,
- 32
حَدَٓائِقَ وَاَعْنَاباًۙ ﴿٣٢﴾
Hadaika ve a'naba.
bahçeler, üzüm bağları,
- 33
وَكَوَاعِبَ اَتْرَاباًۙ ﴿٣٣﴾
Ve kevaıbe etraba.
göğüsleri tomurcuk gibi kabarmış yaşıt kızlar,
- 34
وَكَأْساً دِهَاقاًۜ ﴿٣٤﴾
Ve ke'sen dihaka.
içki dolu kâseler vardır.
- 35
لَا يَسْمَعُونَ ف۪يهَا لَغْواً وَلَا كِذَّاباًۚ ﴿٣٥﴾
La yes'meune fiha lagven ve la kizzaba.
Onlar orada ne boş bir lâkırdı ne de yalan işitirler.
- 36
جَزَٓاءً مِنْ رَبِّكَ عَطَٓاءً حِسَاباًۙ ﴿٣٦﴾
Cezaen min rabbike ataen hısaba.
Bunlar Rabbinin yeterli bir bağışı, mükâfatıdır.
- 37
رَبِّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَاۙ الرَّحْمٰنِ لَا يَمْلِكُونَ مِنْهُ خِطَاباًۙ ﴿٣٧﴾
Rabbis semavati vel ardı ve ma beynehumer rahmani la yemlikune minhu hitaba.
O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir. O, rahmândır. O gün insanlar O'na karşı konuşmaya yetkili değillerdir.
- 38
يَوْمَ يَقُومُ الرُّوحُ وَالْمَلٰٓئِكَةُ صَفاًّۜ لَا يَتَكَلَّمُونَ اِلَّا مَنْ اَذِنَ لَهُ الرَّحْمٰنُ وَقَالَ صَوَاباً ﴿٣٨﴾
Yevme yekumur ruhu vel melaiketu saffa, la yetekellemune illa men ezine lehur rahmanu ve kale sevaba.
Ruh (Cebrail) ve melekler saf saf olup durduğu gün, Rahmân’ın izin verdiklerinden başkaları konuşmazlar; konuşan da doğruyu söyler.
- 39
ذٰلِكَ الْيَوْمُ الْحَقُّۚ فَمَنْ شَٓاءَ اتَّخَذَ اِلٰى رَبِّه۪ مَاٰباً ﴿٣٩﴾
Zalikel yevmul hakk, femen şaettehaze ila rabbihi meaba.
İşte o, kesin olarak gelecek gündür. O halde dileyen Rabbine varan bir yol tutsun.
- 40
اِنَّٓا اَنْذَرْنَاكُمْ عَذَاباً قَر۪يباًۚ يَوْمَ يَنْظُرُ الْمَرْءُ مَا قَدَّمَتْ يَدَاهُ وَيَقُولُ الْـكَافِرُ يَا لَيْتَن۪ي كُنْتُ تُرَاباً ﴿٤٠﴾
İnna enzernakum azaben kariba, yevme yenzurul mer'u ma kaddemet yedahu ve yekulul kafiru ya leyteni kuntu turaba.
Biz, yakın bir azap ile sizi uyardık. O gün kişi önceden yaptıklarına bakacak ve inkârcı kişi: «Keşke toprak olsaydım!» diyecektir.
Naziat Suresi
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Bismillahir rahmanir rahim.
Bismillâhirrahmânirrahîm
- 1
وَالنَّازِعَاتِ غَرْقاًۙ ﴿١﴾
Ven naziati garka.
Söküp çıkaranlara , andolsun;
- 2
وَالنَّاشِطَاتِ نَشْطاًۙ ﴿٢﴾
Ven naşitati neşta.
yavaşça çekenlere , andolsun;
- 3
وَالسَّابِحَاتِ سَبْحاًۙ ﴿٣﴾
Ves sabihati sebha.
yüzdükçe yüzenlere , andolsun;
- 4
فَالسَّابِقَاتِ سَبْقاًۙ ﴿٤﴾
Fes sabikati sebka.
yarıştıkça yarışanlara , andolsun;
- 5
فَالْمُدَبِّرَاتِ اَمْراًۢ ﴿٥﴾
Fel mudebbirati emra.
iş düzenleyenlere , andolsun;
- 6
يَوْمَ تَرْجُفُ الرَّاجِفَةُۙ ﴿٦﴾
Yevme tercufur racifeh.
Birinci üflemenin (kâinatı) sarstığı,
- 7
تَتْبَعُهَا الرَّادِفَةُۜ ﴿٧﴾
Tetbeuher radifeh.
onu ikinci üflemenin takip ettiği gün,
- 8
قُلُوبٌ يَوْمَئِذٍ وَاجِفَةٌۙ ﴿٨﴾
Kulubun yevmeizin vacifeh.
işte o gün yürekler kaygıdan oynar,
- 9
اَبْصَارُهَا خَاشِعَةٌۢ ﴿٩﴾
Ebsaruha haşiah.
gözler yorgun düşer.
- 10
يَقُولُونَ ءَاِنَّا لَمَرْدُودُونَ فِي الْحَافِرَةِۜ ﴿١٠﴾
Yekulune e inna le merdudune fil hafireh.
«Öldükten sonra biz, (dünyadaki) ilk halimize mi döndürüleceğiz, derler.
- 11
ءَاِذَا كُنَّا عِظَاماً نَخِرَةًۜ ﴿١١﴾
E iza kunna izamen nahıreh.
(Hem de) çürümüş kemikler olduktan sonra mı?»
- 12
قَالُوا تِلْكَ اِذاً كَرَّةٌ خَاسِرَةٌۢ ﴿١٢﴾
Kalu tilke izen kerretun hasireh.
«O zaman bu, ziyanlı bir dönüş olur» dediler.
- 13
فَاِنَّمَا هِيَ زَجْرَةٌ وَاحِدَةٌۙ ﴿١٣﴾
Fe innema hiye zecretun vahıdeh.
Bu dönüş, sadece bir seslenmeye bakar.
- 14
فَاِذَا هُمْ بِالسَّاهِرَةِۜ ﴿١٤﴾
Fe iza hum bis sahireh.
Birdenbire kendilerini mahşerde buluverirler.
- 15
هَلْ اَتٰيكَ حَد۪يثُ مُوسٰىۢ ﴿١٥﴾
Hel etake hadisu musa.
(Habibim!) Sana Musa'nın haberi geldi mi?
- 16
اِذْ نَادٰيهُ رَبُّهُ بِالْوَادِ الْمُقَدَّسِ طُوًىۚ ﴿١٦﴾
İz nadahu rabbuhu bil vadil mukaddesi tuva.
Kutsal vadi Tuva'da Rabbi ona şöyle seslenmişti :
- 17
اِذْهَبْ اِلٰى فِرْعَوْنَ اِنَّهُ طَغٰىۘ ﴿١٧﴾
İzheb ila fir'avne innehu taga.
Firavun'a git! Çünkü o çok azdı.
- 18
فَقُلْ هَلْ لَكَ اِلٰٓى اَنْ تَزَكّٰىۙ ﴿١٨﴾
Fe kul hel leke ila en tezekka.
De ki: Arınmayı ister misin?
- 19
وَاَهْدِيَكَ اِلٰى رَبِّكَ فَتَخْشٰىۚ ﴿١٩﴾
Ve ehdiyeke ila rabbike fe tahşa.
Seni Rabbimin yoluna iletmemi, böylece ondan korkarsın.
- 20
فَاَرٰيهُ الْاٰيَةَ الْـكُبْرٰىۘ ﴿٢٠﴾
Fe erahul ayetel kubra.
Ve ona en büyük mucizeyi gösterdi.
- 21
فَـكَذَّبَ وَعَصٰىۘ ﴿٢١﴾
Fe kezzebe ve asa.
(O ise) hemen yalanladı ve isyan etti.
- 22
ثُمَّ اَدْبَرَ يَسْعٰىۘ ﴿٢٢﴾
Summe edbere yes'a.
Sonra (inkâr için) olanca çabasını göstererek sırtını döndü.
- 23
فَحَشَرَ فَنَادٰىۘ ﴿٢٣﴾
Fehaşere fe nada.
Derhal (adamlarını) topladı ve (onlara) bağırdı:
- 24
فَقَالَ اَنَا۬ رَبُّكُمُ الْاَعْلٰىۘ ﴿٢٤﴾
Fe kale ene rabbukumul a'la.
Ben, sizin en yüce Rabbinizim! dedi.
- 25
فَاَخَذَهُ اللّٰهُ نَكَالَ الْاٰخِرَةِ وَالْاُو۫لٰىۜ ﴿٢٥﴾
Fe ehazehullahu nekalel ahıreti vel ula.
Allah onu, (herkese ibret olarak) dünya ve ahiret azabıyla cezalandırdı.
- 26
اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَعِبْرَةً لِمَنْ يَخْشٰىۜ۟ ﴿٢٦﴾
İnne fi zalike le ıbreten li men yahşa.
Elbette bunda, korkan kimseler için büyük bir ibret vardır.
- 27
ءَاَنْتُمْ اَشَدُّ خَلْقاً اَمِ السَّمَٓاءُۜ بَنٰيهَا۠ ﴿٢٧﴾
E entum eşeddu halkan emis sema', benaha.
Sizi yaratmak mı daha güç, yoksa gökyüzünü yaratmak mı, ki onu Allah bina etti,
- 28
رَفَعَ سَمْكَهَا فَسَوّٰيهَاۙ ﴿٢٨﴾
Refea semkeha fe sevvaha.
onu yükseltip düzene koydu.
- 29
وَاَغْطَشَ لَيْلَهَا وَاَخْرَجَ ضُحٰيهَاۖ ﴿٢٩﴾
Ve agtaşe leyleha ve ahrece duhaha.
Gecesini kararttı, gündüzünü ağarttı.
- 30
وَالْاَرْضَ بَعْدَ ذٰلِكَ دَحٰيهَاۜ ﴿٣٠﴾
Vel arda ba'de zalike dehaha.
Ondan sonra da yeryüzünü yayıp döşedi.
- 31
اَخْرَجَ مِنْهَا مَٓاءَهَا وَمَرْعٰيهَاۖ ﴿٣١﴾
Ahrece minha maeha ve mer'aha.
Yerden suyunu ve otlağını çıkardı
- 32
وَالْجِبَالَ اَرْسٰيهَاۙ ﴿٣٢﴾
Vel cibale ersaha.
ve dağları sağlam bir şekilde yerleştirdi.
- 33
مَتَاعاً لَكُمْ وَلِاَنْعَامِكُمْۜ ﴿٣٣﴾
Metaan lekum ve li en amikum.
Kendiniz ve hayvanlarınız için bir faydalanma olmak üzere,
- 34
فَاِذَا جَٓاءَتِ الطَّٓامَّةُ الْكُبْرٰىۘ ﴿٣٤﴾
Fe iza caetit tammetul kubra.
her şeyi alt üst eden o büyük felâket geldiği vakit,
- 35
يَوْمَ يَتَذَكَّرُ الْاِنْسَانُ مَا سَعٰىۙ ﴿٣٥﴾
Yevme yetezekkerul insanu ma sea.
insanın yapıp ettiklerini hatırlayacağı gün
- 36
وَبُرِّزَتِ الْجَح۪يمُ لِمَنْ يَرٰى ﴿٣٦﴾
Ve burrizetil cahimu li men yera.
ve görene cehennem açık bir şekilde gösterildiği zaman;
- 37
فَاَمَّا مَنْ طَغٰىۙ ﴿٣٧﴾
Fe emma men taga.
azana
- 38
وَاٰثَرَ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَاۙ ﴿٣٨﴾
Ve aserel hayated dunya.
ve dünya hayatını ahirete tercih edene,
- 39
فَاِنَّ الْجَح۪يمَ هِيَ الْمَأْوٰىۜ ﴿٣٩﴾
Fe innel cahime hiyel me'va.
şüphesiz cehennem tek barınaktır.
- 40
وَاَمَّا مَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّه۪ وَنَهَى النَّفْسَ عَنِ الْهَوٰىۙ ﴿٤٠﴾
Ve emma men hafe makame rabbihi ve nehennefse anil heva.
Rabbinin makamından korkan ve nefsini kötü arzulardan uzaklaştıran için ise
- 41
فَاِنَّ الْجَنَّةَ هِيَ الْمَأْوٰىۜ ﴿٤١﴾
Fe innel cennete hiyel me'va.
şüphesiz cennet yegâne barınaktır.
- 42
يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ السَّاعَةِ اَيَّانَ مُرْسٰيهَاۜ ﴿٤٢﴾
Yes'eluneke anis saati eyyane mursaha.
Sana kıyameti sorarlar: Gelip çatması ne zamandır? (derler.)
- 43
ف۪يمَ اَنْتَ مِنْ ذِكْرٰيهَاۜ ﴿٤٣﴾
Fime ente min zikraha.
Sen onu nereden bilip bildireceksin!
- 44
اِلٰى رَبِّكَ مُنْتَهٰيهَاۜ ﴿٤٤﴾
İla rabbike muntehaha.
O'nun nihaî ilmi yalnız Rabbine aittir.
- 45
اِنَّمَٓا اَنْتَ مُنْذِرُ مَنْ يَخْشٰيهَاۜ ﴿٤٥﴾
İnnema ente munziru men yahşaha.
Sen ancak ondan korkanları uyarırsın.
- 46
كَاَنَّهُمْ يَوْمَ يَرَوْنَهَا لَمْ يَلْبَثُٓوا اِلَّا عَشِيَّةً اَوْ ضُحٰيهَا ﴿٤٦﴾
Ke ennehum yevme yerevneha lem yelbesu illa aşiyyeten ev duhaha.
Kıyamet gününü gördüklerinde (dünyada) sadece bir akşam vakti ya da kuşluk zamanı kadar kaldıklarını sanırlar.
Abese Suresi
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Bismillahir rahmanir rahim.
Bismillâhirrahmânirrahîm
- 1
عَبَسَ وَتَوَلّٰىۙ ﴿١﴾
Abese ve tevella.
(Peygamber), ötürü yüzünü ekşitti ve geri döndü.
- 2
اَنْ جَٓاءَهُ الْاَعْمٰىۜ ﴿٢﴾
En caehul a'ma.
âmânın kendisine gelmesinden
- 3
وَمَا يُدْر۪يكَ لَعَلَّهُ يَزَّكّٰىۙ ﴿٣﴾
Ve ma yudrike leallehu yezzekka.
(Rasûlüm! Onun halini) sana kim bildirdi! Belki o temizlenecek
- 4
اَوْ يَذَّكَّرُ فَتَنْفَعَهُ الذِّكْرٰىۜ ﴿٤﴾
Ev yezzekkeru fe tenfeahuz zikra.
yahut öğüt alacak da o öğüt ona fayda verecek.
- 5
اَمَّا مَنِ اسْتَغْنٰىۙ ﴿٥﴾
Emma menistagna.
Kendini (sana) muhtaç görmeyene gelince,
- 6
فَاَنْتَ لَهُ تَصَدّٰىۜ ﴿٦﴾
Fe ente lehu tesadda.
sen ona yöneliyorsun.
- 7
وَمَا عَلَيْكَ اَلَّا يَزَّكّٰىۜ ﴿٧﴾
Ve ma aleyke ella yezzekka.
Oysa ki onun temizlenip arınmasından sen sorumlu değilsin.
- 8
وَاَمَّا مَنْ جَٓاءَكَ يَسْعٰىۙ ﴿٨﴾
Ve emma men caeke yes'a.
Fakat koşarak ve sana gelenle de
- 9
وَهُوَ يَخْشٰىۙ ﴿٩﴾
Ve huve yahşa.
(Allah'tan) korkarak
- 10
فَاَنْتَ عَنْهُ تَلَهّٰىۚ ﴿١٠﴾
Fe ente anhu telehha.
ilgilenmiyorsun.
- 11
كَلَّٓا اِنَّهَا تَذْكِرَةٌۚ ﴿١١﴾
Kella inneha tezkirah.
Hayır, şüphesiz bunlar (ayetler ), bir öğüttür.
- 12
فَمَنْ شَٓاءَ ذَكَرَهُۢ ﴿١٢﴾
Fe men şae zekerah.
Dileyen ondan ( Kur'an'dan ) öğüt alır.
- 13
ف۪ي صُحُفٍ مُكَرَّمَةٍۙ ﴿١٣﴾
Fi suhufin mukerrameh.
Tertemiz kılınmış mukaddes sahifelerde (yazılı)
- 14
مَرْفُوعَةٍ مُطَهَّرَةٍۙ ﴿١٤﴾
Merfuatin mutahherah.
yüce makamlara kaldırılmış,
- 15
بِاَيْد۪ي سَفَرَةٍۙ ﴿١٥﴾
Bi eydi seferah.
katiplerin elleriyle ( yazılıp )
- 16
كِرَامٍ بَرَرَةٍۜ ﴿١٦﴾
Kiramin berarah.
değerli ve itaatkar meleklerin.
- 17
قُتِلَ الْاِنْسَانُ مَٓا اَكْفَرَهُۜ ﴿١٧﴾
Kutilel insanu ma ekferah.
Kahrolası insan! Ne inkârcıdır!
- 18
مِنْ اَيِّ شَيْءٍ خَلَقَهُۜ ﴿١٨﴾
Min eyyi şey'in halakah.
Allah onu neden yarattı?
- 19
مِنْ نُطْفَةٍۜ خَلَقَهُ فَقَدَّرَهُۙ ﴿١٩﴾
Min nutfeh, halakahu fe kadderah.
Bir nutfeden (spermadan) yarattı da ona şekil verdi.
- 20
ثُمَّ السَّب۪يلَ يَسَّرَهُۙ ﴿٢٠﴾
Summes sebile yesserah.
Sonra ona yolu kolaylaştırdı.
- 21
ثُمَّ اَمَاتَهُ فَاَقْبَرَهُۙ ﴿٢١﴾
Summe ematehu fe akberah.
Sonra onun canını aldı ve kabre soktu.
- 22
ثُمَّ اِذَا شَٓاءَ اَنْشَرَهُۜ ﴿٢٢﴾
Summe iza şae enşerah.
Sonra dilediği bir vakitte onu yeniden diriltir.
- 23
كَلَّا لَمَّا يَقْضِ مَٓا اَمَرَهُۜ ﴿٢٣﴾
Kella lemma yakdı ma emerah.
Hayır! (İnsan) Allah'ın emrettiğini yapmadı.
- 24
فَلْيَنْظُرِ الْاِنْسَانُ اِلٰى طَعَامِه۪ۙ ﴿٢٤﴾
Felyanzuril insanu ila taamih.
İnsan, yediğine bir baksın!
- 25
اَنَّا صَبَبْنَا الْمَٓاءَ صَباًّۙ ﴿٢٥﴾
Enna sabebnel mae sabba.
Şöyle ki: Yağmurlar yağdırdık.
- 26
ثُمَّ شَقَقْنَا الْاَرْضَ شَقاًّۙ ﴿٢٦﴾
Summe şekaknel arda şakka.
Sonra toprağı göz göz yardık da
- 27
فَاَنْبَتْنَا ف۪يهَا حَباًّۙ ﴿٢٧﴾
Fe enbetna fiha habba.
oradan ekinler bitirdik.
- 28
وَعِنَباً وَقَضْباًۙ ﴿٢٨﴾
Ve ineben ve kadba.
Üzüm bağları, sebzeler,
- 29
وَزَيْتُوناً وَنَخْلاًۙ ﴿٢٩﴾
Ve zeytunen ve nahla.
zeytin ve hurma ağaçları,
- 30
وَحَدَٓائِقَ غُلْباًۙ ﴿٣٠﴾
Ve hadaika gulba.
iri ve sık ağaçlı bahçeler,
- 31
وَفَاكِهَةً وَاَباًّۙ ﴿٣١﴾
Ve fakiheten ve ebba.
meyveler ve çayırlar.
- 32
مَتَاعاً لَكُمْ وَلِاَنْعَامِكُمْۜ ﴿٣٢﴾
Metaan lekum ve li en'amikum.
(Bütün bunlar) sizi ve hayvanlarınızı yararlandırmak içindir.
- 33
فَاِذَا جَٓاءَتِ الصَّٓاخَّةُۘ ﴿٣٣﴾
Fe iza caetis sahhah.
Kulakları sağır eden o ses geldiğinde,
- 34
يَوْمَ يَفِرُّ الْمَرْءُ مِنْ اَخ۪يهِۙ ﴿٣٤﴾
Yevme yefirrul mer'u min ehih.
İşte o gün kişi kardeşinden kaçar.
- 35
وَاُمِّه۪ وَاَب۪يهِۙ ﴿٣٥﴾
Ve ummihi ve ebih.
Annesinden, babasından,
- 36
وَصَاحِبَتِه۪ وَبَن۪يهِۜ ﴿٣٦﴾
Ve sahıbetihi ve benih.
eşinden ve çocuklarından.
- 37
لِكُلِّ امْرِئٍ مِنْهُمْ يَوْمَئِذٍ شَأْنٌ يُغْن۪يهِۜ ﴿٣٧﴾
Li kullimriin minhum yevmeizin şe'nun yugnih.
O gün, herkesin kendine yetip artacak bir derdi vardır.
- 38
وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ مُسْفِرَةٌۙ ﴿٣٨﴾
Vucuhun yevmeizin musfirah.
O gün bir takım yüzler parlak,
- 39
ضَاحِكَةٌ مُسْتَبْشِرَةٌۚ ﴿٣٩﴾
Dahıketun mustebşirah.
güleç ve sevinçlidir.
- 40
وَوُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ عَلَيْهَا غَبَرَةٌۙ ﴿٤٠﴾
Ve vucuhun yevmeizin aleyha gaberah.
Yine o gün birtakım yüzleri de keder bürümüş,
- 41
تَرْهَقُهَا قَتَرَةٌۜ ﴿٤١﴾
Terhekuha katerah.
hüzünden kapkara kesilmiştir.
- 42
اُو۬لٰٓئِكَ هُـمُ الْكَفَرَةُ الْفَجَرَةُ ﴿٤٢﴾
Ulaike humul keferetul fecerah.
İşte bunlar kâfirlerdir, günahkârlardır.
Tekvir Suresi
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Bismillahir rahmanir rahim.
Bismillâhirrahmânirrahîm
- 1
اِذَا الشَّمْسُ كُـوِّرَتْۙۖ ﴿١﴾
İzeş şemsu kuvviret.
Güneş katlanıp dürüldüğünde,
- 2
وَاِذَا النُّجُومُ انْكَدَرَتْۙۖ ﴿٢﴾
Ve izen nucumun kederet.
Yıldızlar (kararıp) döküldüğünde,
- 3
وَاِذَا الْجِبَالُ سُيِّرَتْۙۖ ﴿٣﴾
Ve izelcibalu suyyiret.
Dağlar (sallanıp) yürütüldüğünde,
- 4
وَاِذَا الْعِشَارُ عُطِّلَتْۙۖ ﴿٤﴾
Ve izel ışaru uttılet.
Gebe develer salıverildiğinde,
- 5
وَاِذَا الْوُحُوشُ حُشِرَتْۙۖ ﴿٥﴾
Ve izel vuhuşu huşiret.
Vahşî hayvanlar toplanıp bir araya getirildiğinde,
- 6
وَاِذَا الْبِحَارُ سُجِّرَتْۙۖ ﴿٦﴾
Ve izel biharu succiret.
Denizler kaynatıldığında,
- 7
وَاِذَا النُّفُوسُ زُوِّجَتْۙۖ ﴿٧﴾
Ve izen nufusu zuvvicet.
Ruhlar (bedenlerle) birleştirildiğinde,
- 8
وَاِذَا الْمَوْءُ۫دَةُ سُئِلَتْۙ ﴿٨﴾
Ve izel mev'udetu suilet.
Diri diri toprağa gömülen kıza, sorulduğunda,
- 9
بِاَيِّ ذَنْبٍ قُتِلَتْۚ ﴿٩﴾
Bi eyyi zenbin kutilet.
hangi günah sebebiyle öldürüldüğü,
- 10
وَاِذَا الصُّحُفُ نُشِرَتْۙۖ ﴿١٠﴾
Ve izes suhufu nuşiret.
(Amellerin yazılı olduğu) defterler açıldığında,
- 11
وَاِذَا السَّمَٓاءُ كُشِطَتْۙۖ ﴿١١﴾
Ve izes semau kuşitat.
Gökyüzü sıyrılıp alındığında,
- 12
وَاِذَا الْجَح۪يمُ سُعِّرَتْۙۖ ﴿١٢﴾
Ve izel cahimu su'ıret.
cehennem tutuşturulduğunda
- 13
وَاِذَا الْجَنَّةُ اُزْلِفَتْۙۖ ﴿١٣﴾
Ve izel cennetu uzlifet.
ve cennet yaklaştırıldığında,
- 14
عَلِمَتْ نَفْسٌ مَٓا اَحْضَرَتْۜ ﴿١٤﴾
Alimet nefsün ma ahdaret.
Kişi neler getirdiğini öğrenmiş olacaktır.
- 15
فَلَٓا اُقْسِمُ بِالْخُنَّسِۙ ﴿١٥﴾
Fe la uksimu bil hunnes.
Hayır! (Gündüz) sinen,
- 16
اَلْجَوَارِ الْكُنَّسِۙ ﴿١٦﴾
El cevaril kunnes.
akıp giden, etrafı aydınlatan yıldızlara andolsun,
- 17
وَالَّيْلِ اِذَا عَسْعَسَۙ ﴿١٧﴾
Vel leyli iza as'as.
Kararmaya yüz tuttuğunda geceye andolsun,
- 18
وَالصُّبْحِ اِذَا تَنَفَّسَۙ ﴿١٨﴾
Ves subhı iza teneffes.
Ağarmaya başladığında sabaha andolsun ki,
- 19
اِنَّهُ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَر۪يمٍۙ ﴿١٩﴾
İnnehu le kavlu resulin kerim.
itibarlı bir elçinin (Cebrail'in) getirdiği sözdür.
- 20
ذ۪ي قُوَّةٍ عِنْدَ ذِي الْعَرْشِ مَك۪ينٍۙ ﴿٢٠﴾
Zi kuvvetin ınde zil arşi mekin.
O (Kur'an), şüphesiz değerli, güçlü ve Arş'ın sahibi (Allah'ın) katında
- 21
مُطَاعٍ ثَمَّ اَم۪ينٍۜ ﴿٢١﴾
Mutaın semme emin.
O orada sayılan, güvenilen (elçi)'dir.
- 22
وَمَا صَاحِبُكُمْ بِمَجْنُونٍۚ ﴿٢٢﴾
Ve ma sahıbukum bi mecnun.
Arkadaşınız (Muhammed) de mecnun değildir.
- 23
وَلَقَدْ رَاٰهُ بِالْاُفُقِ الْمُب۪ينِۚ ﴿٢٣﴾
Ve lekad reahu bil ufukıl mubin.
Andolsun ki, onu (Cebrail'i) apaçık ufukta görmüştür.
- 24
وَمَا هُوَ عَلَى الْغَيْبِ بِضَن۪ينٍۚ ﴿٢٤﴾
Ve ma huve alel gaybi bi danin.
O, gaybın bilgilerini (sizden) esirgemez.
- 25
وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَيْطَانٍ رَج۪يمٍۚ ﴿٢٥﴾
Ve ma huve bi kavli şeytanin recim.
O lanetlenmiş şeytanın sözü de değildir.
- 26
فَاَيْنَ تَذْهَبُونَۜ ﴿٢٦﴾
Fe eyne tezhebun.
Hal böyle iken nereye gidiyorsunuz?
- 27
اِنْ هُوَ اِلَّا ذِكْرٌ لِلْعَالَم۪ينَۙ ﴿٢٧﴾
İn huve illa zikrun lil alemin.
O, herkes için, bir öğüttür.
- 28
لِمَنْ شَٓاءَ مِنْكُمْ اَنْ يَسْتَق۪يمَ ﴿٢٨﴾
Li men şae minkum en yestekim.
Sizden doğru yolda gitmek isteyenler için.
- 29
وَمَا تَشَٓاؤُ۫نَ اِلَّٓا اَنْ يَشَٓاءَ اللّٰهُ رَبُّ الْعَالَم۪ينَ ﴿٢٩﴾
Ve ma teşaune illa en yeşaallahu rabbul alemin.
Âlemlerin Rabbi Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz.
İnfitar Suresi
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Bismillahir rahmanir rahim.
Bismillâhirrahmânirrahîm
- 1
اِذَا السَّمَٓاءُ انْفَطَرَتْۙ ﴿١﴾
İzes semaunfetaret.
Gökyüzü yarıldığı zaman,
- 2
وَاِذَا الْـكَوَاكِبُ انْتَثَرَتْۙ ﴿٢﴾
Ve izel kevakibunteseret.
yıldızlar döküldüğü zaman,
- 3
وَاِذَا الْبِحَارُ فُجِّرَتْۙ ﴿٣﴾
Ve izel biharu fucciret.
denizler birbirine katıldığı zaman,
- 4
وَاِذَا الْقُبُورُ بُعْثِرَتْۙ ﴿٤﴾
Ve izel kuburu bu'siret.
kabirlerin içindekiler dışarı çıkarıldığı zaman,
- 5
عَلِمَتْ نَفْسٌ مَا قَدَّمَتْ وَاَخَّرَتْۜ ﴿٥﴾
Alimet nefsun ma kaddemet ve ahharet.
insanoğlu (yapıp) gönderdiklerini ve (yapamayıp) geride bıraktıklarını bir bir anlar.
- 6
يَٓا اَيُّهَا الْاِنْسَانُ مَا غَرَّكَ بِرَبِّكَ الْـكَر۪يمِۙ ﴿٦﴾
Ya eyyuhel insanu ma garreke bi rabbikel kerim.
Ey insan! İhsanı bol Rabbine karşı seni aldatan nedir?
- 7
اَلَّذ۪ي خَلَقَكَ فَسَوّٰيكَ فَعَدَلَكَۙ ﴿٧﴾
Ellezi halakake fe sevvake fe adelek.
Seni yaratıp seni düzgün ve dengeli kılan,
- 8
ف۪ٓي اَيِّ صُورَةٍ مَا شَٓاءَ رَكَّبَكَۜ ﴿٨﴾
Fi eyyi suretin ma şae rekkebek.
seni istediği bir şekilde birleştiren,
- 9
كَلَّا بَلْ تُكَذِّبُونَ بِالدّ۪ينِۙ ﴿٩﴾
Kella bel tukezzibune bid din.
Hayır! Bütün bunlara rağmen siz yine de dini yalanlıyorsunuz.
- 10
وَاِنَّ عَلَيْكُمْ لَحَافِظ۪ينَۙ ﴿١٠﴾
Ve inne aleykum le hafızin.
Şunu iyi bilin ki üzerinizde bekçiler,
- 11
كِرَاماً كَاتِب۪ينَۙ ﴿١١﴾
Kiramen katibin.
değerli yazıcılar vardır,
- 12
يَعْلَمُونَ مَا تَفْعَلُونَ ﴿١٢﴾
Ya'lemune ma tef'alun.
onlar, yapmakta olduklarınızı bilirler.
- 13
اِنَّ الْاَبْرَارَ لَف۪ي نَع۪يمٍۚ ﴿١٣﴾
İnnel ebrare lefi naim.
İyiler muhakkak cennette,
- 14
وَاِنَّ الْفُجَّارَ لَف۪ي جَح۪يمٍۚ ﴿١٤﴾
Ve innel fuccare lefi cahim.
kötüler de cehennemdedirler.
- 15
يَصْلَوْنَهَا يَوْمَ الدّ۪ينِ ﴿١٥﴾
Yaslevneha yevmed din.
Ceza gününde oraya girerler.
- 16
وَمَا هُمْ عَنْهَا بِغَٓائِب۪ينَۜ ﴿١٦﴾
Ve ma hum anha bi gaibin.
Onlar (kâfirler) oradan bir daha da ayrılmazlar.
- 17
وَمَٓا اَدْرٰيكَ مَا يَوْمُ الدّ۪ينِۙ ﴿١٧﴾
Ve ma edrake ma yevmud din.
Ceza günü nedir bilir misin?
- 18
ثُمَّ مَٓا اَدْرٰيكَ مَا يَوْمُ الدّ۪ينِۜ ﴿١٨﴾
Summe ma edrake ma yevmud din.
Nedir acaba o ceza günü?
- 19
يَوْمَ لَا تَمْلِكُ نَفْسٌ لِنَفْسٍ شَيْـٔاًۜ وَالْاَمْرُ يَوْمَئِذٍ لِلّٰهِ ﴿١٩﴾
Yevme la temliku nefsun li nefsin şey'a, vel emru yevmeizin lillah.
O gün hiçbir kimse başkası için bir şey yapamaz. O gün iş Allah'a kalmıştır.
Mutaffifin Suresi
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Bismillahir rahmanir rahim.
Bismillâhirrahmânirrahîm
- 1
وَيْلٌ لِلْمُطَفِّف۪ينَۙ ﴿١﴾
Veylun lil mutaffifin.
Hilekârlara yazıklar olsun!
- 2
اَلَّذ۪ينَ اِذَا اكْتَالُوا عَلَى النَّاسِ يَسْتَوْفُونَۘ ﴿٢﴾
Ellezine izektalu alen nasi yestevfun.
İnsanlardan alırken ölçüp tarttıklarında tam,
- 3
وَاِذَا كَالُوهُمْ اَوْ وَزَنُوهُمْ يُخْسِرُونَۜ ﴿٣﴾
Ve iza kaluhum ev vezenuhum yuhsirun.
onlara vermek için ölçüp tarttıklarında ise noksan yapan.
- 4
اَلَا يَظُنُّ اُو۬لٰٓئِكَ اَنَّهُمْ مَبْعُوثُونَۙ ﴿٤﴾
Ela yezunnu ulaike ennehum meb'usun.
Onlar düşünmezler mi ki, diriltilecekler!
- 5
لِيَوْمٍ عَظ۪يمٍۙ ﴿٥﴾
Li yevmin azim.
Büyük bir günde (hesap vermek için) öyle bir gün ki,
- 6
يَوْمَ يَقُومُ النَّاسُ لِرَبِّ الْعَالَم۪ينَۜ ﴿٦﴾
Yevme yekumun nasu li rabbil alemin.
insanlar o günde âlemlerin Rabbinin huzurunda divan duracaklardır.
- 7
كَلَّٓا اِنَّ كِتَابَ الْفُجَّارِ لَف۪ي سِجّ۪ينٍۜ ﴿٧﴾
Kella inne kitabel fuccari le fi siccin.
Doğrusu günahkârların yazısı, muhakkak Siccîn’de olmaktır.
- 8
وَمَٓا اَدْرٰيكَ مَا سِجّ۪ينٌۜ ﴿٨﴾
Ve ma edrake ma siccin.
Siccîn nedir, bilir misin?
- 9
كِتَابٌ مَرْقُومٌۜ ﴿٩﴾
Kitabun merkum.
( o günahkarların yazısı ) Amellerin sayılıp yazıldığı bir kitaptır .
- 10
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَۙ ﴿١٠﴾
Veylun yevmeizin lil mukezzibin.
O gün vay haline yalancıların!
- 11
اَلَّذ۪ينَ يُكَذِّبُونَ بِيَوْمِ الدّ۪ينِۜ ﴿١١﴾
Ellezine yukezzibune bi yevmiddin.
Ki onlar, ceza gününü yalan sayarlar.
- 12
وَمَا يُكَذِّبُ بِه۪ٓ اِلَّا كُلُّ مُعْتَدٍ اَث۪يمٍۙ ﴿١٢﴾
Ve ma yukezzıbu bihi illa kullu mu'tedin esim.
Onu ancak hükümleri çiğneyen ve günaha dalan kimseler yalanlar.
- 13
اِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِ اٰيَاتُنَا قَالَ اَسَاط۪يرُ الْاَوَّل۪ينَۜ ﴿١٣﴾
İza tutla aleyhi ayatuna kale esatirul evvelin.
Böyle birine âyetlerimiz okununca «Eskilerin masalları» derdi.
- 14
كَلَّا بَلْ۔ رَانَ عَلٰى قُلُوبِهِمْ مَا كَانُوا يَكْسِبُونَ ﴿١٤﴾
Kella bel rane ala kulubihim ma kanu yeksibun.
Hayır! Bilakis onların işlemekte oldukları (kötülükler) kalplerini kirletmiştir.
- 15
كَلَّٓا اِنَّهُمْ عَنْ رَبِّهِمْ يَوْمَئِذٍ لَمَحْجُوبُونَۜ ﴿١٥﴾
Kella innehum an rabbihim yevmeizin le mahcubun.
Hayır! Onlar şüphesiz o gün Rablerinden (O'nu görmekten) mahrum kalmışlardır.
- 16
ثُمَّ اِنَّهُمْ لَصَالُوا الْجَح۪يمِۜ ﴿١٦﴾
Summe innehum le salul cahim.
Sonra onlar cehenneme girerler.
- 17
ثُمَّ يُقَالُ هٰذَا الَّذ۪ي كُنْتُمْ بِه۪ تُكَذِّبُونَۜ ﴿١٧﴾
Summe yukalu hazellezi kuntum bihi tukezzibun.
Sonra onlara: «İşte yalanlamış olduğunuz (cehennem) budur» denilir.
- 18
كَلَّٓا اِنَّ كِتَابَ الْاَبْرَارِ لَف۪ي عِلِّيّ۪ينَۜ ﴿١٨﴾
Kella inne kitabel ebrari lefi illiyyin.
Hayır! Andolsun iyilerin kitabı İlliyyûn'dadır.
- 19
وَمَٓا اَدْرٰيكَ مَا عِلِّيُّونَۜ ﴿١٩﴾
Ve ma edrake ma ılliyyun.
İlliyyûn nedir, bilir misin?
- 20
كِتَابٌ مَرْقُومٌۙ ﴿٢٠﴾
Kitabun merkum.
(O İlliyyûn'daki kitap) İçinde ameller kaydedilmiş bir kitaptır.
- 21
يَشْهَدُهُ الْمُقَرَّبُونَۜ ﴿٢١﴾
Yeşheduhul mukarrebun.
Kitabı, Allah’a yakın olanlar görür.
- 22
اِنَّ الْاَبْرَارَ لَف۪ي نَع۪يمٍۙ ﴿٢٢﴾
İnnel ebrare le fi naim.
İyiler kesinkes cennettedir.
- 23
عَلَى الْاَرَٓائِكِ يَنْظُرُونَۙ ﴿٢٣﴾
Alel eraiki yenzurun.
Onlar orada koltuklar üzerinde etrafa bakarlar.
- 24
تَعْرِفُ ف۪ي وُجُوهِهِمْ نَضْرَةَ النَّع۪يمِۚ ﴿٢٤﴾
Ta'rifu fi vucuhihim nadraten naim.
Onların yüzünde nimetlerin sevincini görürsün.
- 25
يُسْقَوْنَ مِنْ رَح۪يقٍ مَخْتُومٍۙ ﴿٢٥﴾
Yuskavne min rahikın mahtum.
Kendilerine mühürlü hâlis bir içki sunulur.
- 26
خِتَامُهُ مِسْكٌۜ وَف۪ي ذٰلِكَ فَلْيَتَنَافَسِ الْمُتَنَافِسُونَۜ ﴿٢٦﴾
Hitamuhu misk. ve fi zalike fel yetenafesil mutenafisun.
Onun içiminin sonunda misk kokusu vardır. İşte yarışanlar ancak onda yarışsınlar.
- 27
وَمِزَاجُهُ مِنْ تَسْن۪يمٍۙ ﴿٢٧﴾
Ve mizacuhu min tesnim.
Karışımı Tesnîm'dendir.
- 28
عَيْناً يَشْرَبُ بِهَا الْمُقَرَّبُونَۜ ﴿٢٨﴾
Aynen yeşrebu bihel mukarrabun.
(O Tesnîm Allah'a) Yakın olanların içecekleri bir kaynaktır.
- 29
اِنَّ الَّذ۪ينَ اَجْرَمُوا كَانُوا مِنَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا يَضْحَكُونَۘ ﴿٢٩﴾
İnnellezine ecremu kanu minellezine amenu yadhakun.
Şüphesiz günahkârlar, (dünyada) iman edenlere gülerlerdi.
- 30
وَاِذَا مَرُّوا بِهِمْ يَتَغَامَزُونَۘ ﴿٣٠﴾
Ve iza merru bihim yetegamezune.
Onlarla karşılaştıklarında kaş göz hareketiyle alay ederlerdi.
- 31
وَاِذَا انْقَلَـبُٓوا اِلٰٓى اَهْلِهِمُ انْقَلَبُوا فَكِه۪ينَۘ ﴿٣١﴾
Ve izenkalebu ila ehlihimunkalebu fekihin.
Ailelerine döndüklerinde, (alaylarından dolayı) keyiflenerek dönerlerdi.
- 32
وَاِذَا رَاَوْهُمْ قَالُٓوا اِنَّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ لَضَٓالُّونَۙ ﴿٣٢﴾
Ve iza reevhum kalu inne haulai ledallun.
Müminleri gördüklerinde: «Şüphesiz bunlar sapıtmış» derlerdi.
- 33
وَمَٓا اُرْسِلُوا عَلَيْهِمْ حَافِظ۪ينَۜ ﴿٣٣﴾
Ve ma ursilu aleyhim hafızin.
Halbuki onlar, müminleri denetleyici olarak gönderilmediler.
- 34
فَالْيَوْمَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مِنَ الْكُفَّارِ يَضْحَكُونَۙ ﴿٣٤﴾
Felyevmellezine amenu minel kuffarı yadhakun.
İşte o gün (ahirette) de iman edenler kâfirlere gülerler.
- 35
عَلَى الْاَرَٓائِكِۙ يَنْظُرُونَۜ ﴿٣٥﴾
Alel eraiki yanzurun.
Koltuklar üzerinde etrafa bakarlar.
- 36
هَلْ ثُوِّبَ الْكُفَّارُ مَا كَانُوا يَفْعَلُونَ ﴿٣٦﴾
Hel suvvibel kuffaru ma kanu yef'alun.
Kâfirler, yaptıklarının cezasını buldular mı! (Elbette buldular.)
Mutaffifin Suresi sayfasında oku · Mutaffifin Suresi'ni dinle
İnşikak Suresi
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Bismillahir rahmanir rahim.
Bismillâhirrahmânirrahîm
- 1
اِذَا السَّمَٓاءُ انْشَقَّتْۙ ﴿١﴾
İzes semaunşakkat.
Gök yarıldığı zaman,
- 2
وَاَذِنَتْ لِرَبِّهَا وَحُقَّتْۙ ﴿٢﴾
Ve ezinet li rabbiha ve hukkat.
Rabbine kulak verip boyun eğecek hale getirildiği,
- 3
وَاِذَا الْاَرْضُ مُدَّتْۙ ﴿٣﴾
Ve izel ardu muddet.
Yer dümdüz edildiği vakit,
- 4
وَاَلْقَتْ مَا ف۪يهَا وَتَخَلَّتْۙ ﴿٤﴾
Ve elkat ma fiha ve tehallet.
içinde bulunanları atıp boşaldığı vakit
- 5
وَاَذِنَتْ لِرَبِّهَا وَحُقَّتْۜ ﴿٥﴾
Ve ezinet li rabbiha ve hukkat.
ve Rabbini dinleyip O'na hakkıyla itaata mecbur kılındığı vakit (insanoğlu yaptıkları ile karşılaşır).
- 6
يَٓا اَيُّهَا الْاِنْسَانُ اِنَّكَ كَادِحٌ اِلٰى رَبِّكَ كَدْحاً فَمُلَاق۪يهِۚ ﴿٦﴾
Ya eyyuhel insanu inneke kadihun ila rabbike kedhan fe mulakih.
Ey insan! Şüphe yok ki sen Rabbine karşı çaba üstüne çaba göstermektesin; sonunda O'na varacaksın.
- 7
فَاَمَّا مَنْ اُو۫تِيَ كِتَابَهُ بِيَم۪ينِه۪ۙ ﴿٧﴾
Fe emma men utiye kitabehu bi yeminih.
Kimin kitabı sağından verilirse,
- 8
فَسَوْفَ يُحَاسَبُ حِسَاباً يَس۪يراًۙ ﴿٨﴾
Fe sevfe yuhasebu hısaben yesira.
kolay bir hesapla hesaba çekilecek
- 9
وَيَنْقَلِبُ اِلٰٓى اَهْلِه۪ مَسْرُوراًۜ ﴿٩﴾
Ve yenkalibu ila ehlihi mesrura.
ve sevinçli olarak ailesine dönecektir.
- 10
وَاَمَّا مَنْ اُو۫تِيَ كِتَابَهُ وَرَٓاءَ ظَهْرِه۪ۙ ﴿١٠﴾
Ve emma men utiye kitabehu verae zahrih.
Kimin de kitabı arkasından verilirse,
- 11
فَسَوْفَ يَدْعُوا ثُبُوراًۙ ﴿١١﴾
Fe sevfe yed'u subura.
derhal yok olmayı isteyecek;
- 12
وَيَصْلٰى سَع۪يراًۜ ﴿١٢﴾
Ve yasla saira.
alevli ateşe girecek.
- 13
اِنَّهُ كَانَ ف۪ٓي اَهْلِه۪ مَسْرُوراً ﴿١٣﴾
İnnehu kane fi ehlihi mesrura.
Zira o, (dünyada) ailesi içinde (mal mülk sebebiyle) şımarmıştı.
- 14
اِنَّهُ ظَنَّ اَنْ لَنْ يَحُورَۚۛ ﴿١٤﴾
İnnehu zanne en len yahur.
O hiçbir zaman Rabbine dönmeyeceğini sandı.
- 15
بَلٰىۚۛ اِنَّ رَبَّهُ كَانَ بِه۪ بَص۪يراًۜ ﴿١٥﴾
Bela, inne rabbehu kane bihi basira.
Oysa gerçekten Rabbi onu görüyordu.
- 16
فَلَٓا اُقْسِمُ بِالشَّفَقِۙ ﴿١٦﴾
Fe la uksimu biş şefak.
Hayır! Şafağa, yemin ederim ki,
- 17
وَالَّيْلِ وَمَا وَسَقَۙ ﴿١٧﴾
Vel leyli ve ma vesak.
geceye ve onda basan karanlığa, yemin ederim ki,
- 18
وَالْقَمَرِ اِذَا اتَّسَقَۙ ﴿١٨﴾
Vel kameri izet tesak.
dolunay olmuş aya yemin ederim ki,
- 19
لَتَرْكَبُنَّ طَبَقاً عَنْ طَبَقٍۜ ﴿١٩﴾
Le terkebunne tabakan an tabakın.
halden hale geçersiniz.
- 20
فَمَا لَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَۙ ﴿٢٠﴾
Fe ma lehum la yu'minun.
Böyleyken onlar acaba neden iman etmezler?
- 21Secde ayeti
وَاِذَا قُرِئَ عَلَيْهِمُ الْقُرْاٰنُ لَا يَسْجُدُونَۜ ﴿٢١﴾
Ve iza kurıe aleyhimul kur'anu la yescudun.
Onlar kendilerine Kur'an okununca secde de etmezler?
- 22
بَلِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا يُكَذِّبُونَۘ ﴿٢٢﴾
Belillezine keferu yukezzibun.
Aksine, kâfirler yalanlıyorlar.
- 23
وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا يُوعُونَۘ ﴿٢٣﴾
Vallahu a'lemu bima yuun.
Halbuki Allah onların gizlediği şeyleri çok iyi bilir.
- 24
فَبَشِّرْهُمْ بِعَذَابٍ اَل۪يمٍۙ ﴿٢٤﴾
Fe beşşirhum bi azabin elim.
(Rasûlüm!) Onlara acı azabı müjdele!
- 25
اِلَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ اَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ ﴿٢٥﴾
İllellezine amenu ve amilus salihati lehum ecrun gayru memnun.
İman edip sâlih amel işleyenler başkadır; onlar için arkası kesilmeyen bir mükâfat vardır.
Büruc Suresi
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Bismillahir rahmanir rahim.
Bismillâhirrahmânirrahîm
- 1
وَالسَّمَٓاءِ ذَاتِ الْبُرُوجِۙ ﴿١﴾
Ves semai zatil buruc.
Burçlara sahip gökyüzüne, andolsun ki,
- 2
وَالْيَوْمِ الْمَوْعُودِۙ ﴿٢﴾
Vel yevmil mev'ud.
geleceği bildirilmiş olan güne, andolsun ki,
- 3
وَشَاهِدٍ وَمَشْهُودٍۜ ﴿٣﴾
Ve şahidin ve meşhud.
(o günde) tanıklık edene ve edilene andolsun ki,
- 4
قُتِلَ اَصْحَابُ الْاُخْدُودِۙ ﴿٤﴾
Kutile ashabul uhdud.
hendeğe atılanlar öldürüldü.
- 5
اَلنَّارِ ذَاتِ الْوَقُودِۙ ﴿٥﴾
Ennari zatil vekud.
Ateşle dolu (yakılarak).
- 6
اِذْ هُمْ عَلَيْهَا قُعُودٌۙ ﴿٦﴾
İzhum aleyha kuud.
Onlar (yakanlar) da başlarına oturmuşlar,
- 7
وَهُمْ عَلٰى مَا يَفْعَلُونَ بِالْمُؤْمِن۪ينَ شُهُودٌۜ ﴿٧﴾
Ve hum ala ma yef'alune bil mu'minine şuhud.
müminlere yapmakta oldukları işkenceyi seyrediyorlardı.
- 8
وَمَا نَقَمُوا مِنْهُمْ اِلَّٓا اَنْ يُؤْمِنُوا بِاللّٰهِ الْعَز۪يزِ الْحَم۪يدِۙ ﴿٨﴾
Ve ma nekamu minhum illa en yu'minu billahil azizil hamid.
Azîz ve Hamîd olan Allah'a iman ettikleri için intikam aldılar.
- 9
اَلَّذ۪ي لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَه۪يدٌۜ ﴿٩﴾
Ellezi lehu mulkus semavati vel ard, vallahu ala kulli şey'in şehid.
Onlardan, sırf, göklerin ve yerin mülkü kendisine ait olan, oysa ki Allah her şeyi görür.
- 10
اِنَّ الَّذ۪ينَ فَتَنُوا الْمُؤْمِن۪ينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ ثُمَّ لَمْ يَتُوبُوا فَلَهُمْ عَذَابُ جَهَنَّمَ وَلَهُمْ عَذَابُ الْحَر۪يقِۜ ﴿١٠﴾
İnnellezine fetenul mu'minine vel mu'minati summe lem yetubu fe lehum azabu cehenneme ve lehum azabul harik.
Mümin erkeklere ve mümin kadınlara, dînden döndürmek için işkence edip sonra da tövbe etmeyenlere cehennem azabı ve (orada) yanma cezası vardır.
- 11
اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ جَنَّاتٌ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۜ ذٰلِكَ الْفَوْزُ الْـكَب۪يرُۜ ﴿١١﴾
İnnellezine amenu ve amilus salihati lehum cennatun tecri min tahtihel enhar, zalikel fevzul kebir.
İman edip sâlih ameller işleyenlere ise, zemininden ırmaklar akan cennetler vardır. İşte büyük kurtuluş budur.
- 12
اِنَّ بَطْشَ رَبِّكَ لَشَد۪يدٌۜ ﴿١٢﴾
İnne batşe rabbike le şedid.
Şüphesiz Rabbinin yakalaması çok şiddetlidir.
- 13
اِنَّهُ هُوَ يُبْدِئُ وَيُع۪يدُۚ ﴿١٣﴾
İnnehu huve yubdiu ve yuid.
Bilin ki O, (kâinat yokken) ilk olarak yaratan, (ölümden sonra tekrar hayatı) geri getirendir.
- 14
وَهُوَ الْغَفُورُ الْوَدُودُۙ ﴿١٤﴾
Ve huvel gafurul vedud.
O, çok bağışlayan ve çok sevendir.
- 15
ذُوالْعَرْشِ الْمَج۪يدُۙ ﴿١٥﴾
Zul arşil mecid.
Şerefli Arş'ın sahibidir.
- 16
فَعَّالٌ لِمَا يُر۪يدُۜ ﴿١٦﴾
Fa'alun lima yurid.
Dilediği şeyleri mutlaka yapandır.
- 17
هَلْ اَتٰيكَ حَد۪يثُ الْجُنُودِۙ ﴿١٧﴾
Hel etake hadisul cunud.
Orduların, haberi sana geldi mi?
- 18
فِرْعَوْنَ وَثَمُودَۜ ﴿١٨﴾
Fir'avne ve semud.
Firavun ve Semûd'un (uğradıkları felâketin)
- 19
بَلِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا ف۪ي تَكْذ۪يبٍۙ ﴿١٩﴾
Belillezine keferu fi tekzib.
Doğrusu inkârcılar (gerçeği) yalanlayıp dururlar.
- 20
وَاللّٰهُ مِنْ وَرَٓائِهِمْ مُح۪يطٌۚ ﴿٢٠﴾
Vallahu min veraihim muhit.
Allah onları arkalarından kuşatmıştır.
- 21
بَلْ هُوَ قُرْاٰنٌ مَج۪يدٌۙ ﴿٢١﴾
Bel huve kur'anun mecid.
Hakikatte o (yalanladıkları, aslı) şerefli Kur'an'dır.
- 22
ف۪ي لَوْحٍ مَحْفُوظٍ ﴿٢٢﴾
Fi levhın mahfuz.
Levh-i Mahfuzda bulunan.
Tarık Suresi
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Bismillahir rahmanir rahim.
Bismillâhirrahmânirrahîm
- 1
وَالسَّمَٓاءِ وَالطَّارِقِۙ ﴿١﴾
Ves semai vet tarık.
Gökyüzüne ve târıka (sabah yıldızına ) yemin ederim.
- 2
وَمَٓا اَدْرٰيكَ مَا الطَّارِقُۙ ﴿٢﴾
Ve ma edrake met tarik.
Tarıkın ne olduğunu nereden bileceksin?
- 3
اَلنَّجْمُ الثَّاقِبُۙ ﴿٣﴾
En necmus sakıb.
(O, karanlığı) delen yıldızdır.
- 4
اِنْ كُلُّ نَفْسٍ لَمَّا عَلَيْهَا حَافِظٌۜ ﴿٤﴾
İn kullu nefsin lemma aleyha hafız.
Hiç kimse yoktur ki üzerinde bir koruyucu, bir denetleyici bulunmasın.
- 5
فَلْيَنْظُرِ الْاِنْسَانُ مِمَّ خُلِقَۜ ﴿٥﴾
Fel yenzuril insanu mimme hulık.
İnsan neden yaratıldığına bir baksın!
- 6
خُلِقَ مِنْ مَٓاءٍ دَافِقٍۙ ﴿٦﴾
Hulika min main dafik.
Atılan bir sudan yaratıldı.
- 7
يَخْرُجُ مِنْ بَيْنِ الصُّلْبِ وَالتَّرَٓائِبِۜ ﴿٧﴾
Yahrucu min beynis sulbi vet teraib.
(O su) sırt ile göğüs kafesi arasından çıkar.
- 8
اِنَّهُ عَلٰى رَجْعِه۪ لَقَادِرٌۜ ﴿٨﴾
İnnehu ala rec'ıhi le kadir.
İşte Allah (başlangıçta bu şekilde yarattığı) insanı tekrar yaratmaya da kadirdir.
- 9
يَوْمَ تُبْلَى السَّرَٓائِرُۙ ﴿٩﴾
Yevme tubles serair.
Gizlenenlerin ortaya döküldüğü günde
- 10
فَمَا لَهُ مِنْ قُوَّةٍ وَلَا نَاصِرٍۜ ﴿١٠﴾
Fema lehu min kuvvetin ve la nasır.
insan için ne bir güç ne de bir yardımcı vardır.
- 11
وَالسَّمَٓاءِ ذَاتِ الرَّجْعِۙ ﴿١١﴾
Ves semai zatir rec'.
Dönüş sahibi olan (yağmur yağdıran) göğe,
- 12
وَالْاَرْضِ ذَاتِ الصَّدْعِۙ ﴿١٢﴾
Vel ardı zatis sad'.
(nebat ile) yarılan yere yemin ederim ki
- 13
اِنَّهُ لَقَوْلٌ فَصْلٌۙ ﴿١٣﴾
İnnehu le kavlun fasl.
Kur’an, (hak ile bâtılı) ayıran bir sözdür.
- 14
وَمَا هُوَ بِالْهَزْلِۜ ﴿١٤﴾
Ve ma huve bil hezl.
O, asla bir şaka değildir.
- 15
اِنَّهُمْ يَك۪يدُونَ كَيْداًۙ ﴿١٥﴾
İnnehum yekidune keyda.
Onlar bir tuzak kurarlar,
- 16
وَاَك۪يدُ كَيْداًۚ ﴿١٦﴾
Ve ekidu keyda.
ben de bir tuzak kurarım.
- 17
فَمَهِّلِ الْـكَافِر۪ينَ اَمْهِلْهُمْ رُوَيْداً ﴿١٧﴾
Fe mehhilil kafirine emhilhum ruveyda.
Kâfirlere mühlet ver, onları biraz kendi hallerine bırak (pek yakında desteğimiz sana gelecek).
Ala Suresi
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Bismillahir rahmanir rahim.
Bismillâhirrahmânirrahîm
- 1
سَبِّحِ اسْمَ رَبِّكَ الْاَعْلٰىۙ ﴿١﴾
Sebbihısme rabbikel a'la.
Yüce Rabbinin adını tesbih (ve takdis) et.
- 2
اَلَّذ۪ي خَلَقَ فَسَوّٰىۙۖ ﴿٢﴾
Ellezi halaka fesevva.
Yaratıp düzene koyan,
- 3
وَالَّذ۪ي قَدَّرَ فَهَدٰىۙۖ ﴿٣﴾
Vellezi kaddere fe heda.
takdir edip yol gösteren,
- 4
وَالَّـذ۪ٓي اَخْرَجَ الْمَرْعٰىۙۖ ﴿٤﴾
Vellezi ahrecel mer'a.
(topraktan) yeşil otu çıkarıp
- 5
فَجَعَلَهُ غُثَٓاءً اَحْوٰىۜ ﴿٥﴾
Fe cealehu gusaen ahva.
sonra da onu kapkara bir sel artığına çeviren.
- 6
سَنُقْرِئُكَ فَلَا تَنْسٰىۙ ﴿٦﴾
Senukriuke fe la tensa.
Sana (Kur'an'ı) okutacağız; sen hiç unutmayacaksın.
- 7
اِلَّا مَا شَٓاءَ اللّٰهُۜ اِنَّهُ يَعْلَمُ الْجَهْرَ وَمَا يَخْفٰىۜ ﴿٧﴾
İlla ma şaallah, innehu ya'lemul cehre ve ma yahfa.
Artık Allah'ın dilediği hariç, şüphesiz Allah, açığı ve gizleneni bilir.
- 8
وَنُيَسِّرُكَ لِلْيُسْرٰىۚ ﴿٨﴾
Ve nuyessiruke lil yusra.
Seni en kolaya muvaffak kılacağız.
- 9
فَذَكِّرْ اِنْ نَفَعَتِ الذِّكْرٰىۜ ﴿٩﴾
Fe zekkir in nefeatiz zikra.
O halde eğer öğüt fayda verirse öğüt ver.
- 10
سَيَذَّكَّرُ مَنْ يَخْشٰىۙ ﴿١٠﴾
Seyezzekkeru men yahşa.
(Allah'tan) korkan öğütten yararlanacak.
- 11
وَيَتَجَنَّبُهَا الْاَشْقٰىۙ ﴿١١﴾
Ve yetecennebuhel eşka.
Kötü kimse ise öğütten kaçınır.
- 12
اَلَّذ۪ي يَصْلَى النَّارَ الْـكُبْرٰىۚ ﴿١٢﴾
Ellezi yaslen narel kubra.
En büyük ateşe girecek olan
- 13
ثُمَّ لَا يَمُوتُ ف۪يهَا وَلَا يَحْيٰىۜ ﴿١٣﴾
Summe la yemutu fiha ve la yahya.
sonra o, ateşte ne ölür ne de yaşar.
- 14
قَدْ اَفْلَحَ مَنْ تَزَكّٰىۙ ﴿١٤﴾
Kad efleha men tezekka.
Temizlenen, kimse kuşkusuz kurtuluşa ermiştir.
- 15
وَذَكَرَ اسْمَ رَبِّه۪ فَصَلّٰىۜ ﴿١٥﴾
Ve zekeresme rabbihi fe salla.
Rabbinin adını anıp O'na kulluk eden.
- 16
بَلْ تُؤْثِرُونَ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَاۘ ﴿١٦﴾
Bel tu'sırunel hayated dunya.
Fakat siz (ey insanlar!) dünya hayatını tercih ediyorsunuz.
- 17
وَالْاٰخِرَةُ خَيْرٌ وَاَبْـقٰىۜ ﴿١٧﴾
Vel ahıretu hayrun ve ebka.
Ahiret daha hayırlı ve daha devamlı olduğu halde.
- 18
اِنَّ هٰذَا لَفِي الصُّحُفِ الْاُو۫لٰىۙ ﴿١٨﴾
İnne haza le fis suhufil ula.
Şüphesiz bu (anlatılanlar), önceki kitaplarda,
- 19
صُحُفِ اِبْرٰه۪يمَ وَمُوسٰى ﴿١٩﴾
Suhufi ibrahime ve musa.
İbrahim ve Musa'nın kitaplarında da vardır.
Gaşiye Suresi
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Bismillahir rahmanir rahim.
Bismillâhirrahmânirrahîm
- 1
هَلْ اَتٰيكَ حَد۪يثُ الْغَاشِيَةِۜ ﴿١﴾
Hel etake hadisul gaşiyeh.
(Rasûlüm!) Dehşeti her şeyi kaplayan kıyametin haberi sana geldi mi?
- 2
وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ خَاشِعَةٌۙ ﴿٢﴾
Vucuhun yevmeizin haşiah.
O gün birtakım yüzler zelildir,
- 3
عَامِلَةٌ نَاصِبَةٌۙ ﴿٣﴾
Amiletun nasıbeh.
durmadan çalışır, (fakat boşuna) yorulur,
- 4
تَصْلٰى نَاراً حَامِيَةًۙ ﴿٤﴾
Tesla naren hamiyeh.
kızgın ateşe girer.
- 5
تُسْقٰى مِنْ عَيْنٍ اٰنِيَةٍۜ ﴿٥﴾
Tuska min aynin aniyeh.
Onlara kaynar su pınarından içirilir.
- 6
لَيْسَ لَهُمْ طَعَامٌ اِلَّا مِنْ ضَر۪يعٍۙ ﴿٦﴾
Leyse lehum taamun illa min dari'.
Onlar için kuru dikenden başka yemek yoktur,
- 7
لَا يُسْمِنُ وَلَا يُغْن۪ي مِنْ جُوعٍۜ ﴿٧﴾
La yusminu ve la yugni min cu'.
o ise ne besler ne de açlığı giderir.
- 8
وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَاعِمَةٌۙ ﴿٨﴾
Vucuhun yevmeizin naımeh.
O gün bir takım yüzler de vardır ki, mutludurlar,
- 9
لِسَعْيِهَا رَاضِيَةٌۙ ﴿٩﴾
Li sa'yiha radiyeh.
(dünyadaki) çabalarından hoşnut olmuşlardır,
- 10
ف۪ي جَنَّةٍ عَالِيَةٍۙ ﴿١٠﴾
Fi cennetin aliyeh.
yüce bir cennettedirler.
- 11
لَا تَسْمَعُ ف۪يهَا لَاغِيَةًۜ ﴿١١﴾
La tesmeu fiha lagıyeh.
Orada boş bir söz işitmezler.
- 12
ف۪يهَا عَيْنٌ جَارِيَةٌۢ ﴿١٢﴾
Fiha aynun cariyeh.
Orada (cennette) devamlı akan bir pınar,
- 13
ف۪يهَا سُرُرٌ مَرْفُوعَةٌۙ ﴿١٣﴾
Fiha sururun merfuah.
orada yükseltilmiş tahtlar,
- 14
وَاَكْوَابٌ مَوْضُوعَةٌۙ ﴿١٤﴾
Ve ekvabun mevduah.
konulmuş kadehler,
- 15
وَنَمَارِقُ مَصْفُوفَةٌۙ ﴿١٥﴾
Ve nemarıku masfufeh.
sıra sıra dizilmiş yastıklar,
- 16
وَزَرَابِيُّ مَبْثُوثَةٌۜ ﴿١٦﴾
Ve zerabiyyu mebsuseh.
serilmiş halılar vardır.
- 17
اَفَلَا يَنْظُرُونَ اِلَى الْاِبِلِ كَيْفَ خُلِقَتْ۠ ﴿١٧﴾
E fe la yanzurune ilel ibili keyfe hulikat.
(İnsanlar) devenin nasıl yaratıldığına, bir bakmazlar mı?
- 18
وَاِلَى السَّمَٓاءِ كَيْفَ رُفِعَتْ۠ ﴿١٨﴾
Ve iles semai keyfe rufiat.
Göğün nasıl yükseltildiğine, bir bakmazlar mı?
- 19
وَاِلَى الْجِبَالِ كَيْفَ نُصِبَتْ۠ ﴿١٩﴾
Ve ilel cibali keyfe nusıbet.
Dağların nasıl dikildiğine, bir bakmazlar mı?
- 20
وَاِلَى الْاَرْضِ كَيْفَ سُطِحَتْ۠ ﴿٢٠﴾
Ve ilel ardı keyfe sutıhat.
Yeryüzünün nasıl yayıldığına bir bakmazlar mı?
- 21
فَذَكِّرْ اِنَّـمَٓا اَنْتَ مُذَكِّرٌۜ ﴿٢١﴾
Fezekkir innema ente muzekkir.
O halde (Rasûlüm!) öğüt ver. Sen ancak öğüt vericisin.
- 22
لَسْتَ عَلَيْهِمْ بِمُصَيْطِرٍۙ ﴿٢٢﴾
Leste aleyhim bi musaytır.
Onların üzerinde bir zorba değilsin.
- 23
اِلَّا مَنْ تَوَلّٰى وَكَفَرَۙ ﴿٢٣﴾
İlla men tevella ve kefer.
Ancak yüz çevirip inkâr edene gelince,
- 24
فَيُعَذِّبُهُ اللّٰهُ الْعَذَابَ الْاَكْبَرَۜ ﴿٢٤﴾
Fe yuazzibuhullahul azabel ekber.
işte öylesini Allah en büyük azap ile cezalandırır.
- 25
اِنَّ اِلَيْنَٓا اِيَابَهُمْۙ ﴿٢٥﴾
İnne ileyna iyabehum.
Şüphesiz onların dönüşü sadece bizedir.
- 26
ثُمَّ اِنَّ عَلَيْنَا حِسَابَهُمْ ﴿٢٦﴾
Summe inne aleyna hisabehum.
Sonra onların sorguya çekilmesi de sadece bize aittir.
Fecr Suresi
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Bismillahir rahmanir rahim.
Bismillâhirrahmânirrahîm
- 1
وَالْفَجْرِۙ ﴿١﴾
Vel fecr.
Fecre yemin ederim ki,
- 2
وَلَيَالٍ عَشْرٍۙ ﴿٢﴾
Ve leyalin aşr.
on geceye (haccın on gecesine), yemin ederim ki,
- 3
وَالشَّفْعِ وَالْوَتْرِۙ ﴿٣﴾
Veş şef'ı vel vetr.
çifte ve teke, yemin ederim ki,
- 4
وَالَّيْلِ اِذَا يَسْرِۚ ﴿٤﴾
Vel leyli iza yesr.
(her şeyi karanlığı) ile örttüğü an geceye yemin ederim ki,
- 5
هَلْ ف۪ي ذٰلِكَ قَسَمٌ لِذ۪ي حِجْرٍۜ ﴿٥﴾
Hel fi zalike kasemun lizi hicr.
bunlarda akıl sahibi için elbette birer yemin (değeri) vardır.
- 6
اَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِعَادٍۙۖ ﴿٦﴾
E lem tere keyfe feale rabbuke bi ad.
Görmedin mi, Rabbin ne yaptı Âd kavmine;
- 7
اِرَمَ ذَاتِ الْعِمَادِۙۖ ﴿٧﴾
İreme zatil ımad.
direkleri (yüksek binaları) olan,
- 8
اَلَّت۪ي لَمْ يُخْلَقْ مِثْلُهَا فِي الْبِلَادِۙۖ ﴿٨﴾
Elleti lem yuhlak misluha fil bilad.
ülkelerde benzeri yaratılmamış İrem şehrine,
- 9
وَثَمُودَ الَّذ۪ينَ جَابُوا الصَّخْرَ بِالْوَادِۙۖ ﴿٩﴾
Ve semudelleziyne cabussahre bil vad.
o vadide kayaları yontan Semûd kavmine,
- 10
وَفِرْعَوْنَ ذِي الْاَوْتَادِۙۖ ﴿١٠﴾
Ve fir avne zil evtad.
kazıklar (çadırlar, ordular) sahibi Firavun'a!
- 11
اَلَّذ۪ينَ طَغَوْا فِي الْبِلَادِۙۖ ﴿١١﴾
Ellezine tagav fil bilad.
Ki onların hepsi ülkelerinde azgınlık ettiler.
- 12
فَاَكْثَرُوا ف۪يهَا الْفَسَادَۙۖ ﴿١٢﴾
Fe ekseru fihel fesad.
Oralarda kötülüğü çoğalttılar.
- 13
فَصَبَّ عَلَيْهِمْ رَبُّكَ سَوْطَ عَذَابٍۙۖ ﴿١٣﴾
Fe sabbe aleyhim rabbuke sevta azab.
Bu yüzden Rabbin onların üstüne azap kamçısı yağdırdı.
- 14
اِنَّ رَبَّكَ لَبِالْمِرْصَادِۜ ﴿١٤﴾
İnne rabbeke le bil mirsad.
Çünkü Rabbin (her an) gözetlemededir.
- 15
فَاَمَّا الْاِنْسَانُ اِذَا مَا ابْتَلٰيهُ رَبُّهُ فَاَكْرَمَهُ وَنَعَّمَهُ فَيَقُولُ رَبّ۪ٓي اَكْرَمَنِۜ ﴿١٥﴾
Fe emmel insanu iza mebtelahu rabbuhu fe ekremehu ve na'amehu fe yekulu rabbi ekremen.
Fakat insan, Rabbi kendisini imtihan edip de ikramda bulunduğunda ve bol nimet verdiğinde «Rabbim bana ikram etti» der.
- 16
وَاَمَّٓا اِذَا مَا ابْتَلٰيهُ فَقَدَرَ عَلَيْهِ رِزْقَهُ فَيَقُولُ رَبّ۪ٓي اَهَانَنِۚ ﴿١٦﴾
Ve emma iza mebtelahu fe kadere aleyhi rızkahu fe yekulu rabbi ehanen.
Onu imtihan edip rızkını daralttığında ise «Rabbim beni önemsemedi» der.
- 17
كَلَّا بَلْ لَا تُكْرِمُونَ الْيَت۪يمَۙ ﴿١٧﴾
Kella bel la tukrimunel yetim.
Hayır! Doğrusu siz yetime ikram etmiyorsunuz,
- 18
وَلَا تَحَٓاضُّونَ عَلٰى طَعَامِ الْمِسْك۪ينِۙ ﴿١٨﴾
Ve la tehaddune ala taamil miskin.
yoksulu yedirmeye birbirinizi teşvik etmiyorsunuz.
- 19
وَتَأْكُلُونَ التُّرَاثَ اَكْلاً لَماًّۙ ﴿١٩﴾
Ve te'kulunet turase eklen lemma.
Haram helâl demeden mirası yiyorsunuz.
- 20
وَتُحِبُّونَ الْمَالَ حُباًّ جَماًّۜ ﴿٢٠﴾
Ve tuhıbbunel male hubben cemma.
Malı aşırı biçimde seviyorsunuz.
- 21
كَلَّٓا اِذَا دُكَّتِ الْاَرْضُ دَكاًّ دَكاًّۙ ﴿٢١﴾
Kella iza dukketil ardu dekken dekka.
Ama yeryüzü parça parça döküldüğü,
- 22
وَجَٓاءَ رَبُّكَ وَالْمَلَكُ صَفاًّ صَفاًّۚ ﴿٢٢﴾
Ve cae rabbuke vel meleku saffen saffa.
Rabbin geldiği ve melekler saf saf dizildiği zaman (her şey ortaya çıkacaktır).
- 23
وَج۪ٓيءَ يَوْمَئِذٍ بِجَهَنَّمَ يَوْمَئِذٍ يَتَذَكَّرُ الْاِنْسَانُ وَاَنّٰى لَهُ الذِّكْرٰىۜ ﴿٢٣﴾
Ve cie yevmeizin bi cehenneme yevmeizin yetezekkerul insanu ve enna lehuz zikra.
O gün cehennem getirilir, insan yaptıklarını birer birer hatırlar. Fakat bu hatırlamanın ne faydası var!
- 24
يَقُولُ يَا لَيْتَن۪ي قَدَّمْتُ لِحَيَات۪يۚ ﴿٢٤﴾
Yekulu ya leyteni kaddemtu li hayati.
(İşte o zaman insan:) «Keşke bu hayatım için bir şeyler yapıp gönderseydim!» der.
- 25
فَيَوْمَئِذٍ لَا يُعَذِّبُ عَذَابَهُٓ اَحَدٌۙ ﴿٢٥﴾
Fe yevmeizin la yuazzibu azabehu ehad.
Artık o gün, Allah'ın edeceği azabı kimse edemez.
- 26
وَلَا يُوثِقُ وَثَاقَهُٓ اَحَدٌۜ ﴿٢٦﴾
Ve la yusiku ve sakahu ehad.
O'nun vuracağı bağı kimse vuramaz.
- 27
يَٓا اَيَّتُهَا النَّفْسُ الْمُطْمَئِنَّةُۗ ﴿٢٧﴾
Ya eyyetuhen nefsul mutmainneh.
Ey huzura kavuşmuş insan!
- 28
اِرْجِع۪ٓي اِلٰى رَبِّكِ رَاضِيَةً مَرْضِيَّةًۚ ﴿٢٨﴾
İrcii ila rabbiki radıyeten mardıyyeh.
Sen O'ndan hoşnut, O da senden hoşnut olarak Rabbine dön.
- 29
فَادْخُل۪ي ف۪ي عِبَاد۪يۙ ﴿٢٩﴾
Fedhuli fi ibadi.
(Seçkin) kullarım arasına katıl
- 30
وَادْخُل۪ي جَنَّت۪ي ﴿٣٠﴾
Vedhuli cenneti.
ve cennetime gir!
Beled Suresi
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Bismillahir rahmanir rahim.
Bismillâhirrahmânirrahîm
- 1
لَٓا اُقْسِمُ بِهٰذَا الْبَلَدِۙ ﴿١﴾
La uksimu bi hazel beled.
Bu beldeye yemin ederim ki,
- 2
وَاَنْتَ حِلٌّ بِهٰذَا الْبَلَدِۙ ﴿٢﴾
Ve ente hıllun bi hazel beled.
Sen bu beldedesin, yemin ederim ki
- 3
وَوَالِدٍ وَمَا وَلَدَۙ ﴿٣﴾
Ve validin ve ma veled.
babaya ve ondan meydana gelen çocuğa yemin ederim ki,
- 4
لَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ ف۪ي كَبَدٍۜ ﴿٤﴾
Lekad halaknel insane fi kebed.
biz, insanı (yüzyüze geleceği nice) zorluklar içinde yarattık.
- 5
اَيَحْسَبُ اَنْ لَنْ يَقْدِرَ عَلَيْهِ اَحَدٌۢ ﴿٥﴾
E yahsebu en len yakdira aleyhi ehad.
İnsan, hiç kimsenin kendisine güç yetiremeyeceğini mi sanıyor?
- 6
يَقُولُ اَهْلَكْتُ مَالاً لُبَداًۜ ﴿٦﴾
Yekulu ehlektu malen lubeda.
«Pek çok mal harcadım» diyor.
- 7
اَيَحْسَبُ اَنْ لَمْ يَرَهُٓ اَحَدٌۜ ﴿٧﴾
E yahsebu en lem yerahu ehad.
Kimse onu görmedi mi sanıyor?
- 8
اَلَمْ نَجْعَلْ لَهُ عَيْنَيْنِۙ ﴿٨﴾
E lem nec'al lehu ayneyn.
Biz ona iki göz, vermedik mi?
- 9
وَلِسَاناً وَشَفَتَيْنِۙ ﴿٩﴾
Ve lisanen ve şefeteyn.
Bir dil ve iki dudak vermedik mi?
- 10
وَهَدَيْنَاهُ النَّجْدَيْنِۚ ﴿١٠﴾
Ve hedeynahun necdeyn.
Ona iki yolu (doğru ve eğriyi) göstermedik mi?
- 11
فَلَا اقْتَحَمَ الْعَقَبَةَۘ ﴿١١﴾
Fe laktehamel akabete.
Fakat o, sarp yokuşu aşamadı.
- 12
وَمَٓا اَدْرٰيكَ مَا الْعَقَبَةُۜ ﴿١٢﴾
Ve ma edrake mel akabeh.
O sarp yokuş nedir bilir misin?
- 13
فَكُّ رَقَبَةٍۙ ﴿١٣﴾
Fekku rekabetin.
Köle âzat etmek
- 14
اَوْ اِطْعَامٌ ف۪ي يَوْمٍ ذ۪ي مَسْغَبَةٍۙ ﴿١٤﴾
Ev ıt'amun fi yevmin zi mesgabeh.
veya açlık gününde doyurmaktır.
- 15
يَت۪يماً ذَا مَقْرَبَةٍۙ ﴿١٥﴾
Yetimen za makrabeh.
Yakını olan bir yetimi
- 16
اَوْ مِسْك۪يناً ذَا مَتْرَبَةٍۜ ﴿١٦﴾
Ev miskinen za metrabeh.
veya açaçık bir yoksulu.
- 17
ثُمَّ كَانَ مِنَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ وَتَوَاصَوْا بِالْمَرْحَمَةِۜ ﴿١٧﴾
Summe kane minellezine amenu ve tevasav bis sabri ve tevasav bil merhame.
Sonra iman edenlerden, birbirlerine sabrı tavsiye edenlerden ve birbirlerine acımayı öğütleyenlerden olmaktır.
- 18
اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِۜ ﴿١٨﴾
Ulaike ashabul meymeneh.
İşte bunlar sağdakilerdir.
- 19
وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِاٰيَاتِنَا هُمْ اَصْحَابُ الْمَشْـَٔمَةِۜ ﴿١٩﴾
Vellezine keferu bi ayatina hum ashabul meş'emeh.
Âyetlerimizi inkâr edenler ise işte onlar soldakilerdir.
- 20
عَلَيْهِمْ نَارٌ مُؤْصَدَةٌ ﴿٢٠﴾
Aleyhim narun mu'sadeh.
Cezaları, kapıları üzerlerine sımsıkı, kapatılmış bir ateştir.
Şems Suresi
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Bismillahir rahmanir rahim.
Bismillâhirrahmânirrahîm
- 1
وَالشَّمْسِ وَضُحٰيهَاۙۖ ﴿١﴾
Veş şemsi ve duhaha.
Güneşe ve kuşluk vaktindeki aydınlığına, yemin ederim ki,
- 2
وَالْقَمَرِ اِذَا تَلٰيهَاۙۖ ﴿٢﴾
Vel kameri iza telaha.
güneşi takip ettiğinde aya, yemin ederim ki,
- 3
وَالنَّهَارِ اِذَا جَلّٰيهَاۙۖ ﴿٣﴾
Ven nehari iza cellaha.
onu açığa çıkarttığında gündüze, yemin ederim ki,
- 4
وَالَّيْلِ اِذَا يَغْشٰيهَاۙۖ ﴿٤﴾
Vel leyli iza yagşaha.
onu örttüğünde geceye, yemin ederim ki,
- 5
وَالسَّمَٓاءِ وَمَا بَنٰيهَاۙۖ ﴿٥﴾
Ves semai ve ma benaha.
gökyüzüne ve onu bina edene, yemin ederim ki,
- 6
وَالْاَرْضِ وَمَا طَحٰيهَاۙۖ ﴿٦﴾
Vel ardı ve ma tahaha.
yere ve onu yapıp döşeyene, yemin ederim ki,
- 7
وَنَفْسٍ وَمَا سَوّٰيهَاۙۖ ﴿٧﴾
Ve nefsin ve ma sevvaha.
nefse ve ona birtakım kabiliyetler verip de yemin ederim ki,
- 8
فَاَلْهَمَهَا فُجُورَهَا وَتَقْوٰيهَاۙۖ ﴿٨﴾
Fe elhemeha fucureha ve takvaha.
iyilik ve kötülüklerini ilham edene yemin ederim ki,
- 9
قَدْ اَفْلَحَ مَنْ زَكّٰيهَاۙۖ ﴿٩﴾
Kad efleha men zekkaha.
nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiş,
- 10
وَقَدْ خَابَ مَنْ دَسّٰيهَاۜ ﴿١٠﴾
Ve kad habe men dessaha.
onu kötülüklere gömen de ziyan etmiştir.
- 11
كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِطَغْوٰيهَاۙۖ ﴿١١﴾
Kezzebet semudu bi tagvaha.
Semûd kavmi azgınlığı yüzünden (Allah'ın elçisini) yalanladı.
- 12
اِذِ انْبَعَثَ اَشْقٰيهَاۙۖ ﴿١٢﴾
İzin baase eşkaha.
Onların en bedbahtı (deveyi kesmek için) atıldığında,
- 13
فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللّٰهِ نَاقَةَ اللّٰهِ وَسُقْيٰيهَا۠ ﴿١٣﴾
Fe kale lehum resulullahi nakatallahi ve sukyaha.
Allah’ın Rasûlü onlara: «Allah’ın devesine ve onun su hakkına dokunmayın!» dedi.
- 14
فَكَذَّبُوهُ فَعَقَرُوهَاۙۖ فَدَمْدَمَ عَلَيْهِمْ رَبُّهُمْ بِذَنْبِهِمْ فَسَوّٰيهَاۙۖ ﴿١٤﴾
Fe kezzebuhu fe akaruha fe demdeme aleyhim rabbuhum bi zenbihim fe sevvaha.
Ama onlar, onu yalanladılar ve deveyi kestiler. Bunun üzerine Rableri günahları sebebiyle onlara büyük bir felâket gönderdi de hepsini helâk etti.
- 15
وَلَا يَخَافُ عُقْبٰيهَا ﴿١٥﴾
Ve la yehafu ukbaha.
(Allah, bu şekilde azap etmenin) âkıbetinden korkacak değil ya!
Leyl Suresi
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Bismillahir rahmanir rahim.
Bismillâhirrahmânirrahîm
- 1
وَالَّيْلِ اِذَا يَغْشٰىۙ ﴿١﴾
Vel leyli iza yagşa.
(Karanlığı ile etrafı) bürüyüp örttüğü zaman geceye, yemin ederim ki,
- 2
وَالنَّهَارِ اِذَا تَجَلّٰىۙ ﴿٢﴾
Ven nehari iza tecella.
açılıp ağardığı vakit gündüze, yemin ederim ki,
- 3
وَمَا خَلَقَ الذَّكَرَ وَالْاُنْثٰىۙ ﴿٣﴾
Ve ma halakaz zekera vel unsa.
erkeği ve dişiyi yaratana yemin ederim ki,
- 4
اِنَّ سَعْيَكُمْ لَشَتّٰىۜ ﴿٤﴾
İnne sa'yekum le şetta.
işleriniz başka başkadır.
- 5
فَاَمَّا مَنْ اَعْطٰى وَاتَّقٰىۙ ﴿٥﴾
Fe emma men a'ta vetteka.
Artık kim verir ve sakınırsa,
- 6
وَصَدَّقَ بِالْحُسْنٰىۙ ﴿٦﴾
Ve saddeka bil husna.
en güzeli de tasdik ederse,
- 7
فَسَنُيَسِّرُهُ لِلْيُسْرٰىۜ ﴿٧﴾
Fe senuyessiruhu lil yusra.
biz de onu en kolaya hazırlarız (onda başarılı kılarız).
- 8
وَاَمَّا مَنْ بَخِلَ وَاسْتَغْنٰىۙ ﴿٨﴾
Ve emma men bahıle vestagna.
Kim cimrilik eder, kendini müstağni sayar,
- 9
وَكَذَّبَ بِالْحُسْنٰىۙ ﴿٩﴾
Ve kezzebe bil husna.
en güzeli de yalanlarsa,
- 10
فَسَنُيَسِّرُهُ لِلْعُسْرٰىۜ ﴿١٠﴾
Fe senuyessiruhu lil usra.
biz de onu en zora hazırlarız.
- 11
وَمَا يُغْن۪ي عَنْهُ مَالُـهُٓ اِذَا تَرَدّٰىۜ ﴿١١﴾
Ve ma yugni anhu maluhu iza teredda.
Düştüğü zaman da malı kendisine hiç fayda vermez.
- 12
اِنَّ عَلَيْنَا لَلْهُدٰىۘ ﴿١٢﴾
İnne aleyna lel huda.
Doğru yolu göstermek bize aittir.
- 13
وَاِنَّ لَنَا لَلْاٰخِرَةَ وَالْاُو۫لٰى ﴿١٣﴾
Ve inne lena lel ahırete vel ula.
Şüphesiz ahiret de dünya da bizimdir.
- 14
فَاَنْذَرْتُكُمْ نَاراً تَلَظّٰىۚ ﴿١٤﴾
Fe enzertukum naren telezza.
(Ey insanlar!) Alev alev yanan bir ateşle sizi uyardım.
- 15
لَا يَصْلٰيهَٓا اِلَّا الْاَشْقٰىۙ ﴿١٥﴾
La yaslaha illel eşka.
O ateşe, kötüler girer.
- 16
اَلَّذ۪ي كَذَّبَ وَتَوَلّٰىۜ ﴿١٦﴾
Ellezi kezzebe ve tevella.
Ancak yalanlayıp yüz çeviren.
- 17
وَسَيُجَنَّبُهَا الْاَتْقٰىۙ ﴿١٧﴾
Ve seyucennebuhel etka.
İyiler ondan (ateşten) uzak tutulur.
- 18
اَلَّذ۪ي يُؤْت۪ي مَالَهُ يَتَزَكّٰىۚ ﴿١٨﴾
Ellezi yu'ti ma lehu yetezekka.
Temizlenmek üzere malını hayra veren
- 19
وَمَا لِاَحَدٍ عِنْدَهُ مِنْ نِعْمَةٍ تُجْزٰىۙ ﴿١٩﴾
Ve ma li ehadin indehu min ni'metin tucza.
onun nezdinde hiç bir kimseye ait şükranla karşılanacak,
- 20
اِلَّا ابْتِغَٓاءَ وَجْهِ رَبِّهِ الْاَعْلٰىۚ ﴿٢٠﴾
İllebtigae vechi rabbihil a'la.
Yüce Rabbinin rızasını istemekten başka bir nimet yoktur.
- 21
وَلَسَوْفَ يَرْضٰى ﴿٢١﴾
Ve le sevfe yerda.
Ve o (buna kavuşarak) hoşnut olacaktır.
Duha Suresi
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Bismillahir rahmanir rahim.
Bismillâhirrahmânirrahîm
- 1
وَالضُّحٰىۙ ﴿١﴾
Ved duha.
Kuşluk vaktine yemin ederim ki
- 2
وَالَّيْلِ اِذَا سَجٰىۙ ﴿٢﴾
Vel leyli iza seca.
ve sükuna erdiğinde geceye yemin ederim ki
- 3
مَا وَدَّعَكَ رَبُّكَ وَمَا قَلٰىۜ ﴿٣﴾
Ma veddeake rabbuke ve ma kala.
Rabbin seni bırakmadı ve sana darılmadı.
- 4
وَلَلْاٰخِرَةُ خَيْرٌ لَكَ مِنَ الْاُو۫لٰىۜ ﴿٤﴾
Ve lel ahıretu hayrun leke minel ula.
Gerçekten senin için ahiret dünyadan daha hayırlıdır.
- 5
وَلَسَوْفَ يُعْط۪يكَ رَبُّكَ فَتَـرْضٰىۜ ﴿٥﴾
Ve le sevfe yu'tike rabbuke fe terda.
Pek yakında Rabbin sana verecek de hoşnut olacaksın .
- 6
اَلَمْ يَجِدْكَ يَت۪ـيـماً فَاٰوٰىۖ ﴿٦﴾
E lem yecidke yetimen fe ava.
O, seni yetim bulup barındırmadı mı?
- 7
وَوَجَدَكَ ضَٓالاًّ فَهَدٰىۖ ﴿٧﴾
Ve vecedeke dallen fe heda.
Şaşırmış bulup da yol göstermedi mi?
- 8
وَوَجَدَكَ عَٓائِلاً فَاَغْنٰىۜ ﴿٨﴾
Ve vecedeke ailen fe agna.
Seni fakir bulup zengin etmedi mi?
- 9
فَاَمَّا الْيَت۪يمَ فَلَا تَقْهَرْۜ ﴿٩﴾
Fe emmel yetime fe la takher.
Öyleyse yetimi sakın ezme.
- 10
وَاَمَّا السَّٓائِلَ فَلَا تَنْهَرْۜ ﴿١٠﴾
Ve emmes saile fe la tenher.
El açıp isteyeni de sakın azarlama.
- 11
وَاَمَّا بِنِعْمَةِ رَبِّكَ فَحَدِّثْ ﴿١١﴾
Ve emma bi ni'meti rabbike fe haddis.
Ve Rabbinin nimetini minnet ve şükranla an.
İnşirah Suresi
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Bismillahir rahmanir rahim.
Bismillâhirrahmânirrahîm
- 1
اَلَمْ نَشْرَحْ لَكَ صَدْرَكَۙ ﴿١﴾
E lem neşrah leke sadrek.
Biz senin göğsünü açıp genişletmedik mi?
- 2
وَوَضَعْنَا عَنْكَ وِزْرَكَۙ ﴿٢﴾
Ve vedagna anke vizrek.
yükünü senden alıp atmadık mı?
- 3
اَلَّـذ۪ٓي اَنْقَضَ ظَهْرَكَۙ ﴿٣﴾
Ellezi enkada zahrek.
Belini büken
- 4
وَرَفَعْنَا لَكَ ذِكْرَكَۜ ﴿٤﴾
Ve refa'na leke zikrek.
Senin şânını ve ününü yüceltmedik mi?
- 5
فَاِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْراًۙ ﴿٥﴾
Fe inne maal usri yusra.
Elbette zorluğun yanında bir kolaylık vardır.
- 6
اِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْراًۜ ﴿٦﴾
İnne maal usri yusra.
Gerçekten, zorlukla beraber bir kolaylık daha vardır.
- 7
فَاِذَا فَرَغْتَ فَانْصَبْۙ ﴿٧﴾
Fe iza feragte fensab.
Boş kaldın mı hemen başka işe koyul
- 8
وَاِلٰى رَبِّكَ فَارْغَبْ ﴿٨﴾
Ve ila rabbike fergab.
ve yalnız Rabbine yönel.
Tin Suresi
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Bismillahir rahmanir rahim.
Bismillâhirrahmânirrahîm
- 1
وَالتّ۪ينِ وَالزَّيْتُونِۙ ﴿١﴾
Vet tini vez zeytun.
İncire, zeytine, yemin ederim ki,
- 2
وَطُورِ س۪ين۪ينَۙ ﴿٢﴾
Ve turi sinin.
Sina dağına yemin ederim ki
- 3
وَهٰذَا الْبَلَدِ الْاَم۪ينِۙ ﴿٣﴾
Ve hazel beledil emin.
ve şu emîn beldeye yemin ederim ki,
- 4
لَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ ف۪ٓي اَحْسَنِ تَقْو۪يمٍۘ ﴿٤﴾
Lekad halaknel insane fi ahseni takvim.
biz insanı en güzel biçimde yarattık.
- 5
ثُمَّ رَدَدْنَاهُ اَسْفَلَ سَافِل۪ينَۙ ﴿٥﴾
Summe redednahu esfele safilin.
Sonra onu aşağıların aşağısına indirdik.
- 6
اِلَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَلَهُمْ اَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍۜ ﴿٦﴾
İllellezine amenu ve amilus salihati fe lehum ecrun gayru memnun.
Fakat iman edip sâlih amel işleyenler için eksilmeyen devamlı bir ecir vardır.
- 7
فَمَا يُكَذِّبُكَ بَعْدُ بِالدّ۪ينِۜ ﴿٧﴾
Fe ma yukezzibuke ba'du bid din.
Artık bundan sonra, ceza günü konusunda seni kim yalanlayabilir?
- 8
اَلَيْسَ اللّٰهُ بِاَحْكَمِ الْحَاكِم۪ينَ ﴿٨﴾
E leysallahu bi ahkemil hakimin.
Allah, hüküm verenlerin en üstünü değil midir?
Alak Suresi
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Bismillahir rahmanir rahim.
Bismillâhirrahmânirrahîm
- 1
اِقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذ۪ي خَلَقَۚ ﴿١﴾
Ikra'bismi rabbikellezi halak.
Yaratan Rabbinin adıyla oku!
- 2
خَلَقَ الْاِنْسَانَ مِنْ عَلَقٍۚ ﴿٢﴾
Halakal insane min alak.
O, insanı alâk (rahim cidarına asılı hücre kümesi) tan yarattı.
- 3
اِقْرَأْ وَرَبُّكَ الْاَكْرَمُۙ ﴿٣﴾
Ikra' ve rabbukel ekrem.
Oku! En büyük kerem sahibidir Rabbin.
- 4
اَلَّذ۪ي عَلَّمَ بِالْقَلَمِۙ ﴿٤﴾
Ellezi alleme bil kalem.
Kalemle (yazmayı) öğreten Rabbin,
- 5
عَلَّمَ الْاِنْسَانَ مَا لَمْ يَعْلَمْۜ ﴿٥﴾
Allemel insane ma lem ya'lem.
İnsana bilmediklerini belleten,
- 6
كَلَّٓا اِنَّ الْاِنْسَانَ لَيَطْغٰىۙ ﴿٦﴾
Kella innel insane le yatga.
Gerçek şu ki, insan azar.
- 7
اَنْ رَاٰهُ اسْتَغْنٰىۜ ﴿٧﴾
En reahustagna.
Kendini kendine yeterli görerek.
- 8
اِنَّ اِلٰى رَبِّكَ الرُّجْعٰىۜ ﴿٨﴾
İnne ila rabbiker ruc'a.
Kuşkusuz dönüş Rabbinedir.
- 9
اَرَاَيْتَ الَّذ۪ي يَنْهٰىۙ ﴿٩﴾
E reeytellezi yenha.
Men edeni gördün mü?
- 10
عَبْداً اِذَا صَلّٰىۜ ﴿١٠﴾
Abden iza salla.
Namaz kılarken bir kulu (Peygamber'i namazdan)
- 11
اَرَاَيْتَ اِنْ كَانَ عَلَى الْهُدٰىۙ ﴿١١﴾
E reeyte in kane alel huda.
Ne dersin, o (Peygamber) doğru yolda ise
- 12
اَوْ اَمَرَ بِالتَّقْوٰىۜ ﴿١٢﴾
Ev emera bit takva.
yahut takvâyı emrediyorsa!
- 13
اَرَاَيْتَ اِنْ كَذَّبَ وَتَوَلّٰىۜ ﴿١٣﴾
E reeyte in kezzebe ve tevella.
Ne dersin o (men eden, Peygamber'i) yalanlıyor ve doğru yoldan yüz çeviriyorsa!
- 14
اَلَمْ يَعْلَمْ بِاَنَّ اللّٰهَ يَرٰىۜ ﴿١٤﴾
E lem ya'lem bi ennellahe yera.
(Bu adam) Allah’ın, (yaptıklarını) gördüğünü bilmez mi!
- 15
كَلَّا لَئِنْ لَمْ يَنْتَهِ۬ لَنَسْفَعاً بِالنَّاصِيَةِۙ ﴿١٥﴾
Kella le in lem yentehi le nesfean bin nasıyeh.
Hayır, hayır! Eğer vazgeçmezse, derhal onu alnından (perçeminden),
- 16
نَاصِيَةٍ كَاذِبَةٍ خَاطِئَةٍۚ ﴿١٦﴾
Nasiyetin kazibetin hatıeh.
o yalancı, günahkâr alından (perçemden) yakalarız (cehenneme atarız).
- 17
فَلْيَدْعُ نَادِيَهُۙ ﴿١٧﴾
Felyed'u nadiyeh.
O, hemen gidip meclisini (kendi taraftarlarını) çağırsın.
- 18
سَنَدْعُ الزَّبَانِيَةَۙ ﴿١٨﴾
Sened'uz zebaniyeh.
Biz de zebanileri çağıracağız
- 19Secde ayeti
كَلَّاۜ لَا تُطِعْهُ وَاسْجُدْ وَاقْتَرِبْ ﴿١٩﴾
Kella, la tutı'hu vescud vakterib.
Hayır! Ona uyma! Allah’a secde et ve (yalnızca O’na) yaklaş!
Kadir Suresi
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Bismillahir rahmanir rahim.
Bismillâhirrahmânirrahîm
- 1
اِنَّٓا اَنْزَلْنَاهُ ف۪ي لَيْلَةِ الْقَدْرِۚ ﴿١﴾
İnna enzelnahu fi leyletil kadr.
Biz onu (Kur'an'ı) Kadir gecesinde indirdik.
- 2
وَمَٓا اَدْرٰيكَ مَا لَيْلَةُ الْقَدْرِۜ ﴿٢﴾
Ve ma edrake ma leyletul kadr.
Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin?
- 3
لَيْلَةُ الْقَدْرِ خَيْرٌ مِنْ اَلْفِ شَهْرٍۜ ﴿٣﴾
Leyletul kadri hayrun min elfi şehr.
Kadir gecesi, bin aydan hayırlıdır.
- 4
تَنَزَّلُ الْمَلٰٓئِكَةُ وَالرُّوحُ ف۪يهَا بِاِذْنِ رَبِّهِمْۚ مِنْ كُلِّ اَمْرٍۙۛ ﴿٤﴾
Tenezzelul melaiketu ver ruhu fiha bi izni rabbihim min kulli emrin.
O gecede, Rablerinin izniyle melekler ve Ruh (Cebrail), her iş için iner dururlar.
- 5
سَلَامٌ۠ۛ هِيَ حَتّٰى مَطْلَعِ الْفَجْرِ ﴿٥﴾
Selamun, hiye hatta matlaıl fecr.
O gece, esenlik doludur. Ta fecrin doğuşuna kadar.
Beyyine Suresi
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Bismillahir rahmanir rahim.
Bismillâhirrahmânirrahîm
- 1
لَمْ يَكُنِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ اَهْلِ الْـكِتَابِ وَالْمُشْرِك۪ينَ مُنْفَكّ۪ينَ حَتّٰى تَأْتِيَهُمُ الْبَيِّنَةُۙ ﴿١﴾
Lem yekunillizine keferu min ehlil kitabi vel muşrikine munfekkine hatta te'tiye humul beyyineh.
Apaçık delil kendilerine gelinceye kadar ehli kitaptan ve müşriklerden inkârcılar (küfürden) ayrılacak değillerdi.
- 2
رَسُولٌ مِنَ اللّٰهِ يَتْلُوا صُحُفاً مُطَهَّرَةًۙ ﴿٢﴾
Resulun minallahi yetlu suhufen mutahharah.
(İşte o apaçık delil,) Allah tarafından gönderilen bir elçi o tertemiz sahifeleri okumaktadır.
- 3
ف۪يهَا كُتُبٌ قَيِّمَةٌۜ ﴿٣﴾
Fiha kutubun kayyimeh.
O sahifelerde en doğru hükümler vardır.
- 4
وَمَا تَفَرَّقَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْـكِتَابَ اِلَّا مِنْ بَعْدِ مَا جَٓاءَتْهُمُ الْبَيِّنَةُۜ ﴿٤﴾
Ve ma teferrekallezine utul kitabe illa min ba'di ma caet humul beyyineh.
Kendilerine kitap verilenler ancak O açık delil (peygamber ) kendilerine geldikten sonra ayrılığa düştüler .
- 5
وَمَٓا اُمِرُٓوا اِلَّا لِيَعْبُدُوا اللّٰهَ مُخْلِص۪ينَ لَهُ الدّ۪ينَ حُنَفَٓاءَ وَيُق۪يمُوا الصَّلٰوةَ وَيُؤْتُوا الزَّكٰوةَ وَذٰلِكَ د۪ينُ الْقَيِّمَةِۜ ﴿٥﴾
Ve ma umiru illa li ya'budullahe muhlisine lehud dine hunefae ve yukimus salate ve yu'tuz zekate ve zalike dinul kayyimeh.
Halbuki onlara ancak, dini yalnız O'na has kılarak ve hanifler olarak Allah'a kulluk etmeleri, namazı dosdoğru kılmaları ve zekât vermeleri emrolunmuştu. Sağlam din de budur.
- 6
اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ اَهْلِ الْـكِتَابِ وَالْمُشْرِك۪ينَ ف۪ي نَارِ جَهَنَّمَ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۜ اُو۬لٰٓئِكَ هُمْ شَرُّ الْبَرِيَّةِۜ ﴿٦﴾
İnnellezine keferu min ehlil kitabi velmuşrikine fi nari cehenneme halidine fiha, ulaike hum şerrul beriyeh.
Ehli kitap ve müşriklerden olan inkârcılar, içinde ebedî olarak kalacakları cehennem ateşindedirler. İşte halkın en şerlileri onlardır.
- 7
اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِۙ اُو۬لٰٓئِكَ هُمْ خَيْرُ الْبَرِيَّةِۜ ﴿٧﴾
İnnellezine amenu ve amilus salihati ulaike hum hayrul beriyyeh.
İman edip sâlih ameller işleyenlere gelince, halkın en hayırlısı da onlardır.
- 8
جَزَٓاؤُ۬هُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ جَنَّاتُ عَدْنٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَٓا اَبَداًۜ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُۜ ذٰلِكَ لِمَنْ خَشِيَ رَبَّهُ ﴿٨﴾
Cezauhum inde rabbihim cennatu adnin tecri min tahtihel enharu halidine fiha ebeda, radıyallahu anhum ve radu anh, zalike li men haşiye rabbeh.
Onların Rableri katındaki mükâfatları, zemininden ırmaklar akan, içinde devamlı olarak kalacakları Adn cennetleridir. Allah kendilerinden hoşnut olmuş, onlar da Allah’tan hoşnut olmuşlardır. Bu söylenenler hep Rabbinden korkan (O'na saygı gösterenler) içindir.
Zilzal Suresi
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Bismillahir rahmanir rahim.
Bismillâhirrahmânirrahîm
- 1
اِذَا زُلْزِلَتِ الْاَرْضُ زِلْزَالَهَاۙ ﴿١﴾
İza zulziletil ardu zilzaleha.
Yeryüzü kendine has sarsıntısıyla sallandığı,
- 2
وَاَخْرَجَتِ الْاَرْضُ اَثْقَالَهَاۙ ﴿٢﴾
Ve ahrecetil ardu eskaleha.
toprak ağırlıklarını dışarı çıkardığı
- 3
وَقَالَ الْاِنْسَانُ مَا لَهَاۚ ﴿٣﴾
Ve kalel insanu ma leha.
ve insan «Ne oluyor buna!» dediği vakit,
- 4
يَوْمَئِذٍ تُحَدِّثُ اَخْبَارَهَاۙ ﴿٤﴾
Yevme izin tuhaddisu ahbareha.
işte o gün (yer) bütün haberlerini anlatır.
- 5
بِاَنَّ رَبَّكَ اَوْحٰى لَهَاۜ ﴿٥﴾
Bi enne rabbeke evhaleha.
Rabbinin ona bildirmesiyle
- 6
يَوْمَئِذٍ يَصْدُرُ النَّاسُ اَشْتَاتاً لِيُرَوْا اَعْمَالَهُمْۜ ﴿٦﴾
Yevme izin yasdurun nasu eştaten li yurev a'malehum.
o gün insanlar amellerini görmeleri (karşılığını almaları) için darmadağınık geri dönüp gelirler.
- 7
فَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْراً يَرَهُۜ ﴿٧﴾
Fe men ya'mel miskale zerretin hayren yereh.
Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür.
- 8
وَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَراًّ يَرَهُ ﴿٨﴾
Ve men ya'mel miskale zerretin şerren yereh.
Kim de zerre miktarı şer işlemişse onu görür.
Adiyat Suresi
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Bismillahir rahmanir rahim.
Bismillâhirrahmânirrahîm
- 1
وَالْعَـادِيَاتِ ضَبْـحاًۙ ﴿١﴾
Vel adiyati dabha.
Harıl harıl koşanlara, yemin ederim ki,
- 2
فَالْمُـورِيَاتِ قَـدْحاًۙ ﴿٢﴾
Fel muriyati kadha.
(nallarıyla) çakarak kıvılcım saçanlara yemin ederim ki,
- 3
فَالْمُغ۪يرَاتِ صُبْحاًۙ ﴿٣﴾
Fel mugirati subha.
(ansızın) sabah baskını yapanlara, yemin ederim ki,
- 4
فَاَثَرْنَ بِه۪ نَقْعاًۙ ﴿٤﴾
Fe eserne bihi nak'a.
orada tozu dumana katanlara, yemin ederim ki,
- 5
فَوَسَطْنَ بِه۪ جَمْعاًۙ ﴿٥﴾
Fe vesatne bihi cem'a.
derken orada bir topluluğun ta ortasına girenlere yemin ederim ki,
- 6
اِنَّ الْاِنْسَانَ لِرَبِّه۪ لَكَنُودٌۚ ﴿٦﴾
İnnel insane li rabbihi le kenud.
insan, Rabbine karşı pek nankördür.
- 7
وَاِنَّهُ عَلٰى ذٰلِكَ لَشَه۪يدٌۚ ﴿٧﴾
Ve innehu ala zalike le şehid.
Şüphesiz buna kendisi de şahittir
- 8
وَاِنَّهُ لِحُبِّ الْخَيْرِ لَشَد۪يدٌۜ ﴿٨﴾
Ve innehu li hubbil hayri le şedid.
ve o, mal sevgisine de aşırı derecede düşkündür.
- 9
اَفَلَا يَعْلَمُ اِذَا بُعْثِرَ مَا فِي الْقُبُورِۙ ﴿٩﴾
E fe la ya'lemu iza bu'sirama fil kubur.
(İnsan) düşünmez mi ki, kabirlerde bulunanlar diriltilip dışarı atıldığı zaman,
- 10
وَحُصِّلَ مَا فِي الصُّدُورِۙ ﴿١٠﴾
Ve hussıle ma fis sudur.
Ve kalplerde gizlenenler ortaya konduğu zaman (hali ne olacak)!
- 11
اِنَّ رَبَّهُمْ بِهِمْ يَوْمَئِذٍ لَخَب۪يرٌ ﴿١١﴾
İnne rabbehum bihim yevme izin le habir.
Şüphesiz Rableri o gün onlardan tamamıyla haberdardır.
Karia Suresi
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Bismillahir rahmanir rahim.
Bismillâhirrahmânirrahîm
- 1
اَلْقَارِعَةُۙ ﴿١﴾
El kariah.
Kapı çalan!
- 2
مَا الْقَارِعَةُۚ ﴿٢﴾
Mel kariah.
Nedir o kapı çalan?
- 3
وَمَٓا اَدْرٰيكَ مَا الْقَارِعَةُۜ ﴿٣﴾
Ve ma edrake mel kariah.
O kapı çalanın ne olduğunu bilir misin?
- 4
يَوْمَ يَكُونُ النَّاسُ كَالْفَرَاشِ الْمَبْثُوثِۙ ﴿٤﴾
Yevme yekunun nasu kel feraşil mebsus.
İnsanların, ateşin etrafını sarmış pervaneler gibi olduğu,
- 5
وَتَكُونُ الْجِبَالُ كَالْعِهْنِ الْمَنْفُوشِۜ ﴿٥﴾
Ve tekunul cibalu kel ıhnil menfuş.
dağların da atılmış renkli yüne dönüştüğü gündür (o Kâria!)
- 6
فَاَمَّا مَنْ ثَقُلَتْ مَوَاز۪ينُهُۙ ﴿٦﴾
Fe emma men sekulet mevazinuh.
O gün kimin tartıları ameli ağır gelirse
- 7
فَهُوَ ف۪ي ع۪يشَةٍ رَاضِيَةٍۜ ﴿٧﴾
Fe huve fi işetin radiyeh.
işte o, hoşnut edici bir yaşayış içinde olur.
- 8
وَاَمَّا مَنْ خَفَّتْ مَوَاز۪ينُهُۙ ﴿٨﴾
Ve emma men haffet mevazinuh.
Kimin tartısı da hafif gelirse ,
- 9
فَاُمُّهُ هَاوِيَةٌۜ ﴿٩﴾
Fe ummuhu haviyeh.
işte onun anası (yeri, yurdu) Hâviye' dir.
- 10
وَمَٓا اَدْرٰيكَ مَا هِيَهْۜ ﴿١٠﴾
Ve ma edrake mahiyeh.
Nedir o (Hâviye) bilir misin?
- 11
نَارٌ حَامِيَةٌ ﴿١١﴾
Narun hamiyeh.
Kızgın ateş!
Tekasür Suresi
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Bismillahir rahmanir rahim.
Bismillâhirrahmânirrahîm
- 1
اَلْهٰيكُمُ التَّكَاثُرُۙ ﴿١﴾
Elhakumut tekasur.
Çokluk kuruntusu sizi o derece oyaladı ki,
- 2
حَتّٰى زُرْتُمُ الْمَقَابِرَۜ ﴿٢﴾
Hatta zurtumul mekabir.
nihayet kabirleri ziyaret ettiniz.
- 3
كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَۙ ﴿٣﴾
Kella sevfe ta'lemun.
Hayır! Yakında bileceksiniz!
- 4
ثُمَّ كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَۜ ﴿٤﴾
Summe kella sevfe ta'lemun.
Elbette yakında bileceksiniz!
- 5
كَلَّا لَوْ تَعْلَمُونَ عِلْمَ الْيَق۪ينِۜ ﴿٥﴾
Kella lev ta'lemune ilmel yakin.
Gerçek öyle değil ! Kesin bilgi ile bilmiş olsaydınız,
- 6
لَتَرَوُنَّ الْجَح۪يمَۙ ﴿٦﴾
Le terevunnel cahim.
(orada) mutlaka cehennem ateşini görürdünüz.
- 7
ثُمَّ لَتَرَوُنَّهَا عَيْنَ الْيَق۪ينِۙ ﴿٧﴾
Summe le terevunneha aynel yakin.
Sonra ahirette onu çıplak gözle göreceksiniz.
- 8
ثُمَّ لَتُسْـَٔلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّع۪يمِ ﴿٨﴾
Summe le tus'elunne yevmeizin anin naim.
Nihayet o gün (dünyada yararlandığınız) nimetlerden elbette ve elbette hesaba çekileceksiniz.
Asr Suresi
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Bismillahir rahmanir rahim.
Bismillâhirrahmânirrahîm
- 1
وَالْعَصْرِۙ ﴿١﴾
Vel asr.
Asra yemin ederim ki
- 2
اِنَّ الْاِنْسَانَ لَف۪ي خُسْرٍۙ ﴿٢﴾
İnnel insane le fi husr.
insan gerçekten ziyan içindedir.
- 3
اِلَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَتَوَاصَوْا بِالْحَقِّ وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ ﴿٣﴾
İllellezine amenu ve amilus salihati ve tevasav bil hakkı ve tevasav bis sabr.
Bundan ancak iman edip iyi ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır.
Hümeze Suresi
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Bismillahir rahmanir rahim.
Bismillâhirrahmânirrahîm
- 1
وَيْلٌ لِكُلِّ هُمَزَةٍ لُمَزَةٍۨۙ ﴿١﴾
Veylun li kulli humezetin lumezeh.
Arkadan çekiştirmeyi, yüze karşı eğlenmeyi âdet edinen herkesin vay haline!
- 2
اَلَّذ۪ي جَمَعَ مَالاً وَعَدَّدَهُۙ ﴿٢﴾
Ellezi cemea malen ve addedeh.
O ki, mal toplamış ve onu sayıp durmuştur.
- 3
يَحْسَبُ اَنَّ مَالَهُٓ اَخْلَدَهُۚ ﴿٣﴾
Yahsebu enne malehu ahledeh.
(O), malının kendisini ebedi kılacağını zanneder.
- 4
كَلَّا لَيُنْبَذَنَّ فِي الْحُطَمَةِۘ ﴿٤﴾
Kella le yunbezenne fil hutameh.
Hayır! Andolsun ki o, Hutame'ye atılacaktır.
- 5
وَمَٓا اَدْرٰيكَ مَا الْحُطَمَةُۜ ﴿٥﴾
Ve ma edrake mel hutameh.
Hutame'nin ne olduğunu bilir misin?
- 6
نَارُ اللّٰهِ الْمُوقَدَةُۙ ﴿٦﴾
Narullahil mukadeh.
Allah'ın, tutuşturulmuş, ateşidir.
- 7
اَلَّت۪ي تَطَّلِعُ عَلَى الْاَفْـِٔدَةِۜ ﴿٧﴾
Elleti tettaliu alel ef'ideh.
(Yandıkça) tırmanıp kalplerin ta üstüne çıkan
- 8
اِنَّهَا عَلَيْهِمْ مُؤْصَدَةٌۙ ﴿٨﴾
İnneha aleyhim mu'sadeh.
ve o vaziyette o (ateş) üzerlerine kapatılmıştır.
- 9
ف۪ي عَمَدٍ مُمَدَّدَةٍ ﴿٩﴾
Fi amedin mumeddedeh.
Onlar (bu ateşin içinde) uzatılmış sütunlara bağlanmışlar.
Fil Suresi
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Bismillahir rahmanir rahim.
Bismillâhirrahmânirrahîm
- 1
اَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِاَصْحَابِ الْف۪يلِۜ ﴿١﴾
E lem tere keyfe feale rabbuke bi ashabil fil.
Rabbin fil sahiplerine neler etti, görmedin mi?
- 2
اَلَمْ يَجْعَلْ كَيْدَهُمْ ف۪ي تَضْل۪يلٍۙ ﴿٢﴾
E lem yec'al keydehum fi tadlil.
Onların kötü planlarını boşa çıkarmadı mı?
- 3
وَاَرْسَلَ عَلَيْهِمْ طَيْراً اَبَاب۪يلَۙ ﴿٣﴾
Ve ersele aleyhim tayren ebabil.
Onların üstüne ebâbil kuşlarını gönderdi.
- 4
تَرْم۪يهِمْ بِحِجَارَةٍ مِنْ سِجّ۪يلٍۖۙ ﴿٤﴾
Termihim bi hicaretin min siccil.
O kuşlar, onların üzerlerine pişkin tuğladan yapılmış taşlar atıyordu.
- 5
فَجَعَلَهُمْ كَعَصْفٍ مَأْكُولٍ ﴿٥﴾
Fe cealehum keasfin me'kul.
Böylece Allah onları yenilip çiğnenmiş ekine çevirdi.
Kureyş Suresi
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Bismillahir rahmanir rahim.
Bismillâhirrahmânirrahîm
- 1
لِا۪يلَافِ قُرَيْشٍۙ ﴿١﴾
Li ilafi kureyş.
Kureyş’e kolaylaştırıldığı,
- 2
ا۪يلَافِهِمْ رِحْلَةَ الشِّتَٓاءِ وَالصَّيْفِۚ ﴿٢﴾
İlafihim rıhleteş şitai ves sayf.
evet, kış ve yaz seyahatleri onlara kolaylaştırıldığı için onlar,
- 3
فَلْيَعْبُدُوا رَبَّ هٰذَا الْبَيْتِۙ ﴿٣﴾
Fel ya'budu rabbe hazel beyt.
şu evin Rabbine kulluk etsinler.
- 4
اَلَّذ۪ٓي اَطْعَمَهُمْ مِنْ جُوعٍ وَاٰمَنَهُمْ مِنْ خَوْفٍ ﴿٤﴾
Ellezi at'amehum min cuın ve amenehum min havf.
Kendilerini açlıktan doyuran ve her çeşit korkudan emin kılan.
Maun Suresi
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Bismillahir rahmanir rahim.
Bismillâhirrahmânirrahîm
- 1
اَرَاَيْتَ الَّذ۪ي يُكَذِّبُ بِالدّ۪ينِۜ ﴿١﴾
E raeytellezi yukezzibu bid din.
Dini yalanlayanı gördün mü?
- 2
فَذٰلِكَ الَّذ۪ي يَدُعُّ الْيَت۪يمَۙ ﴿٢﴾
: Fe zalikellezi yedu'ul yetim.
İşte o, yetimi itip kakar,
- 3
وَلَا يَحُضُّ عَلٰى طَعَامِ الْمِسْك۪ينِۜ ﴿٣﴾
Ve la yahuddu ala taamil miskin.
Yoksulu doyurmaya teşvik etmez;
- 4
فَوَيْلٌ لِلْمُصَلّ۪ينَۙ ﴿٤﴾
Fe veylun lil musallin.
Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki,
- 5
اَلَّذ۪ينَ هُمْ عَنْ صَلَاتِهِمْ سَاهُونَۙ ﴿٥﴾
Ellezine hum an salatihim sahun.
onlar namazlarını ciddiye almazlar.
- 6
اَلَّذ۪ينَ هُمْ يُرَٓاؤُ۫نَۙ ﴿٦﴾
Ellezine hum yuraun.
Onlar gösteriş yapanlardır,
- 7
وَيَمْنَعُونَ الْمَاعُونَ ﴿٧﴾
Ve yemneunel maun.
hayra da mâni olurlar.
Kevser Suresi
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Bismillahir rahmanir rahim.
Bismillâhirrahmânirrahîm
- 1
اِنَّٓا اَعْطَيْنَاكَ الْـكَوْثَرَۜ ﴿١﴾
İnna a'taynakel kevser.
(Rasûlüm!) Kuşkusuz biz sana Kevser'i verdik.
- 2
فَصَلِّ لِرَبِّكَ وَانْحَرْۜ ﴿٢﴾
Fe salli li rabbike venhar.
Şimdi sen Rabbin için namaz kıl ve kurban kes.
- 3
اِنَّ شَانِئَكَ هُوَ الْاَبْتَرُ ﴿٣﴾
İnne şanieke huvel ebter.
Asıl sonu kesik olan, şüphesiz sana hınç besleyendir.
Kafirun Suresi
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Bismillahir rahmanir rahim.
Bismillâhirrahmânirrahîm
- 1
قُلْ يَٓا اَيُّهَا الْـكَافِرُونَۙ ﴿١﴾
Kul ya eyyuhel kafirun.
(Rasûlüm!) De ki: Ey kâfirler!
- 2
لَٓا اَعْبُدُ مَا تَعْبُدُونَۙ ﴿٢﴾
La a'budu ma ta'budun.
Ben sizin tapmakta olduklarınıza tapmam.
- 3
وَلَٓا اَنْتُمْ عَابِدُونَ مَٓا اَعْبُدُۚ ﴿٣﴾
Ve la entum abidune ma a'bud.
Siz de benim taptığıma tapmıyorsunuz.
- 4
وَلَٓا اَنَا۬ عَابِدٌ مَا عَبَدْتُمْۙ ﴿٤﴾
Ve la ene abidun ma abedtum.
Ben de sizin taptıklarınıza asla tapacak değilim.
- 5
وَلَٓا اَنْتُمْ عَابِدُونَ مَٓا اَعْبُدُۜ ﴿٥﴾
Ve la entum abidune ma a'bud.
Evet, siz de benim taptığıma tapıyor değilsiniz.
- 6
لَـكُمْ د۪ينُكُمْ وَلِيَ د۪ينِ ﴿٦﴾
Lekum dinukum ve liye din.
Sizin dininiz size, benim dinim de banadır.
Nasr Suresi
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Bismillahir rahmanir rahim.
Bismillâhirrahmânirrahîm
- 1
اِذَا جَٓاءَ نَصْرُ اللّٰهِ وَالْفَتْحُۙ ﴿١﴾
İza cae nasrullahi vel feth.
Allah'ın yardımı ve zaferi gelip
- 2
وَرَاَيْتَ النَّاسَ يَدْخُلُونَ ف۪ي د۪ينِ اللّٰهِ اَفْوَاجاًۙ ﴿٢﴾
Ve reeyten nase yedhulune fi dinillahi efvaca.
de insanların bölük bölük Allah'ın dinine girmekte olduklarını gördüğün vakit,
- 3
فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُۜ اِنَّهُ كَانَ تَوَّاباً ﴿٣﴾
Fe sebbih bi hamdi rabbike vestagfirh, innehu kane tevvaba.
Rabbine hamdederek O'nu tesbih et ve O'ndan mağfiret dile. Çünkü O, tevbeleri çok kabul edendir.
Tebbet Suresi
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Bismillahir rahmanir rahim.
Bismillâhirrahmânirrahîm
- 1
تَبَّتْ يَدَٓا اَب۪ي لَهَبٍ وَتَبَّۜ ﴿١﴾
Tebbet yeda ebi lehebin ve tebb.
Ebu Leheb'in iki eli kurusun!
- 2
مَٓا اَغْنٰى عَنْهُ مَالُهُ وَمَا كَسَبَۜ ﴿٢﴾
Ma agna anhu maluhu ve ma keseb.
Kurudu da. Malı ve kazandıkları ona fayda vermedi.
- 3
سَيَصْلٰى نَاراً ذَاتَ لَهَبٍۚ ﴿٣﴾
Se yasla naren zate leheb.
O, alevli bir ateşte yanacak.
- 4
وَامْرَاَتُهُۜ حَمَّالَةَ الْحَطَبِۚ ﴿٤﴾
Vemreetuh, hammaletel hatab.
Odun taşıyıcı olarak karısı da (ateşe girecek).
- 5
ف۪ي ج۪يدِهَا حَبْلٌ مِنْ مَسَدٍ ﴿٥﴾
Fi cidiha hablun min mesed.
Ve boynunda hurma lifinden bükülmüş bir ip olduğu halde.
İhlas Suresi
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Bismillahir rahmanir rahim.
Bismillâhirrahmânirrahîm
- 1
قُلْ هُوَ اللّٰهُ اَحَدٌۚ ﴿١﴾
Kul huvallahu ehad.
De ki : O, Allah birdir.
- 2
اَللّٰهُ الصَّمَدُۚ ﴿٢﴾
Allahus samed.
Allah sameddir.
- 3
لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْۙ ﴿٣﴾
Lem yelid ve lem yuled.
O, doğurmamış ve doğmamıştır.
- 4
وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُواً اَحَدٌ ﴿٤﴾
Ve lem yekun lehu kufuven ehad.
Onun hiçbir dengi yoktur.
Felak Suresi
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Bismillahir rahmanir rahim.
Bismillâhirrahmânirrahîm
- 1
قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِۙ ﴿١﴾
Kul euzu bi rabbil felak.
De ki: Sabahın Rabbine sığınırım!
- 2
مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَۙ ﴿٢﴾
Min şerri ma halak.
Yarattığı şeylerin şerrinden,
- 3
وَمِنْ شَرِّ غَاسِقٍ اِذَا وَقَبَۙ ﴿٣﴾
Ve min şerri gasikın iza vekab.
karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden,
- 4
وَمِنْ شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِي الْعُقَدِۙ ﴿٤﴾
Ve min şerrin neffasati fil ukad.
düğümlere üfürüp büyü yapan üfürükçülerin şerrinden
- 5
وَمِنْ شَرِّ حَاسِدٍ اِذَا حَسَدَ ﴿٥﴾
Ve min şerri hasidin iza hased.
ve kıskandığı vakit kıskanç kişinin şerrinden.
Nas Suresi
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Bismillahir rahmanir rahim.
Bismillâhirrahmânirrahîm
- 1
قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِۙ ﴿١﴾
Kul euzu bi rabbin nas.
De ki: İnsanların ilâhına sığınırım!
- 2
مَلِكِ النَّاسِۙ ﴿٢﴾
Melikin nas.
İnsanların Melikine (mutlak sahip ve hakimine),
- 3
اِلٰهِ النَّاسِۙ ﴿٣﴾
İlahin nas.
insanların Rabbine sığınırım,
- 4
مِنْ شَرِّ الْوَسْوَاسِ الْخَنَّاسِۙ ﴿٤﴾
Min şerril vesvasil hannas.
(insan Allah'ı andığında) pusuya çekilen şeytanının şerrinden,
- 5
اَلَّذ۪ي يُوَسْوِسُ ف۪ي صُدُورِ النَّاسِۙ ﴿٥﴾
Ellezi yuvesvisu fi sudurin nas.
insanların kalplerine vesvese sokan,
- 6
مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ ﴿٦﴾
Minel cinneti ven nas.
cin ve insanlardan.
Ramazan Mukabelesinde 30. Cüz
Diyanet takvimine göre 2027 Ramazanı 8 Şubat Pazartesi başlar; Ramazan Bayramı 9 Mart Salı günüdür. 2027 Ramazanı 29 gün sürer. Bu yüzden her gün bir cüz okuyanlar 30. cüzü 29. cüzle birlikte Ramazan'ın son günü (8 Mart 2027 Pazartesi) okur; hatim Bayram'dan önce tamamlanır.
Mukabele, Ramazan ayında bir hafızın Kur'an-ı Kerim'i okuması, dinleyenlerin de mushaftan takip etmesidir. Her gün bir cüz okunarak ay boyunca Kur'an-ı Kerim baştan sona okunur; buna hatim denir. Hatim tamamlanınca Hatim Duası okunur.
30. Cüz Hakkında Sık Sorulan Sorular
30. cüz kaç sayfa?
30. cüz mushafımızda 24 sayfadır: 583-606. sayfalar.
30. cüzde hangi sureler var?
30. cüzde Nebe, Naziat, Abese, Tekvir, İnfitar, Mutaffifin, İnşikak, Büruc, Tarık, Ala, Gaşiye, Fecr, Beled, Şems, Leyl, Duha, İnşirah, Tin, Alak, Kadir, Beyyine, Zilzal, Adiyat, Karia, Tekasür, Asr, Hümeze, Fil, Kureyş, Maun, Kevser, Kafirun, Nasr, Tebbet, İhlas, Felak ve Nas sureleri yer alır.
30. cüz nerede başlar, nerede biter?
30. cüz Nebe Suresi'nin 1. ayetiyle başlar, Nas Suresi'nin 6. ayetiyle biter. Mushafımızda 583. sayfada başlar, 606. sayfada biter.
30. cüz kaç ayettir?
30. cüzde 564 ayet vardır.
30. cüzü okumak ne kadar sürer?
30. cüz, Mişari Alafasi'nin okuyuşuyla yaklaşık 57 dakika sürer. Okuyuşun hızına göre bu süre değişir.
Ramazan 2027'de 30. cüz hangi gün okunur?
2027 Ramazanı 29 gün sürdüğü için 30. cüz, 29. cüzle birlikte son gün (8 Mart 2027 Pazartesi) okunur.